Laik Ve Demokrat Peygamber Üretme Projesi: “kutlu Doğum Haftası”kutlu Doğum!

Ümmü Yasir

İşlerimizin hepsini düzelt Allah’ım...
İslam-TR Üyesi
Laik ve Demokrat Peygamber Üretme Projesi: “Kutlu Doğum Haftası”
1 saat önce Analiz - Röportaj, Köşe YazılarıYorumlar



Gene bir kutlu doğum haftası ile karşı karşıyayız. Onlar kutlamaktan vazgeçmedi, biz de reddiyemizi sunmaktan vazgeçmeyeceğiz.

Öncelikle bu yıl ki kutlu doğum projesine yeni katılanlar ile başlayalım. HDP’nin sivil kanadı olan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) tarafından Diyarbakır’da ‘Kutlu Doğum Haftası’ etkinliği düzenledi… Madem laik devlet kutlu doğum muhabbetine Resulullah (sav) üzerinden propaganda yapıyor, PKK-HDP neden geri kalsın ki! Tabi HDP için tam bir fiyasko oldu, katılım çok düşük kaldı. Demirtaş atkıları da seyyar satıcıların ellerinde kaldı… Katılım o kadar azdı ki kendi medyaları bile haber olarak girmedi etkinliklerini. (1)

Gelelim Kutlu Doğum’un merkezinde duran Diyanet’e…

Laik bir devlet Hz. Muhammed (sav)’in hayatını neden resmi olarak kutlar? Tüm devlet erkânının katıldığı ve konuşmalar yaptığı bir kutlu doğum gecesi düzenler? Kimse AKP geldi de oldu edebiyatına hiç başlamasın çünkü laikliğin şımarık çocuğu CHP’de katılıyor bu programlara. Hani din işlerini devlet işlerine “alet” etmemekti laiklik? Hani her dine eşit mesafedeydi sisteminiz? Neden İsa’nın veya Buda’nın doğumu için de “kutlu doğum” programları devlet düzenlemiyor? Hristiyanlar ve Budistler de bu devletin eşit vatandaşları değil mi?

Sorular birbirini kovalıyor çünkü olayın neresinden tutsanız elinizde kalır. Bir kere İslam’da peygamberimizin doğumunu kutlamak gibi dini bir pratik yoktur. Ne sahabe zamanında peygamberin doğum günü kutlandı ne de tabiin zamanında. Geçmişte dinde ve Müslümanların pratiğinde olmayan şey günümüzde de olamaz. Zaten bırakın Diyanet’in uydurduğu 20 Nisan tarihini, 571 yılında mı yoksa 570 yılında mı doğduğu bile ihtilaflıdır Peygamber efendimizin. Türkiye dışında hiçbir ülkede bu hafta kutlu doğum diye bir şey kutlanmadığını düşünürsek, meselenin siyasi bir devlet projesi olduğunu görürüz.

Olayın neresinden tutsanız bir proje olduğunu görürsünüz. Peygamber Efendimizin doğum gününü kutlayanlar vefat günü olan 8 Haziran’da neden anma yapmıyorlar? Ya da şunu soralım; doğum günü bir günlük iştir, neden doğum haftası yaparak süreyi bir hafta yaptınız?

Hz. Muhammed (sav) genel kabul edilen görüşe göre Hicri takvimde 12 Rebiülevvel 571 günü sabahı dünyaya gelmiştir. Miladi takvime göre ise bu tarih 20 Nisana denk gelmektedir. Hicri takvime göre yıldönümü yapacak olursanız, 20 Nisana göre değil, 12 Rebiülevvel’e göre gitmeniz gerekir. Tıpkı her yıl orucun Ramazan ayının esasına göre farklı zamanda olması gibi. Devlette uzun zamandır kadrolaşan Fethullah Gülen Cemaatinin desteğiyle Diyanet İşlerinin 1989 yılında başlattığı uygulamaya göre Hz. Muhammed (sav)’in doğum günü etkinlikler eşliğinde kutlanmaya başladı. 1994 yılına kadar miladi takvime göre yıl içinde farklı günlerde, hicri takvime göre 12 Rebiülevvel’de kutlanan doğum günü, 1994 yılı sonrası miladi takvime göre 20-27 Nisan arasında kutlanmaya başlandı. Yani “doğum günü” olmaktan çıkarılıp “doğum haftası” haline getirildi. Çok saçma değil mi, bir doğum günü yerine doğum haftası halinde kutlamak? Burada da ilginç bir ayrıntı göze çarpıyor; Fethullah Gülen’in doğum günü 27 Nisan 1941… Bu nedenle gelen tepkilere binaen Diyanet 2008 yılında bir kez daha tarihi değiştirerek haftayı 14-20 Nisan arası olarak düzenledi! Meseleyi kurtarmak için de 23 Nisan ile çakışmasın denildi.

Diyanetin ve sistemin cemaatlerinin derdi Resulullah (sav)’i halka anlatarak onun davasını yaşatmak, dini tebliğ etmek falan değildir.

Mesele “dine karşı din” meselesidir. “Tevhid ve cihad” peygamberinin halk tarafından öğrenilmesini engellemek için “tevhidsiz ve cihadsız” bir peygamber profili uydurup halka empoze ediyorlar. Öyle bir peygamber ki Allah’ın hükümleri dışında kanunlar yaparak ilahlık taslayan firavunlara karşı çıkmayan… Öyle bir peygamber ki söz konusu zalim Amerika olunca suya sabuna dokunmayan… Öyle bir peygamber ki, onun hayatını anlatan programlarda Mesnevi okunup kadın semazen gösterileri düzenlenen… Öyle bir peygamber ki Afganistan’da, Suriye’de, Yemen’de, Kafkasya’da, Somali’de küffara karşı Müslümanların savaşı varken yardım etmek aklına bile gelmeyen… Öyle bir peygamber ki Suriye ve Irak’ta Müslüman katliamı yaşanırken Kur’an’dan cihad ayetlerini göz ardı edip zulme karşı çıkılmasın diye sabır ayetlerini okuyan…

Peki, Diyanet “laik ve demokrat” peygamberleri hakkında ne anlatıyor kutlu doğum programlarında? Allah’ın şeriatından bahsetmeyen, yeryüzündeki şirki ve firavunları kendisine düşman edinmeyen, dünyadaki mazlumlar için savaşmak yerine “Biz dua ehliyiz” deyip sıyrılan, İslam dışı anayasaları eleştirmeyen, laik devletin ordusuna “peygamber ocağım” diyen birini anlatıyor. Kuran’dan ayetler yerine Mesnevi’den şiirlerin okunduğu, genç kızların semazenlik yapıp döndüğü programlardan ne beklenirdi ki! Bir de üstüne Süleyman Çelebi’nin mevlidi okundu mu devlet oldu cennetlik!

Bunun adı toplum mühendisliğidir ve devlet, laiklik putunu korumak adına laiklik ilkesinden taviz vererek halkın dini yaşantısını ve peygamber algısını yönlendirmektedir. “Madem dine bir yönelim var, madem peygamberi bu halk seviyor ve örnek almak istiyor; alın size Şeriatı savunmayan, cihaddan bahsetmeyen ‘laik ve demokrat’ Peygamber!” diyor adeta…

Bugün ilkokullarda Peygamberin siyeri seçmeli ders olmuşsa, bugün devlet tüm kurumları ile Peygamberin hayatını konferanslarla anlatıyorsa, onları bu tepkiye iten bir etki olmalıdır. Şüphesiz ki o da küresel cihadın önlenemez yükselişi ve güçlenmesidir. Artık dünyamız size televizyonda gösterilen tozpembe dünya değil. Artık Birleşmiş Milletler’in Güvenlik Konseyi üyesi 5 ülkesi dünyayı istediği gibi yönetemiyor.

Gözlerinizi açın! Adı konmamış bir savaşın ortasındayız; Üçüncü Dünya Savaşı’nın… Kitaplardaki “resmi” haritalarda gözükmese de birçok belde de özgürleştirilmiş topraklarda İslam Emirlikleri var artık. Afganistan, Somali ve Yemen İslam Emirlikleri birçok şehirde İslam ahkâmı ile yönetiyor beldeleri. Tarih kanla yeniden yazılıyor… İslam orduları Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da, Kafkasya’da, Keşmir’de, Somali’de ve daha birçok cephede düşmanla göğüs göğse çarpışıyor. Sadece Suriye’de toplamda yüz binin üzerinde mücahid var. Bu rakam PKK’nın 20 katı demek! Hatta birçok ülkenin askeri gücünden bile fazla! Bu rakama diğer cephelerdeki yüzbinlerce mücahidi de ekleyin. Sonuç; İslam orduları önce zafere, sonra İslam devletine, sonra da Kuran ve sünnet üzerine gerçek bir küresel hilafete doğru yürüyor!..

Tüm laik ve demokrat ülkeler buram buram korku çekiyor ciğerlerine. Avrupa “cadı avını” hatırlatırcasına ülkedeki Müslümanları fişliyor ve sınır dışı etmeye çalışıyor. Peki ya bizimkiler ne yapsın bunca Müslümanı? Çaresiz, kutlu doğum programları ile ılımlı İslamcı devlet (!) ayaklarıyla kitlesine “O teröristlerin dediği gibi şeriata falan gelen yok, biraz siz taviz verin biraz da biz; anlaşak!” diyerek kendi çapında süreci geciktirmeye çalışıyor. Korkunun ecele faydası yok. Ümmet uyandı ve gençlik cihada yöneldi. İstediğiniz kadar kutlu doğumlar yapın. İslam dışı tüm batıl sistemleri kutlu bir ölüm bekliyor!

İstedikleri kadar uğraşsınlar. Hz. Muhammed (sav)’in hayatından laiklik ve demokratlık çıkaramayacaklar. Bir bakın Resulullah’ın hayatına, sözlerine ve amellerine… Tevhid ve cihaddan başka ne göreceksiniz?

“Ben insanlarla ‘Lâ ilâhe illallah’ deyinceye kadar savaşmakla emrolundum.” (Buhari) diye buyuran Hz. Muhammed (sav)’den laik bir peygamber çıkmaz!

Resulullah (sav)’a gönderilen ve onun yaşam kitabı olan Kuran’a bir bakın:

“Kendilerine Kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.” (Tevbe/9: 29)

“Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer (küfürden) vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir.” (Enfal/8: 39)

Bunlar gibi daha çok ayet varken siz kutlu doğum programlarında nasıl oluyor da savaşı kınıyorsunuz ve hümanistlik anlatıyorsunuz? Evet, İslam’da esas olan barıştır ama bu dinde firavunlara ve zalimlere şiddet de en az onun kadar esastır. Evrensel barış ancak tüm dünyaya İslam devleti egemen olduktan ve adaletle hükmettikten sonra olacaktır. O güne kadar mazlumlar için savaş Resulullah (sav) en büyük sünnetlerinden ve bu dinin en önemli emirlerindendir:

“Size ne oldu da Allah yolunda ve «Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!» diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!” (Nisa/4: 75)

Diyanet kutlu doğumda hiç mi dini bir şeyler demiyor? Elbette diyor. Yoksa kim inanacak! Diyanet’in yaptığı dini parçalamak ve işine geleni almaktır. Resulullah (sav)’in “Ben rahmet peygamberiyim” hadisini anlatıp da hadisin geri kalan kısmını anlatmazsanız, o anlattığınız kişi artık Hz. Muhammed (sav) değildir! Resulullah (sav) “Ben rahmet peygamberiyim, Ben savaş peygamberiyim.” (Taberani) demiştir ve “Ben Kıyamete yakın bir zamanda, yalnız Allah’a ibadet edilmesi için kılıçla gönderildim.” hadisi de apaçık ortadadır. Diyanetin yaptığı işine geleni almak, işine gelmeyeni de reddetmektir.

“Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (Bakara/2: 85)

Hz. Muhammed (sav) sizin anlattığınız Muhammed’den beridir. Ortada olan sadece isim benzerliğidir! Çok yakında Allah’ın gönderdiği şeriatla hükmeden, cihadı kuşanan Hz. Muhammed (sav)’in dini; sizin laik, demokrat ve hümanist Muhammed’inizin dinine üstün gelecektir.

Bekleyin, biz de bekleyeceğiz!

Twitter: @Mirac_Karaaslan

Mirac Karaaslan

Ümmet-i İslam

-Dipnotlar-
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt