Makale İman ile Küfür İkileminde Akıbet ve İki Garip Örnek Şahsiyet

Burhanuddin Aldiyaî

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
İman ile Küfür İkileminde Akıbet ve
İki Garip Örnek Şahsiyet

26967

Allah Teâlâ Kur’an’ın birçok ayetinde akıbetin muttakilerin veya takvanın olacağını belirtir. Özellikle bu dünyadan ayrılırken iman-küfür ikileminde akıbet, insan için aslında her şeydir. Zira asıl hayat ve geleceğin ya ebedi cennet ya da ebedi cehennem -Allah korusun- olur! Bu akıbet açısından çok karlı olanlar olduğu gibi çok zarar edenler de vardır. Geçenlerde bununla ilgili iki şahıs özerinden örnekleme yapılarak çok kısa bir yazı görmüştüm. Ben de bunu kısa bir makale haline getirmek istedim.

Birincisi, kendi değimiyle arkadaşlarının kendisine Skip dediği ABD Teksaslı Hıristiyan bir vaizdir. Yine kendi değimiyle dindar, kiliseye bağlı bir Hristiyan’dı ve neredeyse İslam haricindeki bütün dinleri araştırıp öğrenmişti. Müslüman olma kıssasını anlattığı ufak kitapçıkta, toplumunun söylentilerine binaen Müslümanların inançsız olduğu, Allah’a iman etmediği, ‘çölün ortasındaki saçma bir kara kutuya ibadet ettiğine’ inanıyor ve dalga geçiyordu. Hatta içinde yaşadığı Evanjelik Hıristiyan toplumunun Müslümanlar hakkındaki söylemlerine inandığından, kafasındaki Müslüman tasviri; saçı, sakalı birbirine karışmış, cübbesi havada uçuşan ucube tipli bir teröristti.

Fakat iş gereği Mısırlı bir Müslüman ile, Müslümanlar hakkındaki bu tasvirinden dolayı istemeyerek tanıştıktan sonra İslam’ı tanımaya başladı ve nihayetinde sadece kendisi değil; eşi, çocukları, kilise tarafından papaz olarak atanan babası ve üvey annesi yani komple ailesiyle birlikte Müslüman oldular. Hatta ondan önce İslam’ı araştırıp öğrenmiş ve İslam hakkında ona bilgi veren başka bir papaz daha Müslüman oluyor. İşin garip tarafı bu aile komple dindar, bilgili, farklı İncil versiyonları hakkında önemli incelemeler yapmış ve Hıristiyanlık için ciddi çalışmaları olmuş bir ailedir.

Fıtrat dinini öğrendikten sonra kalplerindeki samimiyetle Allah Teâlâ hepsine hidayet nasip etti. İşte Enfal Suresi 70. ayette ifade edilen bu olsa gerek; «Allah kalplerinizde bir iyilik bulursa, size sizden alınanın daha hayırlısını verir.» Şuan adını Yusuf Estes olarak değiştiren bu adam dünyayı gezerek İslam’ı tanıtmaya çalışıyor ve fıtrat dini İslam’a davet ediyor.

İkincisi ise, tam ters bir yönde ilerlemiş Abdullah el-Kasimi (عبد الله القصيمي)’dir. Aslen Suudi Arabistan Kasim’den olup İslami ilimlerde çok ciddi bir yere gelmişti. Öyle ki; Necid ulemasının menhecine tabi olduğundan, çevresi içerisinde kendisine ‘çağın İbni Teymiyesi’ deniliyordu. Gerek muhaliflerine karşı Selefiliği ve gerekse genel olarak düşmanlarına karşı İslam’ı müdafaa etmek olsun, ciddi çalışmaları oldu ve bu alanda önemli eserler kaleme aldı.

Özellikle İslam ile Putperestlik Arasındaki Çatışma (الصراع بين الاسلام والوثنية) ile Nebevi Hadislerin Müşkilleri ve Açıklamaları (مشكلات الأحاديث النبوية وبيانها) adlı kitapları çok ciddi çalışmalardır. Birincisi Şii düşüncesine reddiye iken, ikincisi İslam düşmanlarının Peygamber ﷺ’in hadislerine yönelttikleri şüphelere cevaplardır. İki ciltlik olan ilk kitabının sonunda, üçüncü cildinin de geleceğini söyler fakat bu evreden sonra değişime girdiğinden, devamı gelmedi.

Ne var ki; bütün bu ilmi kapasiteye ve onca İslami çalışmaya rağmen bu adam hayatının sonuna doğru, söylenene göre Hıristiyan bir kızla tanıştıktan sonra -ki bu tek başına bir sebep değildir- ateizme kaydı. Daha önce ciddi bir ilmi düzeyde savunduğu İslam hakkında olmadık şeyler söylediği hatta Allah ve Peygamber ﷺ’e sövgü içeren kitaplar yazdı. Nihayetinde bilindiği kadarıyla öyle ölüp gitti. Yukarıdaki ayetin muhalif mefhumuna göre; “kalbinde kötülük varsa, Allah senden alınan hayrın yerine çok kötü bir şer verir.

Günümüzde bunun örnekleri çok daha fazla oluyor. Bir tarafta bu topraklarda Müslüman anne babadan doğmuş hatta dindar bir yaşamı olan nice kişi riddete sürüklenirken, diğer taraftan gayrimüslim bir ailenin çoğu olan ve gayrimüslim hatta İslam’a düşman toplumlarda doğan nice kişi de İslam’a giriyor. Kimin Allah’ın rahmetine müstahak olduğunu ancak Allah bilir.

Enes b. Malik (ra)’ten aktarılan hadise göre Resûlullah ﷺ sık sık şu duayı ederdi; «Ey kalpleri çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl.» Hadisin devamında Enes (ra) diyor ki: Bir adam kendisine; “Ey Allah'ın resulü! Biz sana iman edip getirdiğini tasdik ettik. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?” diye sordu ve Resûlullah ﷺ da; «Evet! Kalpler, Rahman'ın iki parmağı arasındadır ve istediği gibi çevirir.» şeklinde cevap verdi. [İbni Mace: (3832)- [3834]

Kur’an’ın Enam Suresi 125. ayette bahsettiği şu hakikat; «Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü (gönlünü) İslam'a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar.» bu olsa gerek.

Yani Allah Teâlâ kulların kalplerindeki niyet ve eğilimlerine göre inançsal yön verir. Şu halde asıl önemli olan, imanı sonuna kadar korumaktır. Rabbim! Bizi hidayet ettikten sonra kalplerimizi yamultma!..

Burhanüddin Aldiyaî
 

Ebu Tahir

لا إله إلا الله
İslam-TR Üyesi
İman ile Küfür İkileminde Akıbet ve
İki Garip Örnek Şahsiyet

Ekli dosyayı görüntüle 26967

Allah Teâlâ Kur’an’ın birçok ayetinde akıbetin muttakilerin veya takvanın olacağını belirtir. Özellikle bu dünyadan ayrılırken iman-küfür ikileminde akıbet, insan için aslında her şeydir. Zira asıl hayat ve geleceğin ya ebedi cennet ya da ebedi cehennem -Allah korusun- olur! Bu akıbet açısından çok karlı olanlar olduğu gibi çok zarar edenler de vardır. Geçenlerde bununla ilgili iki şahıs özerinden örnekleme yapılarak çok kısa bir yazı görmüştüm. Ben de bunu kısa bir makale haline getirmek istedim.

Birincisi, kendi değimiyle arkadaşlarının kendisine Skip dediği ABD Teksaslı Hıristiyan bir vaizdir. Yine kendi değimiyle dindar, kiliseye bağlı bir Hristiyan’dı ve neredeyse İslam haricindeki bütün dinleri araştırıp öğrenmişti. Müslüman olma kıssasını anlattığı ufak kitapçıkta, toplumunun söylentilerine binaen Müslümanların inançsız olduğu, Allah’a iman etmediği, ‘çölün ortasındaki saçma bir kara kutuya ibadet ettiğine’ inanıyor ve dalga geçiyordu. Hatta içinde yaşadığı Evanjelik Hıristiyan toplumunun Müslümanlar hakkındaki söylemlerine inandığından, kafasındaki Müslüman tasviri; saçı, sakalı birbirine karışmış, cübbesi havada uçuşan ucube tipli bir teröristti.

Fakat iş gereği Mısırlı bir Müslüman ile, Müslümanlar hakkındaki bu tasvirinden dolayı istemeyerek tanıştıktan sonra İslam’ı tanımaya başladı ve nihayetinde sadece kendisi değil; eşi, çocukları, kilise tarafından papaz olarak atanan babası ve üvey annesi yani komple ailesiyle birlikte Müslüman oldular. Hatta ondan önce İslam’ı araştırıp öğrenmiş ve İslam hakkında ona bilgi veren başka bir papaz daha Müslüman oluyor. İşin garip tarafı bu aile komple dindar, bilgili, farklı İncil versiyonları hakkında önemli incelemeler yapmış ve Hıristiyanlık için ciddi çalışmaları olmuş bir ailedir.

Fıtrat dinini öğrendikten sonra kalplerindeki samimiyetle Allah Teâlâ hepsine hidayet nasip etti. İşte Enfal Suresi 70. ayette ifade edilen bu olsa gerek; «Allah kalplerinizde bir iyilik bulursa, size sizden alınanın daha hayırlısını verir.» Şuan adını Yusuf Estes olarak değiştiren bu adam dünyayı gezerek İslam’ı tanıtmaya çalışıyor ve fıtrat dini İslam’a davet ediyor.

İkincisi ise, tam ters bir yönde ilerlemiş Abdullah el-Kasimi (عبد الله القصيمي)’dir. Aslen Suudi Arabistan Kasim’den olup İslami ilimlerde çok ciddi bir yere gelmişti. Öyle ki; Necid ulemasının menhecine tabi olduğundan, çevresi içerisinde kendisine ‘çağın İbni Teymiyesi’ deniliyordu. Gerek muhaliflerine karşı Selefiliği ve gerekse genel olarak düşmanlarına karşı İslam’ı müdafaa etmek olsun, ciddi çalışmaları oldu ve bu alanda önemli eserler kaleme aldı.

Özellikle İslam ile Putperestlik Arasındaki Çatışma (الصراع بين الاسلام والوثنية) ile Nebevi Hadislerin Müşkilleri ve Açıklamaları (مشكلات الأحاديث النبوية وبيانها) adlı kitapları çok ciddi çalışmalardır. Birincisi Şii düşüncesine reddiye iken, ikincisi İslam düşmanlarının Peygamber ﷺ’in hadislerine yönelttikleri şüphelere cevaplardır. İki ciltlik olan ilk kitabının sonunda, üçüncü cildinin de geleceğini söyler fakat bu evreden sonra değişime girdiğinden, devamı gelmedi.

Ne var ki; bütün bu ilmi kapasiteye ve onca İslami çalışmaya rağmen bu adam hayatının sonuna doğru, söylenene göre Hıristiyan bir kızla tanıştıktan sonra -ki bu tek başına bir sebep değildir- ateizme kaydı. Daha önce ciddi bir ilmi düzeyde savunduğu İslam hakkında olmadık şeyler söylediği hatta Allah ve Peygamber ﷺ’e sövgü içeren kitaplar yazdı. Nihayetinde bilindiği kadarıyla öyle ölüp gitti. Yukarıdaki ayetin muhalif mefhumuna göre; “kalbinde kötülük varsa, Allah senden alınan hayrın yerine çok kötü bir şer verir.

Günümüzde bunun örnekleri çok daha fazla oluyor. Bir tarafta bu topraklarda Müslüman anne babadan doğmuş hatta dindar bir yaşamı olan nice kişi riddete sürüklenirken, diğer taraftan gayrimüslim bir ailenin çoğu olan ve gayrimüslim hatta İslam’a düşman toplumlarda doğan nice kişi de İslam’a giriyor. Kimin Allah’ın rahmetine müstahak olduğunu ancak Allah bilir.

Enes b. Malik (ra)’ten aktarılan hadise göre Resûlullah ﷺ sık sık şu duayı ederdi; «Ey kalpleri çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl.» Hadisin devamında Enes (ra) diyor ki: Bir adam kendisine; “Ey Allah'ın resulü! Biz sana iman edip getirdiğini tasdik ettik. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?” diye sordu ve Resûlullah ﷺ da; «Evet! Kalpler, Rahman'ın iki parmağı arasındadır ve istediği gibi çevirir.» şeklinde cevap verdi. [İbni Mace: (3832)- [3834]

Kur’an’ın Enam Suresi 125. ayette bahsettiği şu hakikat; «Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü (gönlünü) İslam'a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar.» bu olsa gerek.

Yani Allah Teâlâ kulların kalplerindeki niyet ve eğilimlerine göre inançsal yön verir. Şu halde asıl önemli olan, imanı sonuna kadar korumaktır. Rabbim! Bizi hidayet ettikten sonra kalplerimizi yamultma!..


Burhanüddin Aldiyaî
Allahumme Amin
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt