Çözüldü İbn Kesir Tefsirinde Tevessül Hadisinin Sıhhati ve İzahı?

Alp Arslan

.
İslam-TR Üyesi
Allame İbn Kesir tefsirinde Nisa 64 ayetinde verilen hadisin sıhhati nedir ? İbn Kesir Kabri Şerif ile tevessülü kabul etmis midir?
İçlerinde eş-Şâmil isimli eserin müellifi Şeyh Ebu Nasr îbn es-Sab-bâğ’ın bulunduğu bir grup âlim Utbâ’dan şu meşhur hikâyeyi naklederler ; Utbâ şöyle anlatmıştır : Hz. Peygamber (s.a.) in kabri yanında oturuyordum. Bir bedevî gelerek: Selâm sana ey Allah’ın Rasûlü, Allah Teâlâ’nm : »Onlar kendilerine yazık ettikleri zaman, sana gelip Allah’tan mağfiret dileseler ve peygamberler de onlara mağfiret dileseydi elbette Allah’ı Tevvâb ve Rahîm olarak bulacaklardı.» buyurduğunu işittim. İşte günâhlarımdan mağfiret dileyerek ve Rabbıma benim hakkımda şefaatte bulunmanı isteyerek sana geldim, dedi ve şu şiiri söyledi:
«Ey yeryüzündeki efendilerin en hayırlısı ve en büyüğü; onların güzel kokularıyla yeryüzünün alçak ve yüksek yerleri hep güzelleşmiştir.
Senin bulunduğun kabre benim nefsim feda olsun. Orada iffet, orada cömertlik ve şeref vardır.»
Sonra Bedevi ayrılıp gitti ve bana bir uyku hali geldi. Rü’yâmda Hz. Peygamberi (s.a.) gördüm. Şöyle buyurdular: Ey Utbâ, Bedevi’ye var ve Allah’ın kendisini bağışladığını ona müjdele.
(bk. İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri; Nevevî, el-Mecmu’, 8/274).
Cevaplarınız için şimdiden teşekkür ederim.
Cezakallahu hayran.
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
"Biz, hiç bir peygamberi Allah'ın izniyle itaat edilmekten başka bir gaye ile göndermedik. Onlar kendilerine yazık ettikleri zaman, sana gelib Allah'tan mağfiret dileseler ve peygamberleri de onlara mağfiret dileseydi elbette Allah'ı Tevvâb ve Rahim olarak bulacaklardı." (Nisa 64)


İçlerinde eş-Şâmil isimli eserin muellifi Şeyh Ebu Nasr îbn es-Sabbâğ'ın bulunduğu bir grub âlim Utbâ'dan şu meşhur hikâyeyi naklederler ; Utbâ şöyle anlatmıştır :
Peygamber (s.a.v.)'in kabri yanında oturuyordum. Bir bedevî gelerek: Selâm sana ey Allah'ın Rasûlu, Allah Teâlâ'nın :
«Onlar kendilerine yazık ettikleri zaman, sana gelib Allah'tan mağfiret dileseler ve peygamberler de onlara mağfiret dileseydi elbette Allah'ı Tevvâb ve Rahîm olarak bulacaklardı.» buyurduğunu işittim. İşte günâhlarımdan mağfiret dileyerek ve Rabbıma benim hakkımda şefaatte bulunmanı isteyerek sana geldim, dedi ve şu şiiri söyledi:
«Ey yeryüzündeki efendilerin en hayırlısı ve en büyüğü; onların güzel kokularıyla yeryüzünün alçak ve yüksek yerleri hep güzelleşmiştir.
Senin bulunduğun kabre benim nefsim feda olsun. Orada iffet, orada cömertlik ve şeref vardır

Sonra Bedevi ayrılıp gitti ve bana bir uyku hali geldi. Ru'yâmda Peygamberi (s.a.v.) gördüm.
Şöyle buyurdular: Ey Utbâ, Bedevi'ye var ve Allah'ın kendisini bağışladığını ona müjdele.
Allah Teâlâ: «Hayır, Rabbına andolsun ki; aralarında çekiştikleri şeylerde; seni hakem ta'yîn etmedikçe îmân etmiş olmazlarbuyurarak kendi şerefli, mukaddes zâtına yemînle ifâde buyuruyor ki, bütün işlerde Allah Rasûlunu hakem ta'yîn etmedikçe hiç kimse gerçekten îmân etmiş olmaz. Onun verdiği hüküm gizli ve açık her zaman bağlanılması vâcib olan hak ve gerçektir. Bunun içindir ki, Allah Teâlâ : «Sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen teslim etmedikçe îmân etmiş olmazlar.» buyurmuştur.

Yani seni hakem ta'yîn ettiklerinde; içlerinden sana itaat ederler. İçlerinde senin verdiğin hükme karşı herhangi bir sıkıntı duymazlar. İç ve dışlarıyla bu hükme uyarlar. Bir karşı koyma, bir mudâfaa ve münâkaşa olmaksızın bütünüyle bu hükme teslim olurlar. Nitekim bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur: Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki; arzusu benim getirdiğime tâbi olmadıkça hiç biriniz gerçekten îmân etmiş olmaz.

Buhârî der ki: Ali İbn Abdullah'ın... Urve'den naklettiğine göre; o şöyle demiştir: Zubeyr bir adamla Harre adı verilen yerdeki bir su yolu hakkında çekişmişti. Peygamber (s.a.v.) : Ey Zubeyr sula, sonra suyu komşuna gönder, buyurdu. Zubeyr'in hasmı olan ansârî: Ey Allah'ın elçisi, halanın oğlu olduğu için mi böyle? deyince;
Allah Rasûlu (s.a.v.)'nün yüzünün rengi değişti ve şöyle buyurdu : Ey Zubeyr sula, sonra duvara dönünceye kadar suyu tut, hapset. Sonra da suyu komşuna gönder.
Böylece ansârî kendisini öfkelendirince Peygamber, Zubeyr'in hakkını açık bir çözümle tâm olarak vermiş oldu. Halbuki daha önce her ikisi için de daha uygun olan bir duruma işaret buyurmuşlardı.
Zubeyr der ki: İşte; «Hayır, Rabbına andolsun ki; aralarında çekiştikleri şeyde seni hakem ta'yîn etmedikçe... îmân etmiş olmazlar.» âyeti bu konuda nazil olmuştur.

Bu hadîsi İmâm Buhârî Sahîh'inin Kitâb'ut-Tefsîr, Kitab'uş-Şurb ve Kitab'us-Sulh bölümlerinde rivayet etmiştir. Hadîs mursel gibi görünüyorsa da, mânâ itibariyle muttasıl bir hadîstir.

Aynı hadîsi bu şekliyle İmâm Ahmed de mursel olarak rivayet etmiştir.
Hadîsin isnadı Urve ve babası Zubeyr arasında kopuktur. Çünkü o, babasından işitmemiştir. Bilâkis kardeşi Abdullah'dan bu hadîsi İşitmiştir.

Ebu Muhammed Abdurrahmân İbn Ebu Hatim de bu hadîsi tefsirinde şöyle nakleder:
Bize Yûnus İbn Abd'ul-A'lâ'nın... Zubeyr İbn el-Avvâm'dan rivayetine göre; o, Harre'deki bir su yolu konusunda Allah Rasûlu ile birlikte Bedir'de bulunmuş, ansârdan birisiyle hasımlaşmışlardı. Her ikisi de bu su yolundan hurmalıklarını suluyorlardı.
Ansârî: Suyu serbest bırak gitsin, dediyse de Zubeyr bunu kabul etmedi.
Allah Rasûlu: Ey Zubeyr, sula, sonra komşuna gönder, buyurunca;
ansârî kızarak : Ey Allah'ın Rasûlü, halanın oğlu olduğu için mi? dedi.
Bunun üzerine Allah Rasûlunun yüzü değişti ve : Ey Zubeyr, sula, sonra su duvara dönünceye kadar suyu hapset, buyurdu.
Böylece Allah Rasûlu Zubeyr'in hakkını tâm olarak vermiş oldu. Halbuki bundan önce Allah Rasûlu, Zubeyr'e, hem ona ve hem de ansârîye daha uygun olan bîr görüş bildirmişti. Ansârî Allah Rasûlunü öfkelendirince açık bir hüküm halinde Zubeyr'e hakkını tâm olarak vermiş oldu.
Zubeyr der ki: Öyle sanıyorum ki «Hayır, Rabbma andolsun ki; aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem ta'yîn edip sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen teslim etmedikçe îmân etmiş olmazlarâyet-i kerime'si işte bu hâdise hakkında nazil olmuştur.

Hadîsi Neseî de bu şekliyle İbn Vehb'den naklen rivayet etmiştir. İmâm Ahmed ve bir grub hadîsi Leys'ten rivayet eder ve Abdullah İbn Zubeyr'in Musned'inde mevcuttur, derler.
İmâm Ahmed de hadîsi Abdullah îbn Zubeyr'in Musned'inde zikretmiştir. En doğrusunu Allah Teâlâ bilir. Garîbdir ki, Hâkim Ebu Abdullah en-Neysâbûrî bu hadîsi îbn Şihâb'ın yeğeni kanalıyla Abdullah İbn Zubeyr'den, o da Zubeyr'den rivayet etmiş ve : İsnadı sahihtir. Ancak Buhârî ve Muslim tahrîc etmemişlerdir, demiştir. Ben, Zuhrî'den gelen bir isnâd ile bu hadîsi rivayet eden ve Abdullah İbn Zubeyr'i zikreden hiç kimseyi bilmiyorum. Ancak onun kardeşi oğlu (Zuhrî'nin kardeşinin oğlu) hâriç. O ise Zuhrî'den rivayetinde zayıftır.

Hafız Ebu Bekr İbn Merdûyeh der ki: Bize Muhammed İbn Ali'nin... Seleme'den —Ebu Seleme ailesinden bir kimsedir— rivayetine göre; o şöyle demiştir :
Zubeyr bir konuda bir adamla Allah Rasûlu huzûrunda hasımlaştı da Allah Rasûlu Zubeyr'in lehine hükmetti.
Adam: Halası oğlu olduğu için onun lehine hükmetti, deyince:
«Hayır, Rabbına andolsun ki; aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem ta'yîn edip sonra haklarında verdiğim hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan... îmân etmiş olmazlar.» âyeti nazil oldu.

İbn Ebu Hatim şöyle diyor : Bize babamın... Saîd îbn el-Museyyeb' den naklettiğine göre, o, «Hayır, Rabbına andolsun ki... îmân etmiş olmazlar.» âyet-i kerîme'si hakkında şöyle demiştir: Zubeyr îbn el-Avvâm ve Hâtib tbn Ebu Beltea hakkında nazil olmuştur.
Bir su hakkında çekişmişler ve Allah Rasûlu önce yukarda olanın, sonra aşağıda olanın sulaması hükmünü vermişti. Bu hadîs mursel olmakla birlikte Zubeyr ile hasımlaşan ansârî'nin ismini verdiğinden faydadan hâlî değildir.
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt