Makale Kâfirken İşlenen Sevab'ın Durumu

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Kâfirken İşlenen Sevab'ın Durumu

Rakibini Şampiyonluğa sürüklemek 1.jpg
2012 yılında İspanya’nın Navara kentinde bir yarış yapıldı. Bu yarışta, Kenya'yı temsil eden atlet Abel Mutai, bitiş çizgisinden sadece birkaç metre ötedeydi, ancak yarışı tamamladığını düşündü koşmayı bıraktı.
İspanyol atlet Ivan Fernandez tam arkasındaydı ve neler olduğunu fark etti, koşmaya devam etmesi için Kenya'lı Abel’e bağırmaya başladı.
Ama Mutai’nin İspanyolca'dan anlamadığını bilmiyordu. Sonra İspanyol atlet Kenyalı atlet Abel Mutai’yi bitiş çizgisine kadar itti ve onun birinci olmasını sağladı.
Bir gazeteci Ivan'a: "Bunu neden yaptın?" diye sordu.
Ivan: "Hayalim bir gün bu tür toplum yaşamına sahib olabileceğimizdir." dedi.
Gazeteci: "Peki neden Kenya'lının kazanmasına izin verdiniz?"
Ivan, "Kazanmasına izin vermedim, kazanacaktı" diye yanıtladı.
Gazeteci yine ısrar etti: "Ama kazanabilirdin!"
Ivan ona baktı ve şöyle cevab verdi: "Ama zaferimin değeri ne olacaktı? O madalyanın onuru ne olurdu? Annem bunun hakkında ne düşünürdü?"



***
وعنه أيضاً رضى اللّه عنه قال: قال رسولُ اللّه : إذا أسْلَمَ العَبْدُ فحَسُنَ إسْمُهُ كَتَبَ اللّهُ لَهُ كلُّ حَسنَةٍ كَانَ أزْلَفَهَا، وَمُحِيَتْ عَنْهُ كلُّ سَيئَةٍ كَانَ أزْلَفَهَا، وَكَانَ بَعْدَ ذلِكَ القصاصُ: كلُّ حسَنَةٍ بعشْرِ أمثالها إلى سبعِمائةِ ضِعْفٍ، وَالسَّيئةُ بمثلِهَا إّ أن يتجاوَزَ اللّهُ عنْها
أخرجه البخارى تعليقاً، والنسائى مسنداً.ومعنى » أزلفها« قرّبها
Ebu Sâîd (radıyallau anh) hazretleri der ki: "Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular:
"Bir kul İslâm'a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün şerleri de afveder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muâmele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar sevab yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır."
(Buharî hadisi tâlik olarak kaydeder (İman: 31), Nesâî, İman: 10, (8, 105)


AÇIKLAMA:
Tercümede geçen "bunda samimi olursa" ifadesinin Arabca aslı "İslâm'ı güzel olursa"dır. Yani: "Kul Müslüman olur, İslâm'ı da güzel olursa..." şeklindedir.
Âlimler, samimi olmayı (veya İslâm'ın güzel olmasını) "itikad ve ihlâsıyla tam olması, zâhiren ve bâtınen İslâm'ın ferde girmesi, ibadet sırasında Rabbinin kendisine yakınlığını hatırlaması, idrak etmesi..." diye açıklamışlardır.
Buhârî'nın rivayetinde, geçmiş günahlarının afvedileceği belirtildiği halde hayırlarının da yazılacağı kaydı mevcud değildir. Ancak hadisin Kutub-i Sitte dışında gelen vecihlerinde de yukarıda kaydedilen şekilde eski günahlarının affedileceği, hayırların hesaba geçeceği tasrih edilir.
Buhârî'nin bu ziyadeyi kasden iskat ettiği çünkü, kâfirken işlenen hayırların Allah'a yakınlık vesilesi olacağı meselesini Buhârî'nin, başka kaideler açısından, muşkilatlı bulduğunu söylemişlerdir. Ancak Nevevî ve Kadı İyâd bu yoruma katılmazlar.

Nevevî şunu söyler: "Gerçek olan, muhakkik ulemanın icma ettiği husustur: Kâfir, sadaka, sıla-i rahm gibi hayır ameller işlemiş ise Müslüman olduktan sonra bu onun hayırlar defterine yazılır, yeter ki Müslüman olarak da ölmüş olsun."
Kaidelere aykırılığı iddiasını da reddeden Nevevî : "Bu iddia musellem (benimsenmiş) değildir. Çünkü, kâfirin dünyadaki amellerinin bir kısmı muteber addedilmiştir. Mesela kefâretu'zzihâr bunlardan biridir. (Zıhar, kocanın karısını neseb, emzirme (raza') veya musâharet suretiyle muebbeten mahremi olan (nikahı haram olan) bir kadının, kendisine bakılması caiz olmayan bir uzvuna benzetmesidir". Bu, bir nevi kısmî boşamadır. "Sen bana anamın sırtı gibisin" demesi gibi. Bu benzetmede bulunan kimse, kefârette bulunmadan zevcesine cinsi temasta bulunamaz. Kefareti, varsa köle azad eder. Yoksa üst üste iki ay oruç tutar veya altmış fakiri doyurur.) Kâfir, Müslüman olmazdan önce, bu kefâreti yerine getirmiş ise, Müslüman olunca iade etmez" der.

İbnu Hacer, Nevevi'yi haklı bulur ancak o, neticeye bir başka yorumla ulaşır: "Kişinin Müslüman olunca, önceki amellerinin sevab olarak yazılması bir lutfu ilâhidir, bu, onlardan önceden sâdır olan amellerin kâfirken makbul olmasından dolayı değildir. Hadis, işlenen amelin sevabının yazılacağını belirtiyor, o amelin makbul olduğuna temas etmiyor. Kâfirken yapılan iyi amelin makbul olma keyfiyeti İslâm olma şartına bağlanmış olması da muhtemeldir: Müslüman olursa makbûldur, olmazsa değildir. Bu görüş daha kavî'dir."

İbnu'l-Munîr, "iyi amelden dolayı küfür hâlinde sevab yazılır" iddiasının kaidelere aykırı olduğunu belirtmiştir. Çünkü, Kur'ân ve hadiste gelen naslar, "Kâfir, eski inancı üzerine ölürse, sâlih amellerinden hiçbirisinin kendisine faydası olmaz, hepsi hebâen mensur (faidesiz olarak) gider" diye kesin bir hükme varmıştır.

Aişe (r.anha), İbnu Cud'ân hakkında: “Önceden yaptığı hayırlı amellerin ona faydası olmayacak mı?” diye sorunca Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm): "O, hiç bir zaman: "Rabb'im, günahlarımı kıyamet günü mağfiret buyur!" dememiştir." diye cevab vermiştir.

Bu hadisten de, mûmin olduğu takdirde önceki hayırlı amellerinden istifâde edeceği istidlal edilir. İman olmadıkça, kâfirin hayırlı amellerinden istifâde edemeyeceği istidlal edilir. İman olmadıkça, kâfirin hayırlı ameli makbul değildir.
Ancak şu söylenebilir: Nasıl ki cennetin mertebeleri var, cehennemin de var. İman derecelere şâmilse küfür de derecelere sahibtir. Kâfir'in zalim ve sefihleri ile mazlum ve hayır sâhibleri aynı derecede yer almayacaktır. Yerleri mekân ve mahal olarak cehennemdir, fakat oradaki dereceleri, mevkileri, azabdan duyacakları hisseleri, bir değildir, farklıdır. (Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/202-203)



Kişinin İyi Müslüman Olması

Ebu Saîd el-Hudrî , Allah Rasulu'nün şöyle buyurduğunu söylemiştir:
"Kişi Müslüman olur da Müslümanlığını iyi yaparsa Allah onun önceki bütün günahlarını bağışlar. Bundan sonra (yaptıklarının) karşılığı söz konusudur: Bir iyiliğe on katından yediyüz katma kadar sevab vardır. Kötülüğe ise kendi misli kadar günah vardır, ancak Allah dilerse bundan da vazgeçer (bağışlar)".

Açıklama
Kişi Müslüman olur da...": Bu hükümde erkekler ve kadınlar ortaktır.
Müslümanlığını yaparsa Yani; inancı, ihlası, İslâm'a içi ve dışı ile girmesi, -Cibril hadisinde belirtildiği gibi- bir şey yaparken Rabb'inin kendisine yakın ve yaptıklarından haberdar olduğunu sürekli aklında tutması ile iyi bir Müslüman olursa, demektir.

Kâfirler Yaptıkları İyiliklerin Karşılığını Alırlar mı?
El-Mâzinî şöyle der: "Kâfirin Allah'a yaklaşması söz konusu olamaz. O, şirk halinde iken işlediği amellerden dolayı sevab da almaz. Çünkü Allah'a yaklaşan kişinin, kime yaklaştığını bilmesi şarttır. Oysa kâfir böyle değildir." Kadı Iyad da el-Mâzinî ile aynı yorumu yapmaktadır.

Nevevî ise bunu zayıf görerek şöyle der: "Araştırmacı ilim adamlarınca kabul edilen -hatta üzerinde icma edilen- görüş şudur:

Kâfir bir kimse sadaka, akraba ile ilişkiyi sürdürme vb. güzel ameller işledikten sonra Müslüman olur ve Müslüman olarak da ölürse daha önce yapmış olduğu iyiliklerin sevabı kendisine yazılır. Bunun temel kurallara aykırı olduğunu iddia etmek kabul edilemez. Çünkü kâfirin zıhar keffaretî gibi bazı fiilleri dünyevî hüküm açısından muteberdir. Zıhar keffaretini yerine getirdikten sonra Müslüman olsa yeniden keffareti yerine getirmesi gerekmez, daha önceki yeterli olur.
Doğru olan şudur: Allah'tan bir lütuf ve iyilik olarak kişiye Müslümanlığı sırasında sevap yazılmasından hareketle sonradan Müslüman olan kişinin inkâr döneminde yaptığı amelin de kabul edilmesi gerekmez. Hadis yalnızca sevab yazılmasından bahsetmiş. İnkâr halinde iken yapılan amelin kabul edilmesi konusuna temas etmemiştir. Kâfir iken yapılan amelin kabul edilmesinin İslâm'a girmeye bağlı olması da mümkündür; buna göre kişi Müslüman olursa önceden yaptığı iyilikler kabul edilir ve bundan dolayı sevab alır, Müslüman olmazsa bu iyiliklerden sevab alması söz konusu olmaz. Bu, güçlü bir görüştür."
Nevevî, İbrahim el-Harbî, İbn Battal ve bunlar dışındaki ilk dönem alimleri ile sonrakilerden Kurtubî ve İbnu'l-Muneyyir bu görüşü kabul etmiştir.

İbnu'l-Muneyyir şöyle demiştir: "Dinin temel kurallarına aykırı olan şey, bir insanın kâfirken yaptığı iyiliklerden sevab almasıdır. Ancak kâfirken yapılan iyiliklerin sevabının, kişinin Müslüman olmasından sonra onun sevablarına eklenmesini engelleyen bir durum söz konusu değildir. Nitekim Yüce Allah kişiye hiç ameli yok iken doğrudan lutufta da bulunabilir. Yine amel etmekten aciz olan kişiye, kudretinin yettiği dönemdeki amellerin sevabını yazar. Kişiye hiç yapmadığı amellerin sevabını yazması mümkün olduğuna göre, şartlarına uymaksızın yapmış olduğu amellerin sevabını yazması da mümkündür."

İbn Battal şöyle demiştir: 'Allah kullarına dilediği şekilde lütufta bulunabilir, kimse O'na itirazda bulunamaz."

Diğer bir âlim de şunu delil getirmiştir: Kur'an ve sahih hadisin de gösterdiği gibi ehl-i kitabdan iman eden kişiye iki kat mukâfat verilir. Oysa ilk inancı ile ölse, yapmış olduğu iyiliklerin karşılığını alamaz. Bu iyilikler heba olur gider. Bu da gösteriyor ki ilk amelinin sevabı ikincisine eklenerek yazılmaktadır.
Yine şunu da delil getirmiştir:
Âişe, İbn Cud'an hakkında onun yaptığı iyiliklerin kendisine fayda verip vermeyeceğini Peygamber'e sormuş o da Şöyle demiştir: "O hiçbir gün; Rabb'im kıyamet günü hatamı bağışla" dememiştir. Bu durum Abdullah İbn Cud'an'ın Müslüman olduktan sonra bu sözü söylemiş olması halinde kâfir iken yaptıklarının yararını göreceğini göstermektedir.

Bundan sonra (yaptıklarının) karşılığı söz konusudur : "Yani dünyadaki karşılıkların yazılması söz konusudur.
Ancak Allah dilerse bundan da vazgeçer" : Sibeveyh el-Fevâid adlı eserinde "Ancak Allah bağışlarsa başka, o bağışlayıcıdır" demiştir.

Bu hadis insanları işlediği günahlar sebebiyle tekfir eden ve onların sonsuza kadar cehennemde kalacağını savunan Haricîler vb. fırkalar aleyhine bir delildir. Hadisin baş kısmı imanın artıp eksildiği inkâr edenleri reddetmektedir. Çünkü İyiliğin dereceleri farklıdır. Hadisin son kısmı da Haricîleri ve Mûtezile'yi reddetmektedir.
(Fethu'l bari ; C. 1 , İman Bab, 31, Sf: 130 - 132)



Kâfir / Muşrik İken İşlenen Hayırlı Amellerin, (Kafir Olarak) Öldükten Sonra Ahirattaki Durumu

"Kâfirlerin faydalı işleri fırtınalı bir günde rüzgârın savurduğu küller gibidir. Ahiratte o işlerin hiç faydası olmaz" (İbrahim 18)

"De ki: Size en çok ziyana uğrayanları haber verelim mi? Onlar dünya hayatında iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, çabaları boşa giden kimselerdir. İşte onlar, Rabb'lerinin âyetlerini ve Ona kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir. Onlar için, kıyamet günü, hiç bir terazi tutmayız. (İyilikleriyle kötülüklerini ölçmeyiz çünkü amelleri boşa gitmiştir, tartıya girecek makbul şeyleri kalmamıştır.)" (Kehf 103-104-105)

"Kâfirlerin iyi işleri engin çöllerde görünen seraba benzer. Susayan kimse onu uzaktan su sanır; ama yanına varınca, umduğunu bulamaz." (Nur 39)

Kadı İyad şöyle demektedir: “Kafirlerin, amellerinden fayda görmeyecekleri, ne nîmet ne de azabın hafifletilmesiyle mukafatlandırılmayacaklarına dair icma hasıl olmuştur”.

İmam Hafız Fakih Ebu Bekr el-Beyhaki de “el-Ba’s ve’n-Nuşur” adlı eserinde, buna benzer görüşleri bazı alim ve kelamcılardan nakletmekte ve şöyle demektedir:

“Kafirlerin, küfür üzere ölmeleri halinde, yaptıkları hayırlı amellerin boşa gideceği ile ilgili âyet ve hadisleri, sadece ateşten kurtulup cennete giremeyeceği şeklinde anlamak mümkündür. Bunun ötesinde küfrünün dışında işlemiş olduğu günahların bir cezası olarak çekeceği azab, hayattayken yaptığı hayırlı ameller sebebiyle hafifletilebilir.”

حدثنا إسحاق بن إبراهيم وعبد بن حميد. قالا: أخبرنا عبدالرزاق. أخبرنا معمر، عن الزهري، بهذا الإسناد. ح وحدثنا إسحاق بن إبراهيم. أخبرنا أبو معاوية. حدثنا هشام بن عروة، عن أبيه،
عن حكيم بن حزام. قال، قلت: يا رسول الله! أشياء كنت أفعلها في الجاهلية. (قال هشام: يعني أتبرر بها) فقال
رسول الله صلى الله عليه وسلم "أسلمت على ما أسلفت لك من الخير" قلت: فوالله! لا أدع شيئا صنعته في الجاهلية
إلا فعلت في الإسلام مثله
Hakîm b. Hizam anlatıyor:
Ey Allah'ın Rasulü, cahiliye devrinde sadaka vermek, köle azad etmek, sıla-i rahim yapmak gibi -kulluk adına yaptığım hayırlar var; bana bunlardan bir sevab gelecek mi?’ dedim."
Sen zaten, daha önce yaptığın bu iyiliklerin hayrına Müslüman olmuşsun.'
dedi."
(Buhari, Zekat 24, Edeb 16; Muslim, İman 194-196)


Bir hadiste ise:
"Ebû Talib'in ölümü yaklaşınca Peygamber (s.a.v.) onun yanına geldi ve orada Ebû Cehl ile Abdullah b. Ebî Umeyye el-Muğire'yi buldu.
Sonra, "Ey Amca! Allah'tan başka ilah yoktur de. Bu kelimeyi söyle ki onun sebebiyle huzuru ilahide senin lehine şahidlik edeyim!" dedi.
Bunun üzerine Ebû Cehl ile Abdullah b. Ebî Umeyye: Ya Ebû Talib, Abdulmuttalib'in dininden dönmek mi istiyorsun? dediler.
Rasûlullah (s.a.v.) o sözü amcasına arz etti durdu.
Nihayet Ebû Talib onlara son söz olarak, kendisinin Abdulmuttalib dini üzere bulunduğunu söyledi ve Allah'dan başka ilah yoktur- demekten kaçındı.
Rasûlullah (s.a.v.) de: "Ey Amcacığım, vallahi senin hakkında niyaz etmekten nehyolunmadığım müddetçe senin için mutlaka istiğfara devam edeceğim." dedi.
Hemen arkasından da Aziz ve Celil olan Allah şu âyeti celileyi indirdi: "Muşriklerin cehennemlik oldukları kendilerince anlaşıldıktan sonra akraba bile olsalar, Peygambere de mü'minlere de onlar için istiğfar etmek gerekmez.” (Tevbe 113)
Ayrıca Yüce Allah Ebû Talib hakkında (özel olarak) bir âyet-i kerime indirerek Rasûlullah (s.a.v.)'e: "Şubhesiz ki sen sevdiğine hidayet veremezsin. Ama Allah dilediğine hidayet verir. Hem O, hidayete erecekleri daha iyi bilir." (Kasas 56) buyurdu.
(Muslim, İman 39; Buhârî, Cenâiz 81; Tevbe, 9/16)

Bu gerçeği açıkça ortaya koyan delillerden biri de şu hadis-i şeriftir:
Abbas (Peygambere): "Ey Allah'ın Rasûlu! Ebû Talib'e hiçbir faydan olabildi mi? Çünkü o, (her zaman) seni korur ve senin namına düşmanlarına öfkelenirdi" diye sordu da;
Rasûlullah (s.a.v.): "Evet (oldu) O cehennemin sığ bir yerindedir. Eğer ben olmasaydım, cehennemin en derin yerinde olurdu." buyurdu.
(Buhârî, menakib-ul-ensar, 40, Edeb 115; Muslim, iman 357, 358; Ahmed b. Hanbel, 1-207, 210)



 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt