Çözüldü Kıyâmet Alametleriyle İlgili Bu Hadisler Sahih mi?

M Çevrimdışı

MuslimElAlmani

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
Selam aleykum kardesler, cok mucizevi 2 Hadis gördüm, bu Hadisler bu kitaplarda gercekten var mi? Bu kitaplara sahip olan arkadaslar bakarsa cok memnun olurum.


Mekke dağları delinmiş, binaları dağlara erişmiş, saatin gölgesini inananların üzerine düşmüş gördüğünde vakit (Hz. Mehdi (as)’ın çıkış vakti) gelmiştir.
(El Musannef, İbn Abi Seyfah, Hadis no: 124) (Kitab-ı Akbar Mekka, El Ezraki, Hadis No: 1724)

Mekke’yi karnı açılmış içinden nehir gibi yollar geçerken gördüğünde binalar dağları açmış saatin gölgesi üzerinizde ise artık dikkat et.
(Nuaym Bin Hammad, Kitab-ı Fitten 1. cilt sf. 42, Hadis no: 59)
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Selam aleykum kardesler, cok mucizevi 2 Hadis gördüm, bu Hadisler bu kitaplarda gercekten var mi? Bu kitaplara sahip olan arkadaslar bakarsa cok memnun olurum.


Mekke dağları delinmiş, binaları dağlara erişmiş, saatin gölgesini inananların üzerine düşmüş gördüğünde vakit (Hz. Mehdi (as)’ın çıkış vakti) gelmiştir.
(El Musannef, İbn Abi Seyfah, Hadis no: 124) (Kitab-ı Akbar Mekka, El Ezraki, Hadis No: 1724)

Mekke’yi karnı açılmış içinden nehir gibi yollar geçerken gördüğünde binalar dağları açmış saatin gölgesi üzerinizde ise artık dikkat et.
(Nuaym Bin Hammad, Kitab-ı Fitten 1. cilt sf. 42, Hadis no: 59)
Âleykum selam we rahmetullah kardeşim ;
Sorduğunuz rivâyetler zorlanarak tahrif edilmiş, aslından bozulmuş rivâyetlerdir. Hatta Musannef sahibi İbn Ebu Şeybe adı kulaktan kulağa İbn Abi Seyfah olarak gelmiş))
Rivâyetlerin asılları şöyledir:

حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ يَعْلَى بْنِ عَطَاءٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ: كُنْتُ آخِذًا بِلِجَامِ دَابَّةِ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَمْرٍو
: كُنْتُ آخِذًا بِلِجَامِ دَابَّةِ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَمْرٍو، فَقَالَ
كَيْفَ أَنْتُمْ إِذَا هَدَمْتُمُ الْبَيْتَ، فَلَمْ تَدَعُوا حَجَرًا عَلَى حَجَرٍ؟
قَالُوا: وَنَحْنُ عَلَى الْإِسْلَامِ؟
. قَالَ: وَأَنْتُمْ عَلَى الْإِسْلَامِ
قُلْتُ: ثُمَّ مَاذَا؟
قَالَ: ثُمَّ يُبْنَى أَحْسَنَ مَا كَانَ، فَإِذَا رَأَيْتَ مَكَّةَ قَدْ بُعِجَتْ كَظَائِمَ، وَرَأَيْتَ الْبِنَاءَ يَعْلُو رُؤُوسَ الْجِبَالِ، فَاعْلَمْ أَنَّ الْأَمْرَ قَدْ أَظَلَّكَ
​
Gunder (Muhammed b. Câ‘fer) Şû‘be b. el-Haccâc'dan, O Ya‘lâ b. Atâ 'dan, O babası Atâ el-Âmirî'den, O da Abdullah b. Amr b. el-Âs رضي الله عنهما Ardından Atâ şöyle anlatıyor:
“Abdullah b. Amr'ın bineğinin dizginini tutuyordum. Bana şöyle dedi: ‘Beyt'i yıktığınız ve taş üstünde taş bırakmadığınız zaman hâliniz nasıl olacak?’
Onlar: ‘Biz o sırada İslâm üzere mi olacağız?’ dediler.
O: ‘Evet, siz İslâm üzere olacaksınız.’ dedi.
Ben: ‘Sonra ne olacak?’ dedim.
O: ‘Sonra Beyt, olduğundan daha güzel şekilde yeniden yapılacak. Mekke'nin kılcal su yolları/kanalları açılmış hâle geldiğini ve binaların dağların tepelerini aştığını gördüğünde, bil ki iş/saat sana yaklaşmış demektir.’ dedi.”

(İbn Ebu Şeybe, el-Musannef, C. 7, Sf: 461 Hadis no: 37232 şeklinde de, tahkik ve farklı tertiblerde 15/48 veya Hadis no: 40015; Ebû Amr ed-Dânî, es-Sunenu'l-vâride fi'l-fiten, Hadis no: 462; İbnu'l-Ca'd, el-Musned, Hadis no: 2108)
عَبْدِ ‌اللَّهِ ‌بْنِ ‌عَمْرٍو ‌فَقَالَ: «‌ كَيْفَ ‌أَنْتُمْ ‌إِذَا ‌هَدَمْتُمُ ‌الْبَيْتَ ، فَلَمْ تَدَعُوا حَجَرًا عَلَى حَجَرٍ
قَالُوا: وَنَحْنُ عَلَى الْإِسْلَامِ؟
قَالَ: «وَأَنْتُمْ عَلَى الْإِسْلَامِ
قَالَ: ثُمَّ مَاذَا؟
قَالَ: «ثُمَّ يُبْنَى أَحْسَنَ مَا كَانَ ، فَإِذَا رَأَيْتَ مَكَّةَ قَدْ بَعَجَتْ كَظَائِمَ وَرَأَيْتَ الْبِنَاءَ يَعْلُو رُءُوسَ الْجِبَالِ فَاعْلَمْ أَنَّ الْأَمْرَ قَدْ أَظَلَّكَ
​
Abdullah b. Amr (b. el-As) (yanında bulunan insanlara): “Şu Evi / Kâbe'yi yıktığınız ve taş üzerine taş bırakmadığınız zaman haliniz ne olur?” deyince,
Onlar “Biz Müslüman olduğumuz halde mi (böyle yapacağız?)" dediler.
Abdullah “Evet, siz Müslüman olduğunuz halde (öyle yapacaksınız).” diye cevab verdi.

“Sonra ne olur?” diye sordular.
Abdullah: “Sonra (Kâbe) öncekinden daha güzel bir şekilde yapılır.” dedi ve şöyle devam etti: “Sen ne zaman Mekke'nin bağ-bahçelerle (veya su kanallarıyla / Su cetvelleriyle) dolduğunu / donatıldığını ve binaların dağların başına / tepelerine doğru yükseldiğini görürsen, işte o zaman artık bil ki, (kıyametle ilgili) iş / durum gölgesini senin üzerine salmıştır.”
(İbn Ebu Şeybe, el Musannef, C. 7, Sf: 461, Hadis no: 37232 (Şamile)

Mevkuf hadis
İbn Ebî Şeybe, el-Muṣannaf, rivayet sahâbînin (Abdullah b. Amr b. al‑Âs) sözüdür, Peygamber’e nisbet edilmemiştir.
İbn Ebî Şeybe’nin rivayeti için; Zincirdeki Yâ‘lâ b. Atâ sika (güvenilir). Babası Atâ b. Dinar hakkında ihtilaf var; hafızası zayıf kabul edenler mevcud. Rivayet isnadı zayıf olmasa bile sadece sahâbî sözü olduğu için merfû (Peygambere ait) hadis hükmünde değildir.


Tek başına isnad, sahih isnad seviyesine ulaşmıyor. Fakat rivayet tamamen terk edilecek derecede munker veya çok zayıf da değildir. Rivâyet zayıf; fakat zayıflığı hafif ve hasen li-gayrihi/şevâhid açısından kabul edilebilir bir rivayet. "Sonuç olarak isnad, bu tür haberî konularda hasen kabul edilmeye ve alınmaya elverişlidir."
Ve başka tariklerin bulunmasını da hesaba katarak
أن تعدد هذه الطرق ... دليل على أن للأثر أصلا من كلام عبد الله بن عمرو
“Bu tariklerin çokluğu, bu sözün Abdullah b. Amr'ın sözlerinden bir aslı bulunduğuna delalet etmektedir.”
Bu rivayeti “Rasulullah
ﷺ, Mekke'de binaların dağların başlarını aşmasını kıyamet alameti olarak haber verdi.” şeklinde söylemek doğru değildir. Doğru ifade “Abdullah b. Amr رضي الله عنهما'dan mevkûf olarak rivayet edilmiştir.” demektir.
Ayrıca isnadların zayıflığı, Abdullah b. Amr'ın İsrâiliyyât nakletmesiyle meşhur olması ve sahâbîlerin bazı kıyamet alametlerini mevcut hadislerden hareketle ictihad/firaset yoluyla yorumlamış olabilmeleri bunu “hükmen merfû” yapmak için de yeterli delil yoktur.



Musannef.jpg



***​
حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ عَبْدِ الْحَمِيدِ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي زِيَادٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّهُ رَأَى بُنْيَانًا عَلَى أَبِي قُبَيْسٍ فَقَالَ: يَا مُجَاهِدُ، إِذَا رَأَيْتَ بُيُوتَ مَكَّةَ قَدْ ظَهَرَتْ عَلَى أَخَاشِبِهَا، وَجَرَى الْمَاءُ فِي طُرُقِهَا، فَخُذْ حِذْرَكَ​
Abdullah ibnu Umer (r.anhuma)'dan rivâyette ; Ebu Kubeys tepesinde bir bina gördü ve dedi ki ;
ey Mucâhid, Mekke'de ahşabları (dışı yarılıp içindeki tahtaları) görünen ve içerisinden su akan binayı gördüğün zaman ihtiyatı elden bırakma (tedbirli ol).

(Nuaym Bin Hammad, Kitab-ı Fitten, C. 1, Sf: 43, Hadis no: 59 (Şamile)
Rivâyetin sıhhati hakkında bir açıklamaya rastlayamadım

Nuaym.jpg

Bu rivayette Abdullah b. Amr فقال... diyerek kendi sözünü aktarıyor. Rasulullah ﷺ'ye: قال رسول الله ﷺ şeklinde bir isnad yoktur.
Dolayısıyla hadis usulü açısından bu
موقوف — mevkuf bir eserdir. Yani sahabî Abdullah b. Amr'ın sözü olarak nakledilmektedir. Bu nedenle "Rasulullah ﷺ, Mekke'deki yüksek binaların kıyamet alameti olduğunu söyledi." demek bu rivayete dayanarak doğru değildir.
Fakat Rasulullah ﷺ'den binaların yükselmesiyle ilgili sahih başka hadisler vardır. Bunlardan en meşhuru Cibrîl hadisinin sonunda geçen
وَأَنْ تَرَى الْحُفَاةَ الْعُرَاةَ الْعَالَةَ رِعَاءَ الشَّاءِ يَتَطَاوَلُونَ فِي الْبُنْيَانِ
“Çıplak, yalınayak, fakir koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarıştıklarını görmendir.”
Bu hadis Sahih Muslim'de sahih olarak gelmiştir. Dolayısıyla "binaların yükselmesi" konusu tamamen asılsız değildir; fakat Mekke dağlarının tepelerine bina yapılması şeklinde şeklindeki özel ifade Abdullah b. Amr'ın mevkuf sözüdür. Yine sosyal medyada dolaşan Zemzem tower (saat)'in gölgesinin Kâbe'ye düşmesi kıyametin alâmeti şeklinde izahatlar asılsız çıkarsamalardır.


Rivâyetlerin senedinde adı geçen Atâ el-Âmirî عَنْ أَبِيهِ deniliyor. Yani “babası Atâ'dan”
Atâ el-Âmirî hakkında açık bir tevsik bulunmaması sebebiyle isnadın bu halkasında problem vardır.
İbnu'l-Kattân onun hakkında 'meçhulu'l-hâl' demiştir. Zehebî de Onun esasen oğlu Ya‘lâ vasıtasıyla bilindiğini belirtir. İbn Hacer ise
مقبول demiştir; ancak İbn Hacer'in Takrîbu't-Tehzîb terminolojisinde makbul , tek başına güçlü/sahih râvi demek değildir; özellikle mutâbi‘ bulunduğunda kabul edilebilir, aksi halde hadisi leyyin seviyesinde olan râviyi ifade eder.
Bununla birlikte burada çok önemli bir ayrıntı var; Şû‘be, Ya‘lâ'nın babasından rivayetlerini özel olarak tâkib eden bir muhaddistir. Hatta Şû‘be'nin Ya‘lâ'ya, babasının kimden rivayet ettiğini sorduğuna dair bilgiler aktarılmıştır. Bu sebeble bazı araştırmacılar senedi tamamen terk etmek yerine 'muhtemel/kabul edilebilir' görmüşlerdir.

Rivâyet sened açısından Sahih değildir. Çünkü isnadda Atâ el-Âmirî'nin meçhul oluşu önemli bir problemdir. Ama “Mevdu / uydurmadır” demek de doğru değildir. Çünkü Abdullah b. Amr'dan aynı mânayı destekleyen başka rivayetler de bulunmaktadır. Nitekim hadis araştırmasında bu rivayet için

الإسناد محتمل للتحسين والقبول في مثل هذه الأبواب الإخبارية
“Bu isnad, bu tür haberî konularda hasen kabul edilmeye elverişli/muhtemel bir isnaddır.” şeklinde daha musamahalı bir değerlendirme yapılmıştır.
İhtiyatlı ifade “Abdullah b. Amr'a nisbeti çeşitli yollarla gelen, fakat tek tek isnadları sahih seviyesine ulaşmayan mevkuf bir eserdir.”


Nuaym'da şu anlamdaki rivayet bulunur
حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ عَبْدِ الْحَمِيدِ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي زِيَادٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ...
أَنَّهُ رَأَى بُنْيَانًا عَلَى أَبِي قُبَيْسٍ، فَقَالَ: يَا مُجَاهِدُ، إِذَا رَأَيْتَ بُيُوتَ مَكَّةَ قَدْ ظَهَرَتْ عَلَى أَخَاشِبِهَا، وَجَرَى الْمَاءُ فِي طُرُقِهَا، فَخُذْ حِذْرَكَ
​
“Abdullah b. ... Ebû Kubeys üzerinde yükselen binaları gördü ve şöyle dedi: ‘Ey Mucâhid! Mekke'nin evlerinin dağlarının/yamaçlarının üzerine çıktığını ve yollarında suların aktığını gördüğünde tedbirini al.’
(Nuaym b. Hammâd, Kitâbu'l-Fiten, C. 1, Sf: 43; Abdurrezzâk, et-Tefsîr, 3/183; el-Fâkihî, Ahbâru Mekke, 1/339 ve 3/42)
Buradaki çok önemli problem şudur; Nuaym'ın mevcud rivayetinde
ابن عمر — İbn Ömer geçmektedir. Fakat başka tariklerde عبد الله بن عمرو — Abdullah b. Amr geçmektedir. Bu sebeple bazı muhakkikler bunun ابن عمر şeklinde bir tashif olup aslının ابن عمرو olması gerektiğini söylemişlerdir.
Ayrıca bu tarik Yezîd b. Ebî Ziyâd üzerinden gelmektedir ve Yezîd hadis açısından zayıf kabul edilmiştir. Dolayısıyla bu tarik de tek başına sahih değildir.
Bir başka rivâyet;

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الْأَعْمَشِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو
إِذَا ظَهَرَتْ بُيُوتُ مَكَّةَ عَلَى أَخَاشِبِهَا فَخُذْ حِذْرَكَ
​
"Mekke'nin evlerinin çevresindeki dağların/yüksek dağlık bölgelerin üzerine kadar yükseldiğini gördüğünde tedbirini al."
(İbrâhim b. İshak el-Harbî, Garîbu'l-Hadîs, C. 2, Sf. 544, Bâbu: خَشَب, Hadis no: 628)
İbrâhim el-Harbî'nin hemen ardından yaptığı açıklama da bunu açıkça ortaya koyuyor

قوله: على أخاشبها، وأخشبيها يريد جبلين بمكة
“Onun عَلَى أَخَاشِبِهَا sözündeki ahşebler ile Mekke'deki iki dağı kastediyor.” Ayrıca el-Harbî, el-Asmaî'den الأخشب جبل el-Ehşeb: dağ demektir açıklamasını da naklediyor.
Bu, Abdullah b. Amr'ın mevkuf sözüdür; Rasulullah ﷺ'ye nisbet edilen merfû hadis değildir. Ayrıca isnadda A‘meş, Mucâhid arasında an'ane bulunduğu ve A‘meş'in Mucâhid'den semâı konusunda ihtilaf bulunduğu için senedin ittisali ayrıca tartışmalıdır

Senette Osman b. Ebî Şeybe, Ebû Muâviye , A‘meş , Mucâhid , Abdullah b. Amr zikredilmektedir.
İlk râvîler açısından ciddi bir problem yoktur. Asıl mesele A‘meş - Mucâhid bağlantısıdır. Çünkü
الأعمش عن مجاهد şeklinde an'ane vardır.
A‘meş de mudellis bir râvidir. Dolayısıyla
عن الأعمش عن مجاهد ifadesi, A‘meş'in Mucâhid'den bizzat işittiğini otomatik olarak kesinleştirmez. İşte hadis âlimlerinin üzerinde durduğu problem budur. Nitekim ilgili tahkikte A‘meş'in Mucâhid'den rivayetinde semâ meselesi konusunda ihtilaf bulunduğu ve bu nedenle isnadın sahih kabulünde ihtiyat gerektiği belirtilmiştir.
“A‘meş Mucâhid'den hiç işitmedi” demek doğru değildir. A‘meş'in Mucâhid'den bazı şeyleri işittiği kabul edilmiştir. Ancak mesele A‘meş'in Mucâhid'den yaptığı bütün عن rivayetlerinin muttasıl kabul edilip edilmeyeceğidir.
Bu nedenle hadis usulü açısından
الأعمش عن مجاهد gibi bir isnadı, A‘meş'in tedlisi sebebiyle semâh açıkça belirtilmeden doğrudan sahih saymak ihtiyat gerektirir. Bu nedenle حدثنا / سمعت / أخبرني gibi açık semâ lafzının bulunması burada önem kazanıyor. Bu rivayette ise عن الأعمش، عن مجاهد şeklindedir.

“Bu son rivâyet de, Abdullah b. Amr
رضي الله عنه'ya nisbet edilen mevkuf bir eserdir. İbrâhim el-Harbî'deki isnadı zahiren güçlü olmakla birlikte A‘meş'in Mucâhid'den rivayetindeki an'ane ve semâ ihtilafı sebebiyle isnadının muttasıl ve sahih olduğu kesin olarak söylenemez. Ancak eserin Abdullah b. Amr'a nisbetini destekleyen başka yollar bulunmaktadır.”

Rivâyette
إِذَا ظَهَرَتْ بُيُوتُ مَكَّةَ عَلَى أَخَاشِبِهَا ifadesi "binalar dağları aştı" demiyor. Kelimesi kelimesine "Mekke'nin evleri dağlarının üzerinde göründüğünde/yükseldiğinde..." demektedir.
Üstelik el-Harbî'nin açıklaması açık
وأخشبيها يريد جبلين بمكة "İki ahşeb ile Mekke'deki iki dağı kastediyor."
Dolayısıyla günümüzde bu rivayeti "Mekke'deki gökdelenler dağların yüksekliğini geçtiğinde..." şeklinde aktarmak Arabca lafzın ötesine geçen bir yorumdur. Fakat Mekke evlerinin iki dağın yamaçlarına/üzerlerine doğru yükselmesi anlamı Arabca metinden doğrudan anlaşılmaktadır.

“Abdullah b. Amr
رضي الله عنه'ya nisbet edilen: ‘Mekke'nin evlerinin dağlarının üzerine yükseldiğini gördüğünde tedbirini al’ sözü, İbrâhim el-Harbî'nin Garîbu'l-Hadîs, 2/544'de A‘meş , Mucâhid , Abdullah b. Amr tarikiyle nakledilmiştir. Ancak A‘meş'in Mucâhid'den an'ane ile rivayeti sebebiyle isnadın ittisali kesin değildir. Dolayısıyla bunu sahih bir merfû hadis olarak değil, Abdullah b. Amr'a nisbet edilen ve farklı tariklerle desteklenen mevkuf bir eser olarak değerlendirmek gerekir.”
​
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt