Çözüldü Kur'an Evrensel ise, Ahzab 53 Ayeti Neyi İfade Ediyor?

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Fukushima

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Azhab 53'ün son kısmına bakıldığında şu ifade görülür:

"Resûlullah’ı üzmeye hakkınız yoktur, kendisinden sonra ebedî olarak eşleriyle de evlenemezsiniz, sizin bunu yapmanız Allah katında büyük bir günahtır."

Kur'an evrensel ise bu ifade ne anlatıyor? Bu ayet sadece o dönemdeki insanları ilgilendiriyor Kuran'da işi ne?
 

HAMAS

İyi Bilinen Üye
Site Emektarı
Ayetin tamamına bakmak lazım :

Ey iman edenler! Size izin verilmedikçe Peygamberin evlerine girip de yemeğin hazırlanmasını beklemeyin; fakat yemeye çağırıldığınızda girin; yemeğinizi yiyince de hemen dağılın, söze dalıp oturmayın. Bu davranışınız peygamberi rahatsız ediyor, size söylemeye çekiniyor, oysa Allah hak olanı açıklamaktan çekinmez. Peygamber hanımlarından bir şey istediğinizde, onlar perde arkasında iken isteyin; bu sizin kalplerinizin de onların kalplerinin de temiz kalması için en uygunudur. Resûlullah’ı üzmeye hakkınız yoktur, kendisinden sonra ebedî olarak eşleriyle de evlenemezsiniz, sizin bunu yapmanız Allah katında büyük bir günahtır.

Ayrıca buradan Allah Resulünü üzmemek ile birlikte evlere giriş, misafirlik, kadınlar ile konuşma adabı da anlaşılabilir. Daha bir çok anlamda çıkıyor.
 

Fukushima

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Ayetin tamamına bakmak lazım :

Ey iman edenler! Size izin verilmedikçe Peygamberin evlerine girip de yemeğin hazırlanmasını beklemeyin; fakat yemeye çağırıldığınızda girin; yemeğinizi yiyince de hemen dağılın, söze dalıp oturmayın. Bu davranışınız peygamberi rahatsız ediyor, size söylemeye çekiniyor, oysa Allah hak olanı açıklamaktan çekinmez. Peygamber hanımlarından bir şey istediğinizde, onlar perde arkasında iken isteyin; bu sizin kalplerinizin de onların kalplerinin de temiz kalması için en uygunudur. Resûlullah’ı üzmeye hakkınız yoktur, kendisinden sonra ebedî olarak eşleriyle de evlenemezsiniz, sizin bunu yapmanız Allah katında büyük bir günahtır.

Ayrıca buradan Allah Resulünü üzmemek ile birlikte evlere giriş, misafirlik, kadınlar ile konuşma adabı da anlaşılabilir. Daha bir çok anlamda çıkıyor.
Ayetin baş ve orta kısmından bahsetmiyorum o kısım edep adap vs. şeklindeyorumlanabilir. Benim sorum ayetin son kısımıyla ilgili.
 

|FaraH|

~Muvahhide
İslam-TR Üyesi
Ne anlamda söylediniz bilmiyorum ama "Kur'anda ne işi var?" ifadesi için şunları söylemek istiyorum;

Kur'an Âlemlerin Rabbi olan ALLAH (cc)' ın kelamı değil mi? O (cc) bize dilediğini bildirir.
Kur'an'da geçen her şey Rabbimiz (svt) katından değil midir? Neden sorgulanıyor? (Sorguluyor iseniz).

Belkide ALLAH (svt) sahabelere, Peygamber (sav) hanımlarıyla evlenmenin yasak olduğunu Kur'an ile bildirmek istemiştir? En doğrusunu O (cc) bilir.

Ama demek istediğim, tüm ayetler Rabbimizin (cc) katındandır.
Sorgulamayın (haşa), iman edin.

(Not: "Bu anlam ne ifade ediyor?" yazınızı sonradan gördüm, hakkınızı helal edin. Ama yukarıda belirttiğim gibi, diğer kullandığınız ifadeyi "sorgulama" anlamında kullandıysanız, geçerlidir.)
 
Son düzenleme:

طالب بن عايد

انا لله وانا اليه راجعون
Moderatör
Azhab 53'ün son kısmına bakıldığında şu ifade görülür:

"Resûlullah’ı üzmeye hakkınız yoktur, kendisinden sonra ebedî olarak eşleriyle de evlenemezsiniz, sizin bunu yapmanız Allah katında büyük bir günahtır."

Kur'an evrensel ise bu ifade ne anlatıyor? Bu ayet sadece o dönemdeki insanları ilgilendiriyor Kuran'da işi ne?
Ayetin baş ve orta kısmından bahsetmiyorum o kısım edep adap vs. şeklindeyorumlanabilir. Benim sorum ayetin son kısımıyla ilgili.
Resulullah Efendimizi (sas) yaşamında üzecek şeyleri bugün de yapmamak gerektiğini anlayabiliriz.
Hanımları(mu'minlerin anneleri) hakkında ise, elbette onlar hayatta olmadıkları için evlilik söz konusu olamaz ama malum şia gibi güruhların hakaretleri vb vs ortada.. Bu kısım bile tek başına bu zındıklara cevab vermeye yetiyor evrensel ve ebedi olarak..

Allahu a'lem
 

Ebu Müsenna

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
Bu ayetin son kısmı ile ilgili bir hikmeti de Allahu alem şudur; Devlet yönetimlerinde vefat eden devlet liderinin eşiyle nikahlanmak, o kişinin devlet yönetiminde söz sahibi olmasına hatta devlet lideri olmasına sebep olabilir. Rasûlullah sav in vefatından sonra, onun eşiyle evlenen kişi de muhtemel halife olabilirdi, ancak ayet ile bunun da önü kesilmiştir.
Ayrıca, O dönemde bir olay üzerine nuzül olan ayet pek tabii Kur'an da olacak, Allah'ın ayeti başka nerede olacaktı? O dönemde sahabelerin karşılaştığı ancak bizim karşılaşmadığımız bir çok mesele üzerine de ayetler indi şimdi biz bu ayetlerin Kur'an da ne işi var mı diyeceğiz? Dikkat edin! bu ayet ve benzeri ayetleri sorgulayarak imandan olmayın nitekim bu ayetlerle deist ve ateistler çok uğraşır kendi inançlarına delil olarak gösterirler, niceleri de bu ayetleri sorgulayıp inkar ederek kâfir olmuştur.

Yakin iman tefekküre dayalı imanla gerçekleşir, iman eden kişi Rabbini, elçisini ve Kur'an ı akıl ile bulur ve bunların Allah tan olduğuna kat-i olarak iman ettikten sonra neden, niçin diye sorgulamaz, nasıl yaparım diye sorgular. Es Selamu Aleykum
 

Fukushima

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Tatmin edici bir cevap bulamadım ne yazık ki. Allah'ın yardımına, keremine kendim şahid oldum çok kere ancak Kur'andaki bu yer beni İslam hakkında düşündürüyor.
 

İmam Malik

İyi Bilinen Üye
Tatmin edici bir cevap bulamadım ne yazık ki. Allah'ın yardımına, keremine kendim şahid oldum çok kere ancak Kur'andaki bu yer beni İslam hakkında düşündürüyor.
Aleykum selam kardeşim!
Evela bu kadar basit bir şey ile dahi şübhe duyuorsan imanını bir gözden geçirmeni şiddetle tavsiye ederim.
İlk evela kastını ifade edemediğini anlıyorum zira bu ayet her milletten olan Müslüman için bağlayıcıdır.
Sanırım kastın, ayetin tüm zamanları bağlaması meselesi. Annelerimizin(r.anhum) ebediyete irtihalinin üzerinden bunca sene geçmiş olmasına rağmen bu ayet bize nasıl hitab ediyor...
Kardeşim biz Kur'an herkes için her zaman bağlayıcıdır derken zaten illeti gözöznünde bulundururuz.
Mesela boşama ayetleri, tüm Müslümanlar için bağlayıcıdır ama evli olmayan kişi bu ayetler ile amel etmez ama sırf bu kişi evli değil diye bu ayetin hükmü kalkmış olmaz.
Aynı şekilde bu ayetin hükmü hala bakidir ancak bu gün Rasulullah'ın(s.a.v) eşleri aramızda olmadığı için bizim amel etmemizi gerektirecek bir durum yoktur.
Selam ve dua ile
 
Son düzenleme:

عبد الرحمن

قُل آمَنتُ بِاللهِ ثُمَّ استَقِم
İslam-TR Üyesi
Tatmin edici bir cevap bulamadım ne yazık ki. Allah'ın yardımına, keremine kendim şahid oldum çok kere ancak Kur'andaki bu yer beni İslam hakkında düşündürüyor.
Kuran tasavvurunuzu nereden aldığınızı sorgulamalisinız. Kuran Peygambere ve dönemindeki insanlara, müminlere, kafirlere bir hitaptır. İçindeki bir çok anlatım senin anladığin sekliyle evrensel değil. Silahtan tanktan bahsetmez, attan ok atmaktan bahseder. Burada getirdigin ornekte oldugu gibi hususi hükümler içerir. Nesih edilmiş hükümleri iceren ayetler de oyle. Evrensel degil. Evrensel olan o donem olanlardan ibret alabilmek. Bu etik/ahlaki bir ogut olmak zorunda da degil. Bir mucize olabilir, baska bir sey olabilir. Ayet işaret demek ve bir çok şeye işaret eder. Toplu olarak Allah'in ayetidir ve ona, varligina, kudretine ve tüm sıfatlarina isaret eder.
 

Hicret Vakti

Üye
İslam-TR Üyesi
Bazen bir şeylerin hikmetini anlamadan iman etmek gerekir. İmtihanın sırrı da buradadır. Biz Kuran-ı Kerim'de dosandokuz açık, bir kapalı kapı gördük. Ve içeri girdik. Bir kapıyı bahane etseydik helak olurduk(mazallah). Bırakın anlayamadıklarınıza yoğunlaşmayı; Kuran'in mucizeleri üzerine tefekkür edin.
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Tatmin edici bir cevap bulamadım ne yazık ki. Allah'ın yardımına, keremine kendim şahid oldum çok kere ancak Kur'andaki bu yer beni İslam hakkında düşündürüyor.
Kardeşim ; Kur'an-ı Kerim bir anda hazır kitab /mushaf olarak inmemiş aksine yaklaşık 266 ayda her türlü hadise, vakıa ve yaşanmışlıklar üzerine gerek nuzûl üzerine gerek vakıasız Rabb'in takdiri gereği inmiştir. .

Rüzgardan zâture olan ve usûlu kavramamış kişiler için asr-ı saadete has sadece bu ayet yoktur ki suyun kaldırma kuvvetini bulan çıplak uyarıcı Arşimed gibi ortalığa düşüyorsun.

Müslümanların, Kur'an-ı Kerim ayetleri illa geleceğe dair haber vermek zorundadır veya özel olarak o andaki ashaba özel nâzil olmayacak diye bir iddiaları mı vardır ki bu ayetten dolayı Kur'andan şubhe duyalım? Aksine bu senin meseleyi anlayamamış, konu hakkında bilginin eksikliğini göstermektedir. Tıpkı bazı ateistlerin câhil müslümanlara Kur'an-ın 8-10 son kısa surelerini okuyarak "Bak gördün mü, namazda bunları okuyorsunuz, Allah (c.c.) kötülüyor, beddua ediyor , karamsar" şeklinde örümcek ağından daha zayıf akıl karıştırıcı tuzaklarını kıt bilgili cahillerin önüne sürerler. Oysa müslümanlar bilir ki namazda Kur'an-ın iki kapağı arasından dilediğini okuyabilir, cehennemden sakındıran sure, ayet okuabileceği gibi cennetle de mujdeleyen ayet ve sureleri okuyabiliriz.
Buradaki senin çıkışın da niyetin böyle olmasa da sanki bu durumu çağrıştırıyor. Halbuki bu ve benzeri ayetler günlük yaşantıda Rasul'unu ve müslümanları murakebe altında tutan el Munezzil'in Kitabullah'ı olduğunun kanıtıdır.
Kur'an-ı Kerimde bilimden, ilimden , sevgi ve şefkatten, adaletten, cihaddan , aile hayatındaki usulden, mahkemeden, ticaretten, yetimden vb. meseleler işlendiği gibi örnek nesil olan ashabın arasındaki ilişkileri düzenleyen ayetlerin de olmasından doğal ne olabilir. Hem Kur'an için hayat rehberim diyeceksin hem de beşer kitabları gibi sadece kaideler olsun, sahabeden neden bahsediyor, güven duymuyorum diyesin. Tipik hidayetten mahrum kalarak şeytana ibadet eden ateistlerin Kur'an hakkında şubhe uyandıran sitelerine girersen sözde Kur'an hakkında şubhelendirerek müslümanları kendileri gibi saptırtıcı bu tarz karalamalara şâhid olacaksındır.
 

Fukushima

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Kardeşim ; Kur'an-ı Kerim bir anda hazır kitab /mushaf olarak inmemiş aksine yaklaşık 266 ayda her türlü hadise, vakıa ve yaşanmışlıklar üzerine gerek nuzûl üzerine gerek vakıasız Rabb'in takdiri gereği inmiştir. .

Rüzgardan zâture olan ve usûlu kavramamış kişiler için asr-ı saadete has sadece bu ayet yoktur ki suyun kaldırma kuvvetini bulan çıplak uyarıcı Arşimed gibi ortalığa düşüyorsun.

Müslümanların, Kur'an-ı Kerim ayetleri illa geleceğe dair haber vermek zorundadır veya özel olarak o andaki ashaba özel nâzil olmayacak diye bir iddiaları mı vardır ki bu ayetten dolayı Kur'andan şubhe duyalım? Aksine bu senin meseleyi anlayamamış, konu hakkında bilginin eksikliğini göstermektedir. Tıpkı bazı ateistlerin câhil müslümanlara Kur'an-ın 8-10 son kısa surelerini okuyarak "Bak gördün mü, namazda bunları okuyorsunuz, Allah (c.c.) kötülüyor, beddua ediyor , karamsar" şeklinde örümcek ağından daha zayıf akıl karıştırıcı tuzaklarını kıt bilgili cahillerin önüne sürerler. Oysa müslümanlar bilir ki namazda Kur'an-ın iki kapağı arasından dilediğini okuyabilir, cehennemden sakındıran sure, ayet okuabileceği gibi cennetle de mujdeleyen ayet ve sureleri okuyabiliriz.
Buradaki senin çıkışın da niyetin böyle olmasa da sanki bu durumu çağrıştırıyor. Halbuki bu ve benzeri ayetler günlük yaşantıda Rasul'unu ve müslümanları murakebe altında tutan el Munezzil'in Kitabullah'ı olduğunun kanıtıdır.
Kur'an-ı Kerimde bilimden, ilimden , sevgi ve şefkatten, adaletten, cihaddan , aile hayatındaki usulden, mahkemeden, ticaretten, yetimden vb. meseleler işlendiği gibi örnek nesil olan ashabın arasındaki ilişkileri düzenleyen ayetlerin de olmasından doğal ne olabilir. Hem Kur'an için hayat rehberim diyeceksin hem de beşer kitabları gibi sadece kaideler olsun, sahabeden neden bahsediyor, güven duymuyorum diyesin. Tipik hidayetten mahrum kalarak şeytana ibadet eden ateistlerin Kur'an hakkında şubhe uyandıran sitelerine girersen sözde Kur'an hakkında şubhelendirerek müslümanları kendileri gibi saptırtıcı bu tarz karalamalara şâhid olacaksındır.
Demek istediğim ayetin bu kısmı o dönemdekiler haricinde sonrakilere ve bizlere bir mesaj içermiyor bu konuda hemfikiriz sanırım çünkü ayetle ilgili bir şey söylememşsiniz hocam. Ondan ziyade nasıl yaklaşım göstermek gerektiği hakkında görüş belirtmişsiniz. İnandığım şeyi elbette sorgulayacağım ki doğruyu bulabileyim. Öbür türlü dinini sorgulamayan bir hıristiyandan farkım kalmaz.
 

Pangea

Bu hesap kullanılmamaktadır.
İslam-TR Üyesi
Demek istediğim ayetin bu kısmı o dönemdekiler haricinde sonrakilere ve bizlere bir mesaj içermiyor bu konuda hemfikiriz sanırım çünkü ayetle ilgili bir şey söylememşsiniz hocam. Ondan ziyade nasıl yaklaşım göstermek gerektiği hakkında görüş belirtmişsiniz. İnandığım şeyi elbette sorgulayacağım ki doğruyu bulabileyim. Öbür türlü dinini sorgulamayan bir hıristiyandan farkım kalmaz.
Mesele aslında @Abdulmuizz Fida nın açıkladığı gibi kurana nasıl yaklaştığımızdır. Sure başlarındaki elif lam mim veya ta sin ya sin gibi harflerin ne manaya gelebileceğini de çokça tartışan olmuştur misal. Ama sonuç olarak bu Allah’ın bileceği bir şeydir çünkü onun kelamıdır. Şimdi sizin takıldığınız ayete gelelim (günümüzde kullanımı olmayan diğer ayetler gibi) bu ayet sizin dini sorgulamanıza sebep olmuş. Belki şeytan sizi şüphelerinizde sabit kılacak ve dinden çıkacaksınız. Yani bu ayetle Allah sizi sınıyor. Size göre yersiz saçma bulup red mi edeceksiniz, aklınızı ilah mı edineceksiniz yoksa Allah’ın kelamıdır diyip teslim mi olacaksınız. Sınavın nereden geleceği belli olmaz. Allah bizleri hakkıyla iman edenlerden eylesin.
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Demek istediğim ayetin bu kısmı o dönemdekiler haricinde sonrakilere ve bizlere bir mesaj içermiyor bu konuda hemfikiriz sanırım çünkü ayetle ilgili bir şey söylememşsiniz hocam. Ondan ziyade nasıl yaklaşım göstermek gerektiği hakkında görüş belirtmişsiniz. İnandığım şeyi elbette sorgulayacağım ki doğruyu bulabileyim. Öbür türlü dinini sorgulamayan bir hıristiyandan farkım kalmaz.
Kardeşim sorgulanacak ayetlerin konusuna bu tür ayetler girmez. Bahsettiği, veya haber verdiği konuları değerlendirirsin, hatalı, veya yanlış olanlar var ise o zaman meseleyi araştırırsın. Üstte de bahsettiğim gibi Kur'anda diyaloglar veya o dönemki vakıaya özel haberler olabileceği gibi, manasını sadece Allah'ın bileceği (elim lam mim , ayn, sad , nun, kaf, ha mim vb) huruf-ı mukattaa veya manasını sadece yöresel Arab'ların bilebileceği ya da ilim sahiblerinin bilebileceği meseleler (ayet) vardır. Bunlar dert edinmez, ilmim yetmiyor denilip teslim olunur.
İmanı kuvvetlendiren, geçmiş ve gelecekten haber veren onlarca ayeti bırakıp araştırıyorum, sorguluyorum adı altında alakasız meseleleri sorun edinmemek gerekir.
 

Fukushima

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
[
Kardeşim sorgulanacak ayetlerin konusuna bu tür ayetler girmez. Bahsettiği, veya haber verdiği konuları değerlendirirsin, hatalı, veya yanlış olanlar var ise o zaman meseleyi araştırırsın. Üstte de bahsettiğim gibi Kur'anda diyaloglar veya o dönemki vakıaya özel haberler olabileceği gibi, manasını sadece Allah'ın bileceği (elim lam mim , ayn, sad , nun, kaf, ha mim vb) huruf-ı mukattaa veya manasını sadece yöresel Arab'ların bilebileceği ya da ilim sahiblerinin bilebileceği meseleler (ayet) vardır. Bunlar dert edinmez, ilmim yetmiyor denilip teslim olunur.
İmanı kuvvetlendiren, geçmiş ve gelecekten haber veren onlarca ayeti bırakıp araştırıyorum, sorguluyorum adı altında alakasız meseleleri sorun edinmemek gerekir.
Konuyu sümen altı etmek bir çözüm değildir. Tersine sorunun cevabını bulmaya gayret göstermek gerekir. Ayetin tefsiriyle ilgili ilim yetersizliği gerekçesi ikna edici değil elbette ki. Soruma bir cevap bulursam buraya da eklerim hayırlı akşamlar..
 

Alketa

Yeşil çaylı ice tea yeterince övülmüyor.
İslam-TR Üyesi
[


Konuyu sümen altı etmek bir çözüm değildir. Tersine sorunun cevabını bulmaya gayret göstermek gerekir. Ayetin tefsiriyle ilgili ilim yetersizliği gerekçesi ikna edici değil elbette ki. Soruma bir cevap bulursam buraya da eklerim hayırlı akşamlar..
Konuyu sümen alti eden olmamiş ki
Kuran evrensel midir evrenseldir
Bu ayetin inmesinin bir sebebi var.
Bu sebep uzerine inmiş.
Ayetin butunune bakmayip son kismina bakip hani Kuran evrenseldi demek cok sacma
Herhangi bir cumlenin bir kismini cikartip cumleyi manasiz hale getirdiginde hani bu cumle mana iceriyordu,icermiyor demek gibi bir sey oluyor.

Sen ayetin son kismini alarak
Tarihsel kismi yasanmis olayi direkt olarak ortadan kaldiriyorsun.

Peygamberi (s.a.v) uzmeyeceksin diyor nokta.
Üzmeyeceksin!.
 

Hicret Vakti

Üye
İslam-TR Üyesi
Bir nonteistle ayetin muhtevası hakkında münakaşa yapmıyoruz
Şüphe varsa temelden başlanır
Şüphe yoksa teslimiyet gerekir
hem müminim diyip hem de bu tarz sorgulara giremezsin
Sen evrensel olduğuna inanıyor musun inanmıyor musun?
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Konuyu sümen altı etmek bir çözüm değildir. Tersine sorunun cevabını bulmaya gayret göstermek gerekir. Ayetin tefsiriyle ilgili ilim yetersizliği gerekçesi ikna edici değil elbette ki. Soruma bir cevap bulursam buraya da eklerim hayırlı akşamlar..
))
Yâni 6 bin kusur ayeti anladın, çağa yorumladın da bu ayete gelince mi tılsımın bozuldu...



Bak efendi, evvela ayetin üzerini sümen altı edip bir kısmını gösterip "ayetin son kısmında böyle tuhaflık / çelişki, evrensellik olur mu" diye Bektaşilik yaparak ayna karşısında klavye titreten sensin. Neden;

"Azhab 53'ün son kısmına bakıldığında şu ifade görülür:
"Resûlullah’ı üzmeye hakkınız yoktur, kendisinden sonra ebedî olarak eşleriyle de evlenemezsiniz, sizin bunu yapmanız Allah katında büyük bir günahtır."
Kur'an evrensel ise bu ifade ne anlatıyor? Bu ayet sadece o dönemdeki insanları ilgilendiriyor Kuran'da işi ne?
Oysa ayetin tamamı hatta siyakı sibakına bakmayan, nûzulunu hiç önemsemeden cımbızlama el maharetleriyle çelişki bulmaya çalışmak ucuza kaçmaktır.
Ayetin tamamı :

يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ اِلَّٓا اَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ اِلٰى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرٖينَ اِنٰيهُۙ وَلٰكِنْ اِذَا دُعٖيتُمْ فَادْخُلُوا فَاِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِسٖينَ لِحَدٖيثٍؕ اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْـيٖ مِنْكُمْؗ وَاللّٰهُ لَا يَسْتَحْـيٖ مِنَ الْحَقِّؕ وَاِذَا سَاَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعاً فَسْـَٔلُوهُنَّ مِنْ وَرَٓاءِ حِجَابٍؕ ذٰلِكُمْ اَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّؕ وَمَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُؤْذُوا رَسُولَ اللّٰهِ وَلَٓا اَنْ تَنْكِحُٓوا
Ey iman edenler (bundan sonra) peygamberin evlerine —yemeğe davet olunmaksızın, vaktine (de) bakmaksızın— girmeyin. Fakat davet olunduğunuz zaman girin. Yemeği yediğiniz zaman dağılın. Söz dinlemek veya sohbet etmek için de (izinsiz) girmeyin. Çünkü bu, peygambere eza vermekte, o sizden utanmaktadır. Allah ise hakkı açıklamaktan çekinmez. Birde onun zevcelerinden lüzumlu bir şey istediğiniz vakit perde ardından isteyin onlardan. Bu hem sizin kalbleriniz, hem onların kalbleri için daha temizdir. Sizin Allah'ın peygamberine eza vermeniz (doğru) olmadı(ğı gibi) kendinden sonra zevcelerini nikahla almanız da ebedî câiz değildir. Bu, Allah nezdinde çok büyük (bir günah) tir. (Ahzab 53)

Görüldüğü gibi, Rasulullah'ın kıymetini bilen ashabı, günün her anında kendisinden istifade etmek, feyiz ve bereketine nail olmak için çabalıyor, bu uğurda evinde bile Rasulullah (a.s.) yoğundu. Bundan dolayı nefsine ağır gelse de yanlış anlamalarından çekinerek sahabelerini incitmek istemediğinden bir şey de diyemiyordu.
İşte bu ayet, İkra'dan son ayete (Bakara 278 ve 281, Nisâ 176, Tevbe 128-129, Nâs 1-3 ve Mâide 3) kadar Kur'an surecinin tamamını ilgilendiren bir durumdur. Bu konuda sahabeyi eğiten ayetin, Kıyamete kadar insani ilişkilerde muslumanları eğitmesini anlayamamak, 'bunun neresi evrensel' demek normal bir bakışla söylenmiş bir söz değildir.

Âyetin nuzul sebebi hakkında Rasululullah'ın , Zeyneb Bint-i Cahş'la evlenmesi sırasında düğün yemeği verirken, sahabilerin geç vakitlere kadar oturmaları üzerine nazil olduğu rivayet edilmektedir.
Enes (r.anh}. bunu Rasulullah (s.a.v.)'a götür ve «Bunu annem gönderdi. Size selamı var. Ancak az birşey yapabildi de.» dedi, Yemeği Rasulullah (s.a.v.)'a götürdüm ve annemin söylediklerini söyledim.
Rasulullah (s.a.v.), «Onu şuraya koy ve şunları, şunları ve rastladıkları çağır, gelsinler.» buyurdu.
Ben de onun adlandırdıklarını ve karşılaştıklarımı çağırdım. (Enes'e gelenlerin kaç kişi olduğu soruldu. «Üçyüz kişi kadardı. Çünkü Rasulullah (s.a.v.)'ın odası ile sofası dolmuştu» dedi.)
Rasulullah (s.a.v.), «O çömleği getir.» dedi.
Eve girdiler. Sofa ile oda doldu.
Rasulullah (s.a.v.), «Onar onar oturun ve herkes kendi önünden yesin.» buyurdu, içeriye gurup gurup girerek yemek yediler. Hepsi de doydu.
Yemekten sonra Rasulullah (s.a.v.), «Enes, şu çömleği kaldır.» dedi.
Çömleği aldım. İçinde hala yemek vardı ve getirdiğimde mi daha çoktu, yoksa şimdi mi bilmiyorum. Gelenlerden bir gurup Rasulullah (s.a.v.)'ın evinde kaldı. Sohbet ediyorlardı. Rasulullah (s.a.v.) da oturuyordu. Zevcesi de yüzünü duvara çevirmiş oturuyordu. Bunların beklemesi Rasulullah (s.a.v.)'a ağırlık verdi. Bunun üzerine çıktı, diğer ailelerine selam verip geri döndü. Oturanlar Rasulullah (s.a.v.)'a ağırlık verdiklerini anlayarak çıkıp gittiler. Rasulullah (s.a.v.) odaya girdi ve ara yerdeki perdeleri çekti. Ben hücremde oturuyordum. Odadan çok geçmeden çıktı. Sonra, «Ey İman edenler, peygamberin evlerine.:.» âyeti nazil oldu.»
(Buhari; Muslim)


Âyetin Tefsirindeki İncelikler
Birinci incelik: Âyetteki «...peygamberin evleri...» ifadesinde «evler»-in «peygambere izafe edilmesi hem teşrif, hem de Rasulullah (s.a.v.)'ın evlerine gösterilecek saygının diğer evlerde olmadığını göstermek içindir. Bu âyette zikredilen hükümler de bilhassa Rasulullah (s.a.v.)'a ikram için onun evlerine mahsustur.
İkinci İncelik: «...Davet olunmaksızın... girmeyin.» âyeti, herhangi bir yemeğe davet olunmaksızın gitmenin uygun olmadığına işaret etmektedir. Ancak sarih bir izin olursa gidilmelidir. Bunu, bu âyetten sonraki. «Davet olunduğunuz zaman girin.» âyeti de göstermektedir.
Üçüncü İncelik: «Fakat davet olunduğunuz zaman girin. Yemeği yediğiniz zaman dağılın.» âyeti şöyle bir incelik taşımaktadır: Fahreddin Razi'nin de dediği gibi, evlere izinsiz girmeyi adet edinen bir kimseye izin alıp öyle girmesi söylendiği zaman küser ve bir daha çağrılsa bile girmez, Fakat, «Siz mustenkiflerden olmayın. Dinleyen ve itaat edenlerden olun. Girmeyin denildiği zaman girmeyin, davet olunduğunuz vakit girin» denilirse durum değişir. Kimse kırılmadığı gibi maksada da ulaşılır. (Fahreddin Razî, Mefatihu'l Gayb, C. 6, Sf: 794)
Dördüncü İncelik: «Söz dinlemek veya sohbet etmek için de (izinsiz) girmeyin.» âyeti, düğün yemeği için gidilen evde daha fazla oturmanın doğru olmadığına işaret etmektedir. Zira oraya yemek için gidilmiştir. Yemek yenildiğine göre dağılarak ev sahiblerini kendi başlarına bırakmak lazımdır. Yemekten sonra daha fazla beklemek istenmeyen ve insanlara ağırlık yeren bir davranıştır.
Bazı alimlere göre bu âyet, uzun süre oturarak usanç veren kimseler (sukalâ) hakkında nazil olmuştur. Allahu taala bu asalak kimseleri terbiye İçin bu âyetin ifade ettiği hükmü göndermiştir.
Ayşe (r.anha) ve İbni Abbas (r.anhuma)'tan şöyle rivayet edilmiştir: «Şeriatin ağırlık veren kimselere ruhsat vermemesi, asalaklığın ne kadar kötü olduğunu göstermeye kafidir.»
Beşinci incelik: «O sizden utanmaktadır. Allah ise hakkı açıklamaktan çekinmez.» âyeti, utanmanın şahıslardan değil, fiillerden olabileceğine İşaret etmektedir. Buna göre âyetin manası şöyle olur: «O sizi evinden çıkarmaktan veya geri çevirmekten utanıyorsa da Allahu taala hakkı açıklamaktan utanmaz.»
Altıncı incelik: «Bu hem sizin kalbleriniz, hem onların kalbleri için daha temizdir.» âyeti göz ile kalb arasında bir bağlantı olduğunu göstermektedir. Göz arzuların yolu, bakış da şehvetin elçisidir. Göz görmedikçe kalb istemez, öyleyse göz görmediği zaman kalb daha temiz olur, fitne ortaya çıkmaz.
Yedinci incelik: «Bu, Allah nezdinde çok büyük bir günahtır.» âyetindeki «bundan maksad, Rasulullah (s.a.v.)'a eziyet vermek ve ondan sonra zevcelerini nikahlamaktır.

Ebu's Suud Efendi şöyle der: «Bu» (zalikum) kelimesindeki uzaklık manası, Rasulullah (s.a.v.)'ın Allah (cc) katında şer ve kötülükten uzak olduğunu göstermektedir. Ayrıca bu âyet Rasulullah (s.a.v.)'ın şanının yüceliğini göstermekte, ona hem hayatında, hem de hayatından sonra hürmet gösterme mecburiyetine işaret etmektedir.» (
Ebussuud Efendi. Tefsir, C. 6. S. 798. F. Razi tefsiri kenarında)
Ayetten Alınacak Dersler
1- Rasulullah (s.a.v.)'ın evlerine izinsiz ve davetsiz olarak girmek yasaktır.
2- Nikah yemeği hazırlanmadan önce evlere girmek doğru olmadığı gibi, yemek yenildikten sonra orada beklemek de uygun değildir.
3- Rasulullah (s.a.v.)'a hürmet ve tazimde bulunmak, onun emirlerini aynen yerine getirmek vâcibdir.
4- Rasulullah (s.a.v.)'a söz veya fiille eziyet vermek haram, her durumda ona karşı terbiyeli davranmak farzdır.
5- Rasulullah (s.a.v.)'ın vefatından sonra mûminlerin anneleri olan zevcelerinin evlenmeleri haramdır. Çünkü onlar yine Rasulullah (s.a.v.)'ın zevceleridir.
6- Rasulullah (s.a.v.)'ın yüksek ahlakı, halka evimden çıkın demesine mani olduğu için Rasulullah (s.a.v.)'ın evinde ona ağırlık vermek haramdır.
7- Mûmin kadınların en güzel örnekleri olan Rasulullah (s.a.v.)'in zevceleri ile perde arkasından konuşmak lazımdır.
8- Kadınlarla karışmamak insanın nefsini temiz, kalbini salim, sırrını saf ve töhmetten uzak kılar.
9- Kur'an-ı kerimin irşadıyla gösterilen edeb numunelerini harfiyyen uygulamak her müslümanın görevidir.


Bu ayetda başka bir aptalca adeti ortadan kaldırmaktadır. Yemeğe davet edilen misafirler, yemeği bitirdikten sonra, ev halkını rahatsız edecek denli uzun süre evde oturur ve konuşup eğlenceli sohbetler yaparlardı. Bu davranışlarıyla Müslümanlar Peygamber'i (s.a.v.) de çoğu zaman rahatsız ederlerdi, fakat o afv eder ve unuturdu. En sonunda . Zeyneb'in (r.anha) düğün yemeği sırasında bu rahatsızlık had safhasına vardı. Peygamber'in (s.a.v.) özel hizmetkârı Enes bin Malik'e göre, düğün yemeği gece verilmişti. İnsanların çoğu yemekten sonra gittiler, fakat birkaç kişi kalıp havadan sudan konuşmaya başladı. Bundan rahatsız olan Peygamber (s.a.v.) kalktı hanımlarını dolaştı. Döndüğünde o kimselerin hâlâ oturduklarını gördü. Geri dönüp Aişe'nin (r.anha) hücresinde bekledi. Gecenin büyük bir kısmı geçtiğinde kalkıp tekrar Zeyneb'in hücresine gitti. Bundan sonra Allah, insanları bu kötü adet hakkında bizzat uyardı. Enes'e göre bu ayetler, bu olay üzerine nazil olmuştur. (Muslim, Nesai, İbn Cerir.)

Ayrıca bu ayete "Perde ayeti" adı verilir. Buhari, Enes (r.anh)'den bu ayet inmeden önce Ömer'in (r.anh) defalarca Peygamber'e (s.a.v.) şöyle dediğini rivayet ediyor:
"Ey Allah'ın Rasûlu, iyisi de kötüsü de dahil birçok insan seni ziyaret ediyor. Hanımlarına örtünmelerini emretsen!"
Başka bir hadise göre ise Ömer (r.anh) mûminlerin annelerine bir keresinde: "Eğer sizinle ilgili söylediklerim kabul edilirse, gözlerim bir daha sizi görmeyecek" demiştir.
Fakat Peygamber (s.a.v.) hüküm koymada bağımsız olmadığı için ilahi emri beklemiştir. En sonunda, mahrem erkekler dışında hiçbir erkeğin Peygamber'in (s.a.v.) evine giremeyeceğini ve müminlerin annelerine bir şey sormak isteyen kimselerin perde arkasından sorması gerektiğini bildiren ilahi emir (55. ayet) geldi. Bu emrin gelişinden sonra mûminlerin anneleri odalarının kapılarına perdeler astılar. Zaten bu ayetin son cümlesi, kadınların ve erkeklerin kalblerinin temiz olmasını isteyen herkesin, bu yolu benimsemesi gerektiğini bildirmektedir.
Artık Allah'ın kendisine anlayış yeteneği verdiği herkes, kadınların ve erkeklerin yüz yüze karşılıklı konuşmalarını yasaklayan ve "bu hem sizin, hem de onların kalpleri için daha temiz" olduğundan kadınlarla perde arkasından konuşmayı emreden bir kitabın, kalplerinin temizliğini etkilemediği iddiasıyla kadın ve erkeklerin karışık toplantılarda, eğitim kurumlarında ve hükümet dairelerinde bir arada bulunmalarına izin veremeyeceğini kabul edecektir. Kur'an'a tabi olmak istemeyen bir kimse için en iyi yol onun emirlerini hiçe saymak ve açıkça bunlara uymak istemediğini söylemektir. Kur'an'ın apaçık emirlerini çiğneyip sonra da Kur'an'dan çıkardığı İslâm'ın ruhuna uyduğunu iddia etmek ise apaçık bir adîliktir. Bir çok kimselerin Kur'an ve Sünnet dışındaki kaynaklardan çıkarıp sundukları bu "İslâm ruhu" da ne acaba?


Allahu taala mûminlere, şeref ve tazim için Rasulullah (s.a.v.)'ın evlerine izinsiz olarak girmeyi yasaklamış, halkı Rasulullah (s.a.v.)'a eziyet vermekten men etmiştir. Bu eziyet, ister İzinsiz ve davetsiz evine girmek şeklinde olsun, ister yemekten sonra oturmak, beklemek şeklinde olsun, haramdır. Ev sahibine ağırlık vermek, izin almadan onun yemeğini yemek, müminlerin vasıfları değildir.

Âyetteki Teşriî Hikmetler
Rasulullah (s.a.v.), son derece haya sahibiydi. Hatta Ayşe, Rasulullah (s.a.v.)'ın hayası hakkında, «O, evinden dışarıya hiç çıkmayan bakire bir kız gibi hayalı idi.» demişti. Rasulullah (s.a.v.), bu hayasından ve yüksek ahlakından dolayı kendisine ne kadar eziyet verilirse verilsin katlanırdı.
Gelen bir ziyaretçi ne kadar uzun kalırsa kalsın ona gitmesini söylemezdi. Çünkü bunlar bir davetcinin baş vasıflarıdır. Dünyanın en büyük davetçisi de Rasulullah (s.a.v.)'tır. Bu hususta Allahu taala, «Sen Allahtan bir esirgeme sayesindedir ki onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar etrafından her halde dağılıp gitmişlerdi bile.» (Al-i im-ran: 159) buyurmuştur.

İnsanlardan temiz ahlaka ulaşmamış bazı kimseler Rasulullah (s.a.v.)'ın yemek vakitlerini tâkib eder, yemek hazırlanacağı zaman evine girerek beklerlerdi. Yemeği yedikten sonra do evden çıkıp gitmezlerdi. İşte bu halkın yüksek bir ahlaka ihtiyacı vardı. Onların insana noksanlık getirecek şeylerin yapılmasına mâni olacak içtimai bir şuura da ihtiyaçları vardı.'

Allahu taala bundan dolayı ummeti en doğru, en sağlam ve yüksek ahlak yoluna sevketmek için bu âyeti inzal buyurdu. Hatta İsmail bin Ebi Hakim, «Bu âyet, Allah (cc) tarafından asalakların terbiye edilmesidir.» demiştir.

Bazı münafıklar vardılar ki, Rasulullah (s.a.v.)'a sürekli söz ve fiilleriyle eziyet etmek isterlerdi. Bunlardan bir tanesi, Rasulullah (s.a.v.) Ummüu Seleme annemizle evlenince, «Muhammed'e ne oluyor da bizim kadınlarımızı alıyor. Allaha andolsun ki, eğer Muhammed ölürse onun kadınlarını aramızda kur'a ile taksim ederiz.» demişti. İşte bunun, üzerine mevzumuz âyet nazil olarak Rasulullah (s.a.v.)'ın zevcelerinin başkaları ile nikahlanmasını haram kıldı. Rasulullah (s.a.v.)'ın zevceleri, Rasulullah (s.a.v.)'ın gönülleri hoşnut olsun diye mûminlere anne kılındı. Bu da Rasulullah (s.a.v.)'ın hususiyetlerinden biridir. Bu âyet Rasulullah (s.a.v.)'ın mertebesini yükselttiği gibi, Rasulullah (s.a.v.)'ın Attan (cc) katındaki şerefini de göstermiş olmaktadır.

Şu halde hiçbir mûminin Resulullah (söv)'m ne nefsine, ne de ehline eziyet vermesi caiz değildir. Zira Rasulullah (s.a.v.), mûminlerin babasıdır. Hangi insan babasının hanımı ile evlenir? Çünkü Kur'an nassı ile babanın hanımı insanın annesidir. Rasulullah (s.a.v.)'ın zevceleri de yine Kur'an nassıyla mûminlerin anneleridir. Zira Allahu taala, «Sizin Allanın peygamberine eza vermeniz (doğru) olmadı(ğı gibi) kendinden sonra zevcelerini nikahla almanız da ebedi câiz değildir. Bu Allah nezdinde çok büyük (bir günahtır.) buyurmuştur.





Elif. Lam. Mim. O kitab (Kur’an); Onda asla şubhe yoktur. O, muttakîler için yol göstericidir.(Bakara, 1-2)

(Ey Muhammed!) İşte bu (Kur’an), ayetlerini inceden inceye düşünsünler, akıl sahibleri (aklını kullananlar)da öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mubârak (feyiz kaynağı) bir Kitabdır.(Sâd, 29)


Kur'anda nûzul sebebi hususî olan ayetlerin ders verdiği çok geniş kapsamlı hususlar vardır. "Ayetlerin iniş sebeblerinin hususî olması manalarının umumî olmasına engel değildir” kuralı bu hakikate dikkat çekmektedir. Mesela;
Ey Peygamber! Mûminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden tam sabırlı yirmi kişi olursa, iki yüz kişiye galib gelir ve eğer siz mûminlerden yüz kişi olursa, kâfirlerden bin kişiyi mağlub eder; çünkü o kâfirler gerçeği ve âkıbeti anlamayan bir güruhtur.(Enfal, 65)


Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Allah’ın kitabı olan Kur’an’da sizden öncekilerin kıssaları, sizden sonrakilerin haberleri, kendi aranızda olanların hükümleri vardır. O, doğruyu eğriden ayıran kitabdır. O, hiçbir zaman anlamsız konuşmaz. O, Allah’ın sağlam ipidir. O, zikr-i hakimdir. O, dosdoğru yoldur. Kötü arzular asla O’nu hedefinden saptıramaz. Diller O’nu karıştırıp bozamaz. Âlimler O’na doyamaz. Muttakîler O’ndan usanmaz. O tekrar tekrar okunmakla eskimez. O, cinlerin işitir işitmez: Biz acayip bir Kur’an işittik ki, doğruya iletir. Derhal ona inandık.”(Cin, 72/1-2) dedikleri kitabdır. O’nun ölçülerine göre konuşan doğruyu söyler. O’na göre davranan sevap kazanır. O’nunla hükmeden âdil olur. O’na çağıran doğru yola çağırmış olur."
(Tirmizî, Fedâilu’l-Kur’an, 14; Dârimî, Fedâilu’l-Kur’an, 1)

14 asır önce nâzil olan Kur'ân'ın, ilk günkü gibi dimdik ayakta durmakta olduğunu da göstermiştir. Çünkü son asırda hızla gelişen modern ilim, mesela Tevrat ve İncil'in tahrifatını ortaya koyarken, Kur'ân'ın gerçeklerini pekiştirmiş, hâlâ yeni ve taze olduğunu isbat etmiştir.

Bunun en güzel anlatımlarından birini, Hıristiyan iken araştırmaları neticesi Müslüman olan Maurıce Bucaille'de görüyoruz. O diyor ki:
"Kur'ân'ın çok bariz özelliği olan bu bilimsel tarafları, başlangıçta beni derin hayrete düşürdü. Zîra on üç asırdan fazla bir zaman önce kaleme alınan bir metinde, çağdaş bilimsel verilere tamamen uygun olarak, son derece çeşitli konulara ilişkin bilgilerin keşfedilebileceğine, o zaman kadar hiç inanmamıştım. İşe başlarken, İslâm'a hiç inanmıyordum. Her türlü peşin hükümden uzak olarak, tam bir tarafsızlıkla metinleri incelemeye giriştim. Beni etkileyen bir fikir var idiyse, o da gençliğimde almış olduğum eğitim idi. Bu eğitim, Müslümanlardan değil, Muhammedîlerden bahsederdi (yani Hıristiyan bir eğitim idi ve buna göre islâm Allah'ın dini değil, hâşâ Hz. Muhammed'in uydurduğu bir şey idi). (Maurice Bucaille, Kitab-ı Mukaddes, Kur'ân ve Bilim)

"Kur'ân metninin çağdaş bilimin verileriyle uygunluk derecesini araştırırken, önce Kur'ân vahyinin üzerine eğildim... Arapça metnini çok dikkatli bir biçimde incelemek suretiyle, Kur'ân'ın modern dönemde ilmî bakımdan tenkid edilebilecek hiç bir taraf ihtiva etmediğini kesin olarak kabule mecbur kaldım. Aynı tarafsızlıkla, yine aynı incelemeyi Eski Ahit (Tevrat) ile İnciller üzerinde de yaptım. Eski Ahid'i incelemede, onun birinci kısmı olan "Tekvin" babından ileri geçmeye lüzum kalmadı. Zira çağımız biliminin sağlam bir şekilde ortaya koyduğu bilimsel sonuçlarla bağdaştırılması mümkün olmayan hususlar bu kısımda yeterince bulunmaktaydı..." (Maurice Bucaille, Kitab-ı Mukaddes, Kur'ân ve Bilim, Sf: 12)

"Bu araştırmamda Kur'ân'ı, çeşitli tabiî hadiselere dair yaptığı tavsiflere, büsbütün özel bir dikkat atfederek ele alıyordum: Kitabın bu konuları ilgilendiren açıklamaları ve ancak aslî metinde nüfuz edilebilecek tarafları beni iyiden iyiye etkiledi. Zira bu bilgiler çağımızdaki telakkilere uygun olmakla birlikte, Hz. Muhammed'in zamanındaki bir insanın hakkında en ufak bir fikir sahibi bile olamayacağı hususlar idi... Kitab-ı Mukaddes'te çok büyük bilimsel hatalar bulunduğu halde, burada tek bir yanlışa bile rastlayamıyordum. Bu da kendi kendime şu soruyu sormaya mecbur ediyordu: "Şâyet Kur'ân'ın müellifi bir insan ise, Hıristiyan takviminin yedinci yüzyılında, bütün çağdaş bilimsel sorulara uygunluğu ortaya çıkan hususları nasıl yazmıştı?" (Maurice Bucaille, Kitab-ı Mukaddes, Kur'ân ve Bilim, Sf: 181) Nasıl olur da başlangıçta ümmî olan şahıs, edebî kıymet bakımından, bütün Arap edebiyatının bir numaralı yazarı haline geldikten başka, o devirde hiçbir insanın bilemeyeceği bilimsel gerçekleri, hem de bu açıdan en ufak hatalı bir ifade kullanmaksızın anlatabilir?" (Maurice Bucaille, Kitab-ı Mukaddes, Kur'ân ve Bilim, Sf: 188)
Maurice Bucaille'in araştırmaları da ortaya koymuştur ki Kur'ân aynı zamanda İslâm'ın zuhurundan kıyamete kadar bütün ilim tarihinin temel bir mucizesidir. (
Mustafa Sadık er-Rafi'î, İ'cazu'l-Kur'ân, s. 114-129, Daru'l Kitabi'l-Arabî, Beyrut, 1973)
 

Asdek

Üye
İslam-TR Üyesi
Birinin sana evet haklısın haşa burada bir yanlışlık vs. olmuş demesini mi bekliyorsun, duymak istediğin cevabı söyle ona göre bakalım zira bu cevaplar gayet tatmin edici.

He şayet anlayamadıysan, iman yetersizliği, akıl yetersizliği vb. sebeblerden kaynaklanıyor olabilir buda belki senin suçun olmayabilir o yüzden akışına bırak.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt