Hz. Peygamberin Bazı Dua Ve Tavsiyeleri

Ehlitakwa

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
HZ. PEYGAMBERİN BAZI DUA VE TAVSİYELERİ

1— Hz. Peygamber'in (s.a.) Nikâh Duaları:

Rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü (s.a.) ashaba, ihtiyaç hutbesi (du-ası)nı şu şekilde öğretmiştir:
"Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım diler, O'-nun mağfiret etmesini isteriz. Nefislerimizin ve kötü amellerimizin şerrinden Allah'a sığınırız. Allah'ın hidâyet ettiğini, kimse saptıramaz. Allah'ın saptırdığım da kimse hidâyet edemez. Allah'tan başka ilâh olmadığına şe-hâdet ederim. Muhammed'in O'nun kulu ve Rasûlü olduğuna şehâdet ederim." Daha sonra şu üç âyeti okurlardı: "Ey inananlar; Allah'tan, O'na yaraşır biçimde korkun ve ancak müslümanlar olarak ölün."[1072], "Ey insanlar; sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun. Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını kırmaktan sakının.
Şüphesiz Allah, sizi üzerinizde gözetleyicidir."[1073] "Ey inananlar, Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Rasûl'üne itaat ederse büyük bir başarıya ermiş olur."[1074]
Şu'be diyor ki; Ebu İshak'a: Bu nikâh hutbesi mi, yoksa başka bir hususta mı? diye sordum. Her ihtiyaç anında okunur, dedi.
Rasûlullah (s.a.) buyurdu ki: "Sizden biri, bir kadın veya bir hizmetçi veya bir hayvan aldığında, onun alnından tutsun, Allah'a bereketle dua etsin, Allah'ın ismini zikretsin ve:
Allah'ım! Bunun ve huyunun hayırlı olmasını Senden diliyorum. Bunun ve huyunun şerrinden Sana sığınırım, desin. "[1075]
Hz. Peygamber (s.a.), evlenen bir kişiyi tebrik edeceği zaman:
"Allah mübarek etsin, seni mutlu kılsın, Allah ömür boyu birlikte mesut ola ak yaşamanızı ihsan buyursun." derdi.[1076]
Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyururdu: "Sizden biriniz ailesine yaklaşacağı zaman:
'Allah'ın ismiyle başlarım. Ey Allah'ım! Bizi şeytandan, şeytanı da bize vereceğin zürriyetten uzak tut!' derse, eğer aralarında bir çocuk olması takdir olunmuşsa, şeytan ona hiçbir zaman zarar veremez."[1077]

2— Sevinip Böbürlenen Kimseye Öğrettiği Dua:

Hz. Peygamber (s.a.) ailesi ve malından dolayı sevinip böbürlenen kişiye şöyle söylerdi:
Enes b. Mâlik'den (r.a.) rivayete göre Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Cenâb-ı Hak bir kuluna, hanım, mal ve çocuk nimeti ihsan ederse, o kişi: 'Bu Allah'ın dilediği ve ihsan ettiğidir. Allah'ın yardımından başka hiçbir kuvvet yoktur.' demelidir. Aksi halde ölüm dışında bir âfet görür. Nitekim Cenâb-ı Hak: 'Bağına girdiğinde: Maşallah! Kuvvet yalnız Allah'ındır, deseydin ya!' buyurmuştur.[1078]

3— Üzüntülü Bir Kimseyi Görünce Ne Demeli?

Hz. Peygamber'den (s.a.) sahih olarak rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur: "Kim dinî veya dünyevi bir hususta dertli birini görür de:
'Seni uğrattığı dertten bana afiyet veren ve beni yarattıklarının birçoğundan bu şekilde üstün kılan Allah'a hamdolsun' derse, o dert onun başına ebediyyen gelmez."[1079]

4— Uğursuzluğa Karşı Okunacak Bua:

Allah Rasûlü'nden (s.a.) rivayet edildiğine göre, huzurunda bazı şeylerin uğursuzluk alâmeti olarak kabul edilmesinden bahsedildi. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Bunun en güzeli falfgüzel sÖz)dır; fal (güzel söz) müs-lümana zarar vermez.[1080] Şayet uğursuzluk sayılmasından dolayı hoşuna gitmeyecek bir şey görürsen şu şekilde dua yap:
Ey Allah'ım! İyilikleri getiren ancak Sensin. Kötülükleri çeviren ancak Sensin. Senin kuvvet ve kudretinden başka kuvvet ve kudret yoktur."[1081]
Kâ'bu'l-Ahbar daima şöyle dua ederdi:
"Ey Allah'ım! Senin uğur kabul ettiğinden başka uğur yoktur, Senin hayrından başka hayır yoktur, Senden başka Rab yoktur, Senin kuvvet ve kudretinden başka kuvvet ve kudret yoktur." Kâ'b der ki: Nefsim kabza-i kudretinde olan Allah'a yemin olsun ki bu dua tevekkülün başı, kulun da cennetteki hazinesidir. Bu duayı kim okur da, geçip giderse ona hiçbir şeyin zararı dokunmaz.[1082]

5— Kötü Rüya Gören Kimsenin Okuyacağı Dua:

Rasûlullah'tan (s.a.) sahih olarak rivayete göre, şöyle buyurmuştur: "Salih rüya Allah'tandır. Kötü rüya ise şeytandandır. Kim hoşlanmadığı bir rüya görürse, sol tarafına üç kere tükürür gibi tuh desin ve şeytandan Allah'a sığınsın. Bu surette o rüya ona zarar vermez. Bu rüyayı hiç kimseye de anlatmasın. Eğer güzel bir rüya görürse, sevinsin ve sadece sevdiği kimseye anlatsın."[1083]
Yine hoşlanmadığı bir rüya gören kimseye Hz. Peygamber (s.a.), diğer yanma dönmesini[1084] ve namaz kılmasını emretmiştir.[1085]
Hz. Peygamber (s.a.) kötü rüya gören kişilere, beş şey emretmiştir: 1) Sol tarafına tükürür gibi tuh demesini, 2) Şeytandan Allah'a sığınmasını, 3) Hiç kimseye anlatmamasını, 4) Diğer yanma dönmesini, 5) Namaz kılmasını. Bunları yaptığında kötü rüya ona zarar vermez; aksine bu hareketler, rüyanın şerrini uzaklaştırır.
Rasûlullah (s.a.) buyurdu kî: "Rüya tâbir olunmadığı müddetçe kuşun ayağmdadır. Tâbir olunduğunda ise tahakkuk eder. Rüya ya sevilen bir dosta veya rüya tabirinde isabetli görüşleri olan bir kişiye anlatılma-hdır."[1086]
Hz. Ömer'e (r.a.) bir rüya anlatıldığında: "Ey Allah'ım! Şayet hayırlıysa bize, şerli ise düşmanlarımıza olsun." derdi.
Rasûlullah'tan (s.a.) şöyle rivayet edilmiştir: "Kime bir rüya anlatılır-sa, bu kimse, rüya görene; hayırdır, desin."
Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.), rüya gören kişiye, rüyasını tâbir etmeden önce "hayır görmüşsün" der, sonra tâbir ederdi.
Abdürrezzak, Ma'mer — Eyyûb — İbn Şîrîn kanalıyla şöyle naklediyor: Hz. Ebu Bekir (r.a.) bir rüya tâbir edeceği zaman: Şayet rüyan doğruysa, şöyle şöyle olacak, derdi. [1087]

6—Vesveseye Karşı Okunacak Dua:

Salih b. Keysan, Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mes'ûd'dan, o da İbn Mes'ûd'dan merfû olarak şöyle rivayet etmiştir: Âdemoğlumın kalbine bir meleğin, bir de şeytanın etkisi vardır. Meleğin etkisi hayır va'det-mesi, hakkı tasdik etmesi, ibadetlerinin sevabını umması, şeklinde tezahür eder. Şeytanın etkisi ise şerri va'detmesi, hakkı tekzib etmesi, hayırdan umut kesmesidir. Kalbinizde meleğin etkisini bulduğunuzda Allah'a ham-dedip fazlım vermesini dileyin. Fakat şeytanın etkisini hissettiğinizde, Allah'a sığının ve O'ndan size mağfiret etmesini dileyin."[1088]
Osman b. Ebi'l-Âs, Hz. Peygamber'e (s.a.): Ya Rasûlallah! Şeytan benimle, namazım ve kıraatim arasına girdi, deyince, Rasûlullah (s.a.): "Bu, Hinzeb denilen şeytandır. Onu hissettiğinde ondan Allah'a sığın ve sol tarafına üç defa tükürür gibi tuh de." buyurdu.
Sahabe-i kiram Hz.Peygamber'e (s.a.); "Bizden biri kalbinde inanç yönünden kötü birşey hissediyor. Onu anlatmasından yanıp kül olması daha iyidir." diye şikâyette bulundular. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.) "Allahu ekber, Allahu ekber. Şeytanın hilesini vesveseye çeviren Allah'a hamdolsun.'i[1089] buyurdu.
Hz. Peygamber (s.a.), "Bu Allah mahlukatı yarattı. Öyleyse Allah'ı kim yarattı?" diyerek failler (sebebler)'in devir ve teselsülü vesvesesine tutulan kişiye şu âyeti okumasını irşad buyurdu:
O (Allah) Evvel'dir, Ahir'dir; Zâhir'dır, Bâtın'dır. Ve herşeyi bilendir."[1090]
Ebu Zümeyl Semmâk b. el-Velîd el-Hanefî, İbn Abbas'a "Kalbimde (inanç yönünden) bulduğum şey nedir?" sordu. îbn Abbas, o nedir? dedi. O'na "Allah'a yemin olsun ki ondan bahsedemem." dedim. Bunun üzerine İbn Abbas "O bir şüphe midir?" deyince "evet" dedim, tbn Abbas, bana şöyle dedi: Allah, "Eğer sana indirdiğimizden şüphede isen, senden önce Tevrat'ı okuyanlara sor." (Yunus, 94) âyetini indirinceye kadar.hiç kimse şüpheden kurtulamamıştı. İbn Abbas, bana: Nefsinde bir şüphe bulduğun zaman, "O (Allah) Evvel'dir, Ahir'dir, Zâhir'dir ve Bâtın'dır. O her şeyi bilendir." de, dedi.
Rasûlullah (s.a.), ashabı bu âyet ile hemen ve imali fikre muhtaç olmadan bâtıl olan teselsülün butlanına irşad buyurdu. Aynı şekilde irşad buyurdu ki, mahlukatın yaratılış sebeblerinin teselsülü, başlangıç itibariyle O'ndan önce hiçbir şey olmayan "el-Evvel"e kadar gider, bu teselsül sonuç itibariyle, O'ndan sonra başka bir son olmayan "el-Âhir"e dayanır, zuhuru kendisinin üstünde hiçbir şey olmayan yüceliktedir. Bâtın oluşu ise, O'nun altında hiçbir şeyin bulunmadığı bir ihatadır. Şayet O'ndan önce bir şey olsaydı, varlığında bir müessir olurdu. Ve elbette o şey Hallâk olan Rab olurdu. Hiç şüphesiz iş, şu vasıflan taşıyan mutlak kudret sahibi bir varlıkta sonuçlanır: Mahlûk olmayan bir Hâlık, kendisinden başkasına muhtaç olmayan, herşey kendisine muhtaç olan, zâtiyle kâim, herşey O'nunla kâim,zâtiyle mevcut, her şey O'nunla m.evcut, başlangıcı olmayan kadîm, O'ndan başka her şey yokluktan (adem) var olan, zâtıyla baki herşeyin bekası O'nun bekası ile olan. İşte O, O'ndan önce hiçbir şeyin olmadığı el-Evvel, O'ndan sonra hiçbir şeyin olamayacağı el-Âhir, O'nun üstünde hiçbir şeyin olamayacağı ez-Zâhir, O'nun altında hiçbir şeyin olamayacağı el-Bâtın'dır.
Rasûlullah (s.a.) buyurdu ki: "İnsanlar, biri şu şekilde sorana kadar soru sormaya devam edecekler: Bu Allah bütün mahîukatı yarattı. O halde Allah'ı kim yarattı? Böyle bir soru kimin kalbinden geçerse Allah'a sığınsın ve bu şekilde düşünmeyi bıraksın."[1091] Zira Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: "Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, senin sığındığını işiten, niyetini de çok iyi bilendir."[1092]
Şeytan iki nevidir. Açıkça görülen insandan şeytan. Görülmeyen cinsi olan cinden şeytan. Bundan dolayı Cenab-ı Hak, Nebî'sine (s.a.) insandan olan şeytanın şerrinden, ondan yüz çevirerek, terkederek, en uygun bir yolla yanından uzaklaştırarak; cinden olan şeytanın şerrinden de, Allah'a sığınarak korunmasını emretmiştir. Her iki cins şeytanın hilelerini ve onların şerrinden kurtulmanın yollarını, A'râf, Mü'minûn ve Fussilet sûrelerinde bildirmiştir. Okumak ve zikretmek suretiyle yapılan istiâze, cin şeytanlarının şerrini uzaklaştırmanın en güzel yoludur. Terketmek yüz çevirip aldırış etmemek ve uygun bir biçimde uzaklaştırmak ise insan şeytanlarının şerrini uzaklaştırmanın en güzel yoludur.
Nitekim şair şöyle demiştir:
"Şeytanı boyun eğdirmek için istenilen en güzel şey; ya Allah'a sığınmadır veya uygun bir biçimde onu uzaklaştırmaktır. Birincisi, görünmeyen senanın şerrinden kurtuluş çaresidir. İkincisi de görünen şeytanın şerrinden kurtuluş ilacıdır." [1093]

7— Öfkelenen Kimsenin Okuyacağı Dua:

Hz. Peygamber (s.a.); öfkeli birisine, gazap ateşini abdest alarak, ayakta ise oturarak, oturuyorsa yatarak, Allah'ın rahmetinden koğulmuş Şeytanın şerrinden Allah'a sığınarak söndürmesini emretmiştir.
Gazap ve şehvet, âdemoğlunun kalbinde, ateşten birer parça olarak bulunduğundan, Rasûlullah (s.a.) bunların; abdest, namaz ve şeytanın şerrinden Allah'a sığınmakla söndürülmesini emretmiştir. Nitekim Cenab-ı Hak: "Kendi nefislerinizi unuttuğunuz halde insanlara iyiliği mi emrediyorsu-nuz?"[1094] buyurmuştur. Şiddetli şehvet, gazab hükmünde kabul edilmiştir. Bu sebeple şehvet azgınlığı ateşinin, sabır ve namazdan yardım alınarak söndürülmesini; şeytanın dürtüşlerinden de O'na sığınılmasını emretmiştir. Günahların hepsi, gazap ve-şehvetten kaynaklanır. Gazap kuvvetinin varacağı en son nokta adam öldürmek; şehvet kuvvetinin en son noktası ise zinadır. Bu sebeple Cenab-ı Hak, adam öldürmekle zinayı bir araya getirmiş ve En'âm, İsrâ, Furkân, Mümtehine sûrelerinde onları yan yana zikretmiştir.
Maksad; Cenab-ı Hak'ın, kullarım, gazab ve şehvet kuvvetinin şerrinden, ancak namazla ve O'na sığınmakla kurtulabileceklerinin belirtilmesidir. [1095]

8— Hoşlandığı Kimselere Duası:

Rasûlullah (s.a.), sevdiği bir şey gördüğünde: "Nimetiyle hayırlı şeyleri tamamlayan Allah'a hamdolsun."; hoşlanmadığı bir şey gördüğünde de: "Her halükarda hamd, Allah'adır." derdi.[1096]
Allah Rasûlü (s.a.), yanma yaklaşan kişiye, sevdiği ve uygun gördüğü şekilde dua ederdi. İbn Abbas (r.anhuma) abdest suyunu hazırladığında Hz. Peygamber (s.a.): "Ey Allah'ım! Onu dinde fakih kıl. Ve ona te'vili öğret." diye dua etmişti.[1097]
Bir gece seferinde, bineğinin üzerinde uyuduğundan dolayı düşecek gibi eğilen Hz. Peygamber'e, gece boyunca hiç uyandırmaksızın destek veren Ebu Katâde'ye (r.a.) Rasûlullah (s.a.): "Peygamberini koruduğun gibi Allah da seni korusun." diye dua etmişti.[1098]
Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Kendisine iyilik yapılan kişi, iyiliği yapana: 'Allah seni dünya ve âhirette hayırla mükâfatlandırsın.' derse, şüphesiz ona karşı en güzel övgüsünü yapmış olur."[1099]
Abdullah b. Ebî Rabîa'dan borç para (mal) aldı, daha sonra da borcunu ödedi ve şöyle buyurdu: "Allah seni, aileni ve malım mübarek kılsın. Çünkü daha önce yapılan bir yardımın mükâfatı, ancak o şahsı övmek ve borcunu da ödemekle [1100]Hz. Peygamber (s.a.) Cerîr b. Abdullah'ın Zü'1-Halasa'da bulunan Devs kabilesinin putunu yok etmesinden dolayı Cerîr'in kabilesi Ahmeslüe-rin atlarını ve süvarilerini beş kere tebrik etmiştir.[1101]
Hz. Peygamber'e bir hediye takdim edildiğinde» onu kabul eder ve fazlasıyla karşılığını verirdi.[1102] Şayet hediyeyi kabul edemeyecekse, hediyeyi takdim eden kişiye özür beyan ederdi. Nitekim Sa'b b. Cessâme'ye, kendisine av eti takdim ettiği sırada: "Biz onu reddetmiyoruz, fakat biz ihramh bulunuyoruz." diyerek gönlünü almıştı.[1103] En doğrusunu bilen Allah'tır. [1104]

9— Eşek Anırması, Horoz Ötüşü, Yangın:

Rasûlullah (s.a.) ümmetine, eşek anırmasını işittiklerinde, Hakk'ın rahmetinden koğulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınmalarını; horozların ötüşünü işittiklerinde de Allah'ın lütfunu istemelerini emretmiştir.[1105]
Rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.), yangın görüldüğünde tekbir getirilmesini emretmiştir. Çünkü tekbir, ateşi söndürür.[1106]

10— Her Toplantıda Allah Zikredilmeli:

Allah Rasûlü (s.a.), bir toplantı yapıldığında Allah (c.c.) zikredilmek-sizin dağılmaktan hoşlanmazdı. Şöyle buyurmuştur: "Bir meclisten Allah'ı zikretmeksizin kalkan bir topluluk ancak eşek leşi gibi kalkmış olun"[1107]
Allah Rasûlü (s.a.) buyurdu ki: "Allah'ın zikredilmediği bir yerde oturan kişiye Allah'tan bir nedamet ve hasret ulaşır. Yine içinde Allah'ın zikredilmediği bir yatağa uzanan kişiye de Allah'tan bir nedamet ve hasret ulaşır. "[1108]
Bir başka rivayetinde ise şöyledir: "Allah'ın zikredilmediği bir yola giren kişiye ancak pişmanlık vardır."[1109]
Rasûlullah (s.a.) buyurdu ki: "Kim bir topluluğun arasına gelir de çok gürültü yapar ve oturduğu yerden kalkmadan:
duasını okursa; o mecliste işlediği bütün günahları mağfiret olunur. "[1110]
Ebu Davud'un Sünen'inât ve Hâkim'in Müstedrek'inde rivayet olunduğuna göre; Hz. Peygamber, bir meclisten kalkıp gitmek istediğinde, bu duayı okudu. Bunun üzerine bir adam: Ya Rasûlallah; daha önce hiç söylemediğin bir sözü söylemiş oldun, deyince, Hz. Peygamber (s.a.): "Okuduğum dua, bu mecliste işlenen günahlara keffarettir." diye buyurdu.[1111]

11— Uykuda Korkan Kimseye Öğrettiği

Halid b. Velid (r.a.), gece uyuyamadığmdan şikâyet edince Hz. Peygamber (s.al Yatağına yattığında şu duayı oku, buyurdu;"Ey yedi kat göğün ve gölgelendirdiklerinin Rabbi, yedi kat.yerin ve üzerinde taşıdıklarının Rabbi, şeytanların ve saptırdıklarının Rabbi olan Allah'ım! Bütün yaratıklarının şerrinden, bana saldırmaları ve zulmetmelerinden beni koru. Senin yardımın yüce, övgün büyük, Senden başka da ilâh yoktur."[1112]
Hz. Peygamber (s.a.) ashab-ı kirama, korktukları zaman şu duayı okumaların öğretmiştir:
"Allah'ın gazabından, kullarının şerrinden, şeytanların dürtmelerinden, benim yanıma sokulmalarından, Allah'ın tâm olan kelimelerine sığı-nırım."[1113]
Rivayet edildiğine göre, bir adam Hz. Peygamber'e, uykusunda korktuğundan şikâyet etmişti. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.): Yatağına gittiğinde şu duayı oku, diyerek yukarıdaki duayı öğretti. Adam duayı okuyunca bu korkusu kayboldu. [1114]

12— Söylenilmesin! Hoş Karşılamadığı Sözler:

"Midem bulandı" veya "içim bozuldu" yerine; "fenalaştım" demeyi tavsiye etmiştir.[1115]
Üzüm'ün (mü'minin kalbi manasına geldiğinden) "Kerm" ismiyle adlandırılmasını yasaklar ve: "Kerm demeyin, fakat İneb ve Halebe deyin. "[1116] buyururdu.
"İnsanlar helak oldu" denmesinden hoşlanmaz ve: "Böyle diyen kişi, insanların en perişanı olmuştur." derdi.[1117]"İnsanlar bozuldu", "zaman bozuldu" ve benzeri tâbirler de bu mânadadır.
"Allah ve falan ne güzel diledi" denmesinden nehyeder, bunun yerine; "Allah ne güzel diledi, daha sonra falan ne güzel diledi." denmesini isterdi. Bir keresinde, "Allah ve sen ne güzel dilediniz." diyen birine, Hz. Peygamber (s.a.): "Sen beni Allah'a denk mi tutuyorsun?! Sadece 'Allah ne güzel diledi' desene!" demiştir.[1118]
Yine bu mânada şu tâbir de vardır ki bu, yukandakinden daha çirkin ve kötüdür: "Şayet Allah ve falan olmasaydı, iş böyle olmazdı.", "Ben, Allah ve falancayla birlikteyim.", "Allah'a ve falana sığınırım.", "Bana Allah'ın ve falancanın koruması yeter.", "Ben Allah'a ve falana dayanırım." Ve bunları söyleyen kişi, o söylediği falancayı Allah'a (c.c.) denk tutmuş olur.
"Şu veya bu yıldızın doğmasından dolayı yağmur yağdı." demek yerine, "Allah'ın fazlı ve rahmetinden dolayı yağmur yağdı.*' demeyi tavsiye etmiştir.[1119]
Allah'tan gayrısına yemin etmekten de nehyetmiştir. Sahih olarak rivayet edildiğine göre, Rasûluilah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Allah'tan başkasına yemin eden kişi, Allah'a şirk koşmuştur."[1120]
Bir kişinin yemininde, başkası için; "Şayet şöyle yaparsa o yahudidir veya hıristiyandır veya kâfirdir." demesinden de nehyeder di.[1121]
Bir müslümana, "Ey kâfir" diye hitap edilmesinden nehyetmiştir.[1122]
Padişaha "Meliklerin Melik'i"[1123] denmesinden nehyetmiştir ki, buna göre "Kadıların kadısı" demekten de nehyetmiş oluyor.
Efendi, köle ve cariyesine "kulum", "cariyem"; köle de efendisine "Rabbim" dememeli; bunun yerine efendi, köle ve cariyesine: "oğlum", "kızım" demeli; köle de, efendisine "beyefendim", "hanımefendim" demelidir.[1124]
Esen rüzgâra sövülmemesi, aksine Allah'tan rüzgârın hayrım ve sürükleyip getirdiği şeyin hayrını dilemek, şerrinden de Allah'a sığınmak gerekir .[1125]
Sıtmaya sövmekten de nehyetmiş ve buyurmuştur ki: "Sıtma âdem-oğullannm hatalarını körük demirin pasını giderdiği gibi siler süpürür."[1126]
Horoza sövmekten 'de nehyetmiştir. Rasûlullah'tan (s.a.) sahih olarak rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur: "Horoz'a sövmeyiniz. Çünkü horoz insanları sabah namazına kalkmaları için ikaz eder."[1127]
Cahiliye dönemindeki iddialara ve neseb üstünlüklerine insanları davet etmek[1128] meselâ; kabilelere, kabile taassubuna, soyla övünmeye davet etmek de nehyedilmiştir. Bunun zamanımızdaki misalleri ise şunlardır: Mez-heb, tarikat ve şeyhlere taassubla bağlanmak, nefsânî heva ve taassubla bazı âlimleri diğerlerine üstün tutmak, sırf kendi ona müntesib olduğundan dolayı milleti ona davet etmek, onun peşinden gitmek, onun yüzünden insanlara düşmanlık edip, insanları onunla ölçmek. İşte bunların hepsi ca-hiliyet davalarının kalıntılarıdır.
Gecenin ilk karanlığı veya akşamla yatsı arası manasına gelen "işâ" kelimesi yerine, gece karanlığı veya gecenin ilk üçte biri, yatsı vakti manasına olan "ateme" kelimesinin daha fazla kullanılması "işâ" kelimesini unutturmuştur.[1129]
Müslümana sövmekten,[1130] üç kişinin bulunduğu bir yerde iki kişinin gizlice fısıldaşmalarından[1131] bir kadının, kocasına başka bir kadının güzelliklerinden bahsetmesinden de[1132] nehyetmiştir.
Bir kişinin, duasında: "Ya Rabbi, şayet dilersen beni affet, istersen merhamet et." demesini nehyetmiştir.[1133]
Çokça yemin etmekten nehyetmiştir.[1134]
Gökte görülen gökkuşağına "kavs-i kuzah" denilmesini, (kuzah şeytanın bir ismi olduğundan) hoş karşılamamıştır.[1135]
Kişinin, "Allah'ın yüzü suyu hürmetine" diyerek dua etmesini hoş karşılamamıştır.[1136]
Medine'ye Yesrib denmesi de nehyedilmiştir.[1137]
Bir adama, zaruret olmadıkça, karısını niçin dövdüğünün sorulmasını nehyetmiştir,[1138]
"Ramazanın tamamını oruçlu geçirdim.", "Gecenin tamamını ibadetle geçirdim." denmesinden de nehyetmiştir[1139]
Kinaye ile kullanılması gerektiği halde, açık olarak söylenilmesi mekruh olan cümleler:
Kişinin, birisine: "Allah (dünyadaki) bekanı uzatsın.", "Günlerini devamlı kılsın.", "Bin sene yaşayasın." gibi sözleri söylemesi mekruhtur.
Oruçlu olan bir kişinin: "Mührü kâfirin ağzında olanın hakkına yemin olsun ki" demesi mekruhtur.
Vergilere (mükûs), "hukuk" demek; Allah yolunda infak ettiği şeyler için: "Şu kadar, bu kadar borçlandım, zarar ettim" demek, "Şu dünyada şu kadar çok mal infak ettim" demek mekruhtur.
Kendisine fetva sorulan bir müftünün, hakkında helâl veya haramhğı-na dair nas olmayan ictihâdî meselelerde: "Cenab-ı Hak şunu helâl kıldı, bunu haram kıldı" demesi mekruhtur.
Kur'an ve Sünnet delilleri, lafzî zahirler ve mecazlar olarak isimlendi-rilemez. Çünkü bu şekilde isimlendirilirse hürmeti kalblerden silinmiş olur. Bu, özellikle kelâmcı ve felsefecilerin şüpheli şeyleri "aklî kesinlikler" diye isimlendirmeleri gibidir. Allah'tan başka bir ilâh yoktur, zira bu, çok kötü bir tesmiyedir. Nitekim bu türlü ikili, çarpık isimlendirme, akılların, dinlerin, dinin-dünyamn bozulmasına sebeb olmuştur.
Kişinin ailesiyle nasıl cima yaptığını, kendisiyle ailesi arasında olan gizli şeyleri, akılsız, sefih kişilerin yaptığı gibi anlatması da mekruhtur.[1140]
Şu cümleler de mekruh olan kullanışlardır: Senedsiz, kaynaksız sözleri, "zannettiler,"[1141] "rivayet ettiler", "dediler" ve benzeri lafızlarla nakletmek.
Sultana, "Allah'ın halifesi" veya "yeryüzünde Allah'ın naibi" demek de mekruhtur. Zira halife ve nâib, gâib olan birisinin yerine nasbedilir. Halbuki Allah Teâlâ hazretleri, ailesinden uzak olan (gaib) kişinin halifesi, mü'min kulunun vekilidir.
"Ben", "bana ait", "benim katımdan" kelimeleriyle azgınlaşmaktan son derece sakınmalısın. Zira bu üç lafız da İblis, Firavun ve Karun'un ayaklarının kaydığı kelimelerdir. İblis: "Ben ondan daha hayırlıyım.", Firavun; "Mısır'ın mülkü ve saltanatı benimdir.", Karun ise; "Ben bu mülkü, benim katımda bulunan ilimle elde ettim." demiştir. "Ben" kelimesinin en güzel kullanılışı, "Ben günahkâr, hatalı, af dileyen, günahını itiraf eden bir kulum" gibi yerlerde; "bana ait" kelimesinin en güzel kullanılışı; "Günah, suç, meskenet, fakirlik, hakirlik bana aittir." gibi yerlerde; "benim katımdan" kelimesinin en güzel kullanılışı ise: "Ciddiyetimi, şakamı, hatamı, kastımı ve benim katımdan sadır olan herşeyi mağfiret et." cümle-lerindedir.[1142] [1143]


Kaynaklar; ZADUL MEAD (IBNI KAYYIM)


[1072] Âl-i İmrân, 3/102.
[1073] Nisa, 4/1.
[1074] Ahzâb, 33/70, 71; Tirmizî, 1105; İbn Mâce, 1892; Nesâi, 6/89; Tahâvî, Müşkiiü'l-Âsâr, 1/4; Beyhakî, Sünen, 3/214. Tirmizî hadisin sahih olduğunu söylemiştir.
[1075] Ebu Davud, 2160; İbn Mâce, 1918; Beyhakî, Sünen, 7/148. Hâkim, (2/185) hadisin sahih olduğunu söyiemîş, Zehebî de bunu kabul etmiştir.
[1076] Ebu Davud, 2130; Tirmizî, 1091; İbn Mâce, 1905; Ahmed b. Hanbel, 2/281. Tirmizî, hadisin hasen-sahih olduğunu söylemiştir.
[1077] Buharı, 80/45; Müslim, 1434; Ebu Davud, 2161; Tirmizî,. 1092; İbn Mâce, 1919.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/467-468.
[1078] Kehf, 18/39. Taberânî, Sağır, 122; İbnü's-Sünnî, 309. İbn Kesîr, Tefsir, 5/154. Hadis zayıftır.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/469.
[1079] Tirmizî, 3431, 3432; îbn Mâce, 3892. Hadis garibtir. '
İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/469.
[1080] Buharı, 76/44; Müslim, 2223; Ebu Hureyre'den (r.a.). Tirmizî, (1615) de Enes'den (r.a.) yapmış oldukları rivayetlerde "fal" dilimizde anlaşıldığı gibi olmayıp, birinin, hasta birisine, "inşallah kalkarsın" gibi güzel söz
söylemesi demektir.
[1081] Ebu Davud, 3919.
[1082] Müellifin belirttiği gibi söz Ka'b'ındır. Ancak Ahmed b. Hanbel, (2/220) Abdullah b. Amr'dan (r.a.) senedinde îbn Lehîa bulunduğundan zayıf sayılan bir hadis rivayet etmiştir. Bu hadiste Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurdular: "Kim uğursuz saydığından dolayı bir ihtiyacını yerine getirmezse muhakkak şirke düşmüştür." Ashab: Ya Rasûiallah! Bunun keffareti nedir? diye sorunca, Hz. Peygamber (s.a.): "Ey Allah'ım! Hayır ancak senin dilediğindedir. Uğurluluk senin takdirindedir. Senden başka da ilah yoktur, diye dua etmesidir." dedi.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/469-470.
[1083] Buharı, 91/10, 15; Müslim, 2261; Ebu Davud, 5022; Tirmizî, 2277.
[1084] Müslim, 2262.
[1085] Müslim, 2263.
[1086] Tirmizî, 2278; Ebu Davud, 5020; îbn Mâce, 39)4. Tirmizî hadisin hasen-sahih olduğunu söylemiştir. Hâkim, (4/390) sahih olduğunu söylemiş, Zehebî de bunu kabul etmiştir. Ayrıca hadisin bir de şahidi vardır ki Abdürrezzak, (20354) sika raviler kanalıyla mürsel olarak; Hâkim de, (4/391) Enes'den mevsul olarak rivayet etmiş, sahihtir demiş, Zehebî de onu kabuî etmiştir: Rasûlullah (s.a.) buyuruyor ki; "Rüya tabir edildiği şekilde tahakkuk eder. Bu rüya tabiri ayaklarını başka bîr yere koymak İçin bekleyen kuş gibidir. (Yani kuş nasıl hızla başka bir yere konarsa rüya da ilk tabir edildiği şekilde meydana çıkmak ister.) Sizden biri rüya gördüğünde, bu rüyayı ya nasihat ehli birisine veya bir âlime tabir ettirsin." Bu konuda bir hadis daha vardır ki, Dârimî (2/131) hasen bir senedle Süleyman b. Yesâr'dan, o da Hz. Âişe'den (r.anha) şöyle dediğini nakletmiştir: Medine'ÜIerden kocası ticaretle uğraşan bir kadın vardı. Hz. Peygamber'e (s.a.) geldi ve dedi ki: Kocam kayıptır. Beni de hamile olarak terketmiş-ti. Rüyamda evimin direğinin kırıldığını ve şaşı bir çocuk doğurduğumu gördüm. Ra-sûlullah (s.a.): "Hayırdır. Kocan inşallah sağlam olarak dönecek. Sen de iyi bir çocuk doğuracaksın." diye yorumladı. Kadın (aynı rüyayı) üçüncü defa görünce, hemen geldi. Fakat Rasûlullah evde yoktu. Ben ne gördüğünü sordum. O da rüyasını anlattı. Bu sefer ben: Şayet rüyan doğruysa kocan ölecek, sen de kötü bir çocuk doğuracaksın, dedim. Kadm oturdu, ağlamağa başladı. Bu arada Rasûlullah (s.a.) geldi ve bu yurdu ki: "Bırak ey Âişe! Bir müslümanm rüyasını yorumladığınızda, mutlaka hayır ile yorumlayın. Çünkü rüyayı tabircİ nasıl yorumlarsa
öyle tahakkuk eder." Hz. Âişe (r.anha) der ki: Allah'a yemin olsun ki bir zaman sonra kadının kocası öldü. Kadını da fâcir bir çocuk doğurmuş olarak gördüm.
[1087] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/470-471.
[1088] Hadisin bu şekildeki senedinde inkita vardır. Çünkü Ubeydullah b. Abdullah, babasının amcası îbn Mes'ûd'dan hadis işitmemiştir. Yalnız Tirmizî, (2988) hadisi mevsul olarak; İbn Hibbân (40) ve Taberî (6170) zayıf senedle merfû olarak rivayet etmiştir. Ayrıca Taberî, (3/88) sahih İsnadla İbn Mes'ud'un kendi sözü olarak rivayet etmiştir.
[1089] Ahmed b. Hanbel, 1/235; Ebu Davud, 5112; Tayâlisî, 2704. İbn Abbas kanalıyla rivayet edilmiş olup, isnadı sahihtir. Ayrıca bu hususta Müslim, 132; Ebu Davud, 5111; Ebu Hureyre'den (r.a.) şöyle rivayet ediyorlar: "Rasûlullah'in (s.a.) sahabesinden bir grup Hz. Peygamber'in (s.a.) huzuruna geldiler ve: Biz, birimizin konuşması bize çok zor gelecek şeyleri içimizde buluyoruz, diye sordular. Rasûlullah (s.a.): Onu içinizde hissediyor musunuz? deyince, onlar: Evet, dediler. Hz. Peygamber: Bu tam imandır, diye buyurdu." Hattâbî der ki: "Bu tam imandır." cevabının manası şudur: Tam iman, sizi şeytanın içinize koyduğu fikirlerden ve onları tasdikten alıkoyan şeydir. Bunun manası vesvesenin kendisi tam imandır demek değildir. Çünkü vesvese şeytanın amelinden ve te'vilatından meydana gelmiştir. Nasıl olur da bu tam iman olur."
[1090] Hadîd, 57/3.
[1091] Buharî, 59/11; Müslim, 135; Ebu Davud, 4721; Ahmed b. Hanbel, 2/292, 331, 387, 539. İmam Mâzerf der ki: "Havatir (vesvese) iki kısımdır. Kalıcı olmayanı —ki şüpheden kaynaklanmaz— ondan yüz çevrilirse kaybolur gider. Bu manaya göre hadis yorumlanırsa bu tür havatira vesvese denebilir. Şüpheden kaynaklanan kalıcı havatira gelince, bu tür vesveseler ancak düşünce ve istidlal ile ortadan kalkarlar."
[1092] Fussilet, 41/36.
[1093] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/472-474.
[1094] Bakara, 2/44
[1095] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/474-475.
[1096] İbn Mâce, 3803. Râvilerİ sika, isnadı sahihtir.
[1097] Humeydî der ki: "Hadisin bu şekildeki rivayeti Sahİhayn'da yoktur. Bu lafızla Ahmed b. Hanbel, (1/266, 314, 355), sahih senedle rivayet etmiş, İbn Hibbân da hadise sahihtir demiştir." Değişik lafızlarla Buharı, (4/10) ve
Müslim'de (2477) rivayetler vardır.
[1098] Müslim, 681.
[1099] Tirmizî, 2035.
[1100] Nesâî, 7/314; İbn Mâce, 2424; Ahmed b. Hanbel, 4/36.
[1101] Buharı, 64/62; Müslim, 2476; Ahmed b. Hanbel, 4/362. Hz. Peygamber (s.a.) Mekke'deki Kabe'yi putlardan temizledikten sonra, Yemenlilerin Kabe'si diye anılan Zü'I-Halasa adındaki puthaneyi yıkıp kaldırmak için Has'am kabilesinin ileri gelenlerinden Cerir b. Abdullah el-Becelî'ye (r.a.): "Beni şu Zü'1-Halasa'dan ranallandırmaz mısın?" diye buyurduğunda Cerir, Ahmes kabilesinden yüz elli süvarinin başına geçerek, orayı yıkıp yaktı. Bu haber Hz. Peygamber'e (s.a.) ulaştığında, Rasûlullah beş defa: "Ahmes kabilesi atlan ve süvarileri mübarek olsun." dedi.
[1102] Buharı, 51/11; Ebu Davud, 3536; Tirmizî, 1954.
[1103] Buharî, 27/6; Müslim, 1193; Muvatta, 1/353; Tirmizî, 849; İbn Mâce, 3090.
[1104] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/475-476.
[1105] Buharî, 59/14; Müslim, 2729.
[1106] İbnü's-Sünnî, 295; Ukayli, ez-Zuafâ, 2/296. Senedi zayıftır.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/476.
[1107] Ebu Davud, 4855; Ahmed b. Hanbel, 2/389, 494, 515, 527. İsnadı sahihtir.
[1108] Ebu Davud, 4856; Îbnü's-Sünnî, Humeydî, Musned, 1158. Senedi hasendir.
[1109] İbnü's-Sünnî, 178; Ahmed, 2/432; Hâkim, 1/550; ibn Hibbân, 2321,
[1110] Ebu Davud, 4859, Tirmizî, 3433. Duanın manası: "Ey Allah'ım! Seni hamdinle teşbih ederim. Senden başka ilâh olmadığına şehadet ederim. Senden mağfiret diler ve Sana tevbe ederim." Hadise İbn Hibbân (2366), Hâkim, (1/536) sahihtir demişler, Zehebî de bunu kabul etmiştir.
[1111] Ebu Davud, 4859; Hâkim, 1/537. Senedi hasendir.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/477.
[1112] Tirmizî, 3523. Senedinde metruk râvilerden Hakem b. Zahîr vardır. Ancak hadisin bir de Taberânî'nin Kebîr'inûe (1/192) munkatı' bir senedle şahidi vardır. Bu halde hadis zayıftır.
[1113] Ahmed, 2/181; Ebu Davud, 3893; Tirmizî, 3528; İbnü's-Sünnî, 753. Râvüeri sika, isnadı hasendir.
[1114] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/477-478.
[1115] Buharı, 78/100; Müslim, 2250; Ebu Davud, 4978, 4979.
[1116] Müslim, 2247, 2248; Dârimî, 2/118. Vâil F. Hucr yoluyla rivayet edilmiştir. Hi Ebu Hureyre yoluyla rivayeti de Buharı (78/101) ve Müslim (2247) dedir.
[1117] Müslim, 2623.
[1118] Ahmed, 1/214, 224, 283, 5/384, 394, 398; Ebu Davud, 4980.
[1119] Buharı, 15/28; Müslim, 71.
[1120] Ahmed, 2/34, 67, 69, 87, 98, 125; Tirmizî, 1535. İsnadı sahihtir. Hâkim (4/297) sahih olduğunu söylemiş, Zehebî de onu kabul etmiştir.
[1121] Ebu Davud, 3258; Nesâî, 7/6; lbn Mâce, 2100; Büreyde'den rivayet etmişlerdir ki, Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Kim yemin eder de: Şayet yalancı çıkarsam
ben İslâm'dan beriyim, derse; söylediği gibi İslâm'dan uzaklaşmıştır. Adam sadık dahi olsa artık sağlam olarak islâm'a dönemez." İsnadı hasendir.
[1122] Buharî, 78/73; Müslim, 2143; Ebu Davud, 4961; Tirmizî, 2829.
[1123] Buharî, 78/114; Müslim, 2143; Ebu Davud, 4961; Tirmizî, 2829.
[1124] Buharî, 49/17; Müslim, 2249.
[1125] Tirmizî, 2252; İsnadı hasen-sahihtir. Ahmed, 2/250, 268, 409, 437; Ebu Davud, 5097; Buharî, Edebu'I-Müfred, 906. Senedi sahihtir.
[1126] Müslim, 2575.
[1127] Ahmed b. Hanbel, 5/193; Ebu Davud, 5101. İsnadı hasendir.
[1128] Ahmed b. Hanbel, 5/133, 136; Buharî, Edebu'I-Müfred, 963, 964; Müslim, 103, 1847.
[1129] Müslim, 644.
[1130] Buharî, 2/36.
[1131] Buharî, 69/45; Müslim, 2183.
[1132] Buharî, 67/118.
[1133] Buharî, 80/21; Müslim, 2679.
[1134] Müslim, 1607.
[1135] Ebu Nuaym, Hilye, 2/309, Senedinde, zayıf râvilerden Zekeriyya b. Hakim el-Basrî vardır.
[1136] Ebu Davud, 1671, "Allah'ın yüzü suyu hürmetine ancak cennet istenir" şeklinde Câ-bir'den (r.a.) merfû olarak rivayet edilen bu hadisin senedinde, hakkında ileri geri söz edilmiş olan Süleyman b. Muaz et-Temîın vardır.
[1137] Bııharî, 29/2. Münafıklar bu kelimeyi kullandıklarından dolayı nehyedilmiştir. Ayrıca Ahmed b. Hanbel, Berâ b. Azib'den (r.a.): "Kim Medine'ye Yesrib derse, Allah'a istiğfar etsin. O Tâbe'dir. O Tâbe'dir." hadisini rivayet etmiştir.
[1138] Ebu Davud,2147; İbn Mâce, 1968. Senedinde zayıf râvilerden Davud b. Yezîd ve meçhul olan şeyhi vardır.
[1139] Ebu Davud, 3415. Râvileri sikadır. Fakat sened, Hasan el-Basrî'nin muanan rivayetinden dolayı zayıf kabul edilmiştir.
[1140] Müslim, 1437; Ahmed b. Hanbel, 3/69; İbnü's-Sünnî, 619; Beyhakî, Sünen, 7/193, 194; Senedinde zayıf râvilerden Ömer b. Hamza el-ömerî olduğundan hadis zayıftır. Yalnız hadisin başka kanallardan şâhidieri vardır ki bunlarla hadis kuvvetlenmiş oluyor: Ahmed b. Hanbel, 6/456, 457, 2/40, 541; Ebu Davud, 2174; İbnü's-Sünnî, 620; Hîlye, 1/186; Heysemî, 4/294, 295.
[1141] Ebu Davud, 4972; Buharı, Edebu'I-Müfred, 762; Tahâvî, Müşküu'i-Âsâr, 1/68.
[1142] Buriarî, 80/60; Müslim, 2719.
[1143] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/478-483.
 

Ehlitakwa

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Yolculuk Duaları:

Rasûlullah (s.a.) daima şöyle buyururdu: "Sizden birisi bir yerde konakladığında, yaratıklarının şerrinden Allah'ın tâm kelimelerine sığınırım, desin. Çünkü bu duayı okuyana, konakladığı yerden ayrılıncaya kadar hiçbir şey zarar veremez." Müslim rivayetinde ise şöyledir: "Kim bir yerde konaklar da; yaratıklarının şerrinden Allah'ın tâm kelimelerine sığınırım, derse, konakladığı yerden ayrılıncaya kadar hiçbir şey ona zarar veremez. [1056]
Ahmed b. HanbeFin Hz. Peygamber'den (s.a.) rivayetine göre Allah Rasûlü (s.a.) herhangi bir gazveye veya seyahata çıktığında, gece olunca şöyle dua ederdi: "Ey yer! Senin ve benim Rabbim Allah'tır. Senin şerrinden, içinde bulunanın şerrinden, içinde yaratılanın şerrinden, üzerinde yürüyenin şerrinden Allah'a sığınırım. Her türlü arslan, yılan ve akrebin şerrinden, belde sakinlerinin şerrinden, doğuranın ve doğanın şerrinden Allah'a sığınırım."[1057]
Rasûlullah (s.a.) daima şöyle derdi: "Siz otların bolluk zamanında seyahat ettiğinizde, develere yerden nasiplerini veriniz (onları otlak yerinde otlatınız). Kıtlık zamanında seyahata çıktığınızda da açlıktan develerin ilikleri kurumadan erken davranınız." Diğer bir rivayetinde ise hadis şu şekildedir: "Yolculuğu hızlandırınız. Geceleyin konakladığınız zaman da yoldan uzaklasınız. Çünkü yol, hayvanların yollan ve haşaratın barına-ğıdır."[1058]
Hz. Peygamber (s.a.), girmek istediği bir köyü gördüğü zaman şöyle dua ederdi: '*Ey yedi kat göğün ve gölgelendirdikleri şeylerin, yedi kat yerin ve üzerinde taşıdıklarının, şeytanların ve saptırdıklannın, rüzgârın ve uçurup dağıttığı şeylerin rabbi Allah'ım! Senden bu beldenin ve sakinlerinin hayırlı olmasını dileriz. Bu beldeden ve içindekilerin şerrinden Sana sığınırız."[1059]
Hz. Peygamber (s.a.) seyahatta şafak söktüğünde şöyle dua ederdi: "Allah'a olan hamdimizi ve hoş yorgunluğumuzu işiten işitsin. Ey bizim Rabbimiz! Ateşten Allah'a sığınmış olarak bu yolculuğumuzda bize arkadaşlık yap ve bizi üstün kıl."[1060]
Rasûlullah (s.a.) düşmanın eline geçmesi endişesinden dolayı, düşmanın bulunduğu memlekete Kur'an ile seyahat yapılmasından nehyederdi.[1061]
Rasûlullah (s.a.) takriben 12 mil mesafe dahi olsa, bir kadının mahremi olmaksızın yolculuğa çıkmasından nehyederdi.[1062]



KAYNAK; ZADUL MEAD

[1056] Müslim, 2708; Ebu Davud, 2603; Tirmizî, 3437.
[1057] Ahmed b. Hanbel, 2/132, 3/124; Ebu Davud, 2603. Senedinde Zübeyr b. el-Velîd eş-Şâmî vardır ki Ibn Hibbân'dan başka hiçbir kimse onu sika kabul etmemiştir. Bununla birlikte Hâkim, (2/100) bu hadisi sahih kabul etmiş, Zehebî de muvafakat etmiştir.
[1058] Müslim, 1926; Ebu Davud, 2569; Tirmizî, 2858.
[1059] İbnü's-Sünnî, 529; Ibn Hibbân, 2377; Hâkim, 1/446. Senedinde meçhul bir râvi olan Ebu Mervan olmakla birlikte İbn Hibbân ve Hâkim hadise sahih demişler, Zehebî de ona muvafakat etmiştir.
[1060] Müslim, 2718; Ebu Davud, 5086; İbnü's-Sünnî, 515.
[1061] Buharı, 56/129; Müslim, 1869; Ebu Davud, 2610; Ibn Mâce, 2879; Muvatta, 2/446; Ahmed b. Hanbel, 3/6, 7, 10, 55, 63, 77, 128.
[1062] Ebu Davud, 1725; Hâkim, (1/442) hadise sahihtir demiş, Zehebî de ona muvafakat etmiştir. Hadis daha değişik lafızlarla da rivayet edilmiştir ki bu rivayetlerde zaman ve yer tahditleri vardır. Nevevî; sefer denebilecek her mesafede kadın mutlak olarak mahremsiz çıkmaktan nehyedilmiştir. Tahdid bir sebebe dayandığından mefhumuyla amel olunmaz, demiştir. Hadis Ebu Hureyre'den rivayet edilmiştir. Yine Ebu Hurey-re'den değişik lafızlarla, Buharı, 28/26; Müslim, 1339; Ebu Davud, 1723; Tirmizî, 1169; İbn Ömer'den: Müslim, 1338; Ebu Davud, 1727; Ebu Saîd el-Hudrî'den: Buharî, 28/26; Müslim, 1338, 1340; Ebu Davud, 1726, Ibn Abbas'tan: Buharî, 28/26; Müslim, 1341, rivayet etmişlerdir.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/460-462.
 

Ehlitakwa

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
İstihare Duası:

Hz. Peygamber'den (s.a.) sahih olarak nakledildiğine göre şöyle buyurmuştur: "Sizden biriniz bir işe yürekten karar verdiğinde, farz değil, (istihare niyetiyle) nafile olarak iki rekat namaz kılsın. Namazdan sonra şöyle dua etsin:
"Yâ Rab! Hakkımda hayırlısını bildiğin için, katından hayırlısını bildirmeni dilerim. Her şeye gücün yettiğinden, tarafından beni güçlendirmeni dilerim. Ya Rab! Hayırlı olanın açıklığa kavuşmasını ve takdirini Senin o büyük fazl ve kereminden isterim. Allah'ım! Senin her şeye gücün yeter; halbuki benim yetmez. Sen herşeyi bilirsin, halbuki ben bilmem. Şüphesiz Sen, aklımızın kuşatamadığı herşeyi pek yakından bilirsin. Ya Rab! Şu karar verdiğim iş, dinim, dünyam ve âhiretim için hayırlı ise —ki bunu bildiğinde şüphe yoktur—, bana nasib et, beni buna muvaffak kıl, kolaylaştır ve mübarek kıl. Eğer bu işim, dünya ve âhiretimde benim için kötü ise onu benden, beni de ondan uzaklaştır. Hayırlısı neredeyse bana onu takdir et, beni onunla hoşnud et!"
Hadisin râvisi Câbir (r.a.) der ki: İstihare eden kişi, duanın "iş" denilen yerinde isteğini ismen zikreder. Hadisi Buhârî rivayet etmiştir.[1038]
Cahiliye araplarmın kuş uçurmalarına ve müşriklerin çektikleri kur'a-ların bir benzeri olan fal oklarıyla kısmet aramalarına karşı Hz. Peygamber (s.a.) bu duayı ümmetine talim buyurdu. Cahiliye araplan fal oklanyla gaybda kendileri için taksim olunan şeyi bilmek istiyorlardı. Bu sebeple buna "istiksâm=kısmet aramak" adı verildi. Bu, kasm kelimesinin istifal babıdır. Buradaki "sin" taleb içindir.
İşte bu bâtıl şeylerin yerine Hz. Peygamber (s.a.); tevhid, rnuhtaciyet, ubudiyet, tevekkül, hayrın tamamı kabza-i kudretinde olan, iyilikleri O'-ndan başkasının getirmediği, kötülükleri de O'ndan başkasının geriye çevirmediği, kuluna bir rahmet kapısı açtığında hiçbir kimsenin ona mani olamadığı, rahmet kapısını da bir kapattı mı, hiçbir kimsenin artık onu ne uğurla ne de yıldız doğmasına bağlayarak o rahmetin kendisine ulaşmasını sağlayamadığı Allah'tan (c.c.) isteme manasında bu duayı tavsiye etmiştir.
İstihare duası, bereketli, mutluluk getirici, kendileri için Allah tarafından iyilikler takdir edilmiş olan mesut ve muvaffak kişilerin talihidir. Bu, Allah ile beraber diğer bir tann edinen ve pek yakında kimin doğru olacağını bilecek olan müşrik, şakî ve yardımdan mahrum kişilerin talihi değildir.
İstihare duası; Allah'ın (c.c.) varlığının ikrarını, O'nun ilim, irâde ve kudret gibi kemal sıfatlarının ikrarını, rububiyetinin ikrarını, işini O'na havale etmeyi, yalnız O'ndan yardım dilemeyi, O'na tevekkül etmeyi, nefsinin esaretinden kurtulmayı, O'nun kuvvet ve kudretinden başka kuvvet ve kudret bulunmadığını, kulun, nefsinin faydasına olan şeyi bilmekten, ona muktedir olmaktan ve onu istemekten âciz olduğunu itiraf etmesini içine almaktadır. Ve bütün bunların Velî'sinin, Hâlik'inin ve Hak olan ilâhının elinde, kudretinde olduğunu bilmeyi öğretir.
Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde, Sa'd b. Ebî Vakkas'm (r.a.) rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmaktadır: "Âdemoğlunun mutluluğu, istihare yapması ve sonucunda da Allah'ın hükmüne razı olmasıy-ladır. Âdemoğlunun mutsuzluğu ise istihareyi terketmesi ve sonucunda da Allah'ın hükmüne kızmasıyladır."[1039]
Kader'in iki şeyi kuşatarak nasıl meydana geldiğini düşünmelisin: 1) Olayın meydana gelmesinden önce yapılan istiharenin içinde bulunan tevekkül, 2) Olayın meydana gelmesinden sonra Allah'ın hükmüne razı olmaktır. Bu ikisi mutluluğun nişanesi ve delilidir.
Mutsuzluğun nişanesi ve delili ise kişinin, olayın meydana gelmesinden önce tevekkül ve istihareyi terketmesi, olayın meydana gelmesinden sonra da Allah'ın hükmüne kızmasıdır.
Tevvekkül, olayın meydana gelmesinden önce yapılır. Kaza kesinleşip tamamlanınca kulluk, Müsned'de de ifade edildiği gibi, Allah'ın hükmüne (kazaya) razı olmayı gerektirir. Nesâî, meşhur olan bu istihare duasına şu cümleyi ilâve etmiştir: "Ya Rab! Kazadan sonra sonuca razı olmayı Senden diliyorum." Olay meydana geldikten sonra kazaya razı olunması, olay meydana gelmeden önce kazaya razı olmaktan daha güzeldir. Çünkü kişi, bazen olay meydana gelmeden kazaya razı olacağım ifade ederse de olay meydana geldikten sonra kararını değiştirebilir. Halbuki olay meydana geldikten sonra kişi kazaya razı olursa, "hal" veya "makam ehli" olur.
İstihareden maksat, Allah'a tevekkül etmek, O'na işini havale etmek, O'nun ilim ve kudretiyle kısmet aramak, O'nun kulu için seçtiği şeyi güzel bulmaktır. Bunlar, Allah'ın hükmüne razı olmanın gereklerindendir. îman halâvetini tatmamış bir kişi, her ne kadar olaydan sonra Allah'ın hükmüne razı olsa da, onun durumu böyle değildir. İşte kişinin tevekkül etmesi ve sonucunda da Allah'ın hükmüne razı olması, onun saadetinin alâmetidir. [1040]


KAYNAK; ZADUL MEAD

[1038] Buharı, 80/48; Ebu Davud, 1538; Tirmizî, 480; Nesâî, 6/80; Ahmed b. Hanbel, 3/344.
[1039] Ahmed b. Hanbel, 1/168; Tirmizî, 2151. Senedinde zayıf bir râvi olan Muhammed b. Ebu Humeyd vardır. Buna rağmen Ibn Hacer hadisin hasen olduğunu söylemiştir.
[1040] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/455-457.
 

Ehlitakwa

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Yemek Duaları:

Allah Rasûlü'nün (s.a.) yemekten önce ve sonra yaptığı dualar:
Rasûlullah (s.a.) mübarek ellerini yemeğe uzattığında "Bismillahi= Allah (c.c)ın ismiyle yemeğe başlarım" der, besmele ile yemeğe başlamayı emreder ve "Sizden biriniz yemek yiyeceği zaman besmele çeksin. Başlangıcında besmele çekmeyi unutursa desin."[912]buyurdu. Hadis, hasen-sahihtir.
Yemekte besmele çekmek, sahih görüşe göre vaciptir. Bu, Hanbeîî mez-. hebi fakîhlerinin iki görüşünden birisidir. Yemekte besmeleyi emreden hadisler sahih ve sarih (açık)tır. [913] Bu hadislerde kapalılık yoktur. Bunlara muhalefet etmeyi caiz gören ve bunları zahirinden başka mânaya hamleden bir icmâ da yoktur. Besmeleyi terkeden kişinin yemesi ve içmesinde ortağı şeytandır.
Burada zaruri olarak şu mesele ortaya çıkıyor:
Yemek yiyenler topluca olduğunda içlerinden birinin besmele çekmesiyle şeytanın, onların yemeğinde ortaklığı sona erer mi, yoksa hepsinin besmele çekmesiyle mi şeytanın ortaklığı sona erer?
îmam Şafiî: Bir kişinin besmele çekmesi, diğerlerine de yeterlidir, demiş ve bu meseleyi, toplumdan bir kişinin selâmı almasının, aksırana gruptan birinin rahmet dilemesinin yeterli olması gibi değerlendirmiştir.
Demliyor ki: Şeytanın ortaklığı b kişiden, bizzat kendisi besmele çekmedikçe sona ermez. Başkasının besmele çekmesi, onun için yeterli değildir.
Huzeyfe (r.a.) hadisi buna işaret etmektedir:
Rasûlullah'Ia (s.a.) birlikte bir yemeğe gittik. Bir cariye koşar gibi geldi elini yemeğe uzattı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.) cariyenin elini tuttu. Daha sonra bir a'râbî geldi. Allah Rasûlü (s.a.) onun da elini tuttu ve buyurdu ki: "Muhakkak şeytan besmele çekilmeden başlanan yemekten yemek ister. Şeytan, bu cariye ile yemeğe katılmak istedi, elini tuttum. Daha sonra bu a'rabf ile geldi yine elini tuttum. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin olsun ki, şeytanın eli, cariye ve a'rabînin eliyle birlikte avu-cumdadır. [914]Sonra Allah Rasûlü (s.a.) besmele çekti ve yemekten yedi.
Şayet bir kişinin besmele çekmesi yeterli olsaydı, şeytan bu yemeğe elini hiçbir şekilde uzatamazdı.
Bu görüşe şu şekilde cevap verilir: Rasûlullah (s.a.) önce elini yemeğe uzatıp sonra besmele çekmedi. Ama ilk önce cariye besmele çekmeden elini uzatmıştı. A'rabî de böyle yapmıştı. Bundan dolayı da şeytan onlarla birlikte yemeğe el uzatmış oldu. Dolayısıyla burada, yemeğe ilk başlayan besmele çektiğinde, daha sonra besmele çekmeden yemeğe başlayan kişiyle şeytanın birlikte olmasına deliliniz var mıdır? Bu şekilde cevap verilebilir, ancak bunu nakzeden bir hadis bulunmaktadır. O da Tirmizî'nin Hz. Âi-şe'den (r.anha) sahih senedle rivayet ettiği şu hadistir: Hz. Peygamber (s.a.), ashabından altı kişiyle birlikte yemek yiyordu. Bir a'rabî geldi, iki lokma yedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.): "Şu a'rabîye gelince besmele çekşeydi, sizin için de yeterli olurdu." buyurdu.[915] Şu bir gerçek ki Rasûlullah (s.a.) da ashabı da (r.anhum) besmele çektiler. A'rabî besmele çekmeden gelip yediğinden dolayı şeytan onunla birlikte geldi ve yemekten iki lokma almış oldu. Şayet a'rabî besmele çekseydi, bu hepsi için yeterli olurdu.
Selâmı geri alma ve aksırana rahmet dileme meselesine gelince; onlarda ihtilâf vardır. Çünkü Hz. Peygamber'den (s.a.) sahih olarak rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur: "Sizden biriniz aksırdığında, hemen "elhamdülillah" desin. Zira aksırmayı (veya hamdeleyi) işiten herkese "yerhamukellah" demek haktır."[916]Şayet bu iki hüküm kabul edilmiş olsa dahi, bunlarla yemekte besmele arasındaki fark açıktır. Çünkü şeytan, besmele çekilmeden yenilen yemekte, yiyene ortak olur. Başkası besmele çekse de şeytanın ondan uzaklaşmasına sebeb olmaz. Onunla birlikte yer. Başkasının çekmesiyle yemekte belki şeytanların ortaklığı azalır. Fakat besmele çekmeyenlerin yanında yemeğe devam ederler. En doğrusunu Allah bilir.
Câbir'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü "Besmele çekmeyi unutan kişi, yemeğini bitirdiğinde ihlâs sûresini okusun." buyurmuştur. Bu hadis'in sübûtu hakkında ihtilâf vardır.[917]
Rasûlullah (s.a.) yemekten sonra şöyle dua ediyordu:
'Muhtaç olmadan, devamlı, sayısız, bereketli, temiz (lâyık) hamd sadece Rabbimiz Allah'a mahsustur." Bunu Buharı rivayet etmiştir.[918] Çoğu kere şöyle dua ederdi:
"Bizi yediren, içiren ve müslümanlardan kılan Allah'a (ö.c.) ham-dolsun."[919]
Şöyle de dua ederdi:
"Yediren, içiren ve onu boğazdan kolayca geçiren ve ona çıkış yolu yaratan Allah'a hamdolsun."[920]
Buharî, Rasûlullah'm (s.a.) şöyle yemek duası yaptığım
"Bize yeterli derecede rızık veren ve bizi muhafaza eden Allah'a (c.c) hamdolsun."[921]
Tirmizî, Allah Rasûlü'nün (s.a.) şöyle buyurduğunu nakleder: "Kim, yemek yer de:
'Güç ve kuvvet harcamaksızın beni doyuran Allah'a hamdolsun.' derse, Allah (c.c.) onun geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar."[922]
Allah Rasûlü'nden (s.a.) naklolunduğuna göre huzurlarına yemek getirildiğine "Bismillah" der, yemeğini bitirdiğinde ise:
"Ey Allah'ım! Yedirdin, içirdin. Muhtaç etmedin, memnun ettin. Hidayet ettin. Dirilttin. Verdiğin nimetlerin mukabilinde Sana hamdol-sunt"[923] derdi. Hadisin isnadı sahihtir.
Sünen'âe Hz. Peygamber'den (s.a.) rivayet edildiğine göre yemek yediğinde şöyle dua ederdi:
"Hamd, bize ihsan eden, bizi hidayet eden ve bizi doyuran, içiren, ve bize her türlü ihsanı ulaştıran Allah'a (c.c.)dır." Hadis hasendir.[924]
Yine SünenJde rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.) şöyle buyuruyor:
"Sizden biriniz yemek yediğinde şöyle desin:
"Ey Allah'ım yemeğimizi bereketlendir. Daha hayırlısını bize öbür de yedir." Allah'ın (c.c.) kendisine süt içirdiği kişi de:
"Ey Allah'ım! Bizi süt ile bereketlendir ve sütümüzü çoğalt." dt Çünkü, yeme ve içme yerine geçecek sütten başka bir nimet yoktur." dis hasendir.[925]
Rivayet olunduğuna göre, Allah Rasûlü (s.a.) bir kaptan su içerken üç kere nefes alır, her nefeste "elhamdülillah'1 der, sonunda ise Allah'a (c.c.) şükrederdi.[926]
Allah Rasûlü (s.a.) evine vardığında bazen: "Yemeğiniz var mı?" diye sorardı. Hiç bir yemekte asla kusur aramaz, bilâkis arzu ettiği zaman yerdi. Şayet evde bulunan yemekten hoşlanmazsa onu bırakır, bir şey söylemezdi.[927] Bazen de: "Ondan hoşlanmıyorum ve ona karşı iştah duymuyorum. "[928] buyururdu.
Bazen yemeği överdi. Nitekim evde katık olup olmadığını sorar, onlar da: "Evde sirkeden başka bir şey yok" dediklerinde; onu getirtir, yemeğe başlar ve: "Sirke ne güzel katıktır.[929]' buyururdu.
Rasülullah'ın (s.a.) bu ifadelerinde, sirke; süt, et, bal ve et suyuna üstün tutulmamış, sadece bu durumda mevcut olan katığı övmüştür. Şayet evde et veya süt bulunsaydı, sirkeden daha fazla överdi. Sirke hakkında bu şekilde buyurması, bir bakıma katığı sunanın kalbini hoş tutmak ica-bettiğindendir. Yoksa sirkenin diğer katıklara göre bir üstünlüğü yoktur.
Hz. Peygamber'e (s.a.) oruçlu olduğu bir zamanda herhangi bir yemek sunulduğunda: "Ben oruçluyum."[930]buyururdu. Oruçluyken kendisine yemek sunulan kişiye de, yemek takdim eden kişi için dua etmesini, şayet oruçlu değilse, o yemekten yemesini emrederdi.[931]
Allah Rasûlü (s.a.) bir yemeğe davet edildiğinde, ashabından birisi de kendilerine katıldıysa, ev sahibine: "Bu bize katıldı, istersen gelmesine izin ver, dilersen geri dönsün."[932] diyerek durumu, bildirirdi.
Sirke hakkındaki hadiste geçtiği üzere, üvey evladı Ömer b. Ebî Seleme (r.a.) ile birlikte yemek yerken: "Besmele çek ve önünden ye!"[933]' buyurduğu gibi, yemek esnasında konuşurdu (sohbet ederdi).
Bazen misafirlerine, ikramı çok sevenlerin yaptığı gibi defalarca yemek teklifi yapardı. Nitekim Buharî'de, Ebu Hureyre (r.a.) hadisindeki süt içme hâdisesinde tekrar tekrar: "İç!" buyurmuş, hatta Ebu Hureyre (r.a.): "Seni hak ile gönderen Allah'a (c.c.) yemin olsun ki, sütü boğazımdan geçirecek boş bir yol bulamıyorum." diyene kadar: "İç!" buyurmaya devam etmiştir.[934]
Bir toplulukta yemek yediğinde, onlara dua etmeksizin yanlarından ayrılmazdı. Abdullah b. Büsr'ün (r.a.) evinde:
"Ey Allah'ım, vermiş olduğun rızıkta onları bereketlendir! Onları affet! Onlara merhamet et!" şeklinde dua etmiştir. Hadisi Müslim rivayet etmiştir.[935]
Sa'd b. Ubâde'nin (r.a.) evinde şu şekilde dua etti:
"Oruç tutanlar, yanınızda iftar ettiler. Yemeğinizi iyi kişiler yediler. Melekler de sizin için Allah'a (c.c.) istiğfar ettiler."[936]
Ebu Davud'un rivayetine göre, bir gün Ebu'l-Heysem b. et-Teyhan Rasûlullah'ı ve arkadaşlarını (s.a.) yemeğe davet etti. Peygamber ve arkadaşları yemeği yediler. Yemek bittikten sonra Hz. Peygamber (s.a.): "Kardeşinize, yediğinizin karşılığını veriniz!" buyurdu, Ashab-ı kiram: "Karşılığı ne ile olur ya Rasûlallah?" deyince, Rasûhıllah (s.a.): "Bir adamın evine girilip, yemeği yenilip, suları içildiğinde, onun için (Allah'a) dua yapılır. İşte karşılık vermek böyle olur.)[937]' buyurdu.
Rasûhıllah'tan (s.a.) sahih olarak rivayet olunduğuna göre; bir gece evine girdi, yiyecek bir şey istedi, fakat onu bulamadı. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Rabbim, beni doyuranı, doyur! Bana su verene, Sen de suver."[938]
Rivayet olunduğuna göre Amr b. el-Hamik, Hz. Peygamber'e (s.a.) içmek üzere, süt ikram etti. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.) "Ey Allah'ım! Ona hayat boyunca gençlik hali üzere kalmasını nasip et." diye dua buyurdu. Bu şahabı seksen yaşına bastığı halde saçının hiçbir teli beyazla-mamıştı.[939]
Fakir ve miskinleri misafir edenlere dua eder ve onları daima överdi. Bir keresinde; "Şu adamı ağırlayacak biri yok mudur ki Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun." buyurmuş, bir diğerinde de kendilerinin ve çocuklarının azığını misafirlerine ikram eden, Ensâr'dan bir sahabî ile hanımına: "Bu gece misafirinize yaptığınız muamele Cenâb-ı Hakk'ın çok hoşuna gitti.[940] buyurmuştur.
Allah Rasûlü (s.a.), küçük büyük, hür köle, bedevi muhacir kim olursa olsun, onlarla birlikte yemek yemekten çekinmezdi. Hatta Sünen sahiplerinin naklettiklerine göre, cüzzamh birinin elinden tuttu, tabağa birlikte elini uzattı ve şöyle buyurdu: "Allah'a güvenerek ve Allah'a tevekkül ederek, Allah'ın ismiyle, ye."[941]
Sağ elle yemeği emreder, sol elle yemek yemekten sakındırır ve şöyle buyururdu: "Muhakkak ki şeytan, sol eliyle yer ve sol eliyle içer.'[942] Bu hadisten anlaşılan, sol eliyle yemenin haram oluşudur ki, sahih olan görüş de budur. Çünkü sol eliyle yiyen kişi ya şeytandır ya da şeytana benzetilmiştir. Sahih olarak rivayet olunduğuna göre, huzurunda sol eliyle yiyen bir kişiye: "Sağ elinle ye!*' buyurduğunda, adam (kibrinden); sağ elimle yiyemem! dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.) beddua ederek: "Hiçbir elinle yiyemeyesin!" buyurdu. Adam bundan sonra o elini ağzına hiç götüremedi.[943] Şayet sol elle yemek caiz olsaydı, adamın bu hareketinden dolayı Hz. Peygamber (s.a.) beddua etmezdi. Eğer o adamın kibri, onu emre uymaya sevkettiyse işte bu durum hem açıkça bir isyandır, hem de bedduaya müstahak olmaya bir sebebtir.
Hz. Peygamber doyamıyoruz, diye şikâyet edenlere; birlikte yemelerini, ayrı yememelerini ve bereketin artması için besmele ile başlamalarını emretmiştir.[944]
Rasûlullah'ın (s.a.) şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:
"Muhakkak ki Cenâb-ı Hakk, kulunun yemek yediğinde ve su içtiğinde kendisine hamdetmesinden memnun kalır."[945]
Şöyle buyurduğu da rivayet olunmaktadır: "Yediğiniz yemekleri, Allah'ı zikrederek ve namaz kılarak eritiniz. Yemek yer yemez hemen uyumayınız ki kalbleriniz katılaşmasın."[946] Bu hadis hakkında söylenecek en uygun söz, onun sahih olmasıdır. Vakıa tecrübe de buna şahiddir. [947]


KAYNAK; ZADUL MEAD

[912] Tirmizî, 1858; Ebu Davud, 3767 Hz. Âişe'den (r.anhâ) rivayet etmişlerdir. İbn Hib-bân (1341), Hâkim (4/18) hadise, sahihtir demişler; Zehebî de sahih olduğunu kabul etmiştir. Ayrıca hadisin, İbn Mes'ûd yoluyla İbn Hibbân'da (1340) ve Taberânî'nin Evsat'ında., râvilerİ sika fakat münkatı' olarak gelen bir şahidi vardır.
[913] Buharı, 70/2; Müslim, 2002. Vehb b. Keysân, Ömer b. Ebî Seleme'yi şöyle derken işitmiş: "Ben bulûğa ermeden önce Rasûlullah'm (s.a.) taht-ı terbiyesinde idim. Beş kişinin doyabileceği bir kaptan yerken elim kabın her tarafında dolaşıyordu. Efendim (s.a.) bana buyurdular ki: "Ey çocuk! Besmele çek! Sağ elinle ve önünden ye!" Bundan sonra yemekteki âdetim, emir buyurdukları şekilde olmuştur." Enes b. Mâlik'in (r.a.) Buharı rivayetinde ise; Rasûlullah (s.a.): "Besmele çekin! Ve herkes kendi önünden yesin!" buyurdlar.
[914] Müslim, 2017; Ebu Davud, 3766.
[915] Tirmizî, 1858. Hasen-sahihtir. Hadis, besmelenin bereketinin büyüklüğünü ve faydasını açıklamaktadır. Mânası şöyledir: "Bu az yemeği Cenab-ı Hak benim mucizem olarak bereketlendirmiştir ki bu bize yeterliydi. Fakat besmele terkedilince bu bereket gitti." Yine hadis, yemekte besmeleyi terkeden kişiye mübalağayla azarlamayı içermektedir. Çünkü besmelenin terki yemeğin bereketini eksiltir.
[916] Buharî, 78/125. Müellif, burada hadisi mâna olarak rivayet etmiştir. Tamamım Bu-harî, Ebu Hureyre'den (r.a.) şöyle nakletmiştir: "Muhakkak Cenâb-ı Hak aksırmayı sever, esnemekten hoşlanmaz. Kişi aksırdığında Allah'a hamdederse, bunu işiten her müslümana yerhamukellah diyerek mukabelede bulunmak haktır, vecibedir. Esneme ise şeytandandır. Gücü yettiğince mâni olmaya çalışsın. Kişi esneyince, şeytan çıkardığı sesten dolayı güler." Buharî'nin diğer bir rivayetinde (78/126) ise: "Sizden biriniz aksırdığında 'el-hamdülillah' desin. Bundan sonra kardeşi veya arkadaşı da 'yerhamukellah' desin. Arkadaşı ona 'yerhamukellah' deyince, o da yehdîkumullahu ve yushhu bâlekum' desin." şeklindedir.-
[917] Îbnü's-Sünnî, Amelu'l-Yevm ve'l-Leyle'dt (462) nakletmiştir. Senedinde Hamza en-Nasîbî vardır. Hadis uydurmakla itham edilmiş, metruk bir râvidir.
[918] Buharî, 70/54; Tirmizî, 3456. Hasen-sahihtir.
[919] Tirmizî, 3457; Şemâii-i Tirmizî, 193; Ebu Davud, 3850; İbn Mâce, 3283; İbnü's-Sünnî, 458.
[920] Ebu Davud, 3851. İsnadı sahihtir. İbn Hibbân, 1351. Nevevî ve İbn Hacer, hadise sahihtir, demişlerdir.
[921] Buharî, 70/54.
[922] Tirmizî, 3458. Enes'ten rivayet edilmiştir. Hafız tbn Hacer el-Emâli'l-Ezkâr'da hasen olduğunu belirtmiştir.
[923] Ahmed b. Hanbel, 4/62, 5/335; Ebuş-Şeyh, Ahlâku'n-Nebî, 238; Îbnü's-Sünnî, 466. İsnadı, müellifin dediği gibi sahihtir. Nevevî ve îbn Hacer de hadise sahihtir demişlerdir.
[924] Îbnü's-Sünnî, Amelu'l-Yevm ve'1-Leyte, 469. Senedinde Muhammed b. Ebî'z-Zuayzia vardır ki, İmam Buharî, hakkında; münkeru'l-hadis'tir, demiştir. Hafız Zehebî de bu hadisi onun münker rivayetleri arasında zikretmiştir.
[925] Tirmizî, 3455; İbnü's-Sünnî, 475. Tirmizı'ye göre hadis hasendir.
[926] İbnü's-Sünnî, Amelu'l-Yevm ve'I-Leyle, 472. Zayıf bir senedle nakletmişür. Suyu üç nefeste içmekle ilgili hadis, Enes b. Mâlik tarafından Buharı (74/26) ile Müslim'de (2028) hamd ve şükür zikretmeksizin nakledilmiştir.
[927] Buharı, 70/21; Müslim, 2064.
[928] Buharî, 70/14; Müslim, 1945-1946; Ebu Davud, 3794; Nesâî, 4296, 98; îbn Mâce, 3241.
[929] Müslim, 2051-2052; Ebu Davud, 3811; Tirmizî, 1839-1840, 1842.
[930] Buharî, 30/61.
[931] Müslim, 1431.
[932] Buharî, 70/57.
[933] Buharî, 70/2; Müslim, 2022.
[934] Buharî, 81/17.
[935] Müslim, 2042. .
[936] Ebu Davud, 3854; Ahmed, Müsned (3/138); et-Tahavî, Müşkilu%l-AsĞr 1/498-99; Beyhakî, 7/287. İsnadı sahihtir.
[937] Ebu Davud, 3853. Senedinde meçhul bir râvi vardır.
[938] Müslim, 2055.
[939] İbnü's-Sünnî, Ameiu'l-Yevm ve'l-Leyle, 476. Senedinde metruk bir râvi vardır.
[940] Buharî, 65/Haşr/6; Müslim, 2054.
[941] Tirmizî, 1817; Ebu Davud, 3925; İbn Mâce, 3542.
[942] Müslim, 2020.
[943] Müslim. 2021.
[944]Ebu Davud, 3764; îbn Mâce, 3286; Ahmed, Müsned, 3/501. Vahşî b. Harb'den rivayet edilmiştir. Senedi zayıf olmakla birlikte hadis hasendir. Çünkü hadisin; 7er-ğtb (3/115, 121), İbn Hibbân (1345) ve Hâkim (2/103)'de mâna bakımından şâhidleri vardır.
[945] Müslim, 2734; Tirmizî, 1816.
[946] İbnü's-Sünnî, Amelu't-Yevm ve'l-Leyle, 489; İbn Hibbân, eö-Zuafö, 1/199. Senedinde yalan hadis rivayetiyle töhmetlenmiş Bezîğ b. Hasan vardır.
[947] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/407-415.
 

Ehlitakwa

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Çok Dua Edişi:

Hz. Peygamber (s.a.) Allah'ı zikretme hususunda yaratılmışların en üstünü idi. Hatta her söylediği Allah'ı zikir ve ona yakın şeyler idi. Emretmesi, yasaklaması, ümmet için hüküm koyması Rasulullah'ın, Allah'ı zik-retmesiydi. Cenab-i Hakk'm isim ve sıfatlarından, hükümlerinden ve fiillerinden, vaadlennden ve tehditlerinden haber vermesi hep Rasulullah'ın Allah'ı zikretmesiydi. Hz. Peygamber'in (s.a.) Allah'ı nimetleriyle övmesi, yüceltmesi, hamd ve teşbih etmesi hep O'nu zikirdi. Allah'tan istemesi ve O'na dua etmesi, Allah'tan ümitvar olması ve korkması da zikirdi. Sükut edip susması da Allah'ı kalbi ile zikretmesiydi. Her anında, her halinde Allah'ı zikrederdi. Alıp verdiği nefeslerle birlikte Allah'ı zikrederdi. Ayakta, otururken, yatarken, yürürken, binerken, yolculukta, konaklamasında, seferinde ve ikametinde hep zikir halinde idi. [817]

2- Uyandığında Yaptığı Dualar:

Uyandığında şöyle derdi:
"Bizi ölümümüzden sonra dirilten Allah'a hamdolsun. O'nun huzurunda toplanacağız.[818]
Hz. Âişe anlatıyor: Gece uyandığında on defa tekbir getirir, on defa hamd eder, ve on defa:Allah'ı hamdiyle eksikliklerden tenzih ederim.", on defa: "Melik ve Kuddus olan Allah'ı eksikliklerden tenzih ederim." der, on defa istiğfar eder, on defa lâ ilahe illallah der, bundan sonra da on defa:
"Allah'ım! Dünya sıkıntısından ve kıyamet sıkıntısından Sana sığınırım." der ve tekbir getirip namaza başlardı.
Yine Hz. Âişe anlatıyor: Geceleyin uyandığında şöyle derdi:
"Senden başka ilâh yoktur. Seni eksikliklerden tenzih ederim. Alla-hım! Günahlarımı bağışlamanı isterim, rahmetini dilerim. Allah'ım! îlmi-mi artır. Beni hidayete eriştirdikten sonra gönlümü dalâlete meylettirme. Bana katından bir rahmet ihsan eyle. Şüphesiz Sen, ziyadesiyle ihsan edensin." Her iki hadisi de Ebu Davud rivayet etmiştir.[819]
Hz. Peygamber (s.a.) uykudan uyanan kişinin ne demesi gerektiğim de bildirmiştir: Uykudan uyandığında:
"Tek Allah'tan başka ilâh yoktur. O'nun ortağı yoktur. Mülk O'nun-dur. Hamd O'nadır. O herşeye kadirdir. Allah'a hamdolsun. Allah'ı bütün eksikliklerden tenzih ederim. Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah en yücedir. Güç ye kuvvet ancak Aliyyü'1-Azîm olan Allah'a aittir." der, sonra da: "Allah'ım, beni bağışla." derse veya bir başka şekilde dua [820] ederse, duasının kabul olunacağını; abdest alıp namaz kıldığında na'mazmın kabul olunacağını haber vermiştir.[821] Buharî rivayet etmiştir.
İbn Abbas, Rasûlullah'ın (s.a.) yanında geçirdiği geceyi anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.) uyandığında başını gökyüzüne doğru kaldırdı ve "Göklerin ve yerin yaratılışında...Allah'ın varlığını gösteren deliller vardır." âyetinden başlayarak Âl-i îmrân sûresinin son on âyetini okudu[822] ve şöyle dua etti:
'Allah'ım! Hamd Sana. Göklerin, yerin ve bunların içindekilerin nurusun Sert; Hamd Sana. Göklerin, yerin ve bunların içindekilerin idarecisi-sin Sen, Hamd Sana. Sen Hak'sın. Va'din haktır. Sözün gerçektir. Sana kavuşmak haktır. Cennet haktır. Cehennem haktır. Peygamberler haktır. Muhammed haktır. Kıyamet haktır. Allah'ım! Sana teslim oldum. Sana inandım. Sana tevekkül ettim. Sana sığındım. Sana yöneldim. Davamı sana açtım ve Senin hakemliğine baş vurdum. Yapmış olduğum ve yapacağım gizli - aşikâr bütün günahlarımı bağışla. İlâhım Sensin. Senden başka ilâh yoktur. Güç ve kuvvet ancak Aliyyü'1-Azîm olan Allah'a aittir."[823] Hz. Âişe anlatıyor: Geceleyin kalktığında şöyle derdi:
"Cebrail, Mikail ve İsrafil'in Rabbi, göklerin ve yerin yaratıcısı, gizliyi aşikârı bilen Allah'ım! Ayrılığa düştükleri konularda kulların arasında Sen hükmedersin. İzninle hak yolunda ayrılığa düşüldüğünde beni doğruya ulaştır. Şüphesiz Sen dilediğini doğru yola eriştirensin."[824]
Hz. Âişe, "Namazına böyle başlıyordu." demiş de olabilir. Vitir kıldığında namazdan sonra üç defa:
"Melik ve Kuddûs olan Allah'ı eksikliklerden tenzih ederim." der, üçüncü söyleyişinde sesini uzatırdı.[825]

3- Evinden Çıktığında Yaptığı Dualar:

Evinden çıktığı zaman şöyle derdi:
"Allah'ın adıyla. Allah'a tevekkül ettim. Allah'ım! Sapıklığa düşmekten veya düşürülmekten, ayağımın kaymasından veya kaydırılmasından, zulmetmekten veya zulme uğramaktan, cehalete düşmekten veya cahil görülmekten Sana sığınının." Hadis sahihtir.[826]
Hz. Peygamber (s.a.) buyuruyor: "Kim evinden çıktığında:
'Allah'ın adıyla. Allah'a tevekkül ettim. Güç ve kuvvet ancak Allah'a aittir.' derse, kendisine: Hidayete erdirildin, kifayet olundun ve korundun, denir ve şeytan ondan uzaklaşır." Hadis hasendir.[827]
îbn Abbas, O'nun yanında geçirdiği geceyi anlatıyor:
Hz. Peygamber (s.a.) sabah namazına şöyle söyleyerek çıktı:
"Allah'ım! Kalbimde bir nur, dilimde bir nur kıl. Kulağımda bir nur kıl. Gözümde bir nur kıl. Arkamda bir nur, önümde bir nur kıl. Üstümde bir nur, altımda bir nur kıl. Allah'ım! Bana büyük bir nur ver."[828]
Fudayl b. Merzuk'un, Atiyye el-Avfî yoluyla rivayetine göre Ebu Saîd el-Hudrî anlatıyor: Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Evinden namaz kılmak için çıkıp:
'Allah'ım! Senden isteyenler hakkı için, beni Sana götüren şu yol hakkı için istiyorum. Ben, taşkın bir şekilde, kibirlenerek, riyakârlıkla, gösteriş olsun diye çıkmadım. Ancak gazabından sakınmak ve rızanı kazanmak için çıktım. Beni cehennemden kurtarmanı, günahlarımı bağışlamam dilerim. Çünkü günahları bağışlayan ancak Sensin.' diyen bir kimseye Allah, o kimse için istiğfar eden yetmiş bin melek vekil kılar ve namazım bitirinceye kadar Allah, yüzünü o kulundan çevirmez. "[829]

4- Mescide Girdiğinde Yaptığı Dualar:

Ebu Davud'un rivayetine göre: Hz. Peygamber (s.a.) mescide girdiğhv
"Kovulmuş şeytandan yüce Allah'a, ulu zâtına, ezelî hükümranlığına sığınırım." derdi. O böyle söylediğinde şeytan: Günün geri kalanında benden korundun, der.[830]
Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu:
"Biriniz mescide girdiğinde Peygamber'e (s.a.) salavat okusun ve:
'Allah'ım! Bana rahmetinin kapılarını aç!' desin. Çıktığında da:
'Allah'ım! Ben Senin fazlından istiyorum.'[831]
Yine Hz. Peygamber'den (s.a.) şöyle rivayet olunuyor:: Hz. Peygamber (s.a.) mescide girdiğinde, Muhammed'e ve ailesine salât ü selâm getirir, sonra da:
"Allah'ım! Günahlarımı bağışla ve bana rahmetinin kapılarım aç!" diye dua eder; çıktığında da Muhammed ve ailesine salât ü selâm getirir, sonra:
"Allah'ım! Günahlarımı bağışla ve bana ihsanının kapılarım aç!" diye dua ederdi.[832]

5- Sabah ve Akşam Okuduğu Dualar:

Sabah namazını kıldığı zaman, güneş doğuncaya kadar namaz kılj yerde oturur ve Allah'ı (c.c.) zikrederdi.
Sabahladığında ise şöyle derdi:
"Allah'ım! Senin sayende sabahladık, Senin sayende akşamladık.
nin sayende yaşayacağız, Senin sayende öleceğiz. Senin huzurunda toplanacağız.[833] Hadis sahihtir.
Sabahladığında şu duayı da okurdu:
''Sabahladık, mülk de Allah'ın olarak sabahladı. Hamd Allah'adır. Bir olan Allah'tan başka ilâh yoktur. O'nun ortağı yoktur. Mülk O'nun-dur. Hamd O'nadır. O herşeye kadirdir. Rabbim! Senden, bugünün hayrını ve bugünden sonrasının hayrım dilerim. Bugünün şerrinden ve bugünden sonrasının şerrinden Sana sığınırım. Rabbim! Tembellikten ve yaşlılığın kötülüklerinden Sana sığınırım. Rabbim! Cehennem azabından ve kabir azabından da Sana sığınırım." Akşamladığında ise:
"Akşamladık, mülk de Allah'a ait olarak akşamladı ..." şeklinde bağlayıp sonuna kadar yukarıdaki duayı söylerdi. Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir.[834]
Ebu Bekir Siddîk (r.a.), Hz. Peygamber'e (s.a.): Bana, sabahladığımda ve akşamladığımda söyleyeceğim birkaç kelime emret, dedi. Hz. Peygamber (s.a.): "Gökleri ve yeri yaratan, görüneni ve görünmeyeni bilen, herşeyin Rab-bi, hükümranı ve sahibi Allah'ım! Senden başka ilâh olmadığına şahitlik ediyorum. Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden ve şirke düşürmesinden Sana sığınıyorum. Nefsime kötülük yaptığımı veya kötülüklerimi bir müs-lümana dokundurduğumu itiraf ediyorum." demesini buyurdu ve devam ederek: "Bunları sabahladığında, akşamladığında ve yatağına vardığında hep söyle!" dedi.[835] Hadis sahihtir.
Hz. Peygamber (s.a.) buyuruyor:
"Her günün sabahında ve her gecenin akşamında, kim üç defa:
'O'nun ismi yanında, yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah'ın adıyla. O, herşeyi işiticidir ve bilicidir.' derse ona hiçbir şey, zarar veremez." Hadis sahihtir.[836]
Rasûlullah (s.a.) şöyle bildiriyor: "Kim sabahladığı ve akşamladığı vakit:
'Rab olarak Allah'a, din olarak İslâm'a, peygamber olarak Muham-med'e razıyım.' derse Allah'ın kendisinden razı olmasına hak kazanmış olur." Tirmizî ve Hâkim, hadisin sahih olduğunu söylemişlerdir.[837]
Yine Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyuruyor: "Kim sabahladığında ve akşamladığında:
'Allah'ım! Ben, Seni, arşını taşıyanları, meleklerini ve bütün yaratıklarını şahit tutarak sabahladım: Sen, kendinden başka ilâh olmayan Allah'sın. Muhammed de kulun ve RasûTündür.' derse Allah o kimsenin dörtte birini, iki defa söylerse yarısını, üç defa söylerse dörtte üçünü, dört defa söylerse tamamını cehennemden azad eder." Hadis hasendir.[838]
Yine Hz. Peygamber (s.a.) buyuruyor: "Sabahladığı vakit:
'Allah'ım! Benim yahut kullarından biri yanında sabaha çıkan herhangi bir nimet sadece Sendendir. Ortağın yoktur. Hamd Sanadır. Şükür Sanadır.' diyen kimse, o günün şükrünü eda etmiş. olur. Kim akşamladığı vakit bunun aynım söylerse, o gecenin şükrünü eda etmiş olur."[839] Hadis hasendir.
Allah Rasûlü (s.a.) sabahladığında ve akşamladığında şöyle dua ederdi:
"Allah'ım! Senden, dünya ve ahirette afiyet isterim. Dinim, dünyam, ailem ve malım hakkında af ve afiyet dilerim. Allah'ım! Ayıplarımı gizle. Korkularımdan emin kıl. Allah'ım! Beni önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan, üstümden koru. Akımdaki yerin çökmesinden Senin azametine sığınırım."[840]Hâkim, hadisin sahih olduğunu bildirmiştir.
Hz. Peygamber (s.a,) yine şöyle buyurdu: "Sizden birisi sabahladığında şöyle desin:
'Biz sabahladık, mülk de âlemlerin Rabbi Allah'a ait olarak sabaha erişti. Allah'ım! Senden, bugünün hayrını; fethini, yardımım, nurunu, bereketini ve hidayetini dilerim. Bugünün ve sonrasının şerrinden Sana sığınırım.' Sonra akşamladığında da aynısını söylesin."[841] Hadis hasendir.
Ebu Davud, Hz. Peygamber'in (s.a.), kızlarından birine şöyle söylediğini nakleder: "Sabahladığın vakit şöyle de:
'Allah'ı hamdiyle teşbih ederim. Güç ve kuvvet, şanı yüce, Sulu AUah'a mahsustur. Allah'ın dilediği olur, dilemediği olmaz. Biliyorum ki Allah herşeye kadirdir, Allah herşeyi ilmiyle kuşatmıştır.' Kim bunu sabahladığında söylerse akşama kadar, akşamladığında söyleyen de sabaha kadar korunur. "[842]
Allah Rasûlü (s.a.) Ensar'dan bir adama şöyle dedi:
— Sana, söylediğin zaman Allah'ın endişeni gidereceği ve borcunu ödeteceği bir söz öğreteyim mi?
— Evet, ey Allah'ın Rasûlü, dedim.
Buyurdu ki: Sabahladığında ve akşamladığında şöyle de:
"Allah'ım, endişe ve hüzünden Sana sığınırım. Acizlikten ve tembellikten Sana sığınırım. Korkaklıktan ve cimrilikten yine Sana sığınırım. Borca batmaktan ve insanların bana galebe çalmalarından da Sana sığınırım." Râvi diyor kî: Bunları söyledim, Allah endişemi giderdi ve borcumu ödeme imkânı verdi.[843]
Hz. Peygamber (s.a.) sabahladığı vakit şöyle derdi:,
"İslâm fıtratı üzere, ihlâs kelimesiyle, Peygamberimiz Muhammed'in (s.a.) dini üzere, müşriklerden olmayan, hanîf ve müslim olan babamız ibrahim'in milleti (dini) üzere sabaha eriştik."[844]
Bu hadisteki "Peygamberimiz Muhammed'in (s.a.)"dini" ifadesi bazı âlimlere problem olmuştur. Fakat bunun hükmü, Rasûlullah'ın hutbelerinde ve namazlarındaki teşehhüdlerinde yer alan "Eşhedü enne Muhamme-den Rasûlullah" sözüne benzer sözlerin hükmü gibidir. Zira Rasûhıllah (s.a.), kendisinin, insanlara Allah'ın bir elçisi olduğuna iman etmekle mükelleftir. Bunun Rasûlullah (s.a.) üzerine farz oluşu, kendilerine peygamber gönderilen kimselere farz oluşundan daha büyüktür. Çünkü O, hem kendisinin, hem de aralarından çıktığı ümmetinin peygamberidir ve O, hem kendine, hem de ümmetine Allah'ın bir elçisidir.
Yine O'nun, kızı Fâtıma'ya şöyle dediği naklonulmuştur: "Sabaha ve akşama çıktığında:
'Ya Hayy, ya Kayyûm! Senden, rahmet ve bereket istiyorum. İşimi yoluna koy ve beni göz açıp kapayıncaya kadar bile kendi başıma bırakma.' demene dair sana yaptığım nasihati dinlemekten seni alıkoyan nedir?'[845]Naklolunduğuna göre Hz. Peygamber (s.a.), âfetlere uğramaktan kendine şikâyet eden bir sahâbiye: "Sabahladığında:
'Kendime, aileme ve malıma bismillah' de, başına herhangi bir şey gelmez." Buyurmuştur.[846]
Yine naklolunduğuna göre Hz. Peygamber (s.a.), sabahladığında şöyle demiştir:
"Allah'ım! Senden faydalı ilim, temiz, helâl nzik ve kabul edilecek amel niyaz ederim."[847]
Hz. Peygamber'in (s.a.) yine şöyle buyurduğu naklolunmuşum "Kul, sabahladığında üç defa:
'Allah'ım! Senden gelen bir nimet, afiyet ve koruma üzere sabahladım. Üzerimdeki nimetini, afiyetini ve korumanı dünyada da ahirette de tamama eriştir.' der ve akşamladığında da böyle söylerse Allah'ın bunları kendisine tamamlamasına hak kazanmış olur."[848]
Hz. Peygamber'in (s.a.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: ve akşama çıktığında her kim yedi defa:
'Kendinden başka ilâh olmayan Allah Teâlâ bana kâfidir. O'na tevekkül ettim. O yüce arşın Rabbidir.' derse, Alan Teâlâ dünya ve âhiretine ait olup kendisini ilgilendiren işlerinde ona kâfidir."[849]
Yine Allah Rasûlün'den, (s.a.) şu sözleri günün başında söyleyen kişiye akşama çıkıncaya kadar, günün sonunda söyleyen kişiye de sabaha çıkıncaya kadar bir belâ isabet etmeyeceğini buyurduğu da rivayet edilmiştir:
"Allah'ım, Sen Rabbimsin. Senden başka ilâh yoktur. Sana tevekkül ettim, Sen yüce arşın Rabbisin; Allah'ın dilediği olur, dilemediği olmaz, güç ve kuvvet ancak sânı yüce Allah'a mahsustur, O'na aittir. Biliyorum ki; Allah herşeye muktedirdir ve ilmi ile herşeyi kuşatmıştır. Allah'ım, nefsimin şerrinden ve Senin perçeminden yakaladığın her yaratıktan Sana sığınırım. Sen bana dosdoğru yolu öğreten Rabbimsin." Ebu'd-Derdâ'ya: "Evin yandı" dediler. O da: "Yanmamıştır. Allah (c.c.) bunu yapmaz. Çünkü Allah Rasûlünden (s.a.) işittiğim birtakım sözler var" dedi ve bu hadisi zikretti.[850]
Hz. Peygamber (s.a.) buyurmuştur: "İstiğfarların başta geleni, seyyidu'I-îstiğfar, kulun:
'Allah'ım! Sen benim Rabbimsin, Senden başka ilâh yoktur, beni Sen yarattın, ben Senin kulunum, gücüm yettiği kadar ahdim ve va'dim üzereyim, yaptıklarımın şerrinden Sana sığınırım, üzerimdeki nimetini kabul ve itiraf ederim, günahlarımı da kabul ve itiraf ederim, beni bağışla, Senden başka günahları bağışlayacak yoktur.' demesidir. Kim, sabaha çıktığında bunu yakînen inanarak okursa ve o gün ölürse, cennete girer. Akşama çıktığında bu istiğfan yakînen inanarak okursa ve o gece ölürse, cennete girer."[851]
"Kim sabaha ve akşama çıktığında yüz defa:
'Allah'ı hamdiyle birlikte teşbih ederim.' derse, kıyamet günü söylediğinin benzeri ya da daha fazlasmı söyleyen birileri dışında kimse onun getirdiğinden daha faziletlisini getiremez."[852]
Yine buyurmuştur: "Kim sabaha çıktığında on defa:
'Allah'tan başka ilâh yoktur, O'nun ortağı yoktur, mülk O'nundur, hamd O'na mahsustur. O'nun herşeye gücü yeter' derse; Allah, söylemiş olduğu bu sözler sebebiyle kendisine on sevap yazar, on günahını bağışlar, on köle azad etmiş gibi olur. Allah o gün onu kovulmuş şeytandan muhafaza eder. Akşama çıktığında söylerse, sabaha çıkıncaya kadar benzeri mükâfat vardır."[853]
Rasûlullah buyurdu: "Sabahladığı gün yüz defa:
'Yegâne Allah'tan başka tann yoktur. O'nun hiçbir ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd O'na mahsustur. O'nun herşeye gücü yeter.' derse, on köle azad etmiş kadar sevaba girer; yüz sevab yazılır, yüz günahı silinir; akşam oluncaya kadar o gün şeytandan muhafaza olunur, ondan daha çok amel işleyen bir adamdan başka hiçbir kimse onun yaptığından daha faziletlisini yapmış olamaz. "[854]
Müsned'dc ve başka kaynaklarda Hz. Peygamber'in (s.a.) Zeyd b. Sa-bit'e şunu öğrettiği ve her sabah okumaları için ailesinden söz almasını emrettiği kaydedilmiştir:
"Emret Allah'ım, buyur! Emret ve saadet buyur! Hayır elindedir, Sendendir ve Seninledir ve Sana aittir. Allah'ım, söylediğim hiçbir söz, yaptığım hiçbir yemin, adadığım hiçbir adak yoktur ki, Senin isteğin bütün bunların önünde olmasın, dilediğin olur, dilemediğin olmaz. Güç ve kuvvet Sana mahsustur. Sen herşeye muktedirsin. Allah'ım! İstediğin hiçbir rahmet yoktur ki, rahmetine bürümek istediğin kişiye ulaşmasın' okuduğun hiçbir lanet yoktur ki lanet okuduğuna ulaşmasın, Sen benim dünyada ve âhirette velimsin, Beni müslüman olarak öldür ve salihlerin arasına kat. Gökleri ve yeryüzünü yoktan var eden, görüneni görünmeyeni bilen, celâl ve ikram sahibi Allah'ım! Bu dünya hayatında Sana söz veriyorum ve Seni şahit tutuyorum -Sen şahit olarak yetersin- ben şehadet ederim ki: Senden başka ilâh yoktur, Senin ortağın yoktur, mülk Sana aittir, hamd Sanadır ve Sen herşeye muktedirsin. Muhammed'in, Senin kulun ve rasûlün olduğuna da şehadet ediyorum. Yine Şehadet ederim ki, kıyamet haktır, ve kopacağından şüphe yoktur. Senin kabirlerdekileri dirilteceğine de şehadet ediyorum. Ve yine şehadet ediyorum ki: Sen beni nefsime bırakırsan zafiyete, eksikliğe, günaha ve hataya bırakmışsın demektir. Senin merhametin-. den başka bir şeye güvenmiyorum. Günahlarımın, tamamını bağışla, günahları Senden başka bağışlayacak yoktur. Tevbemi kabul et, şüphesiz Sen tevbeleri çok çabuk kabul eden ve çok merhamet edensin."[855]

6— Giyinirken Yaptığı Dualar:

Hz. Peygamber (s.a.) yeni bir elbise giyeceği vakit onu kendi ismiyle sarık, gömlek veya rida olarak adlandırırdı, sonra şöyle dua ederdi:
"Allah'ım, hamd Sanadır, bunu bana, Sen giydirdin. Onun hayırlı olmasını ve yapıldığı amaçta hayırla kullanılmasını Senden dilerim. Onun şerrinden ve kötü amaçla yapılmışsa bu amacın şerrinden Sana sığınının." Hadis sahihtir.[856]
Hz. Peygamber (s.a.) buyurmuştur: Kim, bir elbise giyer ve:
"Bana bunu giydiren ve tarafımdan herhangi bir güç ve kuvvet harca-maksızın beni bununla nzıklandıran Allah'a hamd olsun." derse; Allah geçmiş günahlarını bağışlar.[857]
Tirmizî, Câm/lnde Hz. Ömer'den naklediyor: Rasûlullah'ı (s.a.) şöyle söylerken işittim: "Kim yeni bir elbise giyer ve:
'Avretimi gizleyebileceğim ve hayatımda onunla süslenebileceğim elbiseyi bana giydiren Allah'a hamd olsun.' der, sonra da ekşittiği elbisesini çıkartıp tasadduk ederse, sağ olsun ölü olsun Allah'ın muhafazası ve Allah'ın koruması altında, Allah'ın yolunda olur."[858] Hz. Peygamber'in (s.a..) Ümmü Halid'e yeni bir elbise giydirdiğinde, iki defa: "Eskit ve yıprat buyurduğu sahihtir.[859]
Sünen-i İbn Mâce'de geçmektedir: "Hz. Peygamber (s.a.) Öz. Ömdr in üstünde bir elbise gördü de:
—Bu yeni midir, yoksa yıkanmış mıdır?
—Yıkanmıştır.
—Yenisini giyin, hamdederek yaşa, şehit olarak öl." buyurdu.[860]

7- Evine Girişinde Yaptığı Dualar:

Ailesinin yanma, onları şaşırtacak şekilde farkına varılmadan ansızın girmezdi, aksine ailesi girişinden haberdar olarak girerdi. Onlara selâm verirdi. Girdiğinde hal hatır sorarak başlar veya onlardan bir şey isterdi. Kimi zaman şöyle derdi: "Yanınızda yiyecek bir şeyler var mı?"[861] Kimi zaman da mevcut olanlar önüne getirilinceye kadar susardı.
Hz. Peygamber'den (s.a.) evine döndüğünde şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Beni koruyan ve sığındıran Allah'a hamdolsun. Beni yediren ve içiren Allah'a hamdolsun. Bana iyilikte bulunan ve iyiliğini arttıran Allah hamdolsun. Yarab! Senden beni cehennemden korumanı dilerim."[862]
Allah Rasûlü'nün (s,a.) Hz. Enes'e şöyle dediği de sabittir: "Ailenin yanma girdiğinde, selâm ver, sana ve ailene bereket olur." Tirmizî, "Hasen-sahih bir hadistir." demiştir.[863]
Sünen kitaplarında O'ndan (s.a.) rivayet olunmuştur! "Kişi evine girdiğinde:
'Allah'ım Senden, girişin ve çıkışın hayırlısını isterim. Allah'ın adıyla girdik ve Rabbimiz Allah'a tevekkül ettik.' desin, sonra ailesine selâm versin. "[864]
Yine Sünen kitaplarında şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:
"Üç kişi Allah'ın gözetimindedir: 1) Allah yolunda cihada çıkan gazi: Allah, ona ölümünü takdir edip cennete koyuncaya veya sevab ve ganimetten kazandıklanyla döndürünceye kadar Allah'ın gözetimindedir. 2) Mescide giden: Allah onun ölümünü takdir edip cennete koyuncaya veya sevap ve ganimetten kazandıklanyla geri döndürünceye kadar Allah'ın gözetimindedir. 3) Evine selâmla giren, Allah'ın gözetimindedir." Hadis sahihtir.[865]
Yine Hz. Peygamber'in (s.a.) şöyle buyurduğu sahihtir:
"Kişi evine girer de, girişi sırasında ve yemek yerken Allah'ı anarsa (yani besmele çekerse); şeytan, avanesine: 'Size burada gecelemek ve akşam yemeği yok,' der.[866] Eve girer de, girişi sırasında Allah'ı zikretmezse, şeytan, avanesine: 'İşte geceleyeceğiniz yer.' der. Yemek sırasında Alla"! anmadığında da: 'İşte size geceleyeceğiniz yer ve akşam yemeği.' der." Bu hadisi Müslim, aktarmıştır.[867]

8- Tuvalete Girerken Yaptığı Dualar:

Sahihayn'da. geçtiğine göre; Hz. Peygamber (s.a.), tuvalete girişi| r asında:
"Allah'ım, erkek ve dişi şeytanlardan maddi ve manevi pisliklerden Sana sığınırım." diyordu.[868]
Ahmed b. Hanbel'in kaydettiğine göre tuvalete girene, bunu okuma! m emretmiştir.[869]
Yine Hz. Peygamber'den (s.a.) rivayet olunmuştur: İçinizden biri|t|Li-valete gittiğinde:
Allah'ım! Görünen-görünmeyen, maddi-manevi bütün pisliklerden kovulmuş şeytandan Sana sığınırım." demeye üşenmesin.[870]
Hz. Peygamber (s.a.)den rivayet edilmiştir:
"Âdemoğullannm avretlerini cinlerden perdeleyen şey, birinizin tuvalete girdiğinde 'Bismillah' demesidir."[871]
Hz. Peygamber'in (s.a.) bevlederken kendisine selâm veren bir adamın selâmını almadığı sâbittir.[872]
Ve Allah Teâlâ'mn abdest bozarken konuşana hiddetlendiğini şöylece haber vermiştir: "İki kişi konuşup avretlerini açarak birlikte ayak yoluna gitmesin. Çünkü Allah Teâlâ bu davranışa hiddetlenir.[873]
Daha önce de geçtiği gibi Hz. Peygamber (s.a.), küçük ve büyük abdest bozarken kıbleyi önüne ya da arkasına almıyordu. Kendisi Ebu Ey-yûb, Selmân-ı Fârisî, Ebu Hureyre, Ma'kıl b. Ebî Ma'kıl, Abdullah b. el-Hâris b. Ceze1 ez-Zübeydî, Câbir b. Abdullah ve Abdullah b. Ömer'in -Allah onlardan razı olsun- rivayet ettikleri hadislerde bunu yasaklamıştır. Bu hadislerin geneli sahihtir, diğerleri ise hasendir. Bunlarla çelişen hadislerin ise ya senedleri illetlidir, ya delâlet itibariyle zayıftır. Binaenaleyh bu konuda Hz. Peygamber'den (s.a.) gelen meşhur rivayetlerdeki nehyin açık ( = sarih) ifadesi reddolunamaz. Meselâ, Irak'ın Hz. Âişe'den aktardığı hadis gibi: Rasûlullah'a (s.a.), insanların cinsel organlarını kıbleye çevirmeyi mekruh gördükleri söylendi. "Böyle yapmışlar ha! Tuvaletimin yüzünü kıbleye doğru döndürün!" buyurdu. Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiş [874]ve, mürsel de olsa, ruhsat hususunda rivayet edilen hadislerin en hasenidir, demiştir. Fakat aralarında Buharî'nin de bulunduğu diğer hadis imamları hadisi kusurlu bulup sabit görmemişlerdir. İmam Ahmed'in sözü, hadisin sabit veya hasen olmasını gerektirmez. Tirmizî ise, el-İlelü'l-Kebîr adlı eserinde hadis için: "Ebu Abdullah Muhammed b. İsmail el-Buharî'ye bu hadisi sordum, 'Hadiste muztariplik vardır, bence sahih olan, bunun Hz. Âişe'nin kendi sözü olmasıdır' dedi." demektedir.
Ben de derim ki: Hadisin başka bir illeti daha vardır: Bu da Irak ile Hz. Âişe arasındaki kesintidir, Irak, Hz. Âişe'den işitmemiştir. Hadisi Abdülvehhab es-Sakafî, Halid el-Hazzâ'dan, o bir adamdan, o da Hz. Âişe'den rivayet etmiştir. Hadisin bir başka illeti de, Hâlid b. Ebu's-Salt'm zayıflığıdır.
Yasaklanmadığına dair hadislerden biri de Câbir hadisidir: "Rasûlul-lah (s.a.) ufak abdest bozarken kıbleye yönelinmesini yasaklamıştı, fakat vefatından bir yıl önce O'nun (s.a.) kıbleye yöneliğini gördüm."[875] Tirmizî, bu hadisi hasen-garib görmüş ve ei-îlel'dc: "Muhammed'e, yani Bu-harî'ye bu hadisi sordum; sahih bir hadistir, onu İbn îshak'tan başkaları da rivayet etmiştir, dedi." demiştir. Buharî'nin muradı, şayet hadisin îbn Ishak'tan gelişinin sahih olduğu ise bu bizzat hadisin sahih olduğunu göstermez. Eğer bizzat hadisin sıhhatini kasdetmişse, o ayniyle vâkidir. Hükmü de "Rasülullah'i (s.a.) Kabe'yi arkasına alarak ihtiyaç giderirken" gördüğünü ifade eden îbn Ömer hadisinin hükmü gibidir. Bu da altı ihtimal taşır:
a) Yasaklanmasının kaldırıldığına,
b) Kaldırılmadığına, yani yasaklandığına.
c) Hz. Peygamber'e (s.a.) has bir davranış olduğuna,
d) Binalara has bir davranış olduğuna,
e) Yerin veya başka bir şeyin gerektirdiği bir özürden dolayı olduğuna.
f) Açıklamak için yapıldığına. Çünkü yasaklama, haram oluşundan değildir.
Bu ihtimallerden birisini kesin tayinde bulunmaya'yol yoktur. Câbir hadisi, bu ihtimallerden ikincisine muhtemel değilse de bu ihtimalden ötürü meşhur, açık ve sahih yasaklama hadislerinin terkedilmesine de yol yoktur. İbn Ömer'in: "Bunu ancak sahrada (açıkta) iken yasakladı" sözü kendişinin yasaklamayı açık alana has olarak anlamasındandır, yoksa yasaklayıcı ifadenin aktarılışı değildir. Bu anlayış, yasağın genel olduğunu söyleyenlerin görüşlerinin açık alanla binayı ayırdedenleri güç durumda bırakan çelişkiden selamette olması yanında Ebu Eyyub'un, yasaklamanın genel olduğu şeklinde anlayışına da terstir. Onlara: "Binalarda kıbleye yönelmeyi caiz kılan engelin ölçüsü nedir?" denilir. Oysa ayirdedici bir ölçüden sözet-mek mümkün değildir. Mutlak olarak binanın kendisinin bunu caiz kıldığını söylerlerse, küçük abdest bozanla Kabe arasında binada olduğu gibi uzak veya yakın bir dağın araya girmesi ile açık alanda da caiz olması gerekirdi. Hem yasaklama kıble yönüne saygı göstermektir ve bu durum, açıkta olsun, binada olsun fark etmez, bizzat Kabe'ye has bir özellik de değildir. Nice dağlar ve tepeler, küçük abdest bozanla Kabe arasında, bina duvarlarının engel olduğu gibi birer engel, hatta daha büyük bir engel olmaktadırlar. Kıble yönüne gelince, küçük abdest bozanla onun arasında herhangi bir engel yoktur ve yasaklama bizzat Kabe'ye değil Kabe yönünedir. Bunu iyi düşün.
Ayak yolundan çıktığında: "Allah'ım bağışla. [876] derdi.
Yine Hz. Peygamber'in (s.a.) şöyle dediği de rivayet edilmiştir:
"Benden sıkıntıyı gideren ve bana afiyetler ihsan eden Allah'a ham-dolsun." Hadisi İbn Mâce zikretmiştir.[877]

9- Abdest Dualan:

Hz, Peygamber'in (s.a.), ellerini içinde su bulunan bir kaba koyduğu ve sonra sahabîlere: "Allah'ın adıyla (besmele ile) abdest alın." buyurduğu rivayet edilmiştir.[878] Hz. Peygamber'in (s.a.) Câbir'e (r.a.) "Bana bir abdest suyu iste." dediği, su getirilince de: "Ey Câbir, al, ellerime dök ve 'Bismillah' de!" buyurduğu sabittir. Câbir (r.a.): Abdest suyunu döktüm ve 'Bismillah' dedim; parmaklarının arasından suyun fışkırdığını gördüm, diyor."[879]
Ahmed b. Hanbel'in Ebu Hureyre, Saîd b. Zeyd ve Ebu Saîd el-Hudrî'den (r.anhum) rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.): "Abdest esnasında besmele çekmeyen abdest almış değildir." buyurmuştur. Bu hadislerin senedlerinde zayıflık vardır.[880]
Hz. Peygamber (s.a.) buyurmuştur: "Kim güzelce abdest alır, sonra da:
'Allah'tan başka ilâh olmadığına, O'nun tek olduğuna, ortağı bulunmadığına şehadet ederim. Muhammed'in O'nun kulu ve rasûlü olduğuna da şehadet ederim.' derse, ona cennetin sekiz kapısı açılır, hangisinden isterse, ondan girer." Hadisi Müslim kaydetmiştir.[881]
Tirmizî ise bu şehadetten sonra:
"Allah'ım! Beni tevbe edenlerden eyle. Beni (her .türlü maddî-manevî pisliklerden) arınmış kimselerden eyle." duasını da eklemiştir.[882]
İmam Ahmed de: "Sonra bakışlarım gökyüzüne çevirdi."[883] ilâvesinde bulunmuştur. İbn Mâce ise Ahmed'le birlikte: "Bunu (yani Müslim'in rivayet ettiğini) üç defa söyledi." diye eklemiştir.[884]
Bakî' b. Mahled, Müsned'inde, Ebu Saîd el-Hudrî'den merfû olarak aktarıyor: "Kim, abdest alır, abdestini bitirdikten sonra:
'Allah'ım! Her türlü eksiklikten münezzehsin. Hamd Sana, şükran Sana! Şehadet ederim, Senden başka tanrı yoktur. Affına sığınır, Sana (günahlarımdan) tevbe ederim.' derse, bu söylediği beyaz bir kağıda yazılır, bir mühürle mühürlenir, sonra arşın altına kaldırılır. Kıyamet gününe kadar mührü kırılıp, açılmaz." Bu hadisi Nesâî, ei-Kebîr adlı eserinde Ebu Saîd el-Hudrî'den, Abdest Aldıktan Sonra Okudukları Bâbı'nda kaydetmiş ve yukarıda geçen bazı şeyleri zikretmiştir.[885] Sonra da sahih bir isnadla Ebu Musa el-Eş'arî hadisini rivayet etti: Ebu Musa anlatıyor: Rasûhıllah'a (s.a.) abdest suyu getirdim. Abdest aldı. Sonra O'nun şöyle dua ettiğini duydum:
*'Allah'ım, günahlarımı bağışla! Evime bolluk bereket ihsan et! Rızkımı mübarek kıl!"
—Ey Allah'ın Peygamberi, sizin şöyle dua ettiğinizi duydum, dedim.
—"(Dua edip, Allah'tan dilemediğimiz) bir şey kaldı mı?" buyurdu. İbnü's-Sünnî, hadisi, 'Abdest Aldıktan Sonra Okudukları Bâbı'nda kaydetmiştir.[886]

10- Ezan Duaları:

Hz. Peygamber'den (s.a.) ezanın tercî'li ve tercî'siz okunmasının sünnet olduğuna, kamet lafızlarım çift ve tek olarak meşru kıldığına dair hadisler gelmiştir. Ancak kamet kelimesi, "Kad kâmeti's-Salâtü" nün iki defa söylenmesine ait Hz. Peygamber'den (s.a.) nakledilen haber sahihtir, tek söylenmesine dair kesinlikle sahih hiçbir hadis rivayet edilmemiştir. Yine aynı şekilde Ö'ndan gelen ezanın başındaki tekbîrin (Allahu ekber sözünün) 4 defa tekrarlanması yolundaki rivayet sahihtir, yalnız iki defa tekrarlanması yolundaki rivayetse sahih değildir.
"Bilâl'e cümleleri ezanda çift, kamette tek okunmasını emir buyurdu."[887] hadisine gelince, çift sözü dörtle çelişmez.[888] Kaldı ki dört defa okumak, gerek Abdullah b. Zeyd, gerek Ömer b. el-Hattâb ve gerekse Ebu Mahzura'dan (r.anhum) gelen hadislerde açık bir ifadeyle sahih olarak rivayet edilmiştir.
Kamette cümlelerin birer kere söylenmesine gelince, tbn Ömer'den (r.an-huma) bundan kamet kelimesinin müstesna olduğu sahih olarak nakledilmiştir: İbn Ömer anlatıyor: "Hz. Peygamber (s.a.) zamanında Ezan ikişer ikişer, kamet ise (Kad kameti's-Salâtu) cümlesi dışında teker tekerdi.'* Nitekim Sahih-i BuharTĞt de Hz. Enes'in rivayetine göre, Hz. Peygamber (s.a.)» BilâFe, ezan sözlerini ikişer, kamet kelimesi dışındaki kamet sözlerini de birer kere okumasını emretti.[889] Abdullah b. Zeyd ve Ömer'in rivayetlerinde, kamette Kad kameti's-Salâtu) sözünün iki kere okunacağının belirtildiği sahihtir.
Ebu Mahzura'nın diğer ezan sözlerinin yanında kamet kelimesinin de iki kere okunacağım belirten rivayeti de sahihtir. Bu şekillerin hepsi, bazısı diğerlerinden faziletli olsa da caizdir, kifayet eder ve hiçbirinde kerahat yoktur. İmam Ahmed, Bilâl'in ezanını ve kametini; îmam Şafiî Ebu Mahzura'nın ezanını, Bilâl'in kametini; Ebu Hanife Bilâl'in ezanını, Ebu Mahzura'nın kametini; İmam Mâlik de Medinelilerin tatbikatım, kamet ve ezanda ikişer kere tekbir getirmelerini ve kamet kelimesini yalnız bir kere okumalarını almıştır. Allah hepsine rahmet etsin. Çünkü onlar, sünnete uymak yolunda ictihadda bulunmuşlardır.
Hz. Peygamber'in (s.a.) ezan sırasında ve ezandan sonra okuduklarına gelince; ümmeti için bu konuda beş çeşit sünnet koymuşlardır:
1- Birincisi: Ezanı işitenin, müezzinin söylediklerini tekrar etmesi, ancak "Hayye ale's-salâh" ve "Hayye ale'l-felâh" sözleri yerine "La havle ve lâ kuvvete illâ billah" sözünü söyleyerek tekrar etmesi konusundaki rivayet sahihtir.[890]' Hz. Peygamber'den (s.a.) Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah sözüyle[891]

Hayye ale's-salâh ve Hayye ale'l-felâh sözünün birlikte söylenmesiyle yalnızca Hayye ale's-salâh ve Hayye ale'l-felâh sözünün söylenmesi konusunda herhangi bir haber aktarılmamıştır. Hz. Peygamber'in (s.a.) sahih sünneti; bu iki sözün yerine 'Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh' denilmesidir. Bu, hem müezzinin ve hem de ezam dinleyenin durumuna uygun düşen hikmetin gereğidir. Çünkü ezan kelimeleri zikirdir, dolayısıyla dinleyenin onları tekrarlaması sünnettir. Hayye ale's-salâh ve Hayye ale'l-felâh sözü ise ezanı işiteni namaza çağırmadır, dolayısıyla ezanı duyanın bu çağrıya karşılık verebilmek için yardım ifade eden cümleyle yardım dilemesi sünnettir. Yardım isteme cümlesi ise: Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah) el-Aliyyi'1-Azîm, de-mesidir.[892]
2. İkincisi:"Ben de Allah'tan başka tanrı olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve Rasûlü olduğuna şehadet ederim. Rab olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı Rasûl olarak da Muhammed'i kabul ettim." denilmesidir. Hz. Peygamber (s.a.) bunu okuyanın günahlarının bağışlanacağını haber vermiştir.[893]
3. Üçüncüsü: Müezzine icabetinden sonra Hz. Peygamber'e (s.a.) sa-lâvat okunmasıdır. Hz. Peygamber'e (s.a.) okunacak ve O'na ulaşacak sa-lavâtlann en mükemmeli, ümmetine kendisi için okumalarını öğrettiği îb-rahimî salâvattır. Bilgiçlik taslayanlar, her ne kadar bilgiçlik taslasalar da bundan daha mükemmel bir salâvat yoktur.
4. Dördüncüsü: Hz. Peygamber'e (s.a.) salâvattan sonra:
"Bu eksiksiz çağrının, vakti giren kılınacak namazın Rabbi olan Allah'ım! Muhammed'e vesileyi ve fazileti ihsan et ve O'nu vadettiğin Makâm-ı Mahmûd'a eriştir. Şüphesiz Sen vadinden caymazsın." demesidir.[894] Makâm-ı Mahmûd sözü el-Makâm el-Mahmûd şeklinde değil, yukarıda geçtiği gibi elif ve lâm (harf-i tarif) olmaksızın "Makâmen Mahmuden" şeklinde rivayet edilmiştir ve Hz. Peygamber'den (s.a.) böyle rivayeti sahihtir.[895]
5. Beşincisi: Bundan sonra kendisine dua edip Allah'ın fazlından, kereminden istemesidir. Çünkü bu kimsenin duası kabul edilir. Nitekim Sünen kitaplarında Hz. Peygamber'in (s.a.), "Dediklerini, yani müezzinlerin ezanda söylediklerini tekrarla, bunu bitirince Allah'tan iste, istediğin verilir." buyurduğu kayıtlıdır.[896]
İmam Ahmed kaydetmiştir. Hz. Peygamber (s.a.): "Kim müezzinin ezamnı işittiğinde:
'Bu eksiksiz davetin ve fayda veren namazın Rabbi olan Allah'ım, Muhammed'e salât eyle, kendisinden sonra bir daha gazap bulunmayan bir rıza ile razı ol.' derse, Allah duasını kabul eder."'[897]
Ümmü Seleme anlatıyor: Rasûlullah (s.a.) akşam ezanı okunurken:
"Allah'ım! İşte gecenin başlangıcı, gündüzün sonu ve müezzinlerin sesleri! Artık beni bağışla!" dememi öğretti. Bunu Tirmizî kaydetmiştir.[898]
Hâkim, Müstedrek'te Ebu Ümâme'den merfû olarak rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (s.a.) ezanı işittiğinde:
"Bu eksiksiz, icabet olunan davetin ve kendisinden ötürü dualara icabet olunan hak davetin ve takva kelimesinin Rabbi olan Allah'ım! Beni bu inanç üzere öldür, ona bağlı olarak yaşat, kıyamet günü amel yönünden bu inanca sahip salih kimselerden eyle!" derdi.[899]
Beyhakî bunu İbn Ömer'den mevkuf (yani onun sözü) olarak rivayet ediyor.
Hz. Peygamber'in (s.a.), kamet kelimesi okunurken: "Allah onu (namazı) kıldırsın ve devam ettirsin." dediği aktarılmıştır.[900]
Sünen'de Hz. Peygamber'in (s.a.) şöyle buyurduğu rivayet ediliyor:
"Ezan ile kamet arasında yapılan dua geri çevrilmez. Nasıl dua edelim, ey Allah'ın Rasûlü? dediler. Hz. Peygamber (s.a.) de: "Allah'tan, dünya ve âhirette afiyet vermesini isteyin." buyurdu. Hadis sahihtir.[901]
Yine aynı konuda Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: "İki vakit vardır. O vakitlerde göğün kapıları açılır ve dua edenin duası pek geri çevrilmez: Ezan okunduğunda ve Allah yolunda savaş için saf bağlandığında... [902]
Hz. Peygamber'in (s.a.) namaz içinde namazdan ayrıldıktan sonra okuduğu duaları, bayram namazları, cenaze ve küsûf namazlarında okuduğu duaları yukarıda genişçe geçti. Yine Hz. Peygamber'in (s.a.) güneş tutulduğunda, tutulma sona erinceye kadar Allah'ın zikrine sığınılmasını emrettiğini, küsûf namazında ayakta ellerini kaldırarak güneş tutulması geçinceye kadar tesbîhatta bulunduğunu, tehlil ve tekbir getirdiğini, hamd ve dua ettiğini yukarıda tafsilatıyla anlattık. Allah en iyi bilendir. [903]

11- Teşrik Tekbirleri:

Rasûlullah (s.a.) Zilhicce'nin onuncu gününde çok dua eder; tehlil, (lö ilahe illallah) tekbir (Allahu ekber) ve tahmid'in (elhamdülillah) bu günde çok söylenilmesini emrederdi.[904]
Allah Rasûlü'nden (s.a.) naklolunduğuna göre; arefe günü sabah namazından, teşrik günlerinin son ikindi namazına kadar "Allahu ekber, Allahu ekber, la ilahe illallahu, vallahu ekber, velillahilhamd [905]diyerek tekbir getirirdi. Bu hadisin isnadı her ne kadar sahih değilse de, uygulama buna göre yapılmaktadır. Bu hadisin lafzı, hadisin evvelindeki tekbir (Al-lahu ekber)'in iki kere olduğu şeklinde rivayet edilmiştir. Hadisin evvelindeki tekbirin iki yerine üç kere olması ise, Câbir ve İbn Abbas'dan "Onlar tekbiri sadece üç kere söylerdi." şeklinde rivayet olunan bu bir hadise dayanmaktadır. Her iki rivayet de hasendir.
İmam Şafiî: "Şayet bir kimse buna ziyade ederse, lafızlarım söylemesi daha iyi olur" demiştir. [906]

12- Hilâli Gördüğünde Yaptığı Dualar:

Allah Rasûlü'nden (s.a.) şöyle dua ettiği rivayet olunur:
"Ey Allah'ım! Bu ayı bizlere emniyet ile, ihsan ile, selâmet ile, islâm ile göster. (Ey hilâl!) Benim de, senin de Rabbin Allah'tır. "[907] Tirmizî, hadise; hasen-garîbtir, demiştir.
Hilâli gördüğünde şu şekilde dua ettiği de rivayet edilmiştir: "Allahu ekber. Ey Allah'ım! Bu hilâli (ayı) bizlere emniyet ile, iman ile, selâmet ile, İslâm ile, sevdiğin ve razı olduğun amellere muvaffakiyet ile göster. Ey hilâl! Bizim de senin de Rabbin Allah'tır."[908] Bunu Dârimî rivayet etmiştir.
Ebu Davud'un, Katâde'den rivayetine göre, Rasûlullah (s.a.) hilâli gördüğünde, üç kere: "Hayır ve doğruluğun hilâli! Hayır ve doğruluğun hilâli! Seni yaratana iman ettim!" der; sonra: "Şu ayı götürüp bu ayı getiren Allah'a hamdolsun."[909] buyururdu. İsnad zincirinde leyyin râviler vardır.
Sünen'in bazı nüshalarında naklolunduğuna göre Ebu Davud: "Bu konuda Hz. Peygamber'den (s.a.) sahihmüsned bir hadis rivayet edilmemiştir. "[910] demiştir. [911]



KAYNAKLAR; ZADUL MEAD
[817] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/375.
[818] Buharî, 80/7, 80/8, 80/16, 97/13; Tirmizî, 3413; Ebu Davud, 5049; İbn Mâce, 3880; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/385, 387, 397, 399, 407. Hepsi de Huzeyfe b. Yemân'-dan rivayet etmiştir. Ayrıca, Buharî (80/16, 97/13), Ahmed b. Hanbel (5/154), Ebu Zer'den; Müslim (2711) ve Ahmed (4/294, 302) Berâ b. Azib'den rivayet etmişlerdir.
[819] Birinci hadis: Ebu Davud, 5085; Senedinde Bakiyye b. Velîd vardır, tedlis yapan bir râvi olup hadisi mu'anan olarak rivayet etmiştir. Yine senedde yer alan Ömer b. Cü'-süm'ü İbn Hibbân'dan başkası sika kabu! etmemiştir. Nesâî'nin (3/209) bir başka yolla ve hasen bir senetle rivayet ettiği bir hadis vardır ki bu hadisi kuvvetlendirir.
İkinci hadis: Ebu Davud, 5061. Senedinde Abdullah b. Velid b. Kays et-Tücîbî vardır. Hafız İbn Hacer'in Tokrtb'At belirttiğine göre, bu râvinin hadisi leyyindir, yani hadis rivayetinde bu râvi gevşektir.
[820] Hafız İbn Hacer, Fethu'l-Bârî'de (3/33) diyor ki: Bu şekilde şüphe ifadesiyle (yani veya denilmek suretiyle) rivayet edilmiştir. İster onu, ister bunu söylerse anlamına gelmesi de muhtemeldir. Ancak birinci ihtimali İsmailî'nin rivayetindeki şu metin destekler: Sonra "Rabbim! Beni bağışla" derse günahları bağışlanır. Yahut. Hz. Peygamber (s.a.) : "Dua ederse, duası kabul olunur" buyurdu. Aİİ b. el-Medînî'nin rivayeti ise şöyledir: Sonra "Rabbim! Beni bağışla." derse- yahut (Hz. Peygamber s.a.) dua ederse- buyurdu. Nesâî'nin rivayetinde yalnız birinci şık yeralmıştır.
[821] Buharî, 19/21; Ebu Davud, 5060; Tirmizî, 3411; îbn Mâce, 3878. "el-Aliyyü'1-Azim" sözü Buharî'de geçmemektedir. Ancak, İbn Mâce, Nesâî ve İbnü's-Sünnî'nin rivayetlerinde bu söz sahih bir senedle nakledilmektedir.
[822] Buharî, 80/16, 97/13; Müslim, 763 (191).
[823] Buharî, 19/1, 97/8; Müslim, 769; Ahmed b. Hanbel, 1/358.
[824] Müslim, 770; Tirmizî, 3416; İbn Mâce, 1357. Müslim'de hadisin baş tarafı şöyledir: Yahya b. Ebî Kesîr rivayet etti ki: Ebu Seleme b. Abdurrahman ibn Avf rivayet etti, dedi ki: Ümmü'1-mü'minin Âişe'ye sordum: Rasûlullah (s.a.) geceleyin kalktığı vakit namazına ne ile başlardı? dedim. Âişe: Geceleyin kalktığı vakit, namazına şu dua ile başlardı: "Ey Cebrail, Mikâil ve İsrafil'in Rabbi Allah'ım!..." dedi.
[825] Ebu Davud, 1430; Nesâî, 3/235; Ahmed, 3/406, 467, 5/123. Senedi sahihtir.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/375-378.
[826] Tirmizî, 3423; Ebu Davud, 5094; Nesâî, 8/285; İbn Mâce, 3884; Ahmed, Müsned, 6/306. Ümmü Seleme'den. Senedi sahihtir. Tirmizî: Bu hadis hasen-sahihtir, demiştir. Hâkim (1/519), hadisi sahih bulmuş, Zehebî de ona uymuştur.
[827] Tirmizî 3422; Ebu Davud, 5095; Enes b. Mâlik'den. Tirmizî: Bu hadis hasen-sahihtir, demiştir. İbn Hibbân da (2375) sahih bulmuştur.
[828] Buharî, 80/10; Müslim, 763 (191). Hadis yukarıda geçti.
[829] Ibn Mâce, 778; Ahmed, Müsned, 3/21. Senedinde Atiyye el-Avfi vardır ki zayıf bir râvidir.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/378-380.
[830] Ebu Davöd, 466. Senedi sahihtir. Nevevî ve tbn Hacer, hadisi hasen bulmuşlardır.
[831] Ebu Davud, 465; Ebu Avâne; İbn Mâce, 772; Ebu Humeyd veya Ebu Üseyd'den. Senedi güçlüdür. Müslim ise bu hadisi (713) şu şekilde rivayet etmektedir: "Sizden birisi mescide girdiği vakit: Allah'ım! Rahmet kapılarım bana
aç! desin. Çıktığında ise: Allah'ım! Ben Senin ihsanından istiyorum! desin."
[832] Ahmed, Müsned, 6/282, 283; Tirmizî, 314; İbn Mâce, 771. Hz. Fâtıma'dan. Senedinde zayıflık ve inkita vardır. Bu hadisin, Îbnü's-Sünnî'de (86) bir şahidi vardır. Bunun da senedinde zayıflık var ise de hadis bununla kuvvetlenir.; Bundan dolayı Tirmizî, bu hadisi hasen saymıştır.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/380-381.
[833] Tirmizî, 3388; Ebu Davud, 5068; İbn Mâce, 3868. Ebu Hureyre'den. Senedi güçlüdür. Tirmizî: Bu hadis hasendir, demiştir.
[834] Müslim, 2723 (75). Abdullah b. Ms'ûd'dan.
[835] Tirmizî, 3389; Ebu Davud, 5067. Senedi sahihtir, tbn Hibbân (2349) ve Hâkim, hadisi sahih bulmuşlardır.
[836] Tirmizî, 3385; Ebu Davud, 5088; Ahmed, 446, 474; Oğlu Abdullah'ın Zevö/rf'inde, 528; İbn Mâce, 3869. Osman b. Affân'dan. Senedi sahihtir. îbn Hibbân {2352) ve Hâkim (1/514) sahih bulmuşlardır. Tirmizî: Bu hadis hasen-sahihtir; demiştir.
[837] Tirmizî, (3386) Sevbân'dan rivayet etmiş ve "Bu hadis hasen-garîbtir" demiştir. Oysa
senedinde Hafız îbn Hacer'in Takrib'de dediği gibi zayıf, tedlisci bir ravi olan Saîd b. Merzüban vardır. Ebu Davud, 5072; senedinde Sabık b. Naciye vardır ki meçhul bir râvidir. Hâkim (1/518) hadisi sahih bulmuş, Zehebî de ona katılmıştır.
Ebu Davud (1529), Ebu Saîd el-Hudrî'den, zamanla mukayyed olmaksızın, merfû bir hadis naklediyor: "Kim; ben, Rab olarak Allah'a, din olarak islâm'a,"peygamber olarak Muhammed'e (s.a.) razı oldum, derse ona cennet vacib olur." Senedi güçlüdür. Hâkim (1/518) sahih bulmuş, Zehebî de ona katılmıştır.
[838] Ebu Davud, 5069; Enes'ten. Senedinde Abdurrahman b. Abdülmecîd vardır ki meçhul bir râvidir. Buharî,
Edebu'i-Müfred, 1021; Tirmizî, 3495; Ebu Davud, 5078; îbnü's-Sünnî, 68; Bakıyye b. Velîd - Müslim b. Ziyâd el-Kureşî - Enes b. Mâlik yoluyla. Hafız îbn Hacer diyor ki: "Bakıyye, her ne kadar tedlis ve tesviye ile kusurlu bulunmuşsa da sadûk = güvenilir bir râvidir. Şeyhinden hadis aldığı ve işittiği sarih olduğu için üzerindeki şüphe kalkmıştır. Şeyhi Müslim b. Ziyâd hakkında İbnü'î-Kattân çe-kimseriik göstermiş ve: Onun halini bilmiyoruz." demiştir. Fakat Ömer b. Abdüla-ziz'in at bakıcısı (seyis) hakkında bir bilgi vardır ve bu onun güvenilir biri olduğuna delâlet eder. îbn Hibbân onu Sik ât adh eserinde zikretmiştir. Bu yüzden Hafız îbn Hacer, bu hadisin hasen olduğunu söylemiştir.
Ayrıca Hâkim (1/523) de Selman el-Fârisî'den, buna benzer zaman belirtilmeyen bir hadis rivayet etmektedir: "Allah'ım! Ben seni şehid tutuyorum. Meleklerini ve Arş'ını taşıyanları şahid tutuyorum. Göklerde ve yerde bulunanları şahit tutuyorum: Sen kendinden başka ilâh olmayan Allah'sın. Senin ortağın yoktur. Muhammed'İn, Senin kulun ve elçin olduğuna şahidlik ederim', diyenin üçte birini Allah cehennemden azad eder. İki defa söyleyenin üçte ikisini azad eder. Üç defa söyleyenin ise bütün bedenini cehennemden azad eder." Senedi ceyyiddir. Hâkim sahih bulmuş, Zehebî de ona katılmıştır.
[839] Ebu Davud, 5073; îbn Hibbân, 2361. Abdullah b. Ganâm el-Beyazîıden. Senedinde bulunan Abdullah b. Anbese'yi îbn Hibbân'dan başkası sika kabul etmemiştir. Bununla beraber Hafız Îbn Hacer bu hadisi, Emâii'I-Ezkâr'da hasen kabul etmiştir.
[840] Ebu Davud, 5074; İbn Mâce, 3871. Îbn Ömer'den. Senedi sahihtir. Hâkim (1/517) hadisi sahih bulmuştur.
[841] Ebu Davud, 5084. Ebu Mâlik el-Eş'arî'den. Senedi hasendir.
[842] Ebu Davud, 5075. Senedinde meçhul râvjler vardır.
[843] Ebu Davud, 1555. Ebu Saîd el-Hudrî'den. Senedinde Gassân b. Avf vardır. Hadisi gevşek birisidir. Sahîhayn'da Enes'ten (r.a.) şu hadis naklolunmustur: "Allah'ım! Endişe ve hüzünden, acizlik ve tembellikten, cimrilik ve korkaklıktan, borca batmaktan ve insanların tasallutundan Sana sığınırım."
[844] Ahmed, 3/406, 407. Abdurrahman b. Ebzâ'dan. Senedi sahihtir.
[845] Hâkim, 1/545; tbnü's-Sünnî, 48. Enes b. Mâlik'ten (r.a.). Senedinde Osman b. Mev-hib bulunmaktadır ki bu râvi, Müstedrek'it geçtiği üzere Osman b. Abdullah b. Mev-hib değildir. Onun hakkında Ebu Hatim der ki: Onun hadisi salihdir (Sâlihu'l-hadis). D^ğer râvileri sikadır. Şu halde hadis hasendir.
[846] İbnü's-Sünnî, 50. îbn Abbas'tan senedinde meçhul bir râvi vjdır. Nevevî, el-Ezkâr'da hadisi zayıf kabul etmiştir.
[847] îbn Mâce, 925. Ümmü Seleme'den. Bûsırî, Zevâidlnde der ki. Ümmü Seleme'nin azadhsımn dışında, diğer râvüeri sikadır. Çünkü o, hadis işitmemiştir. Mübhemât konusunda eser verenlerden hiç kimsenin onu zikrettiğini görmedim. Durumunu ve kim-liğini de bilmiyorum.*' Hadisi ayrıca 'bnü's-Sünnî, Amelu'l-Yevm ve'l-Leyle'de (53) aynen nakletmiştir. Bu hadisin, Taberânî'nin Mu'cemu's-Sağîr'inde, sahih bir senedle gelen şâhid bir hadisi vardır. Bununla hadis, hasen derecesine ulaşmaktır.
[848] tbnü's-Sünnı, Amelu'l-Yevm ve'l-Leyle, s. 19. İbn Abbas'tan. Senedinde zayıflık vardır.
[849] İbn Sünnî, Amelu'l-Yevm ve'I-Leyle, 70; Ebu'd-Derdâ'dan. Senedi sahihtir. Ebu Da-vud, 5081; Ebu'd-Derda'ya mevkuf yani onun sözü olarak. Râvİleri sikadır. Fakat Ebu Davud rivayetinde münker bir fazlalık vardır. O da şudur: "İster sadık, ister yalancı olsun."
[850] İbnü's-Sünnî, Amelü'l-Yevm ve'I-Leyle, 56; Talk b. Habib'ten. Hadis zayıftır.'
[851] Buharı, 80/2. Şeddad b. Evs'ten. Hafız İbn Hacer: "Bu hadis-i şerifte seyyidü'I-istiğfar olarak isimlendirmeyi hak ettirecek anlam ve söz güzelliği vardır. Çünkü onda ilâhhk-ta ve ibadette Allah'ın tek olduğunu ikrar, yaratıcı olduğunu itiraf, kendisinden aldığı ahdi kabul, O'nun va'dettiğini umma, kulun nefsi aleyhine işlediği suçların şerrinden sığınma; nimetleri, var edene nisbet, günahları kendi nefsine yükleme, bağışlanmaya rağbet ve bunu yapmaya O'ndan başkasının güç yetirenleyeceğini İtiraf vardır." demektedir.
[852] Buharı, 11/173; Müslim, 2692; Ebu Davud, 5091. Ebu Hureyre'den.
[853] Ebu Davud, 5077; İbn Mâce, 3867; Ahmed, 4/60. Ebu Ayyaş ez-Zerka dan. Isnaı sahihtir.
[854] Buharî, 80/64; Müslim, 2691; Muvatta, 1/209; Tirmizî, 3464, Ebu Hureyre den.
[855] Ahmed, Müsned, 5/191; Îbnü's-Sünnî (s.47) özetle rivayet etmiştir. Senedinde Ebu Bekr b. Abdullah b. Ebu
Meryem el-Gassânî eş-Şâmî vardır ve bu zat zayıf bir râvidir.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/381-392.
[856] Tirmizî, 1767; Tirmizî, Şemail, 1/138-139; Ebu Davud, 4020; Ahmed, Müsned, 3/30. Hepsi Ebu Saîd el-Hudrî'den. Ebu Davud, Tirmizî ve Nesâi aynı hadisi bir de İsa b. Yunus yoluyla Cerîrî'den rivayet etmişlerdir. Aynca Ibn Hİbban (1442) İsa b, Yunus ve Hâlid et-Tahhân yoluyla, Hâkim (4/192) Ebu Üsâme tarîkıyla rivayet
etmektedir. Bu üç râvî de Cerîrî'den rivayet etmişlerdir. Hadis tenkid edilmiştir.
[857] Hasen bir hadistir. Ebu Davud, 4023; Hâkim, 4/192, 193.
[858] Tirmizî, 3555; îbn Mâce, 3557. Hz. Ömer'den.
[859] Buharî, 77/22. Hadiste geçen "eskit ve yıprat" sözüyle araplar, karşısındakine üzün yaşaması için dua etmeyi kastederler. Hadisi, Ebu Davud (4024) ve Ahmed (Müsned, 6/364-365) de rivayet etmişlerdir.
[860] Ahmed, 2/89; İbn Mâce, 3558. Îbnü's-Sünnî, Amelü'l-Yevm ve'l-Leyle, s. 89;jlbn Ömer'den. İsnada sahihtir. Hadisin Ebu Şeybe'nin Musannefındt benzer rivayetle mürsel bir şahidi de vardır.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/392-393.
[861] Müslim, 1154. Hz. Âişe'den.
[862] Îbnü's-Sünnî, Amelü'l-Yevm ve'l-Leyle. s. 157. Abdullah b. Amr b. el-Âs'tan. Ebu Davud, 5058, Hz. Ömer'den.
[863] Tirmizî, 2699. Tirmizî, hadis için: "Hasen-sahihtir" demiştir. Aynı zamanda bu hadisin pek çok rivayet tariki vardır; onlarla kuvvetlenir. Hafız İbn Hacer, bu tarikleri bir küçük cüz'de toplamış ve sonunda hadisin sahihliği sonucuna ulaşmıştır. Eser, Şam'daki Zâhiriyye kütüphanesindedir.
[864] Ebu Davud, 5096. Ebu Mâlik el-Eş'arî'den. Senedi sahihtir.
[865] Ebu Davud, 2494, Ebu Ümâme el-Bâhilî'den; Buharı, el-Edebü'l-Müfred, 1094; İbnü's-Sünnî, s.160. Bu konuda İbn Hibban (1585) ve Hâkim (2/90), benzer bir hadisi Muaz b. Cebel'den rivayet etmişlerdir. Hadiste geçen ( ifadesi Allah'ın koruması ve gözetimi altındadır" anlamındadır. (Bugün) kelimesi, sigortaladı anlamına kullanılmaktadır. Modern arapçadaki bu anlamıyla da tercüme edilse, neredeyse aynı anlama gelmektedir. Belki de çağın insanı daha iyi anlayabilecektir: Allah onu sigortalamış, ona garanti vermiştir.) Nitekim ve yani hurma ve süt sahibi denildiğinde anlamın, "O, Allah'ın gözetimindedir," olması gibi.
[866] Burada aile reisinin genellikle eve akşam gelmesinden hareketle herhalde RasûIuUah (s.a.) böyle buyurmuştur. Yoksa bu sünnet sadece eve akşam dönüldüğünde değil, gündüz gelindiğinde de yerine getirilse gerektir.
[867] Müslim, 2018: Câbir b. Abdullah (r.a.) dan. Hadiste geçen "şeytan dedi." ifadesi, "Kardeşlerine, avanesine, yoldaşlarına söyledi." anlamınadır.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/393-395.
[868] Buharî, 4/9; Müslim, 375. Hz. Enes'ten.
[869] Ahmed, 1/269; Ebu Davud, 6; İbn Mâce 296. Zeyd b. Erkam'dan. İsnadı sahihtir, îbn Hİbbân (126) da hadisi sahih bulmuştur. Hadiste geçen "hubus" kelimesi "habîs" kelimesinin, "habâis" kelimesi de "habîse"nin çoğuludur. RasûIuUah, bu kelimelerle erkek ve dişi şeytanları kasdetmektedir. Bazıları ise "hubus" kelimesini "hubs" şeklinde rivayet ederler ki, bu durumda hubs küfür, habâis şeytanlar anlamına gelir. O zaman hadisin tercümesi şöyle olur: "Allah'ım, küfürden ve şeytanlardan Sana sığınırım."
[870] ibn Mâce, 299, Ebu Umâme'den. tbnü's-Sünnî, Amelü'i-Yevm ve'l-Leyle, s. 18, Enes'ten. Katâde 25 ve Taberânî, ed-Duâ'da İbn Ömer'den. İbn Allan, Şerhu'l-Ezkâr'âa: ibn Hacer, Katâde ve Taberânî'nin îbrj Ömer'den naklettiği hadisi tahric ettikten son-
ra şöyle dediğini kaydeder: "Bu, hasen ve garîb bir hadistir. Senedde geçen İbn Hİb-j bân ve hadisi aldığı hocası İsmail b. Rafı' rivayet yönünden zayıftır. Fakat hadisin1 şahİdJeri bulunmaktadır. Meselâ İbnü's-Sünnî ve Ebu Nu'aym'ın Enes'ten rivayet et-; tikleri hadisi İbn Adiy'İn el-Kâmil'mde Hz. Ali ve Büreyde'den rivayet ettiği hadisler bunlardandır.
[871] Hasen bir hadistir. Tİrmizî, 606; tbn Mâce, 297. Hz. Ali'den, ibn Sünnî, Amelü'l-Yevm ve'l-Leyle, s.20, 21. Hz. Enes'ten Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid'de (1/205) Hz. Enes rivayetini kaydederek: "Taberânî, hadisi iki senedle rivayet etti, birisinde Saîd b. Mesleme el-Emevî bulunmaktadır, bu râvİyi Buharı ve başkaları zayıf görürken, İbn Hibbân ve İbn Adiy sika görmüşlerdir. Geri kalan râvileri sikadır" demektedir.
[872] Müslim, 370; Ebu Davud,-16; Tirmizî, 90; Nesaî, 1/35-36; İbn Mâce 353. îbn Ömer'den.
[873] Ahmed, Müsned, 3/36; Ebu Davud, 15; İbn Mâce, 324. Ebu Saîd el-Hudrî'den. Hadis zayıftır.
[874] Ahmed, 6/137; İbn Mâce, 324. Râvileri sikadır; ancak hadis malûldür.
[875] Tirmizî, 9. Senedinde îbn İshâk'ın tedlisi vardır.
[876] Tirmizî, 7; Ebu Davud, 30; Ahmed, 1/269; Dârimî, 1/174. Senedi hasendir. îbn Hu-zeyme, (90), İbn Hibbân, Hâkim (1/158) ve Ebu Hatim de sahih bulmuşlar. Nevevî ise el-Mecmû adlı eserinde: "Hadis, hasendir ve sahihtir" demiştir.
[877] İbn Mâce, 301. Senedindeki İsmail b. Süleym adlı râvi Hafız İbn Hacer'in et-Takrîb'de belirttiği gibi zayıftır.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/395-398.
[878] Darakutnî, s.26; Beyhakî, Sünen, 1/45; Nesâî 1/61. îbn Sünnî, Amelü'I-Yevm ve'l-Leyle, s. 27. Enes b. Mâlik'ten. Senedi sahihtir ve Nevevî, Hulâsa'da hadisi sahih bulduğunu belirtmiştir.
[879] Buharı, 64/35; Müslim, 3013, 4/2308; Ahmed, Müsned, 3/165, 329.
[880] Ancak îbn Hacer'in Telhîs adlı eserinde dediği gibi bu senedlerin toplamından bu hadisin bir ash bulunduğunu gösterecek bir kuvvet doğar. Ebu Hureyre hadisine gelince, bu hadisi de Ebu Davud (101), Ahmed (2/418), îbn Mâce (399), Darakutnî (1/26, 29), Hâkim (1/146), Beyhakî (1/43, 44) tahrîc etmiştir. Saîd b. Zeyd hadisini ise
Tirmizî (25) ve İbn Mâce (397) tahrîc etmiş, ayrıca İbn Mâce (400), Sehl b. Sa'd'dan nakletmiştir.
[881] Müslim, 234. Ömer b. Hattâb'tan,
[882] Tirmizî, 55. Hz. Ömer'den. Bu ilâve sahihtir.
[883] Müsned, 4/151; Ebu Davud 170. Ukbe b. Âmir'den. Senedinde meçhul bir râvi vardır.
[884] Senedinde Zeyd el-Ammi vardır, zayıf bir ravidir.
[885] İbn Sünnî, Amelü'l-Yevm ve'i-Leyle, s.30. Nesâî, Ameiü'l-Yevm ve'l-Leyle'de iki şekilde, merfû ve mevkuf olarak rivayet etmiş ve mevkuf olanın sahih olduğunu belirtmiştir, îbn Hacer de isnadını sahih bulmuştur.
[886] İbn Sünnî, Ameiü'l-Yevm ve'i-Leyle, s. 28. Ebu Musa el-Eş'arî'den. Senedi sahihtir.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/398-400.
[887] Buharı, 10/1.
[888] Bilindiği gibi dörtte iki çift vardır.
[889] Buharı, 10/8; Müslim, 378.
[890] Buharî, 10/7; Müslim, 383; İmam Mâlik, Muvatta', 1/67. Ebu Saîd el-Hudn den; Rasûlullah; "Ezanı işittiğinizde müezzinin dediklerini tekrarlayınız." buyurdu. Ayrıca Müslim, 383, Abdullah b. Amr b. Âs'tan. Müezzinin "Hayye ale's-salâ, Hayya ale'l-felâh" sözünü dinlerken "La havle ve lâ kuvvete illâ billah" denileceğini Müslim (385) Ömer b. Hattâb'dan, Şafiî de Müsned'inde (1/60) Muâviye'den rivayet etmiştir.
[891] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/400-401.
[892] Müellif burada "billah"tan sonra *'eI-Aliyyi'I-Azîm"i kendisi eklemiştir.
[893] Müslim, 386; Tirmizî, 210. Ebu Davud, Nesâî, İbn Mâce ve İbn Huzeyme (422) Sa'd b, Ebî Vakkas'tan: Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Kim, müezzini işittiğinde: Ben de Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'İn O'nun kulu ve Rasûlü olduğuna
şehadet ederim. Rab olarak Allah'a Resul olarak Muhammed'e, din olarak İslâm'a razı oldum, derse, günahları bağışlanır."
[894] Hadis "Şüphesiz Sen va'dinden caymazsın" ilâvesiyle Beyhakî (Sünen, 1/410) tarafından kaydedilmiştir: Fakat Beyhakî bu ilâvede tek kalmış ve ilâvesi zayıf görülmüştür. Bu ilâveyi zikretmeksizin Buhari (10/8) ve dört Sünen sahibi hadisi Câbir b. Abdullah'tan rivayet etmişlerdir. Rivayette yukarıdaki duayı okuyanın kıyamet gününde Ra-sûlullah'ın şefaatine hak kazanacağı Rasûlullah'ın (s.a.) dilinden aktarılmıştır. Makâm-ı Mahmûd âyette (17/79) va'dedüen Makâm-ı Mahmûd'a atıftır. Âyetteki "Ola ki, umulur ki" sözü Allah Teâlâ için kullanıldığında, kesinlik ifade eder. Hadisin sonundaki ifadeden, sözkonusu duadan amacın Rasûlullah'ın (s.a.) şefaatine hak kazanmak olduğu anlaşılır.
[895] Hafız İbn Hacer Fethu'l-Bârî'de Makâm-ı Mahmûd'un Nesâî'nin rivayetinde elif-lâm ile marife olarak geldiğini, aynı şekilde İbn Huzeyme'nin Sahih "inde (420) geçtiğini, ayrıca îbn Hibbân, Tahâvî, Taberânî'mn (ed-Dua) ve Beyhakî'nin de rivayet ettiğini kaydeder.
[896] Ebu Davud, 524, Abdullah b. Amr b. Âs'tan. Senedi hasendir. İbn Hibbân (295) sahih, îbn Hacer, hasen görmüş ve Taberanî'nin Kiîabu'd-Dua'da rivayet ettiği hadisi şâhid olarak kaydetmiştir.
[897] Ahmed, Müsned , 3/337. Cabir b. Abdullah'tan. Senedinde zayıf bir râvi vardır, ve ayrıca tedhs sözkonusudur.
[898] Ebu Davud, 530; Tirmizî, 3583. "Garîb bir hadistir. Ancak bu senedle biliyoruz." sözüyle de hadisin zayıf olduğunu belirtmiştir. Hâkim (1/199) ise sahih görmüş, Zehe-bî de ona katılmıştır. Ama hata etmiştir.
[899] Senedindeki Ufeyr b. Ma'ân adlı râvi zayıftır. Ayrıca Beyhakî (Sünen, 1/411) müellifin zikrettiği gibi İbn Ömer'den mevkuf olarak rivayet etmiştir.
[900] Ebu Davud, 528. İbnü's-Sünnî, Amelü'l-Yevm ve'l-Leyle, s. 36.
[901] Hadisi bu lafzıyla Tirmizî, 3588, Enes b. Malik'ten. Aynı hadisi Hâkim, 1/198 Enes'-ten; Taberânî hem özet ve hem de mufassal olarak, Ebu Davud, 521; Tirmizî, 212
ve 3589; Ahmed b. Hanbel (3/155 ve 225) Yezîd b. Ebu Meryem yoluyla Enes'ten merfû olarak ve hadisin sonuna "...O halde dua ediniz" cümlesini ekleyerek, rivayet etmiştir. İsnadı sahihtir, tbn Huzeyme (427) ve İbn Hibbân (296) da sahih görmüşlerdir.
[902] Ebu Davud, 2540; Hâkim, 1/198. Ebu Hâzim yoluyla Sehl b. Sa'd anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.) buyurdu: "İki dua vardır ki jeddolunmaz ya da çok az reddolunur. Ezan okunurken ve savaşta, savaşanların birbirine girdiği anda yapılan dua." İsnadı ceyyiddir. İbn Hibbân (297, 298) da sahih görmüştür.
[903] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/402-405.
[904] Buharî, 13/11; Tirmizî, 757-758; Ebu Davud, 2438; îbn Mâce, 1727; Ebu Davud et-Tayâlisî, 2631. İbn Abbas (r.a.) Hz. Peygamber'in (s.a.) şöyle buyurduğunu naklediyor: "Hiçbir gün yoktur ki Allah'a (c.c.) bu on gün içinde işlenen amel-İ salihten daha sevimli olsun!" Dediler ki: Ya Rasûlallah! Allah yolunda cihad da mı? Allah Rasûlü (s.a.): "Allah yolunda cihad da. Ancak kişi cam ile, malı ile gelir de bunlardan hiçbiri ile geri dönmez." buyurdu. Metin Tirmizî'ye aittir.
[905] Dârakutnî (2/50), Câbir b. Abdullah'tan (r.a.) zayıf bir senedle rivayet etmiştir. Bu konuda Hâkim, Müstedrek'ıt (1/299) Ali ve Ammar'dan (r.anhüma) hadis nakletmiş, Zehebî de hadisin zayıf olduğunu söylemiştir. Hâkim der ki: "Ali, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ûd'un (r.anhüm) tatbikatı ise, sahih rivayete göre, arefe günü sabahından teşrik günlerinin sonuna kadar tekbir getirmeleridir." Ibn Ebî Şeybe, Hz. Ali'den (r.a.) "Arefe günü sabah namazından sonra teşrik günlerinin son ikindi namazına kadar tekbir getirirdi" rivayetini nakletmiştir ki isnadı sahihtir. Hâkim de, hadise; sahihtir demiştir. İbn Ebî Şeybe yine Ebu'i-Esved'den şu sözleri nakletmiştir:
"Abdullah b. Mes'ûd (r.a.) arefe günü sabah namazından, kurban bayramının (birinci gününün) ikindi namazına kadar: Allahu ekber, Allahu ekber, lâ ilahe illallahu vallahu ekber, Allahu ekber ve Hllahilhamd, şeklinde tekbir getirirdi." Hadisin isnadı sahihtir. Arefe gününün sabah namazından itibaren kurban bayramının dördüncü gününün İkindi namazına kadar yirmi üç vakit farz namazı müteakip birer defa yukarıda İbn Mes'ûd'un (r.a.) rivayeti gibi tekbir getirilir. Tekbirlerin bu miktar okunması Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre olup, fetva da buna göre verilmiştir. İmam Âzam'a göre, bu tekbirler arefe gününün sabahından ertesi günün ikindisine
kadar ofan sekiz vakit farz namazım müteakip okunur ki jbn Mes'ûd'un (r.a.) rivayeti de böyledir.
[906] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/405-406.
[907] Tirmizî, 3451
[908] Dârimî, 2/3-4.
[909] Ebu Davud, 5092. Hâvileri sikadır. Fakat hadis mürseldir.
[910] Ebu Davud'un İbnü'1-Abd rivayetîndedir. Bu söz hadislerin senedleri açısından bakıldığında doğrudur. Fakat bütün bu tarîklerin toplamından hadisler kuvvet bulur ve sıhhat kazanır.
[911] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/406-407.
 

Ehlitakwa

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Namazda Dua Ettiği Yerler:

1- Başlangıç tekbirinden sonra (Sübhâneke vb. gibi) başlangıç duası okuma mahallinde,
2- Vitir namazında rükû'dan önce, kıraati bitirdikten sonra.[561] Sabah namazında okunan geçici (ârizî) kunut —şayet rivayet sahihse— rükûdan öncedir. Ancak bu rivayette şüphe vardır.
3- Rükûdan doğrulduktan sonra. Nitekim Sahih-i Müslim'de Abdullah b. Ebî Evfâ'dan nakledildiğine göre Allah Rasûlü (s.a.) başını rukû'-dan kaldırınca şu duayı okurdu: «
"Allah kendisine hamdedeni dinler. Ey Rabbimiz olan Allah'ım! Hamd yalnız Sanadır; gökler dolusu, yer dolusu, bunlardan öte ne yaratmayı di-ledinse hepsinin dolusu hamd Sana...
Allah'ım! Beni kar ile, dolu ile ve soğuk su ile tertemiz eyle!
Allah'ım! Beni günahlardan ve hatalardan beyaz kumaş kirden nasıl arınırsa öylece temizle."[562]
4- Rükûda şu duayı okurdu:
"Rabbimiz olan Allah'ım! Sana hamdederek Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. Allah'ım! Beni bağışla."[563]
5- Secdede. Çoğunlukla dualarını secdede yapardı.
6- İki secde arasında.
7- Teşehhüdden (tahiyyâttan) sonra, selâmdan önce. Ebu Hureyre[564] ile Fudâle b. Ubeyd'in[565]' naklettikleri hadislerde bunu emretmiştir. Ayrıca secdede dua etmeyi de emretmiştir.
Namazdan selâm verip çıktıktan sonra kıbleye yahut cemaata yönelip dua etmek asla Hz. Peygamber'in (s.a.) âdeti değildi. Böyle yaptığına dair ne bir sahih, ne bir hasen hadis nakledilmiştir.
Özellikle sabah ve ikindi namazlarından sonra dua etmeye gelince; ne O, ne de halifelerinden biri bunu yapmıştır. Kendisi de ümmetine bunu öğretmemiştir.
Bu yalnızca, bu durumu sabah ve ikindiden sonraki sünnetlere bedel görenlerin güzel bulduğu bir istihsandır. —En iyi bilen Allah'tır— Namazla ilgili duaların umumunu namazın içinde yapmış ve namazın içinde yapılmalarını emretmiştir. Namaz kılanın haline uygun olan da budur. Çünkü o, Rabbine yönelmiş, namazda olduğu sürece O'na münacaat ediyor. Selâm verince bu münacaatı kesilir; önündeki bu makam ve Allah'a yakınlık kaybolur gider. Münacaatı halinde tam O'na yakınken, O'na yönelmişken nasıl isteklerini bırakır da O'ndan ayrıldıktan sonra ister?! Şüphesiz bu durumun tersi, namaz kılan için daha elverişlidir. Ancak burada ince bir nükte vardır: Namaz kılan kişi, namazından ayrılıp namazın arkasında meşru zikirlerle Allah'ı zikreder, tehlîl (Lâ ilahe illallah demek), teşbih (Subha-nallah demek), tahmîd (el-Hamdülillah demek) ve tekbir (Allahu ekber demek) getirirse bundan sonra Hz. Peygamber'e (s.a.) salât u selâm getirmesi, dilediği kadar dua etmesi müstehab olur. Bunun peşindeki duası ikinci bir ibadet olur; yoksa namazın arkasında olduğu için değil. Çünkü Allah'ı zikreden, O'na hamdeden ve övgüde bulunan, Allah Rasûlü'ne (s.a.) salât u selâm getiren herkesin bunların peşinde dua etmesi müstehabtır. Nitekim Fudâle b. Ubeyd'in naklettiği hadiste buyuruluyor ki: "Herhangi biriniz namaz kıldığında, önce Allah'a hamd ve övgü ile başlasın. Sonra Hz. Peygamber'e (s.a.) salât u selâm getirsin. Sonra dilediği şekilde dua etsin." Tirmizî: "bu hadis sahihtir" diyor.[566]

KAYNAK; ZADUL MEAD

[561] Beyhakî diyor ki: Hz. Peygamber'in (s.a.) rükûdan önce kunut okuduğu da sahihtir. Ancak rükûdan sonra kunut okuduğunu nakledenler daha çok oiup aynı zamanda daha hafız kimselerdir. Şu halde bu kabule daha elverişlidir. En meşhur ve çoğunluk rivayetlere göre Hulefâ-i Râsidîn bu yolda yürümüşlerdir.
[562] Müslim, 476. Yukarıda geçti. Bk. dipnot: 46.
[563] Yukarıda geçti. Bk. dipnot: 34.
[564] Müslim, 588; Ebu Davud, 983; Nesâî, 3/58; İbn Mâce, 909; Ahmed, 2/237.
[565] Tirmizî, 3475; Ebu Davud, 1481; Nesâî, 3/44. Tirmizî: "Bu hadis sahihtir" diyor. Hadisi, Hâkim (1/218) sahih saymış, Zehebî de ona katılmıştır.
[566] Bir önceki dipnota bakınız.
 

Ehlitakwa

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Namaz İçindeki Duaları:

Namaz içinde şöyle dua ederdi:
"Allah'ım! Ben kabir azabından sana sığınırım. Mesih Deccâl fitnesinden sana sığınırım. Hayat ve ölümün fitnelerinden sana sığınırım.
Allah'ım! Ben, günah ve borçlanmaktan sana sığınırım. "[574]Namazında iken şu duayı okuduğu da olurdu:
"Allah'ım! Günahımı bağışla. Yardımı (ahirette) geniş eyle. Bana RIzık olarak verdiklerini benim için mübarek eyle (bereketli kıl).
[575]Şu duayı da okurdu:
"Allah'ım! Senden işimde sebat ve doğru yolda kararlılık dilerim. Nimetine şükür ve sana güzel ibadet edebilmeyi dilerim. Senden selim bir kalb, doğru bir lisan dilerim. Bildiklerinin hayırlısını dilerim. Bildiklerinin şerrinden sana sığınırım. Bildiğin şeyler için senden bağışlanma di-lerim."[576]
Secdede şu duayı okurdu:
"Rabbim! Nefsime takvasını ver, onu arındır. Onu arındıracak en hayırlı zat sensin. Sen onun velisi ve Mevlâsısm."[577]
Rükûda, secdede, oturuşta ve rukûdan doğrulduğunda okuduğu duaların bir kısmı yukarıda verildi.
Hz. Peygamber'in (s.a.) namazda okuduğu dualar- "Rabbim! Beni bağışla, bana acı, beni doğru yola ilet" duasında[578] ve ondan bize aktarılan diğer dualannda olduğu gibi— hep tekil şahıs lafzıyladır. Bunlardan biri de başlangıç duası olarak okuduğu şu duadır:
ipi;
"Allah'ım! Hatalarımı kar ile, su ile, dolu ile yıka.
Allah'ım! Benimle günahlarımın arasını doğu ile batı arasını ayırdığın gibi ayır..."[579]
İmam Ahmed (r.h.) ve Sünen sahiblerinin Sevbân'dan rivayet ettiklerine göre Hz. Peygamber (s.a.): "Bir kul, bir cemaate imam olduğunda cemaati katmadan yalnız kendisi için herhangi bir dua etmemeli. Şayet böyle yapacak olursa o cemaate hiyanet etmiş olur," buyurmuştur.[580] İbn Huzeyme, Sahih'inde: "Allah'ım benimle günahlarımın arasını doğu ile batı arasını ayırdığın gibi ayır..." hadisini verdikten sonra diyor ki: Bu hadisde: "Bir kul, bir cemaata imam olduğunda cemaati katmadan yalnız kendisi için herhangi bir dua etmemeli. Şayet böyle yapacak olursa o cemaate hiyanet etmiş olur." uydurma hadisinin reddolunacağına delil vardır.[581]
Şeyhülislâm İbn Teymiye'nin şöyle dediğini işittim: Bu hadis bence kunût vb. dualarda olduğu gibi imamın kendisi ve cemaat için yaptığı, hepsinin de ortak oldukları dua hakkındadır. En iyi bilen Allah'tır. [582]



KAYNAK; ZADUL MEAD

[574] Buharî, 10/149, 43/10, 92/26; Müslim, 589; Ebu Davud, 880; Nesâî, 3/56, 57; Ahmed, 6/244. Hadisin sonunda deniyor ki: Hz. Peygamber (s.a.) bu duayı okuyunca adamın biri: "Ne de çok borçtan Allah'a sığmıyorsun!" dedi. Cevaben Hz. Peygamber (s.a.): "Kişi borçlanınca konuşsa yalan söyler, söz verse sözünden cayar." buyurdu.
[575] İbnü's-Sünnî, Amelu'l-Yevm ve'l-Leyle, s.2!'de Abdestin sonunda okuduğu dualar bölümünde kaydetmiştir. Senedi sahihtir. Nevevî, el-Ezkâr'da, abdestte okunan dualar bölümünde bu hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Tirmizî (3496) rivayet eder ki: Bir adam Hz. Peygamber'e (s.a.): "Ey Allah'ın Rasûlü! Gece yaptığın duayı işittim, kulağıma geldiğine göre şöyle diyordun..." demiş ve yukarıdaki dua metnini söylemiştir. Müellifin söylediği gibi bu duayı namaz duaları arasında kaydedene rastlamadık.
[576] Tirmizî, 3404; Nesâî, 3/54; Ahmed, 4/125. Hadis zayıftır. Ahmed'in (4/123) bir başka rivayetine göre Hassan b. Atiyye anlatıyor: Şeddâd b. Evs bir yolculuk esnasında bir yerde konakladı. Kölesine: "Getir usturayı, biraz onunla oyalanalım." dedi. Ona karşı geldim. Bunun üzerine dedi ki: "Müslüman olduğumdan beri —şu sözüm dışında— ne zaman konuşmuşsam mutlaka ölçülü, yerinde konuşmuşumdur. Bu sözleri benim aleyhime olacak şekilde hafızanızda saklamayın. Şimdi size söyle-ceklerimi iyi belleyin. Allah Rasûlü'nün (s.a.) şöyle buyurduğunu işitti: "İnsanlar altın ve gümüş biriktirip yığarken siz şu kelimeleri servet edinin..." Hz. Peygamber (s.a.) burada yukarıdaki duayı talim ediyor ve son cümle olarak duaya şu sözleri ilâve ediyor: "Şüphesiz sen gözlere görünmeyenleri çok iyi bilirsin" Bu hadisin senedindeki râviler sikadır.
[577] Ahmed (6/209) bu metinle secde kaydıyla hadisi Hz. Âişe'den (r.anha) munkati se-nedle rivayet ediyor. Duayı ise Müslim (2722), Nesâî (8/260) ve Ahmed (4/371) bura-dakinden daha uzun bir şekilde Zeyd b. Erkam'dan (r.a.) rivayet ediyorlar.
[578] Yukarıda geçti. Bk. dipnot: 99. Hadis sahihtir. Müslim (2699), Sa'd b. Ebî Vakkâs'-dan rivayet eder ki: Bir bedevi arap Allah RasûlÜ'ne (s.a.) gelir: "Bana okuyacağım bir dua öğret"der. O da:
"Yegâne Allah'tan başka tanrı yoktur; O'nun ortağı yoktur. Allah yüceler yücesidir. Allah'a çok hamdolsun. Âlemlerin Rabbi Allah her türlü eksiklikten münezzehtir. Güç ve kuvvet Azîz ve Hakîm olan Allah'ındır" sözünü söylemesini tavsiye eder. Bedevi "Bu sözler Rabbim için. Ya benim için?" der. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.):
"Allah'ım Beni bağışla. Bana merhamet et. Beni doğru yola ilet. Rızkımı ver." demesini öğütler.
[579] Buharı, 10/89; Müslim, 598.
[580] Ahmed, 5/280; Tirmizî, 357; Ebu Davud, 90. Senedi hasendir.
[581] Müellifin kaydettiği hadisin devamında İbn Huzeyme'nin Sahih'inde bu sözünü bulamadık. Herhalde başka bir yerinde olsa gerek. Şayet böyle dediği sabitse bu durumda doğrudan uzaklaşmış demektir. Çünkü cerh ve ta'dîl kitaplarından anlaşılacağı üzere hadisin senedi hasen mertebesinden aşağı inmez.
[582] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 1/241-243.
 

Ehlitakwa

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
KUNUT OKUMASI

1— Sabah Namazında Kunut Okuması:

Bir ay sabah namazında rükûdan sonra kunut okumuş, sonra terket-miştir. Sabah namazında sürekli kunut okuma, Hz. Peygamber'in (s.a.) âdeti değildir. Hem şu var ki Allah Rasûlü'nün (s.a.) her sabah namazında rükûdan doğrulduktan sonra:
diyerek yüksek sesle konut okuması, kendisi dünyadan ayrılıncaya kadarj daima Ashabının bu duaya "âmin" demesi, sonra bunun ümmet tarafın-, dan bilinmemesi, hatta ümmetinin çoğunluğu ile Ashabının büyük kesimir. nin, hatta hepsinin bunu zayi edip öyleki bazılarının —nakledeceğimiz şu? rivayette olduğu gibi— buna "bid'at" demesi imkânsızdır. Sa'd b.Tânk el-Eşcaî diyor ki: Babama: "Babacığım! Sen, Allah Rasûlü'nün (s.a.), Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali'nin —Allah onlardan razı olsun— arkasında burada, Kûfe'de beş yıldan beri namaz kıldın. Onlar sabah namazında kunut okurlar mıydı?" diye sordum. Cevab olarak: "Ey yavrum! Bu bid'attir" dedi.[611] Bu rivayeti, Sünen sahipleri ile Ahmed nakletmiş ve Tirmizî hadis hakkında: "hasen-sahîh" sözünü sarfetmiştir.
Dârakutnî'nin rivayetine göre Saîd b. Cübeyr şöyle demiştir. İbn Abbas'ın: "Sabah namazında kunut okumak bid'attuv şahidlik ederim.[612]
dediğini işittiğime
Beyhakî'nin rivayetine göre Ebu Miclez diyor ki: Sabah namazını İbn Ömer'le birlikte kıldım; kunut okumadı. Bunun üzerine "Senin kunut okuduğunu görmüyorum" dedim. O da: "Bunu arkadaşlarımızdan herhangi birinin okuduğunu hatırlamıyorum" diye karşılık verdi.[613]
Kesinlikle bilinmektedir ki, Allah Rasûlü (s.a.) her sabah kunut okusa, bu duayı etse ve sahabîler de duaya "âmin" deselerdi, bütün ümmet bunu tıpkı sabah namazında kıraatin açıktan okunduğunu, sabah namazının kaç rekât olduğunu ve vaktini nasıl nakletmişlerse öylece naklederlerdi. Kunut işini zayi etmeleri mümkün olsaydı, bütün bunları da zayi etmeleri mümkün olurdu. Zira arada fark yoktur. Yine bu yolla biliyoruz ki, sürekli, her gün her gece günde beş kere besmeleyi açıktan okumak Hz. Pey-gamber'in (s.a.) âdeti olup da sonradan ümmetin çoğunluğu bunu zayi etmiş ve bu durum onlara gizli kalmış değildir. Böyle birşey son derece imkânsızdır. Şayet böyle birşey olsaydı; tıpkı namazların sayısı, rekâtların sayısı, açıktan okuma, gizli okuma, secdelerin sayısı, rükünlerin yerleri ve sıraları... vb. gibi hususlar nasıl nakledilmişlerse öylece nakledilirdi. Başarıya ulaştıran yalnızca Allah'tır.
İnsaflı bir âlimin hoşnut kalacağı insaf şunu gerektirir ki, Hz. Peygamber (s.a.) besmeleyi açık da, gizli de okumuştur; (sabah namazında) hem kunut okumuş, hem de terketmiştir. Ancak (besmeleyi) gizli okuması açık okumasına; kunut okumaması da okumasına oranla daha çoktur. Hz. Peygamber (s.a.) yalnızca felâket ve musibet zamanlarında (musibete uğrayan müslüman) topluluğa dua, diğerlerine (kâfirlere) de beddua etmek için kunut okurdu. Sonra kendileri için dua ettiği kimseler esirlikten kurtulup döndüklerinde ve beddua ettiği kimseler de müslüman olup tevbe ederek geldiklerinde kunut okumayı terkederdi. Şu halde bir sebebe dayalı olarak kunut okurdu. O durum ortadan kalkınca, kunut okumayı bırakırdı. Yalnızca sabah namazına özgü kılmayıp sabah ve akşam namazlarında kunut okurdu. Bunu, Buharî Sahih'inde Enes'ten[614] Müslim de BerâMan[615] nak-letmiştir.
İmam Ahmed'in rivayetine göre İbn Abbas şöyle demiştir: Allah Rasûlü (s.a.) peşipeşine tam bir ay öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabahleyin her namazın arkasında son rekâtta: "Semiallahu limen hamiden" dedikten sonra kunut okudu. Bu kunutunda Süleym oğullarından Ri'l, Zekvân ve Usayye kabilelerine beddua eder, arkasında namaz kılanlar da "âmin" derlerdi. Bu hadisi Ebu Davud da rivayet etmiştir.[616]

2— Felâket Zamanlarında Kunut Okuması:

Yalnızca musibet ve felâket zamanlarında, müslümanların başına önemli bir olay geldiğinde kunut okuma Hz. Peygamber'in (s.a.) âdetiydi. Böyle bir durum söz konusu olmadığında okumazdı. Ayrıca kunut okuması sabah namazına da Özgü değildi. Ancak şu sebeplerden ötürü çoğunlukla sabah namazında kunut okurdu: Sabah namazını uzatmak meşrudur; bu namaz gece namazına bitişik olup seher vaktine, icabet saatine ve tenezzül-1 i ilâhiye yakındır; bu namaz Allah'ın ve meleklerinin yahut gece ve gündüz-meleklerinin tanık olduğu meşhud (gözlenmiş, tanık olunmuş) namazdır.-Nitekim "Şüphesiz sabah (namazının) kıraati meşhuddur" âyetinin[617] her-iki şekilde (yani Allah ve melekleri yahut gece ve gündüz melekleri tarafın^ dan gözlenen namaz) tefsir edildiği rivayet edilmiştir.
İbn Ebî Füdeyk-Abdullah b. Saîd b. Ebî Saîd el-Makbûrî-babası (Saîd1 b. Ebî Saîd) -Ebu Hureyre senediyle nakledildiğine göre Allah Rasûlü (s.a.) sabah namazında ikinci rekâtta başını rükûdan kaldırınca, ellerini kaldırır. Şu duayı okurdu:
"Allah'ım! Doğru yola ilettiklerinin araşma beni de kat. Sıhhat ve afiyet verdiklerinin arasına beni de kat. Sevdiklerinin arasına beni de kat. Bana her neyi bağışlarsan bereketli ve devamlı kıl. Hükmettiğin şeylerin şerrinden beni koru. Hükmeden şüphesiz Sensin. Sana hükmedilmez. Senin sevdiğin (kolladığın) zelil olmaz. Yücesin, ulusun ey Rabbimiz!"
Bu hadis sahih yahut hasen olsaydı ne kadar da istidlale elverişli olurdu. Ancak bu seneddeki Abdullah (b. Saîd) ile istidlal edilemez. Her ne kadar Hâkim, Kunût'ta onun Ahmed b. Abdullah el-Müzenî-Yusuf b. Musa-Ahmed b. Sâlih-İbn Ebî Fudeyl senediyle rivayet ettiği hadisi sahih saymış-sa da.[618] Evet sahih yolla Ebu Hureyre'nin "Vallahi sizin Allah Rasûlü'nün (s.a.) namazına en yakın namaz kılanınız şüphesiz benim" dediği ve Ebu Hureyre'nin sabah namazının son rekâtında "semiallahu limen hamiden" dedikten sonra kunut okuduğu ve bu kunutunda mü'minlere dua, kâfirlere lanet ettiği rivayet edilmiştir.[619]
Şüphesiz, Allah Rasûlü (s.a.) bunu yaptı, sonra terketti. Öyleyse Ebu Hureyre, onlara bu şekil kunutun sünnet olduğunu ve Allah Rasûlü'nün (s.a.) bunu yaptığım öğretmek istemiştir. Bu da ister felâket ve musibet zamanlarında, isterse başka zamanlarda olsun herhalükârda sabah namazında kunut okumayı mekruh sayan ve "bu sünnet mensûhtur ve onu yapmak bid'attir" diyen Kûfelilere[620] reddiyedir. Hadis ehli ise bunlarla felâket ve musîbet zamanlarında da başka zamanlarda da kunut okumanın müstehab olduğunu savunanların arasında orta yolu tutmuştur. Bu grup hadise uymada diğer iki gruptan daha muvaffak olmuştur. Çünkü bunlar, Allah Rasûlü'nün (s.a.) kunut okuduğu yerde kunut okuyorlar, terkettiği yerde terkediyorlar. Yapmada da terketmede de ona uyuyorlar ve: "Yapmak da sünnet, terketmek de sünnet" diyorlar. Bunun yanında kunut okumaya devam edeni ayıplamıyor, kunutun okunmasını mekruh görmüyor, bid'at saymıyor ve okuyanı sünnete aykırı davranan kişi olarak nitelemiyorlar. Nitekim aynı şekilde felâket ve musibet zamanlarında okunmasını ayıplayanları ayıplamıyor, terkedilmesini bid'at saymıyor ve terkedeni sünnete aykırı davranan kişi olarak da nitelemiyorlar. Aksine kunut okuyan iyi etmiş olur, okumayı terkeden de iyi etmiş olur, onlara göre.
Rükûdan doğrulma rüknü, dua ve sena (Allah'a övgü) mahallidir. Hz. Peygamber (s.a.) bu rükünde her ikisini de birlikte yapmıştır. Kunut duası hem duadır, hem de sena. Bu yüzden bu mahalde okunması daha uygun olur. İmamın cemaate öğretmek amacıyla kunutu zaman zaman açıktan okumasında bir sakınca yoktur. Hz. Ömer, cemaate öğretmek amacıyla (Sübhaneke, vb.) başlangıç duasını açıktan okumuştur. İbn Abbas da cenaze namazında, sünnet olduğunu öğretmek için, Fâtiha'yı açıktan okumuştur. İmamın açıktan "amin" demesi de böyledir.
Bu konudaki ihtilaf, mubah ihtilaf türündendir; yapan da terkeden de kınanamaz. Bu ihtilaf, namazda elleri kaldırıp kaldırmama konusundaki ihtilaf gibidir. Yine bu ihtilaf, teşehhüd (et-Tehiyyâtü) türlerindeki, ezan ve kamet türlerindeki ile haccın ifrâd, kıran ve temettü türlerindeki ihtilaf gibidir.
Bizim maksadımız ise sadece Hz. Peygamber'in (s.a.) bizzat kendisinin yapmış olduğu hedyi (-sünnet ve âdetini) anlatmaktır. Çünkü onun hedyi bizim maksadımızın kıbiesidir. Bu kitapta yöneliş sadece onadır. Araştırma ve inceleme onun etrafında dönmektedir. Bu başka birşey, yapılıp yapılmaması ayıp sayılmayan caiz, başka birşeydir. Biz bu kitapta caiz olup olmayan şeylere ei atmadık. Buradaki maksadımız, yalnızca Hz. Peygamber'in (s.a.) kendisi için tercih ettiği hedyi ortaya koymaktır. Çünkü onun hedyi en mükemmel, en faziletli hedydir. Devamlı olarak sabah namazında kunut okumak, (namazlarda) besmeleyi açıktan söylemek Hz. Peygamber'in (s.a.) hedyi değildi, dediğimizde bu söz, başkasının ne mekruh, ne de bid'at olduğunu gösterir. Ancak O'nun (s.a.) hedyi en mükemmel, en faziletli hedydir. Yainız Allah'tan yardım dilenir. [621]

3— Kunut Hadisi Üzerindeki Tartışma:

Ebu Cafer er-Râzî-er-Rebî b. Enes-Enes yoluyla Müsned, Tirmizî, vs. kitaplarda rivayet edilen: "Allah Rasûlü (s.a.) dünyadan ayrılıncaya kadar sabah namazında kunut okumayı bırakmadı" hadisine[622] gelince, sened-deki Ebu Cafer'i, Ahmed ve diğerleri zayıf saymış, onun hakkında îbnü'l-Medînî: "Karıştırırdı", Ebu Zür'a: "Çok vehme düşerdi." ve İbn Hıbbân: "Tek başına meşhur râvüerden münker rivayetlerde bulunurdu" demişlerdir.
Üstadımız İbn Teymiye —Allah ruhunu şad etsin— bana dedi ki: Bu sened, "Hani Rabbin AdemoğuUarından onların sırtlarından zürriyetlerini aldığı zaman..." diye başlayan âyet[623] hakkında Übey b. Kâ'b'dan nakledilen uzunca bir hadisin senedinin aynıdır. Bu hadiste şöyle deniyor: "İsa Aleyhisseiâm'ın ruhu, Allah'ın Âdem zamanında ahd ve misak aldığı bu ruhlardandır. Bu ruhu, Allah, Meryem Aleyhisselâm, ailesinden ayrılıp doğu tarafına çekildiğinde ona göndermişti. Allah, bu ruhu insan suretinde göndermiş ve bu ruh, Hz. Meryem'e tam mutedil bir insan suretinde görünmüştü. Böylece Hz. Meryem, kendisine hitap edene hamile kalmıştı. Bu ruh, Meryem'in ağzından girmişti."[624] Bu rivayet tam bir hatadır. Çünkü Hz. Meryem'e gönderilen melek, ona: "Ben yalnızca sana salih bir çocuk bağışlamak için Rabbin tarafından gönderilmiş bir elçiyim"[625] demişti. Bu sözlerle Hz. Meryem'e hitap eden Meryem'in oğlu İsa değildi. Böyle olması imkânsızdır.
Sözün özü, Ebu Cafer er-Râzî münker hadisler rivayet eden bir râvi-dir, hadisçilerden hiç biri, onun tek başına rivayet ettiği hadisi asla delil olarak kullanmaz. Bu hadis sahih olsa bile onda bu muayyen kunuta asla, bir delil bulunmamaktadır. Çünkü bu hadiste kunutun bu dua olduğu belirtilmemiştir. [626]Zira kunut kelimesi (aşağıdaki âyetlerde de görüleceği üzere) kıyam, sükut, devamlı ibadet etme, dua, teşbih ve huşu anlamlarına gelir:
"Göklerde ve yerde kim varsa O'nundur. Hepsi O'na boyun eğicidir."
"Yoksa, o kimse âhiret (azabından) korkarak, Rabbinin rahmetini umarak gece vakitlerinde secdeye kapanır, kıyamda durur bir halde taat ve ibadet eden kimse (gibi) midir?"[627]
"O (Meryem) Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik ettii'»jj devamlı itaat edenlerdendi."[628]
Hz. Peygamber (s.a.) buyurdular ki: "Namazın en faziletlisi kunlnu (kıyamı) uzun olanıdır."[629]
Zeyd b. Erkam diyor ki: "Allah'ın (divanına) tam bir huşu ve taatle durun" âyeti[630] inince sükut etmemiz emredildi ve konuşmamız yaf saklandı.[631]
Enes (r.a.); "Hz. Peygamber (s.a.) rükûdan kalktıktan sonra yüksek sesle: "Allahümmehdinî fî men hedeyte..." diye başlayan duayı sonuna kadar okuyarak devamlı kunut duasında bulunurdu, arkasındakiler de âmîn derdi." demiştir. Şüphesiz Hz. Peygamber'in (s.a.) sonuna kadar okuduğu şu dua ve sena da kunuttur :[632]
Bu (rükûdan kalkıp doğrulma durumu olan) rükün kunuttur; kı|&ati uzatmak kunuttur, bu muayyen dua da kunuttur. Şu halde Enes'in kunutun diğer kısımlarını değil de bu muayyen duayı kastettiğini nereden biliyorsunuz?!
Şu sözler yerinde değildir: Kunutu, diğer namazları bırakıp yalnızca sabah namazına tahsis etmiş olması muayyen duanın kastedildiğine bir delildir. Çünkü zikrettiğiniz kunutun Öteki kısımları, sabah namazı ile diğer namazlar arasında ortaktır. Enes ise kunutu diğer namazları bırakıp yalnızca sabah namazına has kılmıştır. Kunut, kâfirlere beddua, zayıf müslü-manlara duadır, denemez. Zira Enes, Hz. Peygamber'in (s.a.) bir ay kunut okuduğunu, sonra terkettiğini haber vermişti. Böylece Hz. Peygamber'in (s.a.) devam buyurduğu bu duanın bilinen kunut olduğu ortaya çıkmıştır. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Berâ b. Âzib, Ebu Hureyre, Abdullah b. Abbâs, Ebu Musa el-Eş'arî, Enes b. Mâlik vs. sahabîler de kunut okumuştur. [633]

4— Tartışmanın Çözümü:

Bu itirazlara birkaç şekilde cevap verilebilir:
1- Buharî'nin aktardığına göre Enes, Hz. Peygamber'in (s.a.) sabah ve akşam namazlarında kunut okuduğunu haber vermiş, kunutu yalnız sabah namazında okuduğunu söylememiştir. Berâ b. Âzib de aynısını bildirmiştir. O halde kunut neden sabah namazına mahsus kılınsın?!
"Akşam kunutu mensûhtur ( = kaldırılmıştır)" derseniz, Kûfelilerden size karşı gelenler: "Sabahın kunutu da aynen böyle mensûhtur" derlerse, akşam kunutunun neshedildiğine dair getireceğiniz her delil, sabah kunutunun neshedildiğine de aynen delil olacak ve asla akşam kunutunun neshedildiğine ve sabah kunutunun hükmünün geçerliliğine bir delil ortaya koymanız mümkün olmayacaktır.
"Akşam kunutu felâket ve musibet zamanlarında okunan bir kunuttu; râtib ( = devamlı) kunut değildi." derseniz, hadîs ehlinden size karşı gelenler ise: "Evet, öyledir. Sabah kunutu da aynen bu şekildedir. Ne farkı var ki?" derler. Bunlar şöyle diyorlar: Sabah kunutunun felâket ve musibet zamanlarında okunan bir kunut olduğunu, râtib bir kunut olmadığını Enes'in bizzat kendisinin böyle haber vermiş olması da göstermektedir. Râtib kunut olduğu konusunda tek dayanağınız yalnızca Enes'tir. Enes ise onun, felâket ve musibet zamanında Hz. Peygamber'in (s.a.) okuduğu, sonra da terkettiği bir kunut olduğunu haber vermiştir. Sahthayn'da Enes'in şöyle dediği rivayet edilmektedir: "Allah Rasûlü (s.a.), Arab kabilelerinden birine beddua ederek bir ay kunut okudu, sonra bunu terketti."
2- Şebâbe, Kays b. er-Rebî yoluyla Âsim b. Süleyman'ın şöyle dediğini rivayet etmektedir: Enes b. Mâlik'e: "Bazı kimseler, Hz. Peygamber'in (s.a.) sabah namazında sürekli kunut okuduğunu iddia ediyorlar" dedik, o da cevaben: "Yanlışları var. Allah Rasûlü (s.a.), Arab kabilelerinden birine beddua ederek yalnızca bir ay kunut okudu" dedi.
Kays b.er-Rebî'in, her ne kadar Yahya b. Mam zayıf olduğunu söyle-mişse de diğerleri onun sika ( = güvenilir) olduğunu belirtmişlerdir. Kays, Ebu Cafer er-Râzî'den daha alt seviyede değildir. O halde nasıl Ebu Cafer: "Aüah Rasûlü (s.a.) dünyadan ayrılıncaya kadar sabah namazında kunut okumayı bırakmadı" sözünde güvenilir bir delil oluyor da Kays bu hadiste güvenilir bir delil olmuyor? Oysa Kays, Ebu Cafer'den daha sika yahut onun dengidir. Ebu Caferi zayıf sayanlar, Kays'ı zayıf sayanlardan daha çoktur. Kays'ı yalnızca Yahya'nın zayıf saydığı bilinmektedir ve o da zayıf saymasının sebebini söylemiştir. Ahmed b. Saîd b. Ebî Meryem diyor ki: Yahya'ya Kays b. er-Rebî'i sordum, "Zayıftır. Rivayet ettiği hadis yazılmaz. Mansûr'dan aldığı hadisi, Ubeyde'den almış gibi rivayet ederdi." diye cevap verdi. Böylesi bir durum râvinin rivayet ettiği hadisi reddetmeyi gerektirmez. Çünkü en nihayetinde olsa olsa Mansûr'a bedel, Ubeyde'nin söylenmesinde yanılgı ve hata vardır. Muhaddislerden bundan kurtulabilen kim vardır ki?
3- Enes kendilerinin (önceleri) kunut okumadıklarm ve kunutun başlangıcının Hz. Peygamber'in (s.a.) Ri'l ile Zekvân kabilelerine beddua etmek için okuduğu kunut olduğunu haber vermiştir. Sahihayn'da Abdülaziz b. Suheyb'den rivayet edildiğine göre Enes şöyle demiştir: Allah Rasûlü (s.a.), Kurrâ denilen yetmiş adamı bir iş için gönderdi. Maûne Kuyusu denilen bir kuyu başında Süleym oğullarından Ri'l ve Zekvân kabileleri karşılarına çıktı. Bu eşkıyaya kafile: "Vallahi, niyetimiz siz değilsiniz. Biz yalnızca Allah Rasûlü'nün (s.a.) bir işini görmek için yola çıktık." dediyse de eşkıya, onları öldürdü. Allah Rasûlü (s.a.) bir ay sabah namazında o kâfirlere beddua etti. Kunut'un başlangıcı işte budur. Biz daha önceleri kunut okumazdık.[634]
Bu da gösterir ki, devamlı kunut okumak Hz. Peygamber'in (s.a.) âdeti değildi. Enes'in "Kunutun başlangıcı işte budur" sözü ile "Bir ay kunut okudu, sonra terketti" sözü, okunduğunu söylediği kunutla felâket ve musibet zamanlarında okunan kunutu kastettiğine bir delildir. Bu, Enes'in bir aylık zamanla sınırladığı kunuttur. Yatsı namazında bir ay süreyle okunan kunuta benzemektedir. Nitekim Sahihayn'da. Yahya b. Ebî Kesîr —Ebu Seleme— Ebu Hureyre senediyle rivayet edildiğine göre Allah Rasû-lü (s.a.) bir ay süreyle yatsı namazmda şöyle diyerek kunut okudu: "Allah'ım! Velîd b. Velid'i kurtar. Allah'ım! Seleme b. Hişâm'ı kurtar. Allah'ım! Ayyaş b. Ebî Rabîa'yı kurtar. Allah'ım! Zayıf ve âciz Müslümanları kurtar. Allah'ım! Mudar kabilesini daha beter çiğne. Allah'ım! Bu yıllan onlara Yûsuf'un yılları gibi (kıtlık ve zorluk yılları) yap." Ebu Hureyre diyor ki: "Bir gün oldu, onlar için dua etmedi. O'na bunu hatırlattım. Bunun üzerine bana: "Geldiklerinden haberin yok mu?" dedi.[635]
Hz. PeygamberMn (s.a.) sabah namazında okuduğu kunut da işte aynen böyle müslümanların başına önemli bir iş, felâket ve musibet geldiğinde okuduğu kunuttu. Bundan dolayı Enes, bu kunutun bir ay okunduğunu söyledi.
Ebu Hureyre'nin de o sahabîler için sabah namazında bir ay kunut okuduğu rivayet edilmiştir. Her ikisi (Hz. Peygamber (s.a.) ile Ebu Hureyre'nin kunut okuması) de sahihtir. İkrime'nin îbn Abbas'tan rivayet ettiği: "Allah Rasûlü (s.a.) peşipeşine bir ay öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarında kunut okudu" hadisi yukarıda geçmişti. Bu hadis, Ebu Da-vud, vs.'nin rivayet ettiği sahih bir hadistir.[636]
Taberânî'nin A/u'cem'inde Muhammed b. Enes-Mutarrif b. Tarîf-Ebu'l-Cehm-Berâ b. Âzib senediyle rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.) kıldığı her farz namazda kunut okumuştur.[637] Taberânî: "Bu hadisi, Mutarrif-ten yalnızca Muhammed b. Enes rivayet etmiştir." diyor.
Her ne kadar bu isnad delil teşkil etmezse de hadis, mana itibariyle sahihtir. Çünkü kunut, duadır. Malumdur ki, yukarıda geçtiği üzere Allah Rasûlü (s.a.) kıldığı her farz namazda dua etmiştir. Şayet sahih ise, Ebu Cafer er-Râzi'nin rivayet ettiği "Hz. Peygamber (s.a.) dünyadan aynlıncaya kadar kunut okumayı bırakmadı" hadisi hakkında Enes'in kastettiği işte budur. Biz bunun doğru olduğunda ve Hz. Peygamber'in {s.a.) dünyadan ayrılıncaya kadar sabah namazında sürekli dua ettiğinde şüphe ve tereddüt etmiyoruz.
4- Enes'in rivayet ettiği hadislerin senedleri, maksadı ortaya koymakta ve bu senedler birbirlerini doğrulamaktadır. Bunlar arasında bir çelişki de yoktur. Sahihayn'da rivayet edildiğine göre Âsim el-Ahvel diyor ki: Enes b. Mâlik'e namazda kunut okumayı sordum: "Vaktiyle kunut vardı" cevabını verdi. Tekrar: "Rükûdan önce miydi, yoksa sonra mıydı?" diye sordum. "Önceydi" karşılığını verdi. Ben de: "Falan bana, senin: Hz. Peygamber (s.a.) rükûdan sonra kunut okudu, dediğini haber verdi." dedim. Bunun üzerine yanlışı var. Ben yalnızca, Allah Rasûlü (s.a.) rükûdan sonra bir ay kunut okudu, dedim" cevabını verdi.[638]
Bi'r grup sanmaktadır ki, bu hadis ma'lûldür; Âsim, onu tek başına rivayet etmiştir ve hadisi Enes'ten rivayet eden diğer râviler ona muhalefet etmişlerdir. "Âsim gerçekten sika = güvenilir biridir. Ancak iki kunutun yeri konusunda Enes'in talebelerine muhalefet etmiştir. Hafız da bazan vehme düşer, küheylan at da bazan sürçer" diyorlar ve İmam Ahmed'in bu hadisi illetli saydığını hikâye ediyorlar.
el-Esrem anlatıyor: Ebu Abdillah Ahmed b. Hanbel'e: "Enes'ten rivayet edilen hadiste, Âsim el-Ahvel'den başka herhangi bir râvi, Allah Rasûlü (s.a.) rükûdan önce kunut okudu, demiş midir?" diye sordum. O da: "Ondan başka birinin söylediğini bilmiyorum.' 'cevabını verdi.
Ebu Abdillah (Ahmed b. Hanbel) dedi ki: Âsim, Enes'ten gelen dört senedin hepsine de muhalefet etti:
1- Hişâm-Katâde-Enes,
2- et-Teymî-Ebu Miclez-Enes: Hz. Peygamber (s.a.) rükûdan sş kunut okudu,
3- Eyyüb-Muhammed b. Şîrîn: Enes'e sordum,
4- Hanzale es-Sedûsi-Enes.
Âsim ise: "Enes'e sordum... O da: Yanlışları var, Hz. Peygamber (s.a.) rükûdan sonra yalnızca bir ay kunut okudu, diye cevap verdi." demiştir.
Ahmed b. Hanbel'e: "Bu hadisi Âsım'dan kim rivayet etmiştir?" diye sordular: "Ebu Muâviye, vs." cevabım verdi.
Ebu Abdillah'a sordular: "Diğer hadisler, rükûdan sonra kunut okunduğu yolunda değil midir?" O da: "Evet, öyledir. Hepsi de Hufâf b. îmâ b. Rahda ve Ebu Hureyre'den rivayet edilmiştir" diye cevap verdi.
Ben (el-Esrem), Ebu Abdillah'a: "Öyleyse, kunutun rükûdan sonra olduğu yolundaki hadis sahih iken, neden rükûdan önce kunut okunmasına ruhsat veriyorsun?" diye sorunca, şöyle cevap verdi: "Sabah namazında kunut, rükûdan sonradır; vitirde ise rükûdan sonra olması tercih edilir. Kim de rükûdan önce kunut okursa —Hz. Peygamber'in (s.a.) ashabının böyle yapmış olmalarından ve bu konuda ihtilaf etmelerinden dolayı— bir sakıncası yoktur. Sabah namazında ise, rükûdan sonradır."
Artık denilmektedir ki: Ebu Cafer er-Râzî, Kays b. er-Rebî, Amr b. Eyyûb, Amr b. Ubeyd, Dînâr, Câbir el-Ca'fî gibi râvilerin rivayet ettikleri hadislerle istidlal edip de sika, sebt (-güvenilir) hafız imamların rivayet ettiği ve sıhhatinde ittifak edilen bu sahih hadisi illetli göstermek, ne kadar şaşılacak bir durum! Bir mezhebi yüklenip de her konuda ona yardım etmeye çalışan kimsenin bu yola başvurmaya mecbur kalmaması pek nadirdir.
Yalnız Allah'tan başarı dileyerek deriz ki: Enes'ten gelen hadislerin hepsi de sahih olup birbirlerini doğrulamaktadırlar. Aralarında bir çelişki yoktur. Rükûdan önce olduğunu söylediği kunut, rükûdan sonra olduğunu söylediği kunuttan; vakitle sınırladığı da mutlak ( = kayıtsız ve şartsız) bıraktığından başkadır. Rükûdan önce olduğunu söylediği, kıraat için kıyamı uzatmaktır ki, Hz. Peygamber (s.a.) bu konuda: "Namazın en faziletlisi kunutu ( = kıyamı) uzun olanıdır" buyurmuştur.[639] Rükûdan sonra olduğunu söylediği ise dua için kıyamı uzatmaktır; Hz. Peygamber (s.a.) bu işlemi biruopluluğa beddua, bir topluluğa da dua etmek için bir ay yaptı; sonra bu rüknü, dünyadan ayrılıncaya kadar, dua ve sena için uzatmaya devam buyurdu. Nitekim Sahihayn'da rivayet edildiğine göre Sabit, Enes'in "Allah Rasûlü (s.a.) bize nasıl namaz kıldırdıysa size de öylece namaz kıldırmaktan vazgeçmeyeceğim" dediğini naklediyor ve ekliyor: "Enes, sizin yaptığınız görmediğim bir şey yapardı: Başını rükûdan kaldırınca gören (secde etmeği) unuttu diyecek kadar ayakta dikilirdi. Başını secdeden kaldırdığı vakit de (iki secde arasında) gören unuttu diyecek ka-darbeklerdi."[640] İşte Hz. Peygamber'in (s.a.) dünyadan ayrılıncaya kadar bırakmadığı kunut budur.
Bilinmektedir ki, Hz. Peygamber (s.a.) bu kadar uzun bekleyiş esnasında sükut etmezdi. Rabbine sena eder, O'na tazimde bulunur ve dua ederdi. Bu ise bir ayla sınırlı kunuttan başkadır. Çünkü bu, Ri'l, Zekvân, Usayye ve Benû Lihyân kabilelerine beddua; Mekke'de bulunan zayıf ve âciz müslümanlar için de duadır. Bunun, sabah namazına mahsus gösterilmesi ise soran kişinin sorusuna göre bir cevap olmasından kaynaklanmaktadır. Zira o kişi, sadece sabah kunutunu sormuştu; O da kendisine sorulana cevap vermişti. Bir de şu var ki, Hz. Peygamber (s.a.) sabah namazını, diğer namazlara göre daha çok uzatır ve bu namazda 60-100 âyet okurdu. Berâ b. Âzib'in de dediği gibi rükûsu, rükûdan sonra ayakta bekleyişi ( = i'tidâli), secdesi ve kıyamı takriben birbirine yakındı. Sabah namazında rükûdan sonra —bu namazı uzatmasından dolayı— diğer namazlarda yap-tığı görülmeyen şeyler yaptığı görülürdü. Bilinmektedir ki, yukarıdaki hadislerde de geçtiği üzere bu i'tidal esnasında Rabbine dua ve sena eder, tazimde bulunurdu. Bu da şüphesiz onun kunutudur. Artık biz, Hz. Peygamber'in (s.a.) dünyadan ayrılıncaya kadar sabah namazında kunuttan vazgeçmediğinde ne şüphe ediyoruz, ne de tereddüt.
Kunut kelimesi, fakihlerin ve halkın çoğunluğunun dilinde "Allahüm-mehdinî fî men hedeyte..." diye başlayan bu meşhur dua anlamında kullanılıp Hz. Peygamber'in (s.a.) dünyadan ayrılıncaya kadar sabah namazında kunuttan vazgeçmediğini, aynı şekilde Râşid Halifeler ve diğer sahabîle-rin buna devam ettiklerini duydukları vakit, sahabenin kullanımındaki kunut kelimesini kendi terimleri olan "kunut" kelimesi anlamına aldılar. Arkadan bundan başkasını bilmeyenler ortaya çıktılar ve böylece Allah Rasûlü (s.a.) ile ashabının her sabah ona devam ettiklerinde şüphe etmez oldular. İşte âlimlerin çoğunluğunun onlara karşı çıktıkları ve: "Bu, Hz. Peygamber'in (s.a.) râtib fiillerinden değildi. Hatta, onun bunu yaptığı da sabit değildir." dedikleri bu husustur. [641]

5— Vitir Namazında ki Kunut:

Neticede bu kunuta dair Hz. Peygamber'den (s.a.) rivayet edilen', bunu Hasan b. Ali'ye öğretmesi hadisidir. Müsned ve Dört Sünen'de Hasan b, Ali'nin şöyle dediği rivayet edilmektedir: (Dedem) Allah Rasûlü (s.a.) bana vitirde okumam için şu duayı öğretti.[642]
Tirmizî diyor ki: Bu hadis hasendir. (Vitirde) kunut okumaya dair Hz. Peygamber'den (s.a.) bu hadisten daha hasen bir hadis nakledildiğini bilmiyoruz.
Parantez içi cümleyi Beyhakî eklemiştir.[643]
Enes'in, rükûdan sonraki kunuttan maksadının, dua ve seria için kıyamda durmak olduğunu gösteren delillerden biri de şu rivayettir: Süleyman b. Harb, Ebu Hilâl yoluyla Katâde Mescidi'nin imamı Hanzale es-Sedûsî'nin şöyle dediğini nakleder: Ben ve Katâde, sabah namazındaki kunut hakkında ihtilafa düştük. Katâde "Rükûdan öncedir" dedi, ben de "Rükûdan sonradır" dedim. Enes b. Mâlik'e gittik, ona durumu anlattık. Bunun üzerine Enes şunları söyledi: "Sabah namazında Hz. Peygamber'e (s.a.) gittim. Tekbîr aldı, rükûa vardı, başını kaldırdı, sonra secde etti. Sonra da ikinci rekâta kalktı, (kıraati tamamlayınca) tekbir aldı, rukûa vardı, sonra başını kaldırdı, bir müddet ayakta durdu, sonra secdeye kapandı."[644]
Bu hadis, Sâbİt'in yine Enes'ten rivayet ettiği hadisle aynı gibidir; Enes'in kunutla neyi kastettiğini açıklığa kavuşturmaktadır. Çünkü Enes, bu hadisi "Rükûdan sonra kunut yaptı" diyene deiil olarak zikretmiştir. İşte bu kıyam ve uzatma işlemi Enes'in maksadının ta kendisidir. Böylece ondan gelen bütün hadisler bir noktada —ittifak etmiş oldu — toplanmış oldu. [645]

6— Sahabenin Kunutu:

Sahabeden rivayet edilen kunut ise iki türlüdür:
1- Müslümanların başına önemli bir iş geldiğinde, felâket ve musibet zamanlarında okunan kunut: Ebu Bekir es-Sıddîk'ın (r.a.), sahabe (yalancı peygamber) Müseylime ile savaşırken; Hz. Ömer'in Ehl-i Kitab (Yahudi ve Hristiyanlar) ile savaşılırken; Hz. Ali'nin Muaviye ve Şamlılar ile savaşırken okudukları kunut... gibi.
2-, Mutlak (kayıt ve şarta bağlı olmayan) kunut: Bunu Sahabeden nakleden kimsenin bununla kastı bu rüknü dua ve sena için uzatmaktır. En iyi bilen Allah'tır. [646]

KAYNAK; ZADUL MEAD

[611] Tirmin, 402; İbn Mâce, 1241; Ahmed, 3/472 ve 6/394; Beyhakî, 2/213. isnadı sahihtir.
[612] Dârakutnî, Sünen, 2/41. Senedi zayıftır.
[613] Beyhakî, es-Sünenü't-Kübrâ, 2/213. İsnadı hasendir.
[614] Buharı, 14/7, 23/41, 64/38, 80/58; Müslim, 677; AhAd, 3/167, 255.
[615] Müslim, 678 (305, 306); Ebu Davud 1444; Tirmizî, 401;JNesâî, 2/202. Tirmizî: hadis hasen-sahihtir" diyor.
[616] Ebu Davud, 1443; Ahmed, 1/301. İsnadı hasendir. Hâkim, Müstedrek'le (1/225) sahih saymış, Zehebî de ona katılmıştır.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 1/249-251.
[617] Isrâ, 17/78.
[618] Hafız tbn Hacer, et-Takrîb'de Abdullah b. Saîd b. Ebî Saîd el-Makbûrî'nin metruk râvi olduğunu söylemiştir.
[619] Buharı ve Müslim.
[620] Buna şüphe İle bakılır. Zira hanefî âlimlerinden Allâme İbrahim el-Halebî, Şerhu'l-Kebîr adlı eserinde (s.420) diyor ki: Felâket zamanlarında kunut okumanın meşruiyeti devamlıdır ki, bu, Hz. Peygamber'den (s.a.) sonraki devirde kunut okuyan sahabîlerin kunut okuduğu mahaldir. Mezhebimizin — hanelilerin— görüşü budur. Çoğunluk da bu görüşü benimsemiştir. İmam Ebu Cafer Tahâvî: "Bize göre sabah namazında yalnızca bir felaket durumu sözkonusu olmadığında kunut okunmaz. Bir fitne baş gösterir yahut bir felâket olursa kunut okumanın sakıncası yoktur. Bu, Allah Rasülü'nün (s.a.) yaptığı bir şeydir." dedi.
Hafız İbn Hacer, ed-Dirâye'de (s. 117) diyor ki: Bu konudaki haberlerden şu sonuç elde edilir. Hz. Peygmaber (s.a.) yalnızca felâket zamanlarında kunut okurdu. Böyle olduğu hadislerde açıkça gelmiştir, tbn Hibbân'in Ebu Hureyre'den rivayetine göre Allah Rasûlü (s.a.) sabah namazında sadece ya bir kavme dua etmek için ya da bir kavme beddua etmek İçin kunut okurdu, tbn Huzeyme (620) de Enes'ten buna benzer bir hadis rivayet etmektedir. Her iki rivayetin isnadı da sahihtir.
[621] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 1/251-253.
[622] Hadisi Tirmizî rivayet etmemiş, hadis yalnızca şu kaynaklarda rivayet edilmiştir: Ahmed, 3/162; Beyhakî, es-Sünenü't-Kübrâ, 2/201; Dârakutnî, 2/39; Tahâvî, s.143. Hadis zayıftır.
[623] A'râf, 7/172.
[624] Hâkim, Müstedrek, 2/323, 324. Rivayetin senedinde Ebu Cafer er-Râzi vardır. Yukarıda geçtiği üzere zayıf râvidir. Bu yüzden Hafız tbn Kesîr, Tefsîr'inde (3/114) diyor ki: Bu rivayet sem derece garîb ve münkerdir. Herhalde Israiliyâttandır. Hâkim ve Zehebî sahih saymakla hata etmişlerdir.
[625] Meryem, 19/19.
[626] Rûm, 30/26.
[627] Zümer, 39/9.
[628] Tahrîm, 66/12.
[629] Müslim, 756; Tirmizî, 387; İbn Mâce, 142; Nesâî, 5/58; Ahmed, 3/302, 391,
[630] Bakara, 2/238.
[631] Buharî, 21/2, 65/43; Müslim, 539; Tirmizî, 405 ve 2989; Ebu Davud, 949; Nesat,
[632] Bk. dipnot: 45.
[633] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 1/253-256.
[634] Yukarıda geçti. Bk. dipnot: 4.
[635] Buharı, 15/2, 56/98, 60/19, 65/9 (Âl-İ tmrân), 65/21 (Nisa), 78/110, 80/58, 89/1; Müslim, 675;Nesâî, 2/201; Îbn Mâce, 1244; Ebu Davud, İ442.
[636] Ebu Davud, 1443; Ahmed, 1/301. İsnadı hasendir. Bk. dipnot: 6.
[637] Râvileri sikadır. Ancak Muhammed b. Enes, sadık bir râvi olmakla birlikte garîb rivayetlerde bulunur. Hadisi, Heysemî Mecmau'z-Zevâid'de (2/138) Taberânî'nin Ev-sat'ınûan aktarıp "Râvileri sikadır" demiştir.
[638] Yukarıda geçti. Bk. dipnot: 4.
[639] Müslim, 756. Bk. dipnot: 18.
[640] Buharî, 10/140; Müslim, 472; Ahmed, 3/226.
[641] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 1/256-261.
[642] Tirmizî, 464; Ebu Davud, 1425; îbn Mâce, 1178; Nesâî, 3/248; Ahmed, 1/199, 200; Dârimî, 1/373; Tayâlisî, 1/101. isnadı sahihtir. Hâkim (3/172) sahih olduğunu söylemiştir. Tirmizî diyor ki: Bu hadis hasendir; yalnızca bu senedle Ebu'l-Havrâ es-Sa'dî -Rabiâ b. Şeybân hadisi olarak bilmekteyiz. Vitirde kunut okumak konusunda Hz. Peygamber'den (s.a.) bundan daha hasen bir rivayet geldiğini bilmiyoruz, ilim adamları vitirde kunut okunup okunmayacağında görüş ayrılığına düştüler. Abdullah b.Mes'-ûd bütün sene boyunca vitirde kunut okunacağı görüşünü savunup kunutun rükûdan önce olmasını tercih etti. Bazı ilim adamSarı da bu görüştedirler. Süfyân es-Sevrî, İbnü'l-Mübârek, Ishak ve Kûfeliler (Ebû Hanîfe ve arkadaşları) bu görüşü benimsemişlerdir.
Duanın tercümesi yukarıda geçti. Bk. dipnot: 8.
[643] Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, 2/209. Bu ilâve hasendir.
[644] tsnâdı zayıftır.
[645] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 1/261-263.
[646] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 1/263.
 

Ehlitakwa

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Namazdan Sonra Okuduğu Dualar:

Selâm verince üç kere istiğfar eder (Estağfirullah demek) ve (ofippn sonra da) şöyle derdi:
"Allah'ım! Selâm sensin. Yalnız sendendir, selâmet. Çok ulusun, ey Celâl ve İkram sahibi!".[669]
Kıbleye yönelik olarak ancak bunları söyleyecek kadar bekler, hemen kendisine uyan cemaata yönelirdi.
Namazı bitirince hem sağından, hem solundan çıkıp giderdi. İbn Mes'ûd: "Allah Rasûlünün (s.a.) solundan çıkıp gittiğini çok gördüm." diyor. Enes ise: "Allah Rasûlü'nün (s.a.) çoğunlukla sağından çıkıp gittiğini gördüm." diyor. Birincisi Sahihayn'da[670] ikincisi ise Müslim'dedir.[671] Abdullah b. Amr da: "Allah Rasûlü'nün (s.a.) namazdan ayrılınca sağından ve solundan çıkıp gittiğini gördüm." diyor.[672]
Sonra yüzünü cemaata çevirirdi. Cemaatın herhangi bir tarafına özel davranmazdı.
Sabah namazını kılınca güneş doğuncaya kadar namaz -kıldığı yerde otururdu.[673]
Her farz namazın arkasında şu duayı okurdu: ,
"Yegâne Allah'tan başka tanrı yoktur. O'nun hiçbir ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd, O'na mahsustur. O'nun her şeye gücü yeter. Allah'ım! Senin verdiğine hiç engel yoktur. Senin vermediğini verebilecek hiç yoktur. Hiç kimseye sahip olduğu makam ve serveti, Sana karşı koyup fayda veremez. [674] ;
Şu duayı da okurdu:
"Yegâne Allah'tan başka tanrı yoktur. O'nun hiçbir ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd O'na mahsustur. O'nun herşeye gücü yeter. Güç, kuvvet yalnız Allah ile beraberdir. Allah'tan başka tanrı yoktur. Yalnız O'na kulluk ederiz. Nimet O'nundur. Fazlu kerem O'nundur. Güzel övünç O'nundur. Allah'tan başka tanrı yoktur. Yalnız O'nun adına dinî görevlerimizi halisane yerine getiririz. İsterse kâfirler hoşlanmasınlar."[675]
Ebu Davud'un Ali b. Ebî Tâlib (r.a.)'dan naklettiğine göre Allah Ra-sûlü (s.a.), selâm verip namazdan çıkınca şu duayı okurdu:
"Allah'ım! Önden işlediğim, geriye bıraktığım, gizlediğim, aşikâre işj lediğim, israf ettiğim ve benden daha iyi bildiğin bütün günahlarımı bağiş+ la. Öne geçiren, geri bırakan yanlız sensin Senden başka tanrı yoktur."[676]
Bu dua, Müslim'in[677], Hz. Peygamber'in (s.a.) namaza başlangıçta; rükû ve secdede okuduğu dualara dair Hz. Ali'den rivayet ettiği uzunca bir hadisin bir parçasıdır. Müslim'in bu rivayetinde yukarıdaki duanın nerede okunduğu hususunda iki ayrı şey söylenmiştir:
1- Hz. Peygamber (s.a.) bu duayı teşehhüd ile selâm arasında okurdul Doğru olan budur.
2- Selâmdan sonra okurdu. Herhalde iki yerde de okumuştur. Enlim bilen Allah'tır.
İmam Ahmed'in Zeyd b. Erkam'dan rivayetine göre:
Allah Rasulü (s.a.) her namazın sonunda şu duayı okurdu:
"Rabbimiz, herşeyin Rabbi ve hükümranı olan Allah'ım! Yegâne Rab olduğuna, ortağın bulunmadığına ben şahidim.
Rabbimiz, herşeyin Rabbi olan Allah'ım! Muhammed'in, Senin kulun ve elçin olduğuna ben şahidim.
Rabbimiz, herşeyin Rabbi olan Allah'ım! Kulların hepsinin kerdeş olduklarına ben şahidim.
Rabbimiz, herşeyin Rabbi olan Allah'ım! Dünya ve âhiretin her saatinde beni ve ailemi Sana karşı ihlâslı kıl. Ey celâl ve ikram sahibi! Dinle, kabul buyur. Allah en büyük, en büyüktür. Allah, göklerin ve yerin nurudur. Allah en büyük, en büyüktür. Bana Allah yeter. O ne güzel vekil. Allah en büyük, en büyüktür." Bu hadisi Ebu Davud da rivayet etmiştir.[678]
Hz. Peygamber (s.a.) ümmetini, her namazın arkasında otuz üç kere "Sübhanallah", otuz üç kere "el-hamdülillah" ve otuz üç kere "Allahuekber" deyip yüze tamamlamak için şu duayı okumaya teşvik etmiştir:
"Yegâne Allah'tan başka tanrı yoktur. O'nun ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd O'na mahsustur. O'nun herşeye gücü yeter."[679]
Bir diğer tarz olarak, otuz dört tekbir getirerek yüze tamamlama tavsiye edilmektedir.[680]
Bir başka rivayette, şu şekil ortaya konmaktadır: Yirmi beş teşbih, bir o kadar tahmid, bir o kadar tekbir ve bir o kadar da şunları söylemek.[681]
Bir başka şekil olarak on teşbih, on tahmid ve on tekbir tavsiye edilmektedir.[682]
Bir başka şekil olarak da-Sahih-i Müslim'de Ebu Hureyre'den nakledilen hadisin rivayetlerinin birinde olduğu üzere - on birer kere söyleme tavsiye edilmiştir: "Her namazın arkasında otuz üç kere teşbih, tahmid ve tekbir getirirler. Herbirinden on birer kere, böylece hepsi otuz üç eder."[683] Bu şekil tavsiyede gözüken o ki, bu tarz, râvilerden birinin tasarruf ve yorumudur. Çünkü hadisin metni: ''Her namazın arkasında otuz üç kere teşbih, tahmid ve tekbir getirirler." şeklindedir. Bundan maksadı da, teşbih, tahmîd ve tekbir kelimelerinden her birinin otuz üç olmasıdır. Yani: "otuz üç kere Subhânallah, el-Hamdülülah ve Allahu ekber" deyiniz. Zira hadisin râvisi Sümey, bu hadisi Ebu Salih es-Semmân'dan nakletmektedir. Ebu Salih, ona, hadisi bu şekilde şöylece yorumlamıştır: "Subhânallah, el-Hamdülülah ve Allahu Ekber kelimelerinin hepsinden otuz üç adet oluncaya kadar söyleyin."
Özellikle on bir rakamının belirtilmesinin, zikirler içinde bir benzeri yoktur. Ama yüz rakamında durum bunun aksinedir. Çünkü onun pekçok benzerleri vardır. On rakamının da yine pekçok benzerleri mevcuttur. Nitekim Sünen'&e Ebu Zer'den nakledilen bir hadise göre Allah Rasulü (s.a.) şöyle buyurmuştur:
"Kim sabah namazının arkasından daha ayaklarını bükmüş otururken, konuşmadan önce on kere;
derse onun adına on sevab yazılır, on günahı silinir, derecesi on kat yükseltilir ve o gün her türlü belâdan emniyet içinde olur, şeytandan korunur ve o gün Allah'a ortak koşma dışında herbir günahın ona yaklaşması mümkün olmaz." Tirmizî: "Bu hadis, hasen-sahih'tir" diyor.[684]
îmam Ahmed'in Müsned'inde, Ümmü Seleme'den nakledilen bir hadise göre, Hz. Peygamber (s.a.) hizmetçi istemek için gelen kızı Fâtıma'ya uyuyacağı zaman otuz üç kere Allah'ı teşbih etmesini, otuz üç kere O'na tahmîd okumasını ve otuz üç kere de O'na tekbir getirmesini; sabah namazını kılınca on kere ve akşam namazından sonra on kere:
demesini öğretmiş ve ona emretmiştir.[685]
Sahih-i tbn Hibbân'da Ebû Eyyûb el- Ensârî'den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: Kim sabah uyanınca on kere:
derse, bunlara karşılık onun adına on sevab yazılır, on günahı silinir, derecesi on kat yükseltilir, bu sözler onun için dört köle âzâd etmeye denk ve akşama kadar şeytandan korunmak için sığınak olurlar. Bunları akşam namazını kılınca, namazın arkasında söyleyen kimse için de sabaha kadar aynen sabahleyin söyleyen kimseye verilenlerin misli verilir.[686]
Hz. Peygamber'in (s.a.) namaza başlangıçta okuduğu dualar arasında yukarıda da geçtiği üzere on kere "Allahu Ekber" on kere "el-Hamdülillah", on kere "La ilahe illallah", on kere "Estağfirullah" der; sonra on kere "Allahümmağfir lî vehdini zuknî" diye dua eder, on kere de kıyamet gününde yer darlığından Allah'a sığınırdı. Zikirler ve dualar arasında on kere tekrarlananlar çoktur. Dua ve zikirlerin herhangi birinde on bir kere tekrarlama ise-yukanda geçen Ebu Hureyre hadisinin senedlerinden biri dışında-asla nakledilip gelmemiştir. En iyi bilen Allah'tır.
Ebu Hâtim'in Sahihimde naklettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.) namaz kılıp bitirince şu duayı okurdu:
"Allah'ım! Halimin düzelmesine vesile kıldığın dinimi benim için ıslah ,k. Geçinme kaynaklarımı kendisinde yarattığın dünyamı benim için ıslah et.
Allah'ım! Gazabından hoşnutluğuna sığınırım. Azabından affına sığınırım .Senden yine Sana sığınırım. Senin verdiğine hiç engel yoktur. Senin vermediğini verebilecek hiç yoktur. Hiç kimseye, sahip olduğu makam ve serveti, Sana karşı koyup fayda veremez."[687]
Hâkim, Müstedrek'mde Ebu Eyyub'un şöyle dediğini nakleder: Peygamberinizin (s.a.) arkasında namaz kıldığımda mutlaka namazını bitirince şu duayı okuduğunu işitirdim: .
"Allah'ım! Bütün hata ve günahlarımı bağışla.
Allah'ım! Bana nimet ihsan et, beni dirilt, bana nzık ver. Beni salih amel ve huylara yönelt. Zira Senden başkası onların salih olanına yönelte-mez ve yine Senden başkası onların kötü olanından alıkoyamaz. "[688]
İbn Hibbân'ın Sahih'inde naklettiğine göre Haris b. Müslim et-Temîmî diyor ki: Hz. Peygamber (s.a.) bana buyurdu kj: "Sabah namazını kılınca konuşmadan yedi kere Allah'ım! Beni Cehennem ate-
şinden koru, diye dua et. O gün ölecek olursan Allah, cehennem ateşinden uzak kalman için bir ahidname yazar. Akşam namazını kılınca konuşmadan yedi kere Allah'ım! Beni cehennem ateşinden koru, diye dua et. O gece ölecek olursan Allah, cehennem ateşinden uzak kalman için bir ahidname yazar. "[689]

KAYNAK; ZADUL MEAD

[669] Müslim, 591 (135); Tirmizî, 300; Ebu Davud, 1513; Nesâî, 3/68; İbn Mâce, 928; Ahmed, Müsned, 5/275, 279. Ayrıca Müslim, 592.
[670] Buharı, 10/159; Mpslim, 707; Ebu Davud, 1042; Nesâî, 3/81; Ahmed, Müsned, 1/383, 429, 464. Müslim'deki
metin şöyledir: "Allah Rasülünün (s.a.) çoğunlukla solundan çıkıp gittiğini gördüm."
[671] Müslim, 708; Nesâî, 3/81.
[672] tbn Mâce, 931; Ahmed, Müsned, 2/174, 190, 215. Müsned'deki metin şöyledir: "Allah Rasûtü'nün (s.a.) hem sağından ve hem solundan çıkıp gittiğini gördüm. Hem yalın ayak, hem ayakkabı ile namaz kıldığını gördüm. Hem ayakta, hem oturarak su içtiğini gördüm." İsnadı hasendir. Bu konuda Nesâî (3/82), Tirmizî (201), Ebu
Davud (1041) ve İbn Mâce (929) hasen senedle hadis rivayet etmektedirler.
[673] Müslim, 670; Nesâî, 3/80, 81. İsnadı hasendir.
[674] Buharı, 10/155, 80/15, 81/22, 82/12, 97/3; Müslim, 593 (137); Ebu Davud, 1505; Nesâî, 3/70, 71.
[675] Müslim, 594 (139); Ebu Davud, 1506; Nesâî, 30/69, 70.
[676] Ebu Davud, 1509; Tirmizî, 3419. İsnadı sahihtir.
[677] Müslim, 771 (201, 202).
[678] Ebu Davud, 1508; Ahmed, 4/369, Senedi zayıftır
[679] Müslim, 597 (146).
[680] Müslim, 596 (144, 145); Nesâî, 3/75; Tirmizî, 3409.
[681] Tirmizî, 3410; Nesâî, 3/76. Tirmizî: "Hadis, hasen-sahihtir" diyor. Nesâî'nin (3/76) bu konuda kuvvetli senedle bir başka rivayeti daha vardır.
[682] Nesâî, 3/52, 3/74; Tirmizî, 3407; Ebu Davud, 5075. İsnadı sahihtir.
[683] Müslim, 595 (143).
[684] Tirmizî, 3470; Ahmed, 4/227. Seneddeki Şehr b. Havşeb'ten dolayı hadis zayıftır. Ancak Ahmed (4/60), Ebu
Davud (5077) ve îbn Mâce'nin (3867) bu anlamda rivayet ettikleri bir hadis hasen; yine bu anlamda Ahmed'in
(5/420) Ebu Eyyûb'dan rivayet ettiği hadis sahihtir.
[685] Ahmed, 6/298. Hadis zayıftır. Ancak birinci kısmını Buharî (80/11) ve Müslim (2727) şu şekilde rivayet etmişlerdir. Hz. Ali anlatıyor: Hz. Fatima'nın değirmende un öğütmekten elleri rahatsızlanmıştı. Bu sırada Hz. Peygamber'e (s.a.) bir esir gelmişti. Hz. Fatıma babasına gitti; O'nu bulamadı. Hz. Âişe ile karşılaştı. Durumu ona anlattı. Hz. Peygamber (s.a.) gelince Hz. Âişe, Hz. Fatıma'nın kendisine geldiğini haber verdi. Hz. Peygamber (s.a.) bize geldi. Geldiğinde yataklarımıza yatmıştık. Derhal kalkmak için hamle yaptık. Fakat Hz. Peygamber (s.a.): "Yerinizde kalın" dedi. Aramıza oturdu, öyle kî ayağının soğukluğunu göğsümde hissettim. Sonra şöyle buyurdu: "Şimdi size istediğinizden daha hayırlı birşey öğreteceğim. Yatağınıza yattığınızda 34 kere tekbir, 33 kere teşbih ve 33 kere tahmid getirirseniz bu sizin için hizmetçiden daha hayırlıdır. " Hadisin ikinci kısmına ise hemen sonra gelen hadis şahit olur.
[686] Mevâridu'z-Zam'ân 2341; Ahmed, 5/415. Yalnız bir râvisi tartışmalıdır; ancak yukarıda geçen Ümmü Seleme hadisi ile Münzirî'nin et-Tergîb'de (1/269): "İsnadı hasendir" dediği, Taberânî tarafından rivayet edilen hadis buna destek sağlar.
[687] îbn Hibbân, 541. Hadis zayıftır. Bu rivayette Kâ'b: "Hz. Musa'ya denizi yarıp açan Allah'a yemin ederim ki, biz Tevrat'ta Davud Peygamber'in (a.s.) namazdan ayrıldığında şöyle dediğini buluyoruz..." diyor ve yukarıdaki duayı söylüyor. Sahih-i Müslim'de (2720), Hz. Peygamber'in (s.a.) söylediği kaydı getirilmeden buna benzer bir rivayet Ebu Hureyre'den aktarılmıştır.
[688] Hâkim,-3/462. Senedi zayıftır. İbnü's-Sünnî'de (114) Ebu Ümâme'den bu konuda
zayıf senedle bir hadis rivayet ediliyor.
[689] tbn Hibbân, 2341; Ebu Davud, 5079. Hadis zayıftır.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 1/273-280.
 

Ehlitakwa

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Farz Namazların Sonunda Âyet el-Kürsî Okuması:

Nesâî'nin esSünenü 'l-Kebîr'de Ebu Ümâme'den naklettiğine göre Allah Rasulü (s.a.): "Kim her farz namazın arkasında Âyet el-Kürsî'yi okursa ,onu cennete girmekten yalnızca ölmemesi alıkor."[690] buyurmuştur. Bu hadisi Muhammed b. Hımyer, tek başına, Muhammed b. Ziyad el-Elhânî aracılığıyla Ebu Ümâme'den nakletmiştir. Nesâî ise hadisi Hüseyn b. Bişr yoluyla Muhammed b. Himyer'den rivayet etmiştir. Bu hadisi kimileri sahih saymış ve demişlerdir ki: Hüseyn b. Bişr hakkında Nesâî: "Bir sakıncası yok", başka bir yerde de: "sika" demiştir. Her iki Muhammed ile de Buharı, Sahih'inde istidlal etmiştir; o halde hadis, onun onayım almıştır, diyorlar. Kimileri de: "Bu hadis uydurmadır" diyor. Ebul-Ferec İbnü'l-Cevzî bu hadisi el-Mevzuât adîı kitabına almış ve Muhammed b. Hımyer'e takılmış, Ebu Hatim er-Râzî'nin onun hakkında: "Onunla istidlal edilmez" ve Yakub b. Süfyân'ın: "Güçlü değil" sözlerini esas almıştır. Hafızlardan bazısı onun bu tutumuna karşı gelmiş ve Muhammed'i "sika" saymışlardır. Bunlardan biri diyor ki: O (Muhammed b. Hımyer) hadis uyduracak adam değildir. Sahih hadisleri toplayıp kitap haline getirenlerin en büyüğü —Buharı— onunla istidlal etmiştir. Hadis râvileri hakkında son derece sen sözlü biri olan Yahya b. Maîn bile onu sika saymıştır. Yine bu hadisi Taberânî, Mu'cem'inde Abdulah b. Hasan —babası— dedesi yoluyla şu şekilde rivayet eder: Allah Rasuîü (s.a.) buyurdu ki: "Kim farz namazın arkasında Âyet el-Kürsî'yi okursa, öteki namaza kadar Allah'ın koruması altında olur. [691]
Bu hadis, Ebû Ümâme, Ali b. Ebî Talib, Abdullah b.Ömer, Muğîre b.Şu'be, Câbir b.Abdullah ve Enes b. Mâlik'ten de rivayet edilmiştir. Bunların hepsi de zayıftır. Ancak farklı yollan ve ayrı ayrı kaynaklarıyla birlikte birbirine eklendiklerinde hadisin bir aslının bulunduğunu ve uydurma olmadığını gösterirler. Kulağıma geldiğine göre üstadımız Ebu'l-Abbas İbn Teymiye —Allah, ruhunu şad etsin— "Hiçbir namazın sonunda Âyet el-Kürsî okumayı terketmedim" demiş.
Müsned ve Sünen'de, Ukbe b. Âmir'in şöyle dediği rivayet edilir: "Allah Rasûlü (s.a.) her namazın arkasında Muavvizât (İhlâs, Felak ve Nâs sûrelerini) okumamı emretti."[692] Bu hadisi Ebu Hatim îbn Hibbân, Sahih'in-de; Hâkim ise Müstedrek\e rivayet etmiştir. Hâkim: "Müslim'in şartına göre sahihtir" diyor. Tirmizî'de hadisin metni "Muavvizeteyn-Felak ve Nâs sûrelerini okumamı emretti" şeklindedir.
Taberânî'nin Mu'cem'i ile Ebu Ya'lâ el-Mavsılî'nin Müsned'inde Ömer b. Nebhân'ın —bu râvî hakkında söz edilmiştir— Câbir'den rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuş: "İmanı olup da şu üç şeyi yapan kimse cennetin kapılarından dilediğinden girer, dilediği kadar huri ile evlendirilir: I- Katilini affeden, 2- Gizli borç ödeyen, 3- Her farz namazın arkasında da on kere Kul hüvallahu ahad sûresini okuyan." Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir (r.a.): "Yahut bunlardan birisini yaparsa da mı, ey Allah'ın Rasûlü?" dedi. O da cevaben: "Evet, bunlardan birisi yaparsa da" buyurdu.[693]
Hz. Peygamber (s.a.), Muaz'a, her namazın arkasında: "Allah'ım! Seni zikredebilmem, Sana şükredebil-mem ve Sana iyi kulluk edebilmem için bana yardım et." diye dua etmesini tavsiye buyurdu.[694]
"Namazın arkası" sözünde, selâmdan önce ve sonra olma ihtimali vardır. Üstadımız, selâmdan önce olmasını, tercih ederdi. Neden böyle düşündüğünü sordum; "Herşeyin arkası kendisindendir; 'hayvanın arkası' sözünde olduğu gibi1' diye karşılık verdi. [695]




KAYNAK; ZADUL MEAD

[690] Ibn Hibbân, Muhammed b. Hımyer -Muhammed b. Ziyad el-Elhânî -Ebû Ümâme senediyle rivayet etmektedir. Sened sahihtir. Münzirî, et-Terğîb'de (2/261) diyor ki: Hadisi Nesâî ve Taberânî, değişik senedlerle rivayet etmişlerdir. Bunlardan birisi sahihtir. Üstadımız Ebu'l-Hasen, "Buharî'nin şartına uygundur" diyor, îbn Hibbân, Kitâbu's-Saiât'ta rivayet etmiş ve sahih olduğunu söylemiştir. Taberânî, senedlerden birindeki rivayette "ve kim Kulhüvallahu ahad sûresini okursa" ilâvesini getiriyor. Bu ilâve ceyyiddir. Heysemî, Mecmau'z-Zevâid'de (10/102) diyor ki: Bu hadisi Taberânî, Kebîr ve Evsat'ta —biri ceyyid— değişik senedlerle rivayet etmiştir. Ebu Ümâme hadisini tbnü's-Sünnî (120) ve Muğîre b.Şu'be hadisini Ebu Nuaym (Hıiye, 3/121) hasen senedle.rivayet etmiştir.
[691] Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 2/148. Diyor ki: Hadisi Taberânî Kebîr'de rivayet etmiştir; isnadı hasendir.
[692] Ahmed, 4/211; Ebu Davud, 1523; Tirmiri, 2905; Nesâî, 3/68; İbn Hibbân, 2347; Hâkim, 1/253. Hâkim hadisi sahih saymış, Zehebî'de ona katılmıştır. Dedikleri gibidir.
[693] Heysemî, a.g.e., 10/102. Zayıftır.
[694] Ebu Davud, 1522; nesâî, 3/53. tsnâdı sahihtir, tbn Hibbân (2345) sahih oldugjınu söylemiştir.
[695] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 1/280-282.
 

Ehlitakwa

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
İstihare Duası:

Hz. Peygamber'den (s.a.) sahih olarak nakledildiğine göre şöyle buyurmuştur: "Sizden biriniz bir işe yürekten karar verdiğinde, farz değil, (istihare niyetiyle) nafile olarak iki rekat namaz kılsın. Namazdan sonra şöyle dua etsin:
"Yâ Rab! Hakkımda hayırlısını bildiğin için, katından hayırlısını bildirmeni dilerim. Her şeye gücün yettiğinden, tarafından beni güçlendirmeni dilerim. Ya Rab! Hayırlı olanın açıklığa kavuşmasını ve takdirini Senin o büyük fazl ve kereminden isterim. Allah'ım! Senin her şeye gücün yeter; halbuki benim yetmez. Sen herşeyi bilirsin, halbuki ben bilmem. Şüphesiz Sen, aklımızın kuşatamadığı herşeyi pek yakından bilirsin. Ya Rab! Şu karar verdiğim iş, dinim, dünyam ve âhiretim için hayırlı ise —ki bunu bildiğinde şüphe yoktur—, bana nasib et, beni buna muvaffak kıl, kolaylaştır ve mübarek kıl. Eğer bu işim, dünya ve âhiretimde benim için kötü ise onu benden, beni de ondan uzaklaştır. Hayırlısı neredeyse bana onu takdir et, beni onunla hoşnud et!"
Hadisin râvisi Câbir (r.a.) der ki: İstihare eden kişi, duanın "iş" denilen yerinde isteğini ismen zikreder. Hadisi Buhârî rivayet etmiştir.[1038]
Cahiliye araplarmın kuş uçurmalarına ve müşriklerin çektikleri kur'a-ların bir benzeri olan fal oklarıyla kısmet aramalarına karşı Hz. Peygamber (s.a.) bu duayı ümmetine talim buyurdu. Cahiliye araplan fal oklanyla gaybda kendileri için taksim olunan şeyi bilmek istiyorlardı. Bu sebeple buna "istiksâm=kısmet aramak" adı verildi. Bu, kasm kelimesinin istifal babıdır. Buradaki "sin" taleb içindir.
İşte bu bâtıl şeylerin yerine Hz. Peygamber (s.a.); tevhid, rnuhtaciyet, ubudiyet, tevekkül, hayrın tamamı kabza-i kudretinde olan, iyilikleri O'-ndan başkasının getirmediği, kötülükleri de O'ndan başkasının geriye çevirmediği, kuluna bir rahmet kapısı açtığında hiçbir kimsenin ona mani olamadığı, rahmet kapısını da bir kapattı mı, hiçbir kimsenin artık onu ne uğurla ne de yıldız doğmasına bağlayarak o rahmetin kendisine ulaşmasını sağlayamadığı Allah'tan (c.c.) isteme manasında bu duayı tavsiye etmiştir.
İstihare duası, bereketli, mutluluk getirici, kendileri için Allah tarafından iyilikler takdir edilmiş olan mesut ve muvaffak kişilerin talihidir. Bu, Allah ile beraber diğer bir tann edinen ve pek yakında kimin doğru olacağını bilecek olan müşrik, şakî ve yardımdan mahrum kişilerin talihi değildir.
İstihare duası; Allah'ın (c.c.) varlığının ikrarını, O'nun ilim, irâde ve kudret gibi kemal sıfatlarının ikrarını, rububiyetinin ikrarını, işini O'na havale etmeyi, yalnız O'ndan yardım dilemeyi, O'na tevekkül etmeyi, nefsinin esaretinden kurtulmayı, O'nun kuvvet ve kudretinden başka kuvvet ve kudret bulunmadığını, kulun, nefsinin faydasına olan şeyi bilmekten, ona muktedir olmaktan ve onu istemekten âciz olduğunu itiraf etmesini içine almaktadır. Ve bütün bunların Velî'sinin, Hâlik'inin ve Hak olan ilâhının elinde, kudretinde olduğunu bilmeyi öğretir.
Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde, Sa'd b. Ebî Vakkas'm (r.a.) rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmaktadır: "Âdemoğlunun mutluluğu, istihare yapması ve sonucunda da Allah'ın hükmüne razı olmasıy-ladır. Âdemoğlunun mutsuzluğu ise istihareyi terketmesi ve sonucunda da Allah'ın hükmüne kızmasıyladır."[1039]
Kader'in iki şeyi kuşatarak nasıl meydana geldiğini düşünmelisin: 1) Olayın meydana gelmesinden önce yapılan istiharenin içinde bulunan tevekkül, 2) Olayın meydana gelmesinden sonra Allah'ın hükmüne razı olmaktır. Bu ikisi mutluluğun nişanesi ve delilidir.
Mutsuzluğun nişanesi ve delili ise kişinin, olayın meydana gelmesinden önce tevekkül ve istihareyi terketmesi, olayın meydana gelmesinden sonra da Allah'ın hükmüne kızmasıdır.
Tevvekkül, olayın meydana gelmesinden önce yapılır. Kaza kesinleşip tamamlanınca kulluk, Müsned'de de ifade edildiği gibi, Allah'ın hükmüne (kazaya) razı olmayı gerektirir. Nesâî, meşhur olan bu istihare duasına şu cümleyi ilâve etmiştir: "Ya Rab! Kazadan sonra sonuca razı olmayı Senden diliyorum." Olay meydana geldikten sonra kazaya razı olunması, olay meydana gelmeden önce kazaya razı olmaktan daha güzeldir. Çünkü kişi, bazen olay meydana gelmeden kazaya razı olacağım ifade ederse de olay meydana geldikten sonra kararını değiştirebilir. Halbuki olay meydana geldikten sonra kişi kazaya razı olursa, "hal" veya "makam ehli" olur.
İstihareden maksat, Allah'a tevekkül etmek, O'na işini havale etmek, O'nun ilim ve kudretiyle kısmet aramak, O'nun kulu için seçtiği şeyi güzel bulmaktır. Bunlar, Allah'ın hükmüne razı olmanın gereklerindendir. îman halâvetini tatmamış bir kişi, her ne kadar olaydan sonra Allah'ın hükmüne razı olsa da, onun durumu böyle değildir. İşte kişinin tevekkül etmesi ve sonucunda da Allah'ın hükmüne razı olması, onun saadetinin alâmetidir. [1040]


KaYnaklar; ZADUL MEAD
[1038] Buharı, 80/48; Ebu Davud, 1538; Tirmizî, 480; Nesâî, 6/80; Ahmed b. Hanbel, 3/344.
[1039] Ahmed b. Hanbel, 1/168; Tirmizî, 2151. Senedinde zayıf bir râvi olan Muhammed b. Ebu Humeyd vardır. Buna rağmen Ibn Hacer hadisin hasen olduğunu söylemiştir.
[1040] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/455-457.
 

eL_Muhacir

İlimsiz mucahid katil,cihadsız alim belam olur.
Frm. Yöneticisi
Hilâli Gördüğünde Yaptığı Dualar:

Allah Rasûlü'nden (s.a.) şöyle dua ettiği rivayet olunur:
"Ey Allah'ım! Bu ayı bizlere emniyet ile, ihsan ile, selâmet ile, islâm ile göster. (Ey hilâl!) Benim de, senin de Rabbin Allah'tır. "[907] Tirmizî, hadise; hasen-garîbtir, demiştir.


güncel
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt