Çözüldü Kâbe'yi Kimin Yaptığı Hakkında Sahih Rivayet Var mıdır ?

Komutan Talut

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
Selamun Aleykum Hocam @Abdulmuizz Fida . Kabeyi kimin yaptığına dair sahih rivayet var mıdır ? Hz Adem veya Hz. Şitin yaptığına dair rivayetler hakkında TDV İslam Ansiklopedisi'nde şöyle bir yorum var :

Bu âyetlerden Kâbe’nin Hz. İbrâhim’den önce de var olduğu, ancak yıkılıp uzun zaman içinde yerinin kaybolduğu ve İbrâhim tarafından bulunarak yeniden yapıldığı anlaşılmaktadır. Fakat Hz. İbrâhim’den önce kimin tarafından inşa edildiği hususunda Kur’an’da herhangi bir bilgi yoktur. Bununla birlikte bazı kaynaklarda ilk yapanların Hz. Âdem yahut oğlu Şît, hatta onlardan daha önce melekler olduğuna dair birçoğu İsrâiliyat kaynaklı, mübalağa ve efsane unsurlarıyla süslü, bir kısmı da sembolik anlamlar taşıyan rivayetler yer almaktadır.

Bu konu hakkında sahih rivayet var mı ?
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Âleykum selam we rahmetullahi we berakatuh kardeşim;

Kur'anda
"Hani Biz İbrahim'e Beytullah'ın yerini belirlediğimiz zaman şöyle emretmiştik. Bana hiç bir şeyi ortak koşma, benim mabedimi tavaf edenler, kıyam edenler, rukûa ve secdeye varanlar için evimi (Kâbe'yi) tertemiz tut."
(Hacc, 26)
ayetiyle Kâbe'nin İbrahim (a.s.)'den önce var olduğu kesindir. Hatta mevcud olan Kâbe'nin temellerini İbrahim (a.s.) oğlu İsmâil ile birlikte onarmıştır.
İbrahim, İsmail ile birlikte Beytullah'ın (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor. (Bakara, 127)


**​

"Şubhesiz insanlar için ilk konulan Ev, Mekke’de mubârak ve alemler için hidayet olan Ev'dir." (Âl-i İmran 96)

İbnu'l-Munzir ve ibn Ebî Hâtim'in, Şâbî vasıtasıyla bildirdiğine göre Ali b. Ebî Tâlib: “Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Mekke'de..." (Âl-i İmran 96) âyetini açıklarken: “Ondan daha önce de evler vardı. Ancak bu, Allah'a ibadet için kurulan ilk evdi” dedi. (İbnu'l-Munzir (716) ve İbn Ebî Hâtûn 3/707 (3827)

İbn Cerîr, Matar'dan bu yorumun aynısını bildirir. (İbn Cerîr , 5/590, 591)
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan (Basrî) bu âyet hakkında: “insanların Allah’a ibadet etmeleri için yapılan ilk ev Mekke'de yapılan evdir” dedi. (İbn Cerîr , 5/590)

İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Abd b. Humeyd, Buhârî, Muslim, İbn Cerîr ve Beyhakî, Şuab'da, Ebû Zer'den bildiriyor:
“Ey Allah’n Rasulu! İlk yapılan mescid hangisidir?” diye sorduğumda,
Rasûlullah (s.a.v.): "Mescidu'lHaram'dır" buyurdu.
Sonra hangisidir?” dediğimde:
"Mescidu'l-Aksâ'dır" dedi.
“İkisi arasında kaç yıl vardır?" diye sorduğumda ise:
"Aralarında kırk yıl vardır" karşılığını verdi.’
(İbn Ebî Şeybe , 14/116 ; Ahmed , 35/334, 373 (21421, 21468); Buhârî, 3366, 3425); Muslim , 520; İbn Cerîr, 5/593; ve Beyhakî, 3982)

İbn Cerîr, ibnu'l-Munzir, Taberânî ve Beyhakî, Şuab’da, İbn Amr'dan bildiriyor:
Yüce Allah, Kâbe'yi yeryüzünden iki bin yıl önce yaratmıştır. -Arşı su üzerinde iken- Kâbe beyaz köpük gibiydi. Yeryüzü de altında bir kabuk gibiydi. Daha sonra da yeryüzü Kâbe'nin altında yayıldı."
(İbn Cerîr , 5/591; İbnu'l-Munzir, 712 ve Beyhakî, 3983)

İbnu'l-Munzir, Ebû Hurayra'den bildiriyor:
Kâbe, yeryüzünden iki bin yıl önce kurulmuştur. Ancak o yerdendi ve su üzerinde bir kabuk gibiydi. Üzerinde meleklerden iki melek vardı ki, bu melekler tesbih ediyordu. Yüce Allah yeryüzünü yaratmak istediğinde yeryüzünü Kâbe'den yaydı ve onu yeryüzünün ortasında kıldı.”
(İbnu'l-Munzir, 711)

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve el-Ezrakî'nin bildirdiğine göre Mucâhid: “Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev..." (Âl-i İmran 96) âyeti "Siz, insanlar için ortaya çıkarılan, ... hayırlı bir ummetsiniz" (Âl-i İmran 110) âyeti gibidir” dedi.
(îbn Cerîr, 5/592 ve el-Ezrak , 1/40)

İbn Cerîr, Suddî'den bildiriyor:
“ilk kurulan ev Kâbe'dir. Kâbe kurulduğu zaman yeryüzü henüz su idi. Kâbe’de onun üstünde bir köpüktü. Allah yeri yarattığı zaman beraberinde Kâbe'yi de yarattı. O yeryüzünde kurulan ilk evdir.”
(İbn Cerîr , 5/592)

(Celâleddîn es Suyûti, ed Durru'l Mensur fi't-Tefsîr bi l-Me’sûr , C. 3, Sf: 589 - 590)



"Şubhesiz insanlar için ilk konulan Ev”:
Mucâhid şöyle demiştir: Müslümanlarla Yahudiler övündüler: Yahudiler, Beytu'l Mukaddes Kâbe’den üstündür, dediler,
Müslümanlar da: Kâbe daha üstündür, dediler. Bunun üzerine bu ayet indi.
Onun "ilk" olmasında ise iki görüş vardır:

A - O yeryüzündeki ilk evdir.
Bu görü sahibleri de nasıl ilk ev olduğu hususunda üç görüşle ihtilaf etmişlerdir:
Birincisi: O Allah yeri yarattığı zaman suyun üzerinde göründü. Onu yerden iki bin yıl önce yarattı, yeri de altında söbü (oval) vaziyette yarattı.
Said el-Makbûri, Ebu Hurayra’den şöyle dediğini rivayet etmiştir: Kâbe suyun üzerinde kaya halinde idi, üzerinde iki melek vardı, yer yaratılmadan iki bin yıl önce gece gündüz tesbih ederlerdi. Dünya yaratılmadan iki bin sene önce Beyt suyun üzerine konuldu, sonra dünya Beyt'in altından yayıldı. İbn Ömer, ibn Amr, Katâde, Mucâhid ve diğerleri bu görüştedirler.

İkincisi: Adem yere indirilince ürperdi, Allah ona yeryüzünde benim için bir ev yap, Meleklerimin Arş’ın etrafında yaptıklarını gördüğün gibi sen de öyle yap, dedi. O da onu bina etti. Bunu Ebu Salih, ibn Abbas’tan rivayet etmiştir.

Üçüncüsü: O, Ademle beraber indirildi, Tufan olunca göğe mamur vaziyette kaldırıldı. İbrahim de onun temelleri üzerine bina etti. Bunu Şeyban, Katâde'den rivayet etmiştir.

B - İnsanların ibadet etmeleri için ilk temeli atılan evdir, bu da Ali bin Ebu Talib (r.anh), Hasen Basri, Ata bin Saib ve diğerlerinin görüşleridir.
(Ebu'l Ferec İbnu'l Cevzi, Zâdu'l Mesir fi İlmi't Tefsir, C. 1, Sf: 412 - 413)




Doğrusu insanlar için kurulan ilk ev, Mekke'de bulunan, âlemlere mübarek ve hidâyet olmak üzere kurulan o Evdir. (Âl-i İmran 96)

Muslim'in Sahih'înde Ebû Zer'den şöyle dediği sabit olmuştur.
Ben Rasûlullah (s.a.v.)'a yeryüzünde kurulan ilk mescide dair soru sordum, O "Mescid-i Haram'dır" diye buyurdu.
Sonra hangisidir? diye sorunca, O: "Mescid-i Aksa" diye buyurdu.
Bu sefer ben: İkisi arasında ne kadar (zamanlık bir süre) vardır? diye sordum, şöyle buyurdu: "Kırk yıl"
(Kâbe'yi ilk bina eden İbrahim (as), Mescid-i Aksa'yı ilk bina edenin de Dâvud (as) ile Suleyman (as) olduğu kabul edilirse, ilk mescidin bina ediliş tarihleri arasında kırk yıllık bir süre bulunduğu, bilinen tarihi gerçekler açısından imkânsız görülmüştür. Bu bakımdan mesele şöyle açıklanmıştır:
a. Kâbe'yi ilk bina eden Âdem (a.s.)'dir. O'nun soyundan birileri de daha sonra Mescîd-i Aksa'yı inşâ etmiştir. İbrahim (a.s.) Kâbe'nin, Dâvud (as) ile Suleyman (as) Mescid-i Aksâ'nın inşasını yenilemişlerdir,
b. İbrahim (as)'in Kâbe'nin ilk banisi olduğu kabul edilirse, Mescid-i Aksâ'nın ilk banisi de Kâbe'den sonra İbrahim (as) ya da Yâkub (as) olabilir. Dâvûd (as) île Suleyman (as) ise binayı genişletmiş olabilirler. (İbn Hâcer, Fethu'l-Bârî, VI, 470 - 471; Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Muslim Tercüme ve Şerhi, İstanbul 1978, III, 340)
Hem diğer taraftan yerin tümü senin için bir mesdddir. Namaz vakti nerede girerse orada namaz kıl."
(Buhâri, Enbiyâ 10, 40; Muslim, Mesâcid 1, 2; Nesâî, Mesâcid 2; Musned, I, 150, 156, 157, 160, 166; İbn Mâce, Mesâcid 7)

Mucâhid ve Katâde dedi ki: Beyt-i Haram'dan önce herhangi bir mescid kurulmuş değildir Ali (r.anh) da şöyle demiştir: Beyt-i Haram'dan önce birçok evler vardı. Yani İbadet maksadıyla kurulmuş ilk ev, odur.

Mucâhid 'den de şöyle dediği nakledilmektedir: Müslümanlarla yahudiler karşılıklı olarak övündüler. Yahudiler: Beytu'l-Makdis Kâbe'den daha faziletli ve daha büyüktür. Çünkü peygamberlerin hicret ettiği yer orasıdır ve O, Arz-ı Mukaddes'tedir dediler, Müslümanlar da şöyle karşılık verdi: Hayır, Kâbe ondan daha faziletlidir. Bunun üzerine yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.

Mucâhid der kî: Şanı yüce Allah, bu Beyt'in yerini, yeryüzünden herhangi bir şeyi yaratmadan ikibin yıl önce yaratmıştı. Hiç şubhesiz onun temelleri, en aşağıdaki yedinci arza kadar inmektedir Mescid-i Aksâ'yı ise, Suleyman (a.s) bina etmiştir. Nitekim Nesâî tarafından sahih bir isnadla kaydedilen ve Abdullah b, Amr yoluyla gelen hadiste de böyle İfade edilmiştir. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Suleyman b. Dâvud (a.s) Beytu'l-Makdis'i inşa edince yüce Allah'tan üç husus diledi. Yüce Allah'tan vereceği hükümlerinin kendi hükmüne uygun düşmelerini söylemesini istedi; bu isteği ona verildi. Yine yüce Allah'tan kendisinden başka hiçbir kimseye verilmeyecek bir mülk verilmesini İstedi, bu da ona verildi. Yüce Allah'tan Mescidin inşasını bitirince de buraya yalnızca onda namaz kılmak arzusuyla kim gelirse, mutlaka onu günahlarından -annesinin o kimseyi doğurduğu gibi- kurtarılmasını diledi, bu da kendisine verildi. (Nesâî, Mesacid 6; İbn Mâce, İkametu's 196; Musned, II, 176)

Bu durumda bu iki hadis (son naklettiğimiz hadisi şerif" ile, başlığın başında nakledilen hadis-i şerif) arasında bir işkâl (çelişki) görülmektedir. Çünkü, Hz. İbrahim ile Hz. Süleyman arasında uzun yıllar geçmiştir, Tarihçilere göre bin yıldan fazla bir zaman geçmiştir. Bu çelişki şöyle açıklanmıştır: İbrahim ile Süleyman (ikisine de selam olsun) başkalarının temelini atmış olduğu mescidlerin binalarını yenilemişlerdir. Beyt-i Haram'ı ilk bina edenin önceden de geçtiği gibi Adem (a.s) olduğu söylenmiştir. Buna göre, onun çocuklarından başka birtakım kimselerin Beyt-i Haram'dan kırk yıl sonra Bey-tü'1-Makdis'i bina etmiş olması mümkün görünmektedir. Aynı şekilde meleklerin de Allah'ın izin vermesi üzerine Beyfi bina etmiş olmaları da mümkündür. Bütün bunlar ihtimal dahilindedir. Doğrusunu en iyi bifen Allahtıf.

Ali b. Ebi Talib (r.anh) da şöyle demiştir: Şanı Yüce Allah meleklere yer yüzünde bir ev bina etmelerini ve etrafında tavaf etmelerini emretti. Bu ise, Adem (a.s.)'in yaratılışından önce olmuştu. Daha sonra Adem (a.s.), bu evin yapabildiği kadarını bina etti ve onu tavaf etti. Ondan sonra diğer peygamberler de böyle yaptı, Sonra da onun inşasını İbrahim (a.s) tamamladı. (İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/280-281)




Beytullah'ı İlk Bina Edenler:

Beytullah'ı ilk olarak kimin bina edip kimin temellerini attığı hususunda farklı görüşler vardır. İlk olarak melekler tarafından yapıldığı söylenmiştir. Cafer b. Muhammed'in şöyle dediği rivayet edilmektedir: Hazır olduğum bir sırada babama Beyt'in yaratılışına dair soru soruldu, o da şöyle dedi: Şanı yüce Allah: "Muhakkak Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım." deyince melekler: "Biz Seni hamdinle teşbih ve takdis edip dururken, orada fesat çıkartacak, kanlar dökecek bir kimse mi yaratacaksın?" (el-Bakara, 2/30) demişlerdi. Yüce Allah onlara gadab etti. Arşına sığındılar ve onun etrafında Rabb^'lerinin rıdasını dileyerek yedi şavt tavaf ettiler, nihayet yüce Allah onlardan radı oldu ve: Haydi yeryüzünde Benim için bir ev yapınız. Ademoğullarından kendisine gadab ettiğim kimse o eve sığınsın. Sizin Arşın etrafında tavaf ettiğiniz gibi o da Beytimin etrafında tavaf etsin. Sizden radı olduğum gibi ondan da radı olayım. Bunun üzerine melekler de bu evi bina ettiler.

Abdurrazzak'ın İbn Cureyc'den onun da Ata, İbnu'l Museyyeb ve başkalarından kaydettiğine göre yüce Allah cc. Adem'e şöyle vahyetti:
Yeryüzüne indiğin vakit Benim için orada bir ev yap. Sonra da meleklerin semadaki Arşımın etrafında dolaştıklarını gördüğün gibi sen de onun etrafında öylece dolaş. Ata der ki: İnsanlar onun Beytini beş dağdan bina ettiğini söylerler. Bunlar Hira, Tur-i Sina, Lübnan, Cudi ve Tur-u Zîta dağlarıdır. Rubdunu (çevresini kuşatan temeli) ise Hira dağından getirmişti. el-Halil der ki: Burada er-Rubd'dan kasıt, Beytin etrafını çeviren kayadan olan temeldir. O bakımdan Medine'nin çevresine de Rabad denilir.

el-Maverdî'nin Ata'dan rivayetine göre İbn Abbas şöyle demiştir: Yüce Allah Adem'i cennetten yere indirince ona şöyle dedi: Ey Adem, git, Benim için bir ev yap ve onun etrafında tavaf et. Meleklerin Arşımın etrafında yaptığını gördüğün şekilde o evin yanında Beni zikret.

Bu sefer Adem (a.s.), dolaşmaya başladı. Yer onun için dürülüp katlandı, çöllük olan yerler onun için bir araya toplandı. Yerden nereye bastıysa mutlaka orada ümran oldu. Nihayet Beyt-i Haram'ın yerine kadar geldi. Cebrail (a.s) o vakit, kanatlarım yere vurdu ve en alttaki yedinci arzın üzerinde sapasağlam duran bir temel ortaya çıktı. Melekler ona kayaları getirip bıraktı. Bir tanesini otuz kişi dahi kaldıramazdı. Adem (a.s.), Beyt'i önceden de belirttiğimiz 'gibi beş dağdan gelen taşlarla yaptı.

Kimi haberlerde şu rivayet yer almaktadır:
Adem'e cennet çadırlarından bir çadır da yere indirildi ve orada yerleşmek, etrafında da tavaf etmek üzere Kabe'nin yerinde bu çadır kuruldu. Bu çadır şanı yüce Allah, Adem'in canını alıncaya kadar kaldı, onun vefatından sonra kaldırıldı. Bu rivayet ise Vehb "b. Munebbih yoluyla gelmektedir.

Bir başka rivayette de Adem ile birlikte bir evin yere indirildiği ve kendisinin ayrıca çocuklarından iman eden mûminlerin tufan zamanına kadar orayı tavaf ettikleri daha sonra yüce Allah'ın bunu kaldırıp semaya yerleştirdiği belirtilmektedir. İşte el-Beytu'1-Mâmur diye bilinen yer burasıdır.
Bu da Katade'den rivayet edilmektedir ki el-Halimî bunu "Minhâcu'd-Din" adlı eserinde zikretmiş ve şöyle demiştir:
Katade'nin ifade ettiği Adem (a.s.) ile birlikte bir de ev indirildiği şeklindeki ifadesinin onunla birlikte eni boyu ve kalınlığı itibariyle Beytu'l Ma'mur miktarı kadar indirildi anlamına gelmesi, sonra da ona: İşte bunun kadar bir ev yap denmiş olması da mümkündür. Adem onun kadar bir yer araştırdı ve o kadar bir yeri Kâbe'in yapıldığı yer olarak tesbit etti, o bakımdan Kabe'yi de orada kurdu.

Çadıra gelince, bu çadırın onunla birlikte indirilip Kabe'nin yerinde kurulmuş olması mümkündür. Ona Kabe'yi inşa etmesi emri verilince o da orayı bina etti, bu çadır da Ka'be'nin etrafında Adem'in kalbine huzur vermek üzere hayatı boyunca kaldı, sonra da kaldırıldı. Böylelikle bu haberler arasında uyum vardır, demek olur.

İşte Adem (a.s.)'in Kâbe'yi binası böyle olmuştur. Bundan sonra da orayı İbrahim (a.s.) yapmıştır.

İbn Cureyc der ki: Bazıları da şöyle demiştir: Şanı yüce Allah başı bulunan bir bulut gönderdi. Buluttaki bu baş: Ey İbrahim dedi. Şubhesiz Rabb'in sana bu bulut kadar bir miktar almanı emrediyor. İbrahim ona bakmaya ve onun miktarını çizip tesbit etmeye başladı. Daha sonra bu baş: Evet yapman gerekeni yaptın, deyince İbrahim (a.s.) kazımaya başladı ve yerde sağlamca yerleşmiş bir temeli ortaya çıkarttı.

Ali b. Ebi Talib (r.anh)'dan da şöyle bir rivayet gelmiştir:
Şanı yüce Allah İbrahim (a.s)'a Beyt'i yapması emrini verince Şam'dan oğlu İsmail ve onun annesi Hacer ile birlikte yola çıktı. Allah onunla birlikte kendisiyle konuşan ve oldukça hızlı yürüyen bir rüzgar (sekinet) gönderdi. İbrahim (a.s) da sabah akşam bu rüzgar yol aldıkça onunla birlikte yol alırdı. Nihayet İbrahim (a.s.)onunla birlikte Mekke'ye kadar geldi. Ona: Benim bulunduğum bu yere temelini kur, dedi. İbrahim (a.s.), İsmail (a.s.) ile birlikte evi yükseltmeye koyuldu. Nihayet rüknün (Hacer-i Esved'in) bulunduğu yere ulaşınca oğluna: Yavrucuğum, insanlar için bir işaret yapacağım bir taş getir, bana. İsmail (a.s.) ona bir taş getirdi, onu beğenmedi, başkasını getir dedi. Hz. İsmail bir başka taş aramak üzere gidip geldiğinde onun rüknü alıp yerine koymuş olduğunu görünce: Babacığım bu taşı sana kim getirdi diye sorunca İbrahim (a.s.), beni sana muhtaç etmeyen cevabını verdi.

İbn Abbas'ın dediğine göre Ebu Kubeys dağı: Ey İbrahim, ey Ralıman'ın Halili diye seslendi. Senin benim yanımda bir emanetin vardır, gel onu al. İbrahim oraya gittiğinde cennetteki yakuttan bembeyaz bir taş ile karşılaştı. Adem (a.s.), çenetten onu alıp indirmiş idi. İbrahim ve İsmail evin temellerini yükseltince, kare şeklinde içinde bir baş bulunan bir bulut geldi ve benim gibi kareyi andıran bu şekilde evi yükseltin, diye seslendi. İşte İbrahim (a.s)'ın yaptığı bina budur.

Rivayet edildiğine göre İbrahim ile İsmail (a.s.) Beytin inşaasını bitirince Allah Beytin temellerini yükseltmelerine mukâfat olmak üzere kendilerine atları verdi.

Tirmizî el-Hakim rivayet ediyor:
Bize Ömer b. Ebu Ömer anlattı. Bana Nuaym b. Hammad anlattı, bize Abdurrazzak'ın kardeşi Abdülvehhab b. Hemmam, İbn Cureyc'den, o İbn Ebi Muleyke'den o İbn Abbas'tan rivayetle dedi ki:
Atlar da diğer yabanî hayvanlar gibi yabanî idiler. Yüce Allah İbrahim ve İsmail'e (ikisine de selam olsun) evin temellerini yükseltme izni verince şanı yüce Rabbimiz: "Ben sizlere sizin için saklamış bulunduğum bir hazineyi vereceğim" diye buyurdu. Daha sonra İsmail'e Ecyad'a çık, dua et, hazine sana gelecektir, diye vahyetti. İsmail (a.s.) Ecyad'a çıktı. Orası o sırada bazı hayvanların gelip sığındığı bir yer idi. İsmail (a.s.) ne dua edeceğini de bilmiyordu, hazinenin ne olduğunu da bilmiyordu. Ne şekilde dua edeceği ona ilham edildi. Yeryüzünde Arab topraklarında bulunan ne kadar at varsa hepsi onun huzuruna geliverdi. Bu atlar ona boyun eğdi, itaat etti. O bakımdan sizler bu atların sırtına bininiz, onlara yem veriniz. Bunlar uğurludurlar. Atanız İsmail'in size mirasıdır. Diğer taraftan ata arabî adının verilmesi İsmail'e dua etme emrinin verilmesi ve atın da ona gelmesi dolayısıyladır.

Abdülmun'im b. İdris Vehb b. Munebbih'ten şöyle dediğini rivayet etmektedir: Çamur ve taş ile Beyti ilk yapan kişi Şît (a.s)'tir.
(İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 2/234-237)



"Şubhesiz insanlar için konulan ve âlemler için mubârak ve hidâyet olan ilk ev, elbette Mekke'de olandır" (Âl-i İmran 96)

Kâbe'nin İlk Bina Edilişi
Bil ki Cenâb-ı Hakk'ın, "Şubhesiz insanlar için konulan ve âlemler için mubârak ve hidâyet olan İlk ev, elbette Mekke'de olandır" buyruğundan murad, Beytullah'ın inşâ edilme bakımından ilk oluşu olabileceği gibi, mubârak ve hidâyet vesilesi olması bakımından ilk oluşu da olabilir. Binâenaleyh mufessirler bu âyetin tefsiri hususunda şu iki görüşü ileri sürmüşlerdir:

1- "Kâbe, yapılış ve inşâ ediliş bakımından ilktir." Bu görüşte olanların delilleri şunlardır:

a) Vahidî (r.a) "el-Basît" adlı eserinde, Mucâhid'den senedli olarak şunu rivayet etmiştir:
"Allah Teâlâ bu evi yeryüzünde her şeyden önce yaratmıştır." Bir başka rivayette de "Allah Teâlâ, yeryüzünü yaratmadan ikibin yıl önce bu beytin (Kâbe'nin) yerini yaratmıştır ki onun temeli en altta bulunan yerin yedinci tabakasına kadar uzanır" denilmiştir.
Yine Muhammed İbn Ali İbn Huseyin İbn Ali İbn Ebî Tâlib'in, babasından, onun dedesinden, onun da Peygamber (s.a.v.)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Allah Teâlâ meleklerini gönderip, onlara "Yeryüzünde benim için Beyt-i Mâmur gibi bir ev yapın" dedi, Allah Teâlâ, gökteki (meleklerin) Beyt-i Mâmûr'u tavaf etmeleri gibi, yeryüzündeki herkesin de o evi (Kâbe'yi) tavaf etmelerini emretti. Bu iş, Âdem (a.s.)'in yaratılmasından önce idi."

Yine diğer tefsir kitaplarında Abdullah İbn Ömer (r.anhuma), Mucâhid ve Suddî'den şu rivayet edilmiştir:
"Beytullah, yer ve gök yaratılırken su üzerinde yaratılan ilk evdir. Allah Teâlâ onu, yeryüzünü yaratmazdan ikibin yıl önce yaratmıştır. Beytullah, suyun yüzünde bembeyaz bir köpük idi. Sonra yeryüzü o köpüğün altından yayılıp meydana geldi."
Kaffâl, Tefsir'inde şöyle demektedir: "Hubeyb İbn Sabit, İbn Abbas (r.anhuma)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Makam-ı İbrahim'de ve Makam-ı İbrahim'in altında bulunan bir kitabede şöyle yazılı olduğu görülmüştür: "Ben, Mekke'nin sahibi olan Allah'ım. Mekke'yi, Güneşi ve Ay'ı yarattığım gün yarattım ve şu iki taşı koyduğum gün onu da harem bölge kıldım. Onu, yedi melâike ile çevreledim."

b) Âdem (a.s), yeryüzüne indirilince yalnızlıktan şikâyet etti. Bunun üzerine Allah Teâlâ ona, Kâbe'yi yapıp, onu tavaf etmesini emretti. Âdem (a.s.)'in yapmış olduğu bu yapı, Nuh (a.s) zamanına kadar ayakta kaldı. Cenâb-ı Hak, Tufân'ı gönderince, Beytullah aynı yerinin hizasında olmak üzere, yedinci semâya kaldırıldı ve melekler, onun yanında ibâdet etmeye -ve hergün bir giren bir daha girmemek üzere-, ona yetmiş bin melek girmeye başladı. Nûh tufanından sonra Kâbe'nin yeri belirsiz oldu. Bu durum, Allah Teâlâ'nın Cebrail'i İbrahim (a.s.)'e gönderip, onun yerini ona gösterip, ona o Beytullah'ı yeniden yapmasını emredinceye kadar devam etti. Binâenaleyh onun mühendisi Cebrail (a.s), ustası İbrahim (a.s), çırağı da İsmail (a.s) olmuştur.

Bil ki her iki görüş de, Kâbe'nin Âdem (a.s) zamanında mevcud olduğunu ifâde etmektedir. Bu, en doğru görüştür. Bunun, en doğru görüş olduğuna şu hususlar delâlet etmektedir:

1- Hak Teâlâ'nın, "İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimet verdikleri peygamberlerden, Âdem'in zürriyetinden, Nûh ile beraber (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ile İsmail'in neslinden hidâyete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara Rahman olan Allah'ın âyetleri okunduğu zaman, ağlayarak secdeye kapanırlardı" (Meryem, 59) âyetinin delaletiyle, bütün peygamberlerin dininde namaz farz idi. Binâenaleyh bu âyet, bütün peygamberlerin secde ettiklerine delâlet etmektedir. Secde yapmak içinse, bir kıblenin bulunması gerekir. Eğer Şit, İdris ve Nûh (a.s)'un kıblesi, Kâ'be'den başka bir şey olmuş olsaydı, bu durumda Cenâb-ı Hakk'ın, "Şubhesiz insanlar için konulan... İlk ev, elbette Mekke'de olandır" sözü yanlış olurdu. Öyleyse, önceki peygamberlerin kıblesinin de Kâbe olduğunu söylemek icab eder. Bu da, bu cihetin ebedî olarak şerefli ve mukerrem olduğunu gösterir.

2- Allahu Teâlâ Mekke'yi "Ummu'l-Kurâ" (beldelerin anası, - ana kent) diye isimlendirmiştir. Bu ifâdenin zahiri, Mekke'nin, var olduğu andan itibaren fazilet ve şeref bakımından diğer yerlerden önde gelmesini gerektirir.

3- Rivayet edildiğine göre, Peygamber (a.s.), Mekke'nin fethi günü îrad ettiği hutbede şunu söylemiştir: "İyi bilin ki, Allah Mekke'yi, gökleri ve yeri, güneşi ve ayı yarattığı gün harem kılmıştır..." Mekke'nin harem bir belde kılınması ise, ancak Mekke var olduktan sonra mümkün olabilir.

4- Sahabe ve Tâbiûndan nakletmiş olduğumuz haberler, Mekke'nin, İbrahim (a.s.) zamanından önce mevcud olduğuna delâlet etmektedir.
(Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 6/480-482)
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt