Çözüldü Mâlik ed-Dâr Hadîsi Sahîhtir İddiasıne Cevab Nasıldır?

bnm123

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Esselamu aleykum kardeşler. Bir profosör ün çalışmasına denk geldim malik ed dar hadisi bilirsiniz sofilerin tevessül de delil aldıkları hadis.

Elbani nin malik ed dar hakkındaki görüşlerini çürüttüğünü yazmış kaynaklı olarak inceleyebilir misiniz sıhhati nedir ne kadar doğru veya yanlış öğrenmek istiyorum.

1. Bölüm burada bu tevessül yolunu ispatlamaya çalışıyor.


Hadîs âlimi Abdülhak-ı Dehlevî (vefatı m. 1642) diyor ki:

"İbni Ebî Şeybe haber verdi: Hazret-i Ömer zamanında Medîne'de kaht [yanî kıtlık, gıda maddelerinin azlığı] oldu. Bir kimse, Kabr-i Nebevî'ye gelip, yâ Resûlallah! Ümmetin için yağmur duâsı yap! Helâk olacağız dedi. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem rüyâsında görünüp, Ömer'e git! Yağmur geleceğini müjdele buyurdu. İbni Cevzî diyor ki, Medîne'de kaht oldu. Hazret-i Âişe'ye gelip, yalvardılar. Resûlullahın türbesinin tavanını deliniz buyurdu. Öyle yapdılar. Çok yağmur yağdı. Kabr-i şerîf ıslandı." (Cezb-ül-kulûb)

Burada geçen birinci rivayet "Mâlik ed-Dâr Hadîsi"dir. Detaylara geçmeden önce, araştırma yapmak isteyenler için, bu haberin yazılı olduğu/açıklandığı ve kolaylıkla ulaşılabilecek bazı Türkçe/tercüme kaynakları burada kaydedelim:

1. Mevlânâ Muhammed Fadlurresul, Tashih'ül Mesail, Berekât Yay., İst, 1976, s. 82.
2. Ebu Hamid bin Merzuk, Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, Bedir Yay., İst 1994, s. 339.
3. Yusuf-i Nebhanî, Şevahidü'l-Hakk, Fazilet Neşr., İst., s. 177.
4. İmam-ı Kastalânî, Mevahibu Ledunniye, Hisar Yayınevi, İst., c.2, s. 365.
5. "İlim Heyeti", Muhtelif Bilgiler ("Faideli Bilgiler" isimli kitabın içinde, 2. kısım), Hakikat Kitabevi, İst. 2001, s. 318-319.
Hüseyin Avni Kansızoğlu, Vesile ve Tevessül-2, Guraba Dergisi, 7.-8. Sayı, 2007.
7. Muhammed bin Alevi el-Maliki, Mefahim, Ege Basım, İst. 2007, s. 150-151.

Bu sonuncu kaynakta, yani Mefahim'de diyor ki:

"Hâfız Ebu Bekr el-Beyhaki şöyle demiştir: Ebu Nasr bin Katade ve Ebu Bekr el-Farisi bize demişlerdir ki: Ebu Ömer bin Matar, İbrahim bin Ali ez-Züheli'den, o, Yahya bin Yahya'dan, o, Ebu Muaviye'den, o, Ameş'ten, o, Ebu Salih'ten, o da Mâlik'ten rivayet etmiştir." (s. 150)

Büyük fıkıh ve hadîs âlimi, Allâme İbni Hacer el-Heytemî (vefatı m. 1566) rahime-hullahü teâlâ diyor ki:

"İstigâse, birisinden bir şey istemek için, bunun çok sevdiği bir kimseden yardım istemekdir. Yanî bu kimse vâsıtası ile istemekdir. Bu kimse vâsıtası ile istenince, o şeye kavuşmak kolay olur. Duânın kabûl olması için, Resûlullah ile veyâ kabirdeki bir Velî ile istigâse olunur. Böylece duâ kabûl olunur. Duâyı kabûl eden, yalnız Allahü teâlâdır. Buna sebeb, vesîle olan, Peygamberdir. Allahü teâlâ, hakîkî gavsdır. Resûlullah, mecâzî gavs olmakdadır. Buhârînin haber verdiği hadîs-i şerîfde, (Kıyâmet günü, önce Âdem ile, sonra Mûsâ ile ve sonra Muhammed aleyhimüsselâm ile istigâse ederler) buyuruldu. Bundan başka, Resûlullah ile tevessül, istigâse etmek demek, Onun duâ etmesini istemek demekdir. Çünki O, kabrinde diridir, isteyenin istediğini anlar. Sahîh haberde bildirildi ki: Emîr-ül-mü’minîn Ömer radıyallahü anh zamanında kaht [kıtlık] oldu. Eshâb-ı kirâmdan birisi, Resûlullahın kabri yanına gelip, yâ Resûlallah! Ümmetine yağmur yağması için duâ eyle! Ümmetin helâk olmak üzeredir, dedi. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, buna rüyâda görünüp yağmur yağacağını haber verdi. Öyle de oldu. Rüyâda ayrıca (Ömer'e git, Selâm söyle! Yağmur yağacağını müjdele. Keys ile hareket etmesini söyle!) de buyurdu. Keys, yumuşak davranmakdır. Ömer radıyallahü anh sert idi. Dînin emrlerini yerine getirmekde şiddet gösterirdi. Bu kimse, Halîfenin yanına geldi. Olanı anlatdı. Halîfe dinledi ve ağladı. Bir habere göre rüyâyı gören, Eshâbdan Bilâl bin Hâris Müzenî idi. Burada, rüyâyı değil, Sahâbînin, Resûlullahın kabrine gelerek tevessül etmiş olduğunu bildirmek istiyoruz. Görülüyor ki, Resûlullahdan, hayâtda iken olduğu gibi vefâtından sonra da, dileklerin hâsıl olmaları için duâ buyurması istenilir. Onun duâ ve şefâ’at etmesi ile dilekler hâsıl olduğu gibi, hayâta gelmeden önce ve hayâtda iken ve vefâtından sonra, Onu vesîle ederek yapılan duâ ve tevessüller de kabûl olmakdadırlar. Kıyâmet günü de ümmeti için Rabbinden, şefâ’atde bulunacak ve şefâ’ati kabûl olunacakdır. Böyle olduğunu, islâm âlimleri İcmâ’ ile yanî sözbirliği ile bildirmişlerdir." (Cevher-ül-munzam)

Pek çok âlim tarafından "müctehid" olduğu bildirilen İmâm Takiyyüddin es-Sübkî de (vefatı m. 1355) rahime-hullahü teâlâ bu rivayetin sahîh olduğu bildirmiş ve şöyle yazmıştır:

"Tevessül, kabir âleminde de olur. A’meş şöyle rivâyet etti: Hz. Ömer zamânında kıtlık oldu. Eshâb-ı Kirâmdan birisi, Resûlullahın kabr-i şerîfine gitti ve; “Yâ Resûlallah! Ümmetin için Allahü teâlâdan yağmur iste! Yoksa onlar helâk olacaklar” dedi. Bunun üzerine Resûl-i ekrem, rüyâsında o Sahâbîye; “Ömer’e git, selâmımı söyle. Ona yağmur yağacağını haber ver” buyurdu. O Sahâbî gördüğü rü’yâyı Hz. Ömer’e haber verdi. Hz. Ömer ağlayarak; “Yâ Rabbî! Âciz olduklarım hâriç, elimden gelen herşeyi yaptım!” dedi. Bu haberde, o Sahâbînin, vefâtından sonra kabir âleminde bulunan Resûlullahtan (sallallahü aleyhi ve sellem) yağmur istemesinde hiçbir mâni yoktur. Çünkü Resûlullah efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) kabir âleminde iken duâ etmesi imkânsız değildir. Bu husûsta pekçok haberler gelmiştir. Resûl-i ekremin, dünyâda olduğu gibi, kabir âleminde de Allahü teâlâdan ümmeti için yağmur istemesinde hiçbir mâni yoktur." (Şifâüs-sikâm fî ziyâreti hayr-il-enâm)

Hadîsi Rivayet Eden Diğer Meşhur Alimler
Yukarıda yazıları nakledilen âlimler, sözleri dinde sened olan, meşhur ve muteber Ehl-i sünnet âlimleridir. Daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler için, aşağıda ilave bilgi verilmiştir.

Rivayetin tahriç ve değerlendirmesini yapan Prof. Dr. Zekeriya Güler diyor ki:

"İbn Hacer [el-Askalânî] (v. 852/1448), İbn Ebî Şeybe’nin (v. 235/849) rivâyet ettiği bu hadisin isnadının sahih olduğunu zikretmektedir . Hadis, aynı isnadla Beyhakî (v. 458/1065) ve İbn Asâkir (v. 571/1175) tarafından da rivâyet edilmektedir... Buhârî, Târîh’inde Ebû Sâlih Zekvân tarîkiyle Mâlik ed-Dâr’dan Hz. Ömer’in kıtlık senesindeki sözünü (muhtasar olarak) rivâyet etmiştir. Aynı rivâyeti tafsilatlı olarak İbn Ebî Hayseme de tahriç etmiştir." (Vesîle ve Tevessül Hadislerinin Kaynak Değeri: Tahric ve Değerlendirme, İlam Araştırma Dergisi, c. II, sy. 1, Ocak-Haziran 1997.)

Nitekim, yukarıdaki kaynaklarda, bu makalede ve Guraba Dergisi'ndeki "Vesile ve Tevessül-2" başlıklı makalede verilen bilgilere göre, bu rivayeti yazan âlimler arasında şunlar mevcuttur:

İbnü Ebi Şeybe sahîh bir senedle: el-Musannef (6:352)
İmâm Beyhakî: Delâil (7:47)
Hâfız Halîlî: İrşâd (1:313-314)
İbni Abdilberr: İstîâb (2:464)
İbni Asâkir, Târîhu medînet-i Dımaşk (tercemetü Ömer b. el-Hattâb): (53:294).
İmâm Buhârî (muhtasar olarak): et-Târîhu’l-kebîr (7:304-305) [Prof. Z. Güler diyor ki: Ebû Âsım en-Nebîl (bkz. Fethu’l-Mennân, I, 566), Buhârî’nin, rivâyet hakkında bir değerlendirme yapmaksızın sükut ederek zikretmesinin, onun nezdinde sahih olduğu anlamına geldiğini söyler.]
İbni Kesir iki ayrı yerde sahîh olduğunu yazmıştır: (el -Bidaye ve’n-nihaye, 7:91-92; Câmiü'l-Mesânîd, 1:223).
Hâfız İbn Hacer el-Askalânî "sahîhtir" demiştir: Fethu’l-Bârî, 1959 baskısı, (2:495); İsâbe, (3:484).


2. Bölüm burada Elbani yi yalancılıkla hakikati gizlemekle itham ediyor ve delillerini getiriyor


Elbânî'nin Yalancılığı

Vehhabîlerin çok itibar ettiği Elbânî (vefatı m. 1999) şöyle diyor:

"Râvi Mâlik ed-Dâr’ın zabt ve adaleti maruf değildir; o mechul bir râvîdir. Nitekim İbn Ebî Hâtim, senedde adı geçen Ebû Sâlih’in dışında, ondan rivâyette bulunan bir râvî zikretmemiştir. Bu da onun mechul olduğunu göstermektedir. Ayrıca hadis ilminde otorite olan İbn Ebî Hâtim’in, onun hakkında bir tevsik ifadesi nakletmemesi de bunu desteklemektedir. O halde râvî Mâlik ed-Dâr mechul kalmaktadır. Hâfız İbn Hacer’in, “Ebû Sâlih es-Semmân’ın Mâlik ed-Dâr’dan sahih bir isnad ile... ” şeklindeki ifadesi, bizim tesbitimizle çelişmez. Çünkü biz İbn Hacer’in söz konusu ifadesinin, senedin tamamının sahih olduğu konusunda değil, yalnız Ebû Sâlih’e kadar olan kısmı hakkında bir açıklama olduğunu kabul ediyoruz. Aksi halde o, isnada Ebû Sâlih’ten itibaren başlamaz ve doğrudan “Mâlik ed-Dâr’dan... ve isnadı sahihtir” derdi... Böyle yapmakla İbn Hacer, râvî Mâlik’in durumu karşısında dikkatli olunması gerektiğine veya onun mechul olduğuna işaret etmektedir."

Prof. Dr. Zekeriya Güler, Elbânî'nin bu sözlerini şu açıklamasıyla çürütmektedir:

"Söz konusu rivâyetin delil olarak kullanılmasını kabul etmeyen Elbânî’nin, bu noktada en önemli gerekçesinin, Mâlik ed-Dâr’ın mechul bir ravi olduğu görülmektedir. Ancak biz, Elbânî’nin iddia ettiği gibi Mâlik ed-Dâr’ın zabt ve adaleti maruf olmayan mechul bir şahıs değil, aksine onun maruf bir râvî olduğunu tesbit etmiş durumdayız.

İbn Sa’d (v. 230/844), onu şöyle tanıtmaktadır: “Mâlik ed-Dâr, Ömer b. el-Hattâb’ın azatlısıdır. Himyer kabilesinden ve Cüblânlıdır. Ebû Bekir ve Ömer’den hadis rivâyet etmiştir. Kendisinden de Ebû Sâlih es-Semmân rivâyette bulunmuştur. O, maruf idi”.

İbn Hıbbân (v. 354/965) onu es-Sikat’ında zikretmekte ve hakkında menfi bir söz söylememektedir.

İbn Hacer (v. 852/1448) ise bunlara ilaveten şu bilgileri vermektedir: “Mâlik ed-Dâr diye bilinen zât, Mâlik b. Iyâd’dır ve (asr-ı saadet’e) yetişmiştir. Muâz ve Ebû Ubeyde’den rivâyetleri vardır. Kendisinden iki oğlu; Avn ve Abdullah rivâyette bulunmuştur. Buhârî, Târîh’inde Ebû Sâlih Zekvân tarîkiyle Mâlik ed-Dâr’dan Hz. Ömer’in kıtlık senesindeki sözünü (muhtasar olarak) rivâyet etmiştir. Aynı rivâyeti tafsilatlı olarak İbn Ebî Hayseme de tahriç etmiştir... İbn Sa’d onu Medineli tâbiîlerin ilk tabakası içinde zikretmiştir. Hz. Ömer ve Hz. Osman onu mâlî işlerde görevlendirmiş ve bu yüzden de ona Mâlikü’d-dâr adı verilmiştir. Ali İbnu’l-Medînî’den rivâyet edildiğine göre o, Hz. Ömer’in haznedârı idi” .

Ebû Ya’lâ el-Halîlî el-Kazvîni (v. 446/1054) de, Mâlik ed-Dâr’ın sika oluşunda ittifak edilen kadîm bir tâbiî olduğunu ve tâbiînin ondan övgüyle bahsettiklerini ifade etmektedir.

Hatırlanacağı üzere Elbânî, söz konusu rivâyet hakkında İbn Hacer’in “Ebû Sâlih es-Semmân’ın Mâlik ed-Dâr’dan sahih bir isnad ile ...” diyerek kullandığı ifadeden onun, râvî Mâlik ed-Dâr’ın mechul olduğuna işaret ettiği şeklinde yorumlamıştı. Halbuki İbn Hacer’in Mâlik ed-Dâr’ı tanıtıcı mahiyette verdiği bilgiler, böyle bir yoruma mahal bırakmayacak kadar açıktır. Şüphesiz İbn Hacer’in söz konusu açıklaması, Elbânî’nin yaptığı yorumu anlamsız kılmaktadır. Hz. Ömer gibi, rivâyet konusunda tesebbüt ve ihtiyat sahibi bir zâtın, resmi veya özel mâlî işlerde onu istihdam etmesi, râvî Mâlik ed-Dâr’ın zabt ve adaletinin bir göstergesi sayılmalıdır. Bu tesbit bizi, Elbânî’nin, Mâlik ed-Dâr hakkında İbn Hacer’in verdiği biyografik bilgiyi görmediği veya görmezlikten geldiği kanaatine götürmektedir. Bu detaylı bilgiden sonra, Elbânî’nin Mâlik ed-Dâr hakkında Münzirî (v. 656/1258) ile Heysemî’den (v. 807/1404) naklettiği, “Onu tanımıyorum” sözünün artık bir mâna ifade etmediği de anlaşılmaktadır."

Prof. Güler'in bu açıklaması ve atıf yaptığı mehazlar için bkz. Vesîle ve Tevessül Hadislerinin Kaynak Değeri: Tahric ve Değerlendirme, İlam Araştırma Dergisi, c. II, sy. 1, Ocak-Haziran 1997.

Bu açıklamalardan net olarak anlaşılıyor ki, Elbanî Hâfız İbn Hacer’in sözlerini saptırmış ve İbni Hacer'in ve başka hadîs âlimlerinin Mâlik ed-Dâr hakkında yazdıkları bilgileri görmemiştir veya saklamıştır. Netice olarak, Elbanî'nin "Râvi Mâlik ed-Dâr’ın zabt ve adaleti maruf değildir; o mechul bir râvîdir" şeklindeki sözü, altı boş ve mesnedsiz bir iddiadır.

Prof. Güler'in bahsettiklerine ilave olarak, Mâlik ed-Dâr hakkında bilgi veren iki mühim hadîs âlimini daha burada not edelim.

Hâfız Zehebi'nin (vefatı h. 748) kitabının ön sayfası ve Mâlik bin Iyad'dan bahsettiği sayfa aşağıda verilmiştir.







Ayrıca, İbni Hacer'in talebesi İmam Takiyyüddin ibni Fahd el-Mekkî de (vefatı h. 871) Mâlik bin Iyad'ın sahâbî olduğunu kaydetmiştir:



Burada bir not düşelim: Elbânî'nin Mâlik ed-Dâr hadîsini zayıf göstermeye çalışırken yaptığı tahrif ve Mâlik ed-Dâr hakkında hadîs âlimlerinin verdikleri bilgileri okuyucularından saklaması, Elbânî'nin güvenilmez olduğuna delâlet eden tek olay değildir. Meselâ, Prof. Dr. Zekeriya Güler başka bir hadîsi ele alırken şu tespitleri yapıyor:

"Görüldüğü üzere Elbânî ["Râvîlerden Saîd b. Zeyd’de zayıflık vardır" iddiasına delil olarak], Saîd b. Zeyd’in zayıf bir râvî olduğu fikrinde olanları söz konusu ederken, onun sika olduğunu ifade eden [İbn Maîn, İbn Sa’d, Buhârî, Iclî, Ebû Ca’fer ed-Dârimî, Ahmed b. Hanbel ve İbn Hıbbân... gibi] otoriteleri âdeta görmezlikten gelmektedir. Aslında Elbânî’nin, senedinde Saîd b. Zeyd’in bulunduğu başka bir hadis için şu değerlendirmeyi yaptığını da görmekteyiz: “Hadisin isnadı hasendir. Râvîlerin hepsi de sikadır. Saîd b. Zeyd hakkında söz söylenmiştir ama bu, onun hadisini hasen derecesinden aşağı düşürmez. İbnu’l-Kayyim de hadisin isnadının ceyyid (sahih, makbül) olduğunu söylemektedir” . Kabul edilmelidir ki bu tutum, biraz da taassup ve peşin hükümden kaynaklanmaktadır. Bu tesbitimiz de gösteriyor ki, Elbânî’nin râvîlere ilişkin verdiği bilgi ve yaptığı değerlendirme, bir yerde bahis konusu râvînin rivâyetinin muhtevasıyla alâkalıdır. O, kendi meşrebine, zihin ve fikir dünyasına aykırı bulduğu rivâyetleri özellikle sened bakımından bir şekilde çürütmeye çalışırken, sahip olduğu zihniyetle mutabakat arz eden rivâyetleri ise bazen -senedinde bir başka yerde zayıf olduğunu söyleyerek tenkit ettiği (Saîd b. Zeyd örneğinde olduğu gibi) râvî olsa bile- kabul edebilmektedir. Böylelikle Elbânî, bilerek veya bilmeyerek kendisiyle çelişmektedir. Şüphesiz bu, ilmî zihniyet ve akademik nezaketle bağdaşmayan bir tutumdur."


Kardeşler forum daki tevessül yazılarını okudum malid ed dar ile alakalı yazıları da okudum. Sizden isteğim bu yazıdaki iddialara cevaptır. Allah ilimimizi artırsın.
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Esselamu aleykum kardeşler. Bir profosör ün çalışmasına denk geldim malik ed dar hadisi bilirsiniz sofilerin tevessül de delil aldıkları hadis.

Elbani nin malik ed dar hakkındaki görüşlerini çürüttüğünü yazmış kaynaklı olarak inceleyebilir misiniz sıhhati nedir ne kadar doğru veya yanlış öğrenmek istiyorum.

1. Bölüm burada bu tevessül yolunu ispatlamaya çalışıyor.

Hadîs âlimi Abdülhak-ı Dehlevî (vefatı m. 1642) diyor ki:

"İbni Ebî Şeybe haber verdi: Hazret-i Ömer zamanında Medîne'de kaht [yanî kıtlık, gıda maddelerinin azlığı] oldu. Bir kimse, Kabr-i Nebevî'ye gelip, yâ Resûlallah! Ümmetin için yağmur duâsı yap! Helâk olacağız dedi. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem rüyâsında görünüp, Ömer'e git! Yağmur geleceğini müjdele buyurdu. İbni Cevzî diyor ki, Medîne'de kaht oldu. Hazret-i Âişe'ye gelip, yalvardılar. Resûlullahın türbesinin tavanını deliniz buyurdu. Öyle yapdılar. Çok yağmur yağdı. Kabr-i şerîf ıslandı." (Cezb-ül-kulûb)

Burada geçen birinci rivayet "Mâlik ed-Dâr Hadîsi"dir. Detaylara geçmeden önce, araştırma yapmak isteyenler için, bu haberin yazılı olduğu/açıklandığı ve kolaylıkla ulaşılabilecek bazı Türkçe/tercüme kaynakları burada kaydedelim:

1. Mevlânâ Muhammed Fadlurresul, Tashih'ül Mesail, Berekât Yay., İst, 1976, s. 82.
2. Ebu Hamid bin Merzuk, Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, Bedir Yay., İst 1994, s. 339.
3. Yusuf-i Nebhanî, Şevahidü'l-Hakk, Fazilet Neşr., İst., s. 177.
4. İmam-ı Kastalânî, Mevahibu Ledunniye, Hisar Yayınevi, İst., c.2, s. 365.
5. "İlim Heyeti", Muhtelif Bilgiler ("Faideli Bilgiler" isimli kitabın içinde, 2. kısım), Hakikat Kitabevi, İst. 2001, s. 318-319.
Hüseyin Avni Kansızoğlu, Vesile ve Tevessül-2, Guraba Dergisi, 7.-8. Sayı, 2007.
7. Muhammed bin Alevi el-Maliki, Mefahim, Ege Basım, İst. 2007, s. 150-151.

Bu sonuncu kaynakta, yani Mefahim'de diyor ki:

"Hâfız Ebu Bekr el-Beyhaki şöyle demiştir: Ebu Nasr bin Katade ve Ebu Bekr el-Farisi bize demişlerdir ki: Ebu Ömer bin Matar, İbrahim bin Ali ez-Züheli'den, o, Yahya bin Yahya'dan, o, Ebu Muaviye'den, o, Ameş'ten, o, Ebu Salih'ten, o da Mâlik'ten rivayet etmiştir." (s. 150)

Büyük fıkıh ve hadîs âlimi, Allâme İbni Hacer el-Heytemî (vefatı m. 1566) rahime-hullahü teâlâ diyor ki:

"İstigâse, birisinden bir şey istemek için, bunun çok sevdiği bir kimseden yardım istemekdir. Yanî bu kimse vâsıtası ile istemekdir. Bu kimse vâsıtası ile istenince, o şeye kavuşmak kolay olur. Duânın kabûl olması için, Resûlullah ile veyâ kabirdeki bir Velî ile istigâse olunur. Böylece duâ kabûl olunur. Duâyı kabûl eden, yalnız Allahü teâlâdır. Buna sebeb, vesîle olan, Peygamberdir. Allahü teâlâ, hakîkî gavsdır. Resûlullah, mecâzî gavs olmakdadır. Buhârînin haber verdiği hadîs-i şerîfde, (Kıyâmet günü, önce Âdem ile, sonra Mûsâ ile ve sonra Muhammed aleyhimüsselâm ile istigâse ederler) buyuruldu. Bundan başka, Resûlullah ile tevessül, istigâse etmek demek, Onun duâ etmesini istemek demekdir. Çünki O, kabrinde diridir, isteyenin istediğini anlar. Sahîh haberde bildirildi ki: Emîr-ül-mü’minîn Ömer radıyallahü anh zamanında kaht [kıtlık] oldu. Eshâb-ı kirâmdan birisi, Resûlullahın kabri yanına gelip, yâ Resûlallah! Ümmetine yağmur yağması için duâ eyle! Ümmetin helâk olmak üzeredir, dedi. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, buna rüyâda görünüp yağmur yağacağını haber verdi. Öyle de oldu. Rüyâda ayrıca (Ömer'e git, Selâm söyle! Yağmur yağacağını müjdele. Keys ile hareket etmesini söyle!) de buyurdu. Keys, yumuşak davranmakdır. Ömer radıyallahü anh sert idi. Dînin emrlerini yerine getirmekde şiddet gösterirdi. Bu kimse, Halîfenin yanına geldi. Olanı anlatdı. Halîfe dinledi ve ağladı. Bir habere göre rüyâyı gören, Eshâbdan Bilâl bin Hâris Müzenî idi. Burada, rüyâyı değil, Sahâbînin, Resûlullahın kabrine gelerek tevessül etmiş olduğunu bildirmek istiyoruz. Görülüyor ki, Resûlullahdan, hayâtda iken olduğu gibi vefâtından sonra da, dileklerin hâsıl olmaları için duâ buyurması istenilir. Onun duâ ve şefâ’at etmesi ile dilekler hâsıl olduğu gibi, hayâta gelmeden önce ve hayâtda iken ve vefâtından sonra, Onu vesîle ederek yapılan duâ ve tevessüller de kabûl olmakdadırlar. Kıyâmet günü de ümmeti için Rabbinden, şefâ’atde bulunacak ve şefâ’ati kabûl olunacakdır. Böyle olduğunu, islâm âlimleri İcmâ’ ile yanî sözbirliği ile bildirmişlerdir." (Cevher-ül-munzam)

Pek çok âlim tarafından "müctehid" olduğu bildirilen İmâm Takiyyüddin es-Sübkî de (vefatı m. 1355) rahime-hullahü teâlâ bu rivayetin sahîh olduğu bildirmiş ve şöyle yazmıştır:

"Tevessül, kabir âleminde de olur. A’meş şöyle rivâyet etti: Hz. Ömer zamânında kıtlık oldu. Eshâb-ı Kirâmdan birisi, Resûlullahın kabr-i şerîfine gitti ve; “Yâ Resûlallah! Ümmetin için Allahü teâlâdan yağmur iste! Yoksa onlar helâk olacaklar” dedi. Bunun üzerine Resûl-i ekrem, rüyâsında o Sahâbîye; “Ömer’e git, selâmımı söyle. Ona yağmur yağacağını haber ver” buyurdu. O Sahâbî gördüğü rü’yâyı Hz. Ömer’e haber verdi. Hz. Ömer ağlayarak; “Yâ Rabbî! Âciz olduklarım hâriç, elimden gelen herşeyi yaptım!” dedi. Bu haberde, o Sahâbînin, vefâtından sonra kabir âleminde bulunan Resûlullahtan (sallallahü aleyhi ve sellem) yağmur istemesinde hiçbir mâni yoktur. Çünkü Resûlullah efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) kabir âleminde iken duâ etmesi imkânsız değildir. Bu husûsta pekçok haberler gelmiştir. Resûl-i ekremin, dünyâda olduğu gibi, kabir âleminde de Allahü teâlâdan ümmeti için yağmur istemesinde hiçbir mâni yoktur." (Şifâüs-sikâm fî ziyâreti hayr-il-enâm)

Hadîsi Rivayet Eden Diğer Meşhur Alimler
Yukarıda yazıları nakledilen âlimler, sözleri dinde sened olan, meşhur ve muteber Ehl-i sünnet âlimleridir. Daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler için, aşağıda ilave bilgi verilmiştir.

Rivayetin tahriç ve değerlendirmesini yapan Prof. Dr. Zekeriya Güler diyor ki:

"İbn Hacer [el-Askalânî] (v. 852/1448), İbn Ebî Şeybe’nin (v. 235/849) rivâyet ettiği bu hadisin isnadının sahih olduğunu zikretmektedir . Hadis, aynı isnadla Beyhakî (v. 458/1065) ve İbn Asâkir (v. 571/1175) tarafından da rivâyet edilmektedir... Buhârî, Târîh’inde Ebû Sâlih Zekvân tarîkiyle Mâlik ed-Dâr’dan Hz. Ömer’in kıtlık senesindeki sözünü (muhtasar olarak) rivâyet etmiştir. Aynı rivâyeti tafsilatlı olarak İbn Ebî Hayseme de tahriç etmiştir." (Vesîle ve Tevessül Hadislerinin Kaynak Değeri: Tahric ve Değerlendirme, İlam Araştırma Dergisi, c. II, sy. 1, Ocak-Haziran 1997.)

Nitekim, yukarıdaki kaynaklarda, bu makalede ve Guraba Dergisi'ndeki "Vesile ve Tevessül-2" başlıklı makalede verilen bilgilere göre, bu rivayeti yazan âlimler arasında şunlar mevcuttur:

İbnü Ebi Şeybe sahîh bir senedle: el-Musannef (6:352)
İmâm Beyhakî: Delâil (7:47)
Hâfız Halîlî: İrşâd (1:313-314)
İbni Abdilberr: İstîâb (2:464)
İbni Asâkir, Târîhu medînet-i Dımaşk (tercemetü Ömer b. el-Hattâb): (53:294).
İmâm Buhârî (muhtasar olarak): et-Târîhu’l-kebîr (7:304-305) [Prof. Z. Güler diyor ki: Ebû Âsım en-Nebîl (bkz. Fethu’l-Mennân, I, 566), Buhârî’nin, rivâyet hakkında bir değerlendirme yapmaksızın sükut ederek zikretmesinin, onun nezdinde sahih olduğu anlamına geldiğini söyler.]
İbni Kesir iki ayrı yerde sahîh olduğunu yazmıştır: (el -Bidaye ve’n-nihaye, 7:91-92; Câmiü'l-Mesânîd, 1:223).
Hâfız İbn Hacer el-Askalânî "sahîhtir" demiştir: Fethu’l-Bârî, 1959 baskısı, (2:495); İsâbe, (3:484).


2. Bölüm burada Elbani yi yalancılıkla hakikati gizlemekle itham ediyor ve delillerini getiriyor

Elbânî'nin Yalancılığı

Vehhabîlerin çok itibar ettiği Elbânî (vefatı m. 1999) şöyle diyor:

"Râvi Mâlik ed-Dâr’ın zabt ve adaleti maruf değildir; o mechul bir râvîdir. Nitekim İbn Ebî Hâtim, senedde adı geçen Ebû Sâlih’in dışında, ondan rivâyette bulunan bir râvî zikretmemiştir. Bu da onun mechul olduğunu göstermektedir. Ayrıca hadis ilminde otorite olan İbn Ebî Hâtim’in, onun hakkında bir tevsik ifadesi nakletmemesi de bunu desteklemektedir. O halde râvî Mâlik ed-Dâr mechul kalmaktadır. Hâfız İbn Hacer’in, “Ebû Sâlih es-Semmân’ın Mâlik ed-Dâr’dan sahih bir isnad ile... ” şeklindeki ifadesi, bizim tesbitimizle çelişmez. Çünkü biz İbn Hacer’in söz konusu ifadesinin, senedin tamamının sahih olduğu konusunda değil, yalnız Ebû Sâlih’e kadar olan kısmı hakkında bir açıklama olduğunu kabul ediyoruz. Aksi halde o, isnada Ebû Sâlih’ten itibaren başlamaz ve doğrudan “Mâlik ed-Dâr’dan... ve isnadı sahihtir” derdi... Böyle yapmakla İbn Hacer, râvî Mâlik’in durumu karşısında dikkatli olunması gerektiğine veya onun mechul olduğuna işaret etmektedir."

Prof. Dr. Zekeriya Güler, Elbânî'nin bu sözlerini şu açıklamasıyla çürütmektedir:

"Söz konusu rivâyetin delil olarak kullanılmasını kabul etmeyen Elbânî’nin, bu noktada en önemli gerekçesinin, Mâlik ed-Dâr’ın mechul bir ravi olduğu görülmektedir. Ancak biz, Elbânî’nin iddia ettiği gibi Mâlik ed-Dâr’ın zabt ve adaleti maruf olmayan mechul bir şahıs değil, aksine onun maruf bir râvî olduğunu tesbit etmiş durumdayız.

İbn Sa’d (v. 230/844), onu şöyle tanıtmaktadır: “Mâlik ed-Dâr, Ömer b. el-Hattâb’ın azatlısıdır. Himyer kabilesinden ve Cüblânlıdır. Ebû Bekir ve Ömer’den hadis rivâyet etmiştir. Kendisinden de Ebû Sâlih es-Semmân rivâyette bulunmuştur. O, maruf idi”.

İbn Hıbbân (v. 354/965) onu es-Sikat’ında zikretmekte ve hakkında menfi bir söz söylememektedir.

İbn Hacer (v. 852/1448) ise bunlara ilaveten şu bilgileri vermektedir: “Mâlik ed-Dâr diye bilinen zât, Mâlik b. Iyâd’dır ve (asr-ı saadet’e) yetişmiştir. Muâz ve Ebû Ubeyde’den rivâyetleri vardır. Kendisinden iki oğlu; Avn ve Abdullah rivâyette bulunmuştur. Buhârî, Târîh’inde Ebû Sâlih Zekvân tarîkiyle Mâlik ed-Dâr’dan Hz. Ömer’in kıtlık senesindeki sözünü (muhtasar olarak) rivâyet etmiştir. Aynı rivâyeti tafsilatlı olarak İbn Ebî Hayseme de tahriç etmiştir... İbn Sa’d onu Medineli tâbiîlerin ilk tabakası içinde zikretmiştir. Hz. Ömer ve Hz. Osman onu mâlî işlerde görevlendirmiş ve bu yüzden de ona Mâlikü’d-dâr adı verilmiştir. Ali İbnu’l-Medînî’den rivâyet edildiğine göre o, Hz. Ömer’in haznedârı idi” .

Ebû Ya’lâ el-Halîlî el-Kazvîni (v. 446/1054) de, Mâlik ed-Dâr’ın sika oluşunda ittifak edilen kadîm bir tâbiî olduğunu ve tâbiînin ondan övgüyle bahsettiklerini ifade etmektedir.

Hatırlanacağı üzere Elbânî, söz konusu rivâyet hakkında İbn Hacer’in “Ebû Sâlih es-Semmân’ın Mâlik ed-Dâr’dan sahih bir isnad ile ...” diyerek kullandığı ifadeden onun, râvî Mâlik ed-Dâr’ın mechul olduğuna işaret ettiği şeklinde yorumlamıştı. Halbuki İbn Hacer’in Mâlik ed-Dâr’ı tanıtıcı mahiyette verdiği bilgiler, böyle bir yoruma mahal bırakmayacak kadar açıktır. Şüphesiz İbn Hacer’in söz konusu açıklaması, Elbânî’nin yaptığı yorumu anlamsız kılmaktadır. Hz. Ömer gibi, rivâyet konusunda tesebbüt ve ihtiyat sahibi bir zâtın, resmi veya özel mâlî işlerde onu istihdam etmesi, râvî Mâlik ed-Dâr’ın zabt ve adaletinin bir göstergesi sayılmalıdır. Bu tesbit bizi, Elbânî’nin, Mâlik ed-Dâr hakkında İbn Hacer’in verdiği biyografik bilgiyi görmediği veya görmezlikten geldiği kanaatine götürmektedir. Bu detaylı bilgiden sonra, Elbânî’nin Mâlik ed-Dâr hakkında Münzirî (v. 656/1258) ile Heysemî’den (v. 807/1404) naklettiği, “Onu tanımıyorum” sözünün artık bir mâna ifade etmediği de anlaşılmaktadır."

Prof. Güler'in bu açıklaması ve atıf yaptığı mehazlar için bkz. Vesîle ve Tevessül Hadislerinin Kaynak Değeri: Tahric ve Değerlendirme, İlam Araştırma Dergisi, c. II, sy. 1, Ocak-Haziran 1997.

Bu açıklamalardan net olarak anlaşılıyor ki, Elbanî Hâfız İbn Hacer’in sözlerini saptırmış ve İbni Hacer'in ve başka hadîs âlimlerinin Mâlik ed-Dâr hakkında yazdıkları bilgileri görmemiştir veya saklamıştır. Netice olarak, Elbanî'nin "Râvi Mâlik ed-Dâr’ın zabt ve adaleti maruf değildir; o mechul bir râvîdir" şeklindeki sözü, altı boş ve mesnedsiz bir iddiadır.

Prof. Güler'in bahsettiklerine ilave olarak, Mâlik ed-Dâr hakkında bilgi veren iki mühim hadîs âlimini daha burada not edelim.

Hâfız Zehebi'nin (vefatı h. 748) kitabının ön sayfası ve Mâlik bin Iyad'dan bahsettiği sayfa aşağıda verilmiştir.







Ayrıca, İbni Hacer'in talebesi İmam Takiyyüddin ibni Fahd el-Mekkî de (vefatı h. 871) Mâlik bin Iyad'ın sahâbî olduğunu kaydetmiştir:



Burada bir not düşelim: Elbânî'nin Mâlik ed-Dâr hadîsini zayıf göstermeye çalışırken yaptığı tahrif ve Mâlik ed-Dâr hakkında hadîs âlimlerinin verdikleri bilgileri okuyucularından saklaması, Elbânî'nin güvenilmez olduğuna delâlet eden tek olay değildir. Meselâ, Prof. Dr. Zekeriya Güler başka bir hadîsi ele alırken şu tespitleri yapıyor:

"Görüldüğü üzere Elbânî ["Râvîlerden Saîd b. Zeyd’de zayıflık vardır" iddiasına delil olarak], Saîd b. Zeyd’in zayıf bir râvî olduğu fikrinde olanları söz konusu ederken, onun sika olduğunu ifade eden [İbn Maîn, İbn Sa’d, Buhârî, Iclî, Ebû Ca’fer ed-Dârimî, Ahmed b. Hanbel ve İbn Hıbbân... gibi] otoriteleri âdeta görmezlikten gelmektedir. Aslında Elbânî’nin, senedinde Saîd b. Zeyd’in bulunduğu başka bir hadis için şu değerlendirmeyi yaptığını da görmekteyiz: “Hadisin isnadı hasendir. Râvîlerin hepsi de sikadır. Saîd b. Zeyd hakkında söz söylenmiştir ama bu, onun hadisini hasen derecesinden aşağı düşürmez. İbnu’l-Kayyim de hadisin isnadının ceyyid (sahih, makbül) olduğunu söylemektedir” . Kabul edilmelidir ki bu tutum, biraz da taassup ve peşin hükümden kaynaklanmaktadır. Bu tesbitimiz de gösteriyor ki, Elbânî’nin râvîlere ilişkin verdiği bilgi ve yaptığı değerlendirme, bir yerde bahis konusu râvînin rivâyetinin muhtevasıyla alâkalıdır. O, kendi meşrebine, zihin ve fikir dünyasına aykırı bulduğu rivâyetleri özellikle sened bakımından bir şekilde çürütmeye çalışırken, sahip olduğu zihniyetle mutabakat arz eden rivâyetleri ise bazen -senedinde bir başka yerde zayıf olduğunu söyleyerek tenkit ettiği (Saîd b. Zeyd örneğinde olduğu gibi) râvî olsa bile- kabul edebilmektedir. Böylelikle Elbânî, bilerek veya bilmeyerek kendisiyle çelişmektedir. Şüphesiz bu, ilmî zihniyet ve akademik nezaketle bağdaşmayan bir tutumdur."


Kardeşler forum daki tevessül yazılarını okudum malid ed dar ile alakalı yazıları da okudum. Sizden isteğim bu yazıdaki iddialara cevaptır. Allah ilimimizi artırsın.
Âleykum selam we rahmetullah
İddialara daha önceden cevab verilmiştir.


UYDURMA BİR HADİSE

Yine bazı kabir sevicilerin kendilerine payanda yapabilmek için hadis olmayan fakat "bazı tarih kitaplarında geçen zayıf olayı" , sanki sahihmiş gibi aktarmaları aslında aleyhlerine delil olmaktadır. Şimdi bahsi geçen çarpıtılan olayı aktaralım ve hakiki yorumunu yapalım :

HADİSENİN HAKİKATİ

(Taberi tarihinde , İbn Esir tarihinde ve el bidaye ven nihaye isimli kitablarında aşağıdaki olayı nakledecekler. Orada birileri Rasulullah'ı aracı kılacaklar)

Ömer (r.anh)’in oğlu Asım diyor ki :
Ömer zamanında insanlara kıtlık geldi . Hayvanlar oldukça zayıfladı. Çölde yaşayan Muzeyne oğullarından bir aile gelip adamlarına dediler ki : "Bizim açlığımızın ne dereceye vardığını görüyorsun , koyunlarından birini keste yiyelim" .

Koyunların sahibi dedi ki : "VAllahi koyunların üzerinde et diye bir şey yok".

Fakat onlar ısrar ettiler. Onlara bir koyun kesti . Soyduğunda kırmızı kemikten başka bir şey görülmedi .

İşte burada adam şöyle seslendi : “Ya Muhammeda (Yetiş ey Muhammedim)

Adam rüyasında gördü ki Rasulullah (s.a.v.) O'na geldi ve dedi ki : “sana yağmur yağacağını müjdeliyorum. Git Ömer'e , ona benden selam söyle ve de ki : “Ey Ömer , benim seninle yaptığım sözleşme oldukça sağlam sözleşmedir . Sen ahde vefakar birisin . İnsanlara iyi davran , iyi davran.”

Adam geldi Ömer' (r.anh)'in kapısına vardı ve kapıda bulunan köleye : “ sen Rasulullah için Ömer’den izin iste” dedi . (Yani ben Rasulullah adına geliyorum dedi)

Köle geldi Ömer’e söyleyince Ömer telaşlandı . Dedi ki : “bu gelen adamda herhangi bir işkence izi gördün mü?” Köle dönüp baktı döndü “hayır yok" dedi. “Bırak içeri girsin” dedi.
Adam içeri girdi haberi Ömer’e anlattı.
Ömer insanları camide toplanmaya davet etti. Minbere çıktı ve şöyle dedi : “Sizi İslam’a eriştiren Allah hakkı için söyleyin bana siz benden sizin hoşunuza gitmeyecek bir şey gördünüz mü?

Onlar da dediler “Allah için görmedik”. Ve devam ettiler “niçin böyle yaptın ya Ömer” dediler.

Ömer olayı onlara anlattı. Onlarda meselenin farkına vardılar , Ömer varamamıştı .
Dediler ki “Rasulullah’ın sana bunu söylemesi , kıtlık oldu yağmur için duada yavaş davrandın ondan olmuş olabilir. Gidelim yağmur duası yapalım”.

Ömer (r.anh) yağmur duasına çıktı. Kısa bir hutbe irad etti . Yine kısaca 2 rekat namaz kıldı sonra şöyle dedi : “Ey Allah’ım ; yardımcılarımız aciz kaldı, bizim gücümüz kuvvetimiz aciz kaldı , hatta kendimiz kendimize karşı aciz kaldık. Senin dışında herhangi bir halden diğer hale çevirecek veya bir şeye kuvvet yetiştirecek yoktur. Ey Allah’ım sen bize yağmur gönder , kulları ve memleketleri ihya et”.

Taberi Tarihi : C.4 , S: 99 ; İbn Esir Tarihi C.2, S:274 ; Bidaye ve’n Nihaye (Tarih) : C.7 , S:91.

************************************************** ********

Görüldüğü gibi Adam burada “va Muhammeda” (Yetiş Muhammedim) diyor.

Diyen adam kim ? Oradaki koyunların sahibi. Bu sahabe mi ? Değil !. Ama Ömer (r.anh) döneminde birileri. Bunun böyle demesi ne kadar isabetli ?

Böyle dediği niye bir hadis kitablarında yok ta Tarih kitaplarında zikrediyor ? Ne kadar doğru ? Böyle dedi mi demedi mi ?

Velhasıl , bunu delil getirerek Rasulullah’a “ey Muhammedim yetiş” dediğine göre “onun yüzü suyu hürmetine haydi haydi denilir , yetişte denir” gibi bize mesned olamaz.

Neye varıyoruz ; Demek ki Rasulullah’ın yüzü suyu hurmetine demek ihtilaflı. Bid’attir , değildir. Ama biz demeyelim bunu telafuz etmeyelim. Çünkü kimseden bu duyulmamış. Birileri de yapıyorsa yapma bunu diye uyaralım .


Hafız İbni Hacer, Ebu Salih es Semman’a kadar olan isnadının sahih olduğunu belirtmiş, kabre gelen adamın Bilal Bin Haris olduğunu belirtmiştir. (Fethul Bari(2/412)
Elbani , üç gerekçe öne sürerek bu rivayeti kabul etmemiştir;

1- Ravi Malik ed Dar’ın zabt ve adaleti maruf değildir, o mechul bir ravidir. İbni Hacer, Malik’in mechul oluşuna işaret etmiştir.

2-
Hadisin metni şeriatta mustehab olan istiska namazına ve bazı ayetlerin ifade ettiği dua ve istiğfara aykırıdır.

3- Rivayetin sahih olduğu kabul edilse bile bu konuda huccet olamaz. Çünkü rivayet ismi bilinmeyen bir adama dayanmaktadır. O da mechuldur. Seyf’in rivayetine dayanarak onun adının Bilal olduğunu söylemekte bir şey ifade etmez, zira seyf Bin Ömer et Temimi ittifakla zayıf bir ravidir…”


İbni Sâd der ki; “Malik ed Dar, Ömer Bin Hattab’ın azadlısıdır. Cublan’lı, Himyer kabilesindendir. Ebu Bekr ve Ömer radıyallahu anhuma’dan hadis rivayet etmiştir. Kendisinden de Ebu Salih es Semman rivayette bulunmuştur. O mâruf idi.” (İbni Sad Tabakat(5/12)

İbni Hibban, onu güvenilir ravilerin ismini saydığı Sükat adlı eserinde zikretmiş, İbni Sa’d’ın verdiği bilgileri vermiş, hakkında menfi bir söz söylememiştir. (İbni Hibban Sukat (5/384 Hadis no; 5312)
Lakin İbni Hibban hakkında cerh varid olmamış meçhul ravileri güvenilir saydığından, buna itibar edilmemektedir.
Hafız İbni Hacer de şunları söyler; Malik ed Dar diye bilinen zat, Malik Bin Iyad’dır ve Asrı seadete yetişmiştir. Muaz ve Ebu Ubeyde’den rivayetleri vardır. Kendisinden iki oğlu; Avn ve Abdullah rivayette bulunmuştur. Buhari Tarih’te Ebu Salih Zekvan tarikiyle Malik ed Dar’dan, Ömer radıyallahu anh’ın kıtlık senesindeki sözünü (muhtasar olarak) rivayet etmiştir. (Buhari Tarihu Kebir(7/304)
Aynı rivayeti tafsilatlı olarak İbni Ebi Hayseme de tahric etmiştir… İbni Sad onu Medineli tabiilerin ilk tabakası içinde zikretmiştir. Ömer ve Osman radıyallahu anhuma onu mali işlerde görevlendirmiş ve bu yüzden de ona Malikud Dar adı verilmiştir. Ali İbnul Medini’den rivayete göre o, Ömer radıyallahu anh’ın haznedarı idi.” (İbni Hacer El İsabe(6/274)

İbni Ebi Hatem der ki; “Malik ed Dar, Ömer radıyallahu anh’ın azadlısıdır. Ebu Bekr ve Ömer radıyallahu anhuma’dan rivayeti vardır. Ondan da Ebu Salih es Semman rivayette bulunmuştur. Bunu babam(Ebu Hatem)'dan böyle işittim.” (İbni Ebi Hatem Cerh ve Ta’dil (8/213, Hadis no; 944) Mizzi Tehzibul Kemal, (22/624)
Malik ed Dar’ın meçhulul aynlık vasfı kalkmış, lakin meçhulul hal (mestur) sıfatı devam etmektedir. Nitekim Hafız Munziri de; “Malik ed Dar’ın durumunu bilmiyorum” der. (Tergib(2/29) Böyle bir ravinin rivayeti zayıf hadisler kapsamındadır.
Muhammed Bin Yahya ez Zuheli der ki; “Meçhul ravi, kendisinden iki veya daha fazla kimselerin rivayette bulunması ile meçhullükten kurtulur.”(İbni Raceb el Hanbeli Şerhu İlel (1/82)

Hatib el Bağdadi de der ki; “Meçhul olan bir ravi, ilimle şöhret kazanmış iki ve daha fazla kimsenin kendisinden hadis rivayet etmesi halinde meçhul olmaktan kurtulur.” (Hatib el Kifaye Fi İlmir Rivaye, sf: 89) ; İbnu Salah Ulumul Hadis, sf: 113; Talat Koçyiğit Hadis Terimleri Sözlüğü , sf: 260)

Bu durumdaki bir râvi, meçhulul ayn olmaktan kurtulur, fakat meçhulül hal (mestur) olma vasfı devam eder
Bazıları, Ömer radıyallahu anh’ın onu mali işlerde görevlendirmesini, Malik ed Dar’ın hıfz ve adalet bakımından güvenilir oluşuna delil getirmek istemiştir. Lakin bu rivayetin metninde de belirtildiği gibi, o sadece yiyecek dağıtımında görevlendirilmişti.
Nitekim İbni Kuteybe der ki; Ömer Bin Hattab’ın azadlılarından biri de Malik ed Dar idi. Ömer radıyallahu anh ona bir ev vermişti ki, o bu evde halk arasında bir şeyler bölerdi.(İbni Kuteybe Maarif s.129)
Ebu Ya’la el Halili de, “Malik ed Dar’ın kadim bir Tabii oluşunda ittifak edilmiştir” der ve Tabiin’in ondan övgü ile bahsettiklerini belirtir. Sonra bu rivayeti aktararak Ebu Salih’in Malik ed Dâr’dan rivayetinin mursel olduğunu söyler. (Ebu Ya’la elHalili el İrşad Fi Marifeti Ulemail Hadis(1/313-316)
Nitekim Ebu Salih bunu tahdis sigası ile değil, an’ane ile rivayet etmiştir. Yani Ebu Salih’in Malik ed Dar’dan hadis işittiği şubhelidir.
Rasulullah (s.a.v.)’in kabrine gelen zatın isim olarak tesbiti konusunda İbni Hacer tarafından Seyf Bin Ömer’in rivayetine dayanılmasına gelince, asıl itibarıyla rivayetin sahih olarak tesbiti konusunda Seyf’in alakası yoktur.
Seyf Bin Ömer, sadece gelen zatın kim olduğu sualine cevab ararken devreye girmektedir. Lakin yine de bu adamın kim olduğu önemlidir. Zira kabre gidip yağmur duası istemek söz konudur.
Mesela Buhari’nin Tarihul Kebir’de Ebu Salih Zekvan tarikiyle Malik ed Dar’dan rivayetinde sadece; Ömer radıyallahu anh’ın kıtlık senesinde; “Rabb'im! Üstesinden gelemediğim şeyler hariç, çaba sarf etmekten geri durmuyor ve elimden geleni yapıyorum!” dediğini rivayet etmiş, kıssadan bahsetmemiştir
. (Buhari, Tarihu'l Kebir, 7/304)
 

Tevhid yolunda

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Sofi kabir sevici çevrem bu hadise fazlasıyla tutunurlar. Zamanında beni bu uydurma rivayetle kandırmışlardı.. Allah affetsin.
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt