Kur'an Kıssaları Musa (as) ve Hızır (as)

Abdullahyuşa

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
Rabbimiz (ac) Kur'an Kıssalarını bizlere bildirmesindeki hikmetlerden biri de bu Kıssaları okuyup, anlayıp, önceki ümmetlerin hatalarına düşmeyip, ders alalım diyedir. (Allahu Alim)


(Hatırlayın!) Hani Musa, yanındaki gence demişti ki: “İki denizin buluştuğu yere varıncaya kadar ara vermeden gidecek, (gerekirse bu yolda/uğurda) uzun zaman geçireceğim.”

(18/Kehf, 60)


İki denizin buluştuğu yere ulaştıklarında balıklarını unuttular. Balık, denizde bir yol tutup gitti.

(18/Kehf, 61)


(İki denizin buluştuğu yeri) geçince gence demişti ki: “Yiyeceğimizi getir. Andolsun ki bu yolculuğumuzdan (sebep) pek yorulduk.”

(18/Kehf, 62)


(Genç) demişti ki: “Kayaya sığındığımız zaman var ya hatırladın mı? İşte orada balığı unuttum. Onu hatırlamamı yalnızca şeytan unutturdu. O, ilginç bir şekilde denizde yolunu tuttu ve kaçtı.”

(18/Kehf, 63)


Demişti ki: “Bu tam da aradığımız şey!” İkisi, izlerini takip ederek gerisin geriye döndüler.

(18/Kehf, 64)


(Orada) kullarımızdan bir kul buldular. Ona kendi katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

(18/Kehf, 65)


Musa ona demişti ki: “Sana öğretilen doğrulardan/isabetli bilgilerden bana öğretmen için sana tabi olayım mı?”

(18/Kehf, 66)


Demişti ki: “Sen, benimle beraberliğe sabredemezsin!”

(18/Kehf, 67)


“Hem hakikatini kavrayamadığın (sana verilmemiş bilgiye) nasıl sabredeceksin ki?”

(18/Kehf, 68)


(Musa) demişti ki: “İnşallah beni sabreden biri olarak bulacaksın ve senin hiçbir emrine karşı gelmeyeceğim.”

(18/Kehf, 69)


Demişti ki: “Şayet bana tabi olursan (ne olursa olsun) sana açıklama yapmadıkça bana hiçbir şey sorma!”

(18/Kehf, 70)


İkisi yola koyulmuşlardı. Nihayet bir gemiye bindiklerinde (o) gemiyi delmişti. (Musa) demişti ki: “İçindeki ahaliyi boğmak için mi onu deldin? Andolsun ki hayret edilesi bir iş yaptın.”

(18/Kehf, 71)


Demişti ki: “Beraberliğime/yol arkadaşlığıma sabredemeyeceğini söylememiş miydim sana?”

(18/Kehf, 72)


(Musa:) “Unuttuğum bir şeyden dolayı beni yargılama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma.” demişti.

(18/Kehf, 73)


Yola koyuldular. Nihayet bir çocukla karşılaştılar. Onu (çocuğu) öldürdü. (Musa:) “Tertemiz bir canı, (kısas gibi) bir can karşılığı olmadan mı öldürdün? Andolsun ki çok çirkin bir hata işledin.” demişti.

(18/Kehf, 74)


Demişti ki: “Beraberliğime/yol arkadaşlığıma sabredemeyeceğini söylememiş miydim sana?”

(18/Kehf, 75)


(Musa:) “Bir daha bir şey soracak olursam benimle (yol) arkadaşlığı yapma. (Yolunu ayırdığın takdirde de) seni mazur sayarım.” demişti.

(18/Kehf, 76)


(Tekrar) yola koyulmuş, nihayet bir belde halkına varmışlardı. Onlardan yemek istemişler (fakat halk) onları misafir etmeye yanaşmamıştı. Orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar bulmuşlardı. Onu (duvarı onarıp) düzeltmişti. (Musa:) “İsteseydin (bu hizmetin) karşılığında ücret alabilirdin.” demişti.

(18/Kehf, 77)


“Bu benimle senin arandaki ayrılık (zamanıdır). Sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin tevilini/hakikatini sana haber vereceğim.” demişti.

(18/Kehf, 78)


“Gemiye gelince, o, denizde çalışan yoksul insanlarındı. Onu kusurlu hâle getirmek istedim. (Çünkü) onların önünde (sağlam olan) her gemiye zorla el koyan bir yönetici vardı.”

(18/Kehf, 79)


“Çocuğa gelince, onun anne babası mümin kimselerdi. (Çocuğun sevgisinin) onları azgınlığa ve küfre sevk etmesinden çekindik.”

(18/Kehf, 80)


“İstedik ki Rableri onlara (ölenin yerine) daha hayırlı, temiz ve merhametlisini ihsan etsin.”

(18/Kehf, 81)


“Duvara gelince, o, şehirde (yaşayan) iki yetime aitti. Altında da o ikisine ait bir hazine vardı. Onların babası salih bir kimseydi. Rabbin onların yetişkinlik çağına erişip hazinelerini çıkarmalarını istedi. (Bu,) Rabbinden bir rahmettir. (Bunları) kendiliğimden yapmadım. İşte, sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin hakikati budur.”

(18/Kehf, 82)
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt