Mevlid kandili (Delilleri ve Reddiyesi)

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Ahmed11_1

Yeni Üye
Üye
Mevlid'e bid'at(yani din ile ilgili sonradan yapılan kötü adet) diyenlere İmam Suyutî El-Hâvî Lil-Fetevâ adlı eserinde cevap veriyor.
Öncelikle Bid'at nedir? İyi Bid'at var mı? Bütün Bid'atlar kötü müdür? bu sorulara cevap verelim.
وَرَوَى الْبَيْهَقِيُّ بِإِسْنَادِهِ فِي مَنَاقِبِ الشَّافِعِيِّ عَنِ الشَّافِعِيِّ قَالَ: الْمُحْدَثَاتُ مِنَ الْأُمُورِ ضَرْبَانِ، أَحَدُهُمَا: مَا أُحْدِثَ مِمَّا يُخَالِفُ كِتَابًا أَوْ سُنَّةً أَوْ أَثَرًا أَوْ إِجْمَاعًا، فَهَذِهِ الْبِدْعَةُ الضَّلَالَةُ، وَالثَّانِي: مَا أُحْدِثَ مِنَ الْخَيْرِ لَا خِلَافَ فِيهِ لِوَاحِدٍ مِنْ هَذَا، وَهَذِهِ مُحْدَثَةٌ غَيْرُ مَذْمُومَةٍ

Bid'at'ı yani sonradan ihdas edilen şeyleri İmam Şafi şöyle açıklıyor : Beyhakî'nin naklediyor:İmam Şafi şöyle diyor: İşlerden ihdas olan şeyler 2 misaldir.Birincisi : Kitap,Sünnet,Eser ve İcmaya muhalif olaarak ihdas edilen şeylerdir.İşte bu Bida'tu'd Dalaledir.(Kötü olan Bid'attır) İkincisi de : Yine bunlardan hiçbirine muhalif olmayan hayırlı olarak ihdas edilen şeylerdir.İşte bu kötü ihdas değildir(İyi bid'attır)

Peki iyi bid'atlara örnek verir misiniz?

وَلِلْبِدَعِ الْمَنْدُوبَةِ أَمْثِلَةٌ

İyi bid'atlar için örnekler
إِحْدَاثُ الْمَدَارِسِ وَكُلُّ إِحْسَانٍ لَمْ يُعْهَدْ فِي الْعَصْرِ الْأَوَّلِ
Örnek olarak : Medrese yapımı , İlk asırda bilinmeyen her iyilik (iyi bid'at)'a örnektir.Cami yapımı,Kuranın kitap haline getirilişi gibi şeylerde Peygamberimiz(sav) zamanında olmayan ancak bunların yapılması gerekli olan şeyler olduğunu biliyoruz.

لَيْسَ فِيهِ مُخَالَفَةٌ لِكِتَابٍ وَلَا سُنَّةٍ وَلَا أَثَرٍ وَلَا إِجْمَاعٍ
(Mevlid hakkında) ne Kuranda ne Sünnette ne eserde ne de icma muhalefet(anlaşmazlık,terslik) yoktur.

فَهِيَ غَيْرُ مَذْمُومَةٍ كَمَا فِي عِبَارَةِ الشَّافِعِيِّ

Zira o İmam Şafî'nin dediği gibi ğayri mezmume(kötü olmayan bid'at)'dir.

وَهُوَ مِنَ الْإِحْسَانِ الَّذِي لَمْ يُعْهَدْ فِي الْعَصْرِ الْأَوَّلِ
Ve o ilk asırda bilinmeyen iyiliktendir.
فَهُوَ مِنَ الْبِدَعِ الْمَنْدُوبَةِ

Böylece Mevlid Bidai Mendube'dir.(Güzel bid'atlardandır)

إِنَّ وِلَادَتَهُ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَعْظَمُ النِّعَمِ عَلَيْنَا

Doğrusu Resulullah(sav)'in doğumu bizim için en büyük ni'mettir.

وَوَفَاتَهُ أَعْظَمُ الْمَصَائِبِ لَنَا،

Ölümü de bizim en için en büyük musibettir.

وَالشَّرِيعَةُ حَثَّتْ عَلَى إِظْهَارِ شُكْرِ النِّعَمِ وَالصَّبْرِ وَالسُّكُونِ وَالْكَتْمِ عِنْدَ الْمَصَائِبِ

Şeri'at da ni'metlere şükür göstermeye,musibetlerde de , sabra ,sukuna ve ketme çağırıyor.

وَقَدْ تَكَلَّمَ الْإِمَامُ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ بْنُ الْحَاجِّ فِي كِتَابِهِ الْمَدْخَلِ عَلَى عَمَلِ الْمَوْلِدِ
وَكَانَ يَجِبُ أَنَّ يُزَادَ فِيهِ مِنَ الْعِبَادَةِ وَالْخَيْرِ شُكْرًا لِلْمَوْلَى عَلَى مَا أَوْلَانَا بِهِ مِنْ هَذِهِ النِّعَمِ الْعَظِيمَ

İmam Ebu Abdullah b. Hac Mevlid hakkında şöyle diyor: Büyük ni'metlerden olan Mevlid gününde bizim için evla olan Allah rızası için ibadetler,hayır,şükür arttırılmalı.

وَإِنْ كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَمْ يَزِدْ فِيهِ عَلَى غَيْرِهِ مِنَ الشُّهُورِ شَيْئًا مِنَ الْعِبَادَاتِ، وَمَا ذَاكَ إِلَّا لِرَحْمَتِهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لِأُمَّتِهِ وَرِفْقِهِ بِهِمْ

Eğer Nebi(sav) diğer aylardaki ibadetlerden birşey arttırmamışsa,bu ancak ümmetine merhameti ve onlara acıması sebebiyledir.

لِأَنَّهُ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ كَانَ يَتْرُكُ الْعَمَلَ خَشْيَةَ أَنْ يُفْرَضَ عَلَى أُمَّتِهِ رَحْمَةً مِنْهُ بِهِمْ

Çünkü (aleyhissalatu vesselam) ümmetine acıyarak farz olma endişesiyle (bazı) ameli terk ederdi.

لَكِنْ أَشَارَ عَلَيْهِ السَّلَامُ إِلَى فَضِيلَةِ هَذَا الشَّهْرِ الْعَظِيمِ بِقَوْلِهِ لِلسَّائِلِ الَّذِي سَأَلَهُ عَنْ صَوْمِ يَوْمِ الِاثْنَيْنِ: " «ذَاكَ يَوْمٌ وُلِدْتُ فِيهِ»

Fakat Peygamberimiz(sav) ona pazartesi orucunu sorduklarında ''bu günde doğdum''cevabını vererek bu büyük ayın faziletine işaret etmiştir.

İmam Suyutî,El-Hâvî Lil-Fetevâ,227/1
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
Mevlid'e bid'at(yani din ile ilgili sonradan yapılan kötü adet) diyenlere İmam Suyutî El-Hâvî Lil-Fetevâ adlı eserinde cevap veriyor.
Öncelikle Bid'at nedir? İyi Bid'at var mı? Bütün Bid'atlar kötü müdür? bu sorulara cevap verelim.

وَرَوَى الْبَيْهَقِيُّ بِإِسْنَادِهِ فِي مَنَاقِبِ الشَّافِعِيِّ عَنِ الشَّافِعِيِّ قَالَ: الْمُحْدَثَاتُ مِنَ الْأُمُورِ ضَرْبَانِ، أَحَدُهُمَا: مَا أُحْدِثَ مِمَّا يُخَالِفُ كِتَابًا أَوْ سُنَّةً أَوْ أَثَرًا أَوْ إِجْمَاعًا، فَهَذِهِ الْبِدْعَةُ الضَّلَالَةُ، وَالثَّانِي: مَا أُحْدِثَ مِنَ الْخَيْرِ لَا خِلَافَ فِيهِ لِوَاحِدٍ مِنْ هَذَا، وَهَذِهِ مُحْدَثَةٌ غَيْرُ مَذْمُومَةٍ
Bid'at'ı yani sonradan ihdas edilen şeyleri İmam Şafi şöyle açıklıyor :
Beyhakî'nin naklediyor:İmam Şafi şöyle diyor: İşlerden ihdas olan şeyler 2 misaldir.Birincisi : Kitap,Sünnet,Eser ve İcmaya muhalif olaarak ihdas edilen şeylerdir.İşte bu Bida'tu'd Dalaledir.(Kötü olan Bid'attır) İkincisi de : Yine bunlardan hiçbirine muhalif olmayan hayırlı olarak ihdas edilen şeylerdir.İşte bu kötü ihdas değildir(İyi bid'attır)
Bidat; Peygamber ve Ashâb-ı Kirâm dönemlerinde görülmeyip onunla amel edilmeyen, hattâ bir benzeri olmayan ve İslâm'dan olmadığı halde sonradan ortaya çıkan , din ile alâkalı olup bir ilâve veya eksiltme mahiyetinde olarak ibâdet kabûl edilen , göze ve akla hoş gelen dua , Kur'an okuma , namaz kılma, zikretme , düşünce görüş ve ameller , sünnete aykırı davranışların adet haline getirilmesidir.
Dinde sonradan ortaya çıkan ve hakkında herhangi bir delil bulunmayan bu gibi durumlar hakkında ALLAH Rasulu (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilenler / ortaya çıkarılanlardır.

[ Muslim, Cuma, 43.]

“Sonradan ihdas edilen her şey bid’attir”
[ Nesâi, Îdeyn, 22; İbn Mâce, Mukaddime, 7]

"Her bidat dalalettir, her dalalet de ateştedir"
[ Muslim, Cuma, 43; Ebu Davud, Sünnet, 6]
İmam-ı Ahmed'in ve başka alimlerin mekruh gördükleri bu “adet haline getirilmiş” toplantıları, sahabilerden İbn-i Mesud'un da aynı şekilde değerlendirdiğini şu olaydan öğreniyoruz. Bildirildiğine göre bir ara, İbn-i Mesud'un dostları kararlaştırdıkları bir yerde toplanıp zikretmeyi adet edinmişlerdi. Bunu öğrenen İbn-i Mesud bir defasında toplantı halinde üzerlerine vararak kendilerini:

“Ey dostlarım, siz Muhammed'inkinden daha doğru bir yolda mısınız, yoksa sapık bir yola mı düştünüz ?” diye paylamıştır.

(Dârımi, Sunen, görüşe bağlanmanın keraheti, c. 1, s. 681.
Haberin sözleri şöyle: “Canımı elinde tutana yemin olsun ki, kuşkusuz siz Muhammed'in milletini ilettiği doğru yolda mısınız, yoksa kapı mı aralıyorsunuz?)

İmam Nevevi, ”tezkire”sinde bid’at ehlinin bir özelliğini şöyle açıklıyor:

Dünyada nerede bir bid’atçı varsa o mutlaka hadis ehline kin besler. Kişi bidat ‘e saplanınca hadisin tadı onun kalbinden çıkar.

Abdullah b. Abbas (r.anhuma) Ebubekir ve Ömer’in sözlerini ileri sürüp sünnete ters düşen birine şöyle dedi:

"Nerde ise gökten üzerimize taşlar yağacak. Ben size Rasulullah buyurdu diyorum, siz ise, Ebubekir ve Ömer dedi diyorsunuz."
(Abdurrazzak el-musannef sahih bir senetle)

Peki iyi bid'atlara örnek verir misiniz?

وَلِلْبِدَعِالْمَنْدُوبَةِأَمْثِلَةٌ
İyi bid'atlar için örnekler

إِحْدَاثُالْمَدَارِسِوَكُلُّإِحْسَانٍلَمْيُعْهَدْفِيالْعَصْرِالْأَوَّلِ
Örnek olarak : Medrese yapımı , İlk asırda bilinmeyen her iyilik (iyi bid'at)'a örnektir. Cami yapımı, Kuranın kitap haline getirilişi gibi şeylerde Peygamberimiz(sav) zamanında olmayan ancak bunların yapılması gerekli olan şeyler olduğunu biliyoruz.

لَيْسَفِيهِمُخَالَفَةٌلِكِتَابٍوَلَاسُنَّةٍوَلَاأَثَرٍوَلَاإِجْمَاعٍ
(Mevlid hakkında) ne Kuranda ne Sünnette ne eserde ne de icma muhalefet(anlaşmazlık,terslik) yoktur.

فَهِيَغَيْرُمَذْمُومَةٍكَمَافِيعِبَارَةِالشَّافِعِيِّ
Zira o İmam Şafî'nin dediği gibi ğayri mezmume(kötü olmayan bid'at)'dir.

وَهُوَمِنَالْإِحْسَانِالَّذِيلَمْيُعْهَدْفِيالْعَصْرِالْأَوَّلِ
Ve o ilk asırda bilinmeyen iyiliktendir.

فَهُوَمِنَالْبِدَعِالْمَنْدُوبَةِ
Böylece Mevlid Bidai Mendube'dir.(Güzel bid'atlardandır)

إِنَّوِلَادَتَهُصَلَّىاللَّهُعَلَيْهِوَسَلَّمَأَعْظَمُالنِّعَمِعَلَيْنَا
Doğrusu Resulullah(sav)'in doğumu bizim için en büyük ni'mettir.

وَوَفَاتَهُأَعْظَمُالْمَصَائِبِلَنَا،
Ölümü de bizim en için en büyük musibettir.

وَالشَّرِيعَةُحَثَّتْعَلَىإِظْهَارِشُكْرِالنِّعَمِوَالصَّبْرِوَالسُّكُونِوَالْكَتْمِعِنْدَالْمَصَائِبِ
Şeri'at da ni'metlere şükür göstermeye,musibetlerde de , sabra ,sukuna ve ketme çağırıyor.
وَقَدْتَكَلَّمَالْإِمَامُأَبُوعَبْدِاللَّهِبْنُالْحَاجِّفِيكِتَابِهِالْمَدْخَلِعَلَىعَمَلِالْمَوْلِدِ

وَكَانَيَجِبُأَنَّيُزَادَفِيهِمِنَالْعِبَادَةِوَالْخَيْرِشُكْرًالِلْمَوْلَىعَلَىمَاأَوْلَانَابِهِمِنْهَذِهِالنِّعَمِالْعَظِيمَ
İmam Ebu Abdullah b. Hac Mevlid hakkında şöyle diyor: Büyük ni'metlerden olan Mevlid gününde bizim için evla olan Allah rızası için ibadetler,hayır,şükür arttırılmalı.

وَإِنْكَانَالنَّبِيُّصَلَّىاللَّهُعَلَيْهِوَسَلَّمَلَمْيَزِدْفِيهِعَلَىغَيْرِهِمِنَالشُّهُورِشَيْئًامِنَالْعِبَادَاتِ،وَمَاذَاكَإِلَّالِرَحْمَتِهِصَلَّىاللَّهُعَلَيْهِوَسَلَّمَلِأُمَّتِهِوَرِفْقِهِبِهِمْ
Eğer Nebi(sav) diğer aylardaki ibadetlerden birşey arttırmamışsa,bu ancak ümmetine merhameti ve onlara acıması sebebiyledir.

لِأَنَّهُعَلَيْهِالصَّلَاةُوَالسَّلَامُكَانَيَتْرُكُالْعَمَلَخَشْيَةَأَنْيُفْرَضَعَلَىأُمَّتِهِرَحْمَةًمِنْهُبِهِمْ
Çünkü (aleyhissalatu vesselam) ümmetine acıyarak farz olma endişesiyle (bazı) ameli terk ederdi.

لَكِنْأَشَارَعَلَيْهِالسَّلَامُإِلَىفَضِيلَةِهَذَاالشَّهْرِالْعَظِيمِبِقَوْلِهِلِلسَّائِلِالَّذِيسَأَلَهُعَنْصَوْمِيَوْمِالِاثْنَيْنِ: " «ذَاكَيَوْمٌوُلِدْتُفِيهِ»
Fakat Peygamberimiz(sav) ona pazartesi orucunu sorduklarında ''bu günde doğdum''cevabını vererek bu büyük ayın faziletine işaret etmiştir.

İmam Suyutî,El-Hâvî Lil-Fetevâ,227/1
Tasavvufcuları bidat konusunda yanılgıya düşüren 2 sebeb :

1. yanılgı din adına yaparken “Kur'an okuyor , namaz kılıyor , dua ediyorum, kötü bir şey yapmıyorum” yanılgısıdır. "yaparsam ne olur , ne kaybederim " savunmasıyla cahil cesur olur tavrıyla hareket edilmesidir. Halbuki bidat zaten kötü niyetle dinden uzaklaşmak , göze çirkin gelen amellerle yapılmaz.

2. yanılgı ise Bidat-ı hasene (güzel bidat) yanılgısıdır. Delil aldıkları ise ; Rasûlullah (s.a.v.) döneminde sekiz rekât olarak munferiden kılınan teravih namazın yirmi rekat olarak bir imamın arkasından kılınmasıdır :

Abdurrahman bin Abdi'l-Kâri (r.a.)'dan:
Bir gece Ömer'le (bir Ramadan gecesinde) mescide birlikte çıktık. İnsanlar dağınık bir şekilde namaz kılıyolardı kimisi kendi başına , kimisi de durmuş, bir grup da toplanmış onun arkasında namaz kılıyordu.

Bunun üzerine Ömer dedi ki:

"Bunları bir okuyucunun arkasında toplasam da onun arkasında toplu halde namaz kılsalar."
Bu işin üzerine durdu ve nihayet onları Ubeyy bin Kâ'b'ın arkasında onun imamlığında topladı. Sonra başka bir gece yine namaza çıktık, onları toplu halde adı geçen sahabinin arkasında namaz kılarken görünce :

"Ne güzel bid'attır bu ! Ne var ki bunu kılıp da sonra gecenin son kısmında kalkıp bunu kılanların davranışları bundan daha iyidir. (Zira) cemaat (bu namazı) gecenin başında kılıyorlardı"

(Malik ve Buhari) (Bu hadisi Malik [salât fî Ramadân no. 3, s. 114] ve Buhari [teravih I/3, II/252], Mâlik ani'z-Zuhrî an Urve b. ez-Zubeyr an Abdurrahman asl-ı senedi ile tahric ettiler) Muhammed Revvâs Kal'acî, Mev mbösuatu Fıkhı Umar b. e!Hattâb, Kuveyt 1984, s. 125).

Âlimlerin çoğunluğuna göre , tasavvufçuların "bid'at-i hasene" kapsamına soktukları şeyler haddi zatında bid'at değildir. Onlara bid'at ismini vermek yanlıştır. Çünkü bu gibi şeylerin Kur'ân ve Sünnet'te dayanakları vardır. Bunlara sonradan çıkmış şeyler nazariyle bakılamaz.

Rasûlullah (s.a.v.), şu hadislerinde bid'atin tarifini yapmışlardır:

"Sonradan ortaya çıkan herşey bid'attir; her bid'at sapıklıktır ve her sapıklık insanı ateşe sürükler."
(Muslim, Cumua, 43; Ebû Davud, Sünnet 5; Nesâî, lydeyn, 22; İbn Mâce, Mukaddime, 7).

Üstelik Rasulullah şöyle buyurmuştur :

“Sünnetime ve benden sonra raşid halifelerin sünnetine sımsıkı sarılın”.
(Tirmizî, İlim, 16; Ebu Dâvud, Sünne, 5; İbn Mâce, Mukaddime, 6)

Ömer (r.anh) bu sözü insnaları teravih namazı için topladığı zaman söylemiştir. Teravih namazı ise bid'at değil sünnetin ta kendisidir.
Rasulullah’ın teravih namazı kıldığı sahih hadislerle sabittir. Yani sonradan ortaya çıkmamıştır ! Bunun delili Aişe (r.anha)'nin rivayet ettiği olaydır:
"Rasulullah (s.a.v.) Ramadanda mescidde gece bir namaz kıldı. Sahabenin çoğu da onunla birlikte o namazı kıldı. İkinci gece yine aynı namazı kıldı. Bu kez O'na tabi olarak aynı namazı kılan cemaat daha fazla oldu. Üçüncü gece Muhammed (s.a.v.) mescid'e gitmedi. Orayı dolduran cemaat onu bekledi. Rasulullah (s.a.v.) ancak sabah olunca mescide çıktı ve cemaata şöyle buyurdu:

"Sizin cemaatla teravih namazını kılmaya ne kadar arzulu olduğunuzu görüyorum. Benim çıkıp, size namazı kıldırmama engel olan bir husus da yoktu. Ancak ben size, teravih namazının farz olmasından korktuğum için çıkmadım"
(Buharî, Teheccud, 57)

Ebû Hurayra (r.anh)'nın naklettiği bir başka hadiste de Rasûlullah (s.a.v)'in Ramadan ayında, ashabtan bir grubu, Ubey b. Kab (r.anh)'ın arkasında cemaatle namaz kılarken gördü ve "Doğru yapıyorlar, yaptıkları şey ne güzeldir" diyerek tasvib ettikleri haber verilmiştir.
(Ebû Dâvud, İkâmetu's-Salâ,190)

Peygamber (s.a.v.) , teravih namazını cemaatle kılmayı terketmesinin nedenini belirtmiştir. . Ömer (r.anh)'i se ,bu gerekçenin ortadan kalktığını görünce (artık peygamber yoktu ve faraz kılınma durumu ortadan kalkmıştı), teravih namaznın tekrar cemaatle kılınmasını başlatmıştır. O halde Ömer (r.anh)'ın bu uygulaması , bizzat Nebi (s)'in uygulamasına dayanmaktadır.

Ömer (r.anh)in bu uygulamasının bid'at olmadığı ortaya çıktığına göre , sözünde geçen "bid'at" kelimesi ne demektir ?

Ömer (r.anh)in bu ifadesindeki bidat kelimesiyle şer'i anlamı değil sözlük anlamı kastedilmiştir.

Sözlükte bid'at, geçmişte bir örneği olmaksızın yapılan şeydir. Teravihin cemaatle kılınması bir uygulama olarak Ebu bekir (r.anh)'in hilafeti döneminde ve Ömer (r.anh)'in hilafetini ilk dönemlerinde mevcut değildir. Bu sebeble sözlük anlamıyla bu yenilik (bid'at) sayılabilir ; zira bunun geçmiş örneği yoktur.

Aynı meseleye şer'i açıdan bakıldığında -,durum farklıdır, zira bu uygulama peygamber (s.a.v.)in tatbikatında mevcuttur.

Şatıbi şöyle der;
"Bu itibarla bunu bidat olarak adlandıran kişinin (ki isimlendirme konusunda bir tartışma söz konusu değildir ) bundan dolayı şer'i bidat anlamında Ömer (r.anh)'in sözünün ifade ettiği mana ile istidlal etmesi caiz değildir. Zira bu kelimeyi asıl amacından saptırmakla olur."
(İmam Şatıbi; el i'tisam)
Bu konuda büyük imamların sözleri şöyledir :
İbni Teymiyye şöyle der; Ömer (r.anh)'in bu güzel uygulamayı bid'at olarak adlandırması , tamamen sözlük olarak bir adlandırmadır, şer'i değildir.

Bunun sebebi bid'at kelimesinin , sözlük olarak geçmiş bir örneği olmaksızın yapılan her şeyi içermesidir. Şer'i olan bid'at ise hakkında şer'i bir delil olmaksızın yapılan uygulamadır.

İbn Kesir , bid'atlerin iki türlü olduğunu söylemiştir:
1. Bid'at kavramı bazen şer'i anlamda kullanılır. Peygamber (s.a.v.)'in;
"Sonradan ortaya çıkarılan her yenilik bid'attir ve her bid'at sapıklıktır" ifadesi bunun örneğidir.

2. Bid'at bazende sözlük anlamında kullanılır. Ömer (r.a)ın insanları teravih için topladığı ve onların da buna devam etmesi üzerine söylediği "Bu ne güzel bid'attir" sözü de bunun örneğidir.
(İbn'i Kesir tefsiri)

İmam Ebû Hanife'ye Ömer (r.anh)'ın bu hususta yaptığı uygulama sorulunca, şöyle demiştir:

Teravih namazı hiç şubhesiz muekked bir sünnettir. Ömer, bu namazın cemaatle ve yirmi rekat kılınmasını şahsi bir ictihadı ile yapmadığı gibi, bir bid'at olarak da emretmemiştir. O, kendisinin bildiği şer'î bir esasa ve Muhammed (s.a.v.) 'in bir vasiyetine dayanarak böyle yapmıştır.
(et-Tahtavî, Haşiye, 334).

Tasavvufçuların büyüklerinden olarak kabul ettikleri âlimleri bile kendilerini tekzib eder:
İmam-ı Rabbani, Mektubat isimli eserinde: “
Bid’atın hasenesi olmaz. Hepsi mezmundur.” Dedikten sonra güzel bir misal verir.
“Ulemadan bazıları namazda niyet için kalben dileyerek dille söylemeyi bidatı hasene diye anlatmışlardır. Halbuki Rasulullah (sav) efendimizden, ashabı kiramdan, tabiini izamdan niyetin dille yapıldığına dair hiçbir şey anlatılmadığı gibi bu manada sahih ve zayıf bir rivayet dahi yoktur. O kadar ki, onlar ayağa kalkar kalkmaz (yani kametten sonra) ilk tekbiri almışlardır. Bu durumda niyeti dille söylemek bidat olur. Bunun içinde bidatı hasene demişlerdir. Ama bu manada bu fakir (İmam Rabbani) der ki:
Bu bidat sünnet bir yana farzı dahi kaldırmaktadır. Şundan ki; insanların pek çoğu bu durumda niyet işinde yalnız dille olanı ile yetinecekler ve kalplerini hazır edemeyeceklerdir. İşte o zaman namazın farzlarından biri olan kalple niyet, tamamen bırakılacak, namaz dahi fesada girecektir(İmam Rabbani- 186.mektup)

Şunu da tekrar vurgulayalım ki, Peygamberimiz “Her bid'at dalâlettir. (sapıklıktır) şeklindeki bu genel-geçer cümlesini, onu genellik niteliğinden soyutlayarak “Her bid'at dalâlet (sapıklık) değildir” şeklinde tersine döndürmek, normal bir yorumlama çabasından çok, Peygamber Efendimize karşı çıkmaktır ki, buna hiç kimsenin ne yetkisi ve ne de hakkı olmamalıdır.

Huzeyfe b. el-Yamân'ın rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte:

"ALLAH bid'at sahibinin orucunu, namazını, sadakasını, haccını, umresini, cihadını, sarfını (maddi yardımını), şehadetini kabul etmez. O, kılın yağdan çıktığı gibi İslâm'dan çıkar” (İbn Mace, Mukaddime, 7/49)
Bu ikaz karşısında müslümanların dikkatli davranacakları ve bid'atın ne olduğunu araştıracakları muhakkaktır.

Abdullah b. Abbâs (r.anhuma)'dan rivâyet edilen bir hadiste şöyle buyrulur:

"ALLAH, bid'at sahibinin amelini, bid'atından vazgeçinceye kadar kabul etmez” (İbn Mâce, Mukaddime, /50)
KANDİL GECELERİ BİD’AT’Çİ NİCELERİ
https://www.islam-tr.org/konu/kandil-geceleri-bidatci-niceleri-kitap.8101/
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
MEVLİD KANDİLİ BİD'AT'TİR !




Muhammed (s.a.v.)' in doğduğu Rabi'u'l-Evvel ayının 12 gecesi kutlanılan kandildir.
Bu gecenin ne fazileti ve ne de kutlanması hakkında hiçbir rivayet sabit olmamıştır. Dolayısıyla Peygamberimiz (sallALLAHu aleyhi ve sellem) doğum gecesini ne kendisi ne ashabı ve ne de selefi salihin kutlamış değildir.
Bunun üzerine İlim ehli bu geceyi o maksatla ihya etmeyi ve de mevlid okumayı dinde ihdas edilmiş bir bid'at saymışlardır. Nitekim okunan mevlidin de bu babtan sayıldığı (bid'at) ilim ehlince malumdur.

İslam aleminde mevlid kutlaanması ilk defa Şia dünyasında, Mısır'da hüküm süren Fatımî'ler (910-1171) tarafından tertiplenmiştir. Bu merasimler, saraya ait olup, sadece devlet erkanı arasında cereyan etmekte idi. Fatimîl'er, Ali (r.anh) ve Fatıma (r.anha)'ın doğum günlerinde de mevlid merasimleri tertip ederlerdi.

Sunnî müslümanlarda ilk mevlid merasimi, Hicri 604 yılında, Selahaddin Eyyubî'nin eniştesi ve Erbil Atabeği Melik Muzafferuddun Gökbörü tarafından tertiblenmiştir.

Osmanlılar tarafından mevlid, ilk defa III. Murat zamanında, 1588'de resmi hale getirildi. Merasimler, belirlenmiş teşrifât kaidelerine uygun olarak sarayda tertiplenir, ayrıca, önceleri Ayasofya Camii'nde, sonraları ise Sultan Ahmed Camii'nde yapılan merasimlere, devlet erkanıyla birlikte halk da katılırdı.
Rasulullah (s.a.v.)'ın doğumunu ve hayatını medh ve senâ eden, "Mevlid" adını taşıyan çok eser kaleme alınmıştır. Bu eserler daha sonra, mevlid merasimlerinde, mevlidhanlar tarafından teğannî ile okunmaya başlanmıştır. Bunların Türkçede en meşhur olanı Suleyman Çelebi'nin Vesiletun-Necât adındaki mevlididir. Ancak, Suleyman Çelebi hakkında kaynaklarda pek fazla bir bilgi yoktur. Onun, Yıldırım Beyazıt zamanında Divan-ı Humayûn Hocası olduğu, sonra da Bursa Ulu Camii'ne imam tayin edildiği bilinmektedir.

Mevlid şiirini yazan Suleyman Çelebi, insanlar bu şiiri Peygamberin doğum gününde okusunlar diye yazmamıştır.
Hırıstiyanların İsa (a.s.) doğumunu anma amacıyla yılbaşını kutlamalarına kızanların , Muhammed (s.a.v.) doğumunu kutlamaları çelişkidir ! Üstelik bu kutlamaları esnasında törenler düzenlemeleri, aşırı övme şiirler vs okumalarının şu hadisle de ayrıca tehditi vardır :
"
Hıristiyanların (peygamberleri) İsâ'yı övmede aşırı gittikleri gibi siz de beni övmede aşırı gitmeyin"

(Ahmed b Hanbel, I, 23, 24, 47, 55, V, 32; Dârimî, Rikâk 68; Buhârî, Enbiyâ 48)

Mevlid, halk arasında büyük bir ibadet olarak kabul edilmekte, ölülerin ruhu için mevlidler okutularak, onların günahlarının bağışlanacağı zannedilmektedir. Halkın cehaletinden ve yanlış itikadlarından istifade eden mevlid okuyucu hanendeler, bir piyasa oluşturarak, bunu ticarî bir çıkar aracı yapmışlardır.
Bu tip bir kabul ve davranışın İslamî olmadığı hususu ile ilgili herhangi bir ihtilaf sözkonusu değildir. Böyle bir olaya sebeb olan herkes dinen sorumludur. Merasimlerde mevlid okunmasının vazgeçilmez bir âdet haline getirilişinin sakıncalarından biri de, netice olarak insan kelâmı bir şiir olan bu metinlerin, okunması ve dinlenilmesi ibadet olan Kur'an ile eşdeğerde görülmeye ve değerlendirilmeye başlanılması tehlikesidir.

Beni, hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı aşırı bir şekilde övdükleri gibi övmeyin. Ben, ancak bir kulum ve (benim için) Allah’ın kulu ve elçisidir, deyin.

(Buhari ; Muslim)

Ebi Sa’îd el-Hudri (r.anh)’dan, Nebi (s.a.v.)’in şöyle dediğini rivayet etti:

Kendinizden öncekileri, karış karış ve adım adım takib edeceksiniz. Onlar bir kertenkele deliğine girseler bile, (takib edeceksiniz).
Dedik ki; “Ya RasulALLAH! (Onlar) yahudiler ve nasraniler midir?
Dedi ki,
Ya kim (olacak)?

(Buhari)
 

Ahmed11_1

Yeni Üye
Üye
Bu gecenin ne fazileti ve ne de kutlanması hakkında hiçbir rivayet sabit olmamıştır. /quote]
Bizim kutlamamamız demek, ona çok salat,selamı arttırmak,oruç tutmak,ibadeti arttırmak,onu hatırlamak gibi şeylerdir.Sanırım bunlarda sorun yok.

لَكِنْ أَشَارَ عَلَيْهِ السَّلَامُ إِلَى فَضِيلَةِ هَذَا الشَّهْرِ الْعَظِيمِ بِقَوْلِهِ لِلسَّائِلِ الَّذِي سَأَلَهُ عَنْ صَوْمِ يَوْمِ الِاثْنَيْنِ: " «ذَاكَ يَوْمٌ وُلِدْتُ فِيهِ»

Peygamberimiz(sav) ona pazartesi orucunu sorduklarında ''bu günde doğdum''cevabını vererek bu büyük ayın faziletine işaret etmiştir.

İmam Suyutî,El-Hâvî Lil-Fetevâ,227/1
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
Bizim kutlamamamız demek, ona çok salat,selamı arttırmak,oruç tutmak,ibadeti arttırmak,onu hatırlamak gibi şeylerdir.Sanırım bunlar sorun yok.

لَكِنْ أَشَارَ عَلَيْهِ السَّلَامُ إِلَى فَضِيلَةِ هَذَا الشَّهْرِ الْعَظِيمِ بِقَوْلِهِ لِلسَّائِلِ الَّذِي سَأَلَهُ عَنْ صَوْمِ يَوْمِ الِاثْنَيْنِ: " «ذَاكَ يَوْمٌ وُلِدْتُ فِيهِ»

Peygamberimiz(sav) ona pazartesi orucunu sorduklarında ''bu günde doğdum''cevabını vererek bu büyük ayın faziletine işaret etmiştir.

İmam Suyutî,El-Hâvî Lil-Fetevâ,227/1
Peygamberin pazartesi doğduğunu (mevlid) ashab bilmiyor muydu ? Yine Miraca çıktığı günü bilmiyorlar mıydı? Bu günlerde diğer günlerde yapmadıkları neyi farklı ve özel olarak yapmışlardır?
Kadir gecesi ile ilgili Aişe (r.anha)nın sorusu üzerine sadece dua etmesi buyrulmuşken ve sahihken, olmayan geceler ve kandiller için olmayan dualar ve kutlamalar peydah etmek de nedir?

Hadisin rivayet yollarında pazartesi ile birlikte perşembe günü oruç tutmanın da meşru kılındığı belirtilmektedir. Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak meşru ve faziletli ibadetlerdendir, bu günler Rasulullahın doğum gününün anısına değil, amellerin Allah'a arz edildiği günlerdir. Bu oruçları tutan kimse sünnet işlediği için övülür, takdir edilir, hiç kimse onu bidat işlemekle suçlamaz.

Salatı, selamı her zaman yapın, hatta Cumua günleri yapılmasının teşviki hakkında da özel naslar vardır. Bu o geceler için organize ve düzenli toplantılar düzenleyip topluca kutlamalar yapma adeti icatını gerektirir mi?

İlk mevlid kutlaması Rasulullah (s.a.v.)in vefatından 300 kusur sene sonra (Hicri 363) Mısırda sapık Ubeydiler, (Şii Fatımi, Memlukler) tarafından peydah edilmiş olması kimin sunnetine uymaya çağırdığınızı göstermektedir.
Rasulullah (s.a.v.) ise en hayırlı neslin kendi devrindekilerin , ondan sonra ise sonra gelenlerin, daha sonra diğer neslin diyerek kıyamete kadar bunun düştüğünü bildirmiştir. En hayırlı nesilden korkmayalım.
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
Elbette kardeşim bizden daha iyi biliyorlardı.Müslimde bizzat Peygamberimizin kendi doğum günü olan Pazartesi günleri oruç tutttuğu rivayet ediliyor.Neden tutuyorsun dediklerinde 'Doğum günüm ..... '' diye cevap veriyor.Müslim, Sıyam, 197
Rasulullah o gün (pazartesi) doğdum diye mi oruç tutmuştur? Perşembe niye tutmuştur?

Ebû Hurayra radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Pazartesi ve perşembe günleri ameller (Allah'a) arz olunur. Ben, oruçluyken amellerimin arz olunmasını isterim."

( Tirmizî, Savm 44; Muslim, Birr ve's–sıla 36; Nesâî, Sıyâm 70.)
Peygamberin pazartesi doğduğunu (mevlid) ashab bilmiyor muydu ? Yine Miraca çıktığı günü bilmiyorlar mıydı? Bu günlerde diğer günlerde yapmadıkları neyi farklı ve özel olarak yapmışlardır?
Kadir gecesi ile ilgili Aişe (r.anha)nın sorusu üzerine sadece dua etmesi buyrulmuşken ve sahihken, olmayan geceler ve kandiller için olmayan dualar ve kutlamalar peydah etmek de nedir?

Hadisin rivayet yollarında pazartesi ile birlikte perşembe günü oruç tutmanın da meşru kılındığı belirtilmektedir. Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak meşru ve faziletli ibadetlerdendir, bu günler Rasulullahın doğum gününün anısına değil, amellerin Allah'a arz edildiği günlerdir. Bu oruçları tutan kimse sünnet işlediği için övülür, takdir edilir, hiç kimse onu bidat işlemekle suçlamaz.

Salatı, selamı her zaman yapın, hatta Cumua günleri yapılmasının teşviki hakkında da özel naslar vardır. Bu o geceler için organize ve düzenli toplantılar düzenleyip topluca kutlamalar yapma adeti icatını gerektirir mi?

İlk mevlid kutlaması Rasulullah (s.a.v.)in vefatından 300 kusur sene sonra (Hicri 363) Mısırda sapık Ubeydiler, (Şii Fatımi, Memlukler) tarafından peydah edilmiş olması kimin sunnetine uymaya çağırdığınızı göstermektedir.
Rasulullah (s.a.v.) ise en hayırlı neslin kendi devrindekilerin , ondan sonra ise sonra gelenlerin, daha sonra diğer neslin diyerek kıyamete kadar bunun düştüğünü bildirmiştir. En hayırlı nesilden korkmayalım.

İbadetler için Muayyen Günler Belirleme

Bildiğimiz gibi Peygamberimiz (salât ve selâm üzerine olsun) bazı belirli vakitlerin namaz kılmak veya oruç tutmak için özellikle ayrılmasını yasaklarken, özellikle belirleme amacı söz konusu olmadığı takdirde, bu vakitlerde namaz kılmayı ve oruç tutmayı mubah kılmıştır.
Meselâ Müslim'in, Ebu Hurayra'ya (ALLAH ondan razı olsun) dayanarak bildirdiğine göre Peygamber Efendimiz (salât ve selâm üzerine olsun) şöyle buyuruyor:
"Geceler arasında cuma gecesini nafile ibadet için ve günler arasında cuma gününü de nafile oruç için özel olarak belirlemeyiniz. Eğer cuma günü tutmakta olduğunuz bir oruca rastlarsa o başka."

(Muslim, Sahih, H. No: 1144, K. Oruç, Bab: Cuma Gününü Tek Olarak Tutma, c. 2, s. 801)
Buharî ile Muslim'in, yine Ebu Hurayra'ya dayanarak kaydettikleri aynı konudaki bir başka hadisde şöyledir:
"İçinizden biri, cuma günü, ancak bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile birlikte nafile oruç tutsun."

(Buhari, H. No: 1985, c. 4, s. 232, Feth-El-Bari, Müslim, K. Oruç, Bab: Cuma Gününü Tek Olarak Oruç Tutma, H. No: 1144)
Öte yandan Buharî'nin bildirdiğine göre:
Peygamberimiz, (salât ve selâm üzerine olsun) bir cuma günü Cuveyriye bint-i Haris'in evine gittiğinde kendisinden onun oruçlu olduğunu öğrendi. Bunun üzerine ona:
"Dün de oruç tuttun mu?" diye sordu.
Cuveyriye: "Hayır" deyince Peygamberimiz kendisine:
"Peki, yarın da oruç tutmak istiyor musun?" diye sordu.
Cuveyriye bu soruya da: "Hayır" diye cevap verince Peygamberimiz ona:
"O halde orucunu boz" diye buyurdu.

Buharî ile Muslim'de belirtildiğine göre:
Muhammed b. Abbad b. Cafer bir defasında Kâbeyi tavaf ederken sahabilerden Cabir b. Abdullah'a:
"Peygamberimiz, cuma günü nafile oruç tutmayı yasakladı mı?" diye sordu ve Cabir de bu soruyu:
"Şu Beytullah'ın Rabb'i hakkı için, evet" diye cevap verdi.

(Müslim, K. oruç, Bab: Cuma Gününü Tek Olarak Oruç Tutmanın Keraheti, H. No: 1143, Buhari, c. 4, s. 232, H. No: 1984)
Öte yandan Ahmed İbn Hanbelî'nin belirttiğine göre de ünlü sahabi İbn-i Abbas (ALLAH ondan razı olsun):
"Tek başına cuma günü nafile oruç tutmayınız" demiştir.

(Musned-i Ahmed, c. 1, s. 288)
Bunlara benzer bir başka delil de Buharî ile Muslim'in, Ebu Hurayra'ya dayanarak bildirdikleri şu hadistir:
"Hiç biriniz Ramadan orucuna bir veya iki gün önceden başlamasın. Yalnız içinizden biri daha önceden oruca başlamış ise o gün de oruç tutabilir."

(Buhari, K. Oruç, Bab: Ramazandan Bir veya iki Gün Önce Oruç Tutarak Onun Önüne Geçmeyin, H. No: 1914)
Oruclar ve Günler

Bu meseleyi şöyle açıklayabiliriz:
Şeriat koyucu (ALLAH ve Peygamber) oruç tutma bakımından günleri üçe ayırmıştır:
1 - Bu günlerin bir kısmında oruç tutmayı farz kıldı, Ramadan ayı gibi.
2 - Diğer bazı belirli günlerde oruç tutmayı mustahab (özendirilecek bir davranış) saydı, Aşure günü gibi.
3 - Bazı günlerde de oruç tutmayı kesinlikle yasakladı, Ramadan ve Kurban bayramı günleri gibi.

Bazı günleri de oruç tutmak için belirlemeyi yasakladı, Cuma günü ile Şaban ayının son günü gibi. Fakat bu son kesim günlerde bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile birlikte oruç tutulacak olursa, bu davranışı nafile oruç tutmak içinbelirlerse, ister bu belirlemeyi maksatlı olarak yapmış olsun, ister maksat gütmemiş olsun ve ister bu günlere üstünlük tanısın, isterse tanımasın, şeriat koyucu(Peygamberimiz) bunu yasaklamaktadır.
Bilinen bir şeydir ki, eğer bu davranışın (bazı günleri özel olarak oruç tutmak için belirlemenin) zararı, başka bir sebepten değil de sırf özellikle belirleme tutumundan ileri gelmemiş olsa idi, bu günlerde oruç tutmak, ya bayram günlerinde olduğu gibi yasaklanır veya Arefe gününde olduğu gibi serbest bırakılırdı. Bu zarar, bu yıkım diğer günlerde yoktur. Öyle olmasaydı, o zaman özel olarak belirleyerek yasaklamanın hiç bir anlamı olmazdı.
O halde açıkça anlaşılıyor ki, Peygamberimiz (salât ve selâm üzerine olsun) sözleri ile vurguladığı gibi, buradaki zarar ve sakınca aslında özelliği olmayan bir şeye özellik ve üstünlük tanımaktan ileri geliyor.
Bilindiği gibi, bazen yasaklanan veya emredilen davranışların kendileri yasaklanma veya emredilme sebebini içerebilirler. Tıpkı, Peygamberimizin "Muşriklere ters düşünüz(Muhalefet ediniz)" şeklindeki ifadesi gibi.
Buna göre her hangi bir zaman parçasını (vakti) oruç tutmak veya namaz kılmak için özel olarak belirlemeyi yasaklayan ifade, buradaki zarar ve sakıncanın (fesadın) özel olarak belirleme tutumundan kaynaklanmış olmasını gerektirir.
Buna göre; Cumua günü namaz kılmanın, dua etmenin, zikretmenin, Kur'an okumanın, yıkanmanın, güzel koku sürünmenin ve temiz elbise giyinmenin diğer günlerden farklı olarak mustahab sayıldığı bir gün olması, o gün nafile oruç tutmanın diğer günlerin nafile orucundan daha üstün olduğunun sanılmasına yol açmış ve o gece nafile ibadet yapmanın, tıpkı o günkü nafile oruç gibi, diğer gecelerde yapılabilecek olan nafile ibadetlerden daha faziletli sayılmasını düşündürmüştür.

İşte Peygamberimiz de sadece "özel olarak belirleme" tutumundan kaynaklanan bu sakıncayı, bu zararı bertaraf etmek amacı ile bu günü özel olarak belirlemeyi yasaklamıştır.
Ramazanı oruçlu karşılamak da böyledir, Ramadan orucu ile ilgili olarak ihtiyatlı ve tedbirli bir davranışı sergilediği gerekçesi ile faziletli bir tutum olduğu sanılabilir. Oysa, şeriat bu tutumu faziletli saymamıştır. İşte bu yüzden Peygamberimiz Ramadanı (bir veya iki gün önceden) karşılamayı yasaklamıştır.
İşte bu incelik ve bağıntı elimizdeki meselede de var. Halk kitleleri bu yabancı bayram ve yıl dönümlerini, onları üstün saydıklarından özel olarak nafile ibadet için (meselâ oruç tutmak)belirliyorlar. İşte bu zaman parçalarını nafile oruç veya namaz için belirleme tutumu, bu zaman parçalarının diğer vakitlerden üstün oldukları inancına yol açabileceği için -ki aslında böyle bir üstünlük söz konusu değildir- bu zaman parçalarını özellikle belirlemek yasaklandı. Çünkü özellikle belirleme tutumu, ancak özel olarak belirlenmiş olma inancından kaynaklanır.

Biri ortaya çıkar da "söz konusu gün ve gecede (Regaib adı ile anılan gün ve gece) oruç tutup namaz kılmak diğer vakitlerde tutulan oruç ve kılınan namaz gibidir. İnancım budur. Bununla birlikte bu gün ve gecelere özellik tanıyorum" derse, adamın bu davranışı ya taklitçilikten ya yaygın adetlere uymaktan ya kınanma endişesinden veya bunlara benzer bir başka sebepten ileri gelebilir. Yoksa adam yalan söylüyor demektir. (Bu gün ve gecelerde yapılanlar diğer günlerde yapılanlardan daha üstündür demek daha sapıkça bir anlayıştır)
Buna göre bu davranış, mutlaka asılsız bir inançtan veya din dışı başka bir gerekçeden kaynaklanıyor demektir ki, bunlar batıl itikatlardır.
Kesinlikle öğrendik ki, ne Peygamber Efendimiz ne sahabiler ve nede diğer imamlar bu günün (Regaib adı ile anılan günün) üstünlüğü veya özellikle bu gün oruç tutup bu gece ibadet etmenin faziletli olduğu hakkında tek bir söz söylemiş değillerdir. Bu gün ve bu gece ile ilgili olarak var olduğu ileri sürülen hadis uydurmadır (mevzudur).
Böyle bir gün ve gecenin İslâma maledilmesi girişimi, hicrî dördüncü yüzyıldan sonra ortaya çıkmıştır.
Durum böyleyken bu gece ve bu günün üstünlük taşıması caiz değildir. Çünkü var olduğu ileri sürülen bu üstünlükten, eğer ne Peygamberimiz (salât ve selâm üzerine olsun)ne sahabiler (ALLAH hepsinden razı olsun) ne ikinci kuşak müslümanları (tabiin) ve nede diğer imamların haberi, bilgisi yoksa, ALLAH'a yaklaşmanın yegâne aracı olan bu din hakkında Peygamberimizin, sahabilerin, ikinci kuşak müslümanlarının ve öbür imamların bilmedikleri bir şeyi bizim bilebilmemiz imkânsızdır.

Yok eğer bu saydıklarımız söz konusu gecenin ve günün üstünlüğünden haberdar idiler ise, salih ameli, salihi işlemeye ve halka öğretmeye karşı taşıdıkları bunca sevgiye rağmen bu üstünlüğü hiç kimseye söylememiş ve bu konuda hiç amel işlememiş olacaklarını düşünmek imkânsızdır.
Madem ki, ileri sürülen bu üstünlük iddiası ya Peygamberimizin ve bütün yüzyılların en hayırlı müslümanlarının, ALLAH'ın dininin bir unsurunu bilmemiş olmalarını veya bildikleri halde hem şeriatımızın ilkelerine ve hem de şahsî tutumlarına aykırı olarak, bu bilgilerini saklamış ve hiç uygulamamış olmalarını gerektiriyor. Bu iki gerekli sonucun (bilmek ile bildiğini söylememenin) her ikisi de ya şeriate veya hem şeriat ve hem adetlere göre olmayacak, hatta düşünülemeyecek şeyler olduğuna göre, bizi bu sonuçlarla karşı karşıya bırakan üstünlük iddiası da asılsızdır.
Ayrıca bid'at nitelikli amel ya dinde sapıklık olan bir inancı veya ALLAH'dan başkasına ibadet işlemeyi gerektirir. Oysa ne bozuk inançlar taşımak ve nede ALLAH'dan başkasına dönük ibadet yapmak caiz değildir.Zaten gerek bu söz konusu ettiğimiz ve gerekse öbür tüm bid'atler, kesinlikle ve görünüşe göre caiz olmayan bir şeyi yapmayı gerekli kılarlar. Gerekli kıldıkları bu caiz olmayan şeyler, haram olmadıkları durumlarda en azından mekruh şeylerdir. Dine sonradan sokulmuş bütün bid'atler için bu kural geçerlidir.
Bir de bu sapık inanca saygı duymak ve yüce tutmak gibi bazı duygular eşlik eder ki, bu duygular da ALLAH'ın dininde yeri olmayan asılsız saplantılardır.
Farzedelim ki bu bid'atleri işleyen biri "Ben bunların üstünlüğüne inanıyor değilim" demiş olsun. Eğer sözünü ettiğimiz ibadetleri yapıyorsa kalbindeki saygı ve yüceltme duygularını gideremez. Saygı ve yüceltme gibi duygular ancak bu yoldaki bir inançtan kaynaklanabilir. Eğer bu adam, bu durumun kaçınılmaz bir şey olduğu kanısında ise bilmesi gerekir ki, eğer belirli bir şeyin üstünlüğü ile ilgili düşünce şuurundan silinecek olursa, artık o şeye saygı duymaz olur, fakat saygının yerini karmaşık duygular alır.
Böyle bir kimse söz konusu davranışın bid'at olduğuna inandığı için, bu mananın sonucu olarak o davranışa saygı duymaması gerekir. Fakat o davranışlarla ilgili çeşitli rivayetlerin veya onun bunun bu davranışı işlemelerinin kalbinde uyandırdığı duygular, yahud söz konusu davranışı işlemenin kendisine sağlayabileceği yarar yüzünden o davranışı işlemeye ve ona saygı göstermeye devam eder.
Demek ki, bu bid'atleri işlemek, taşımak zorunda olduğumuz inançlara ters düşer. Peygamberlerin ALLAH (c.c.) katından getirmiş oldukları ilkelerle çatışır ve gizli de olsa kalblerde munafıklığın çöreklenmesine -yol açarlar.
Bu durum Peygamberimiz (salât ve selâm üzerine olsun) zamanında bazı kimselerin, ya mevkilerinden ya servetlerinden ya asaletlerinden ya gördükleri yardımlardan veya kendilerine bağımlı olduklarından dolayı Ebu Cehil ve Abdullah b. Ubeyy b. Selul gibi ileri gelen kâfir ve münafıklara saygı göstermesine benzer.
Nitekim Peygamberimiz ya bu küfür ve munafıklık önderlerini küçük düşürücü bir söz söyleyince ya hoş görülmelerine ya da öldürülmelerini emredince halis imanlı kimseler için mesele yoktu. Fakat böyle olmayan bazılarının kalblerinde sahih inançlarının gereği olarak Peygamberimize uymakla, eski asılsız saplantılarına bağlı kalmaya devam etmek şıkları arasında çatışma meydana geliyordu.
Kim bu gerçekleri derinliğine düşünürse kesinlikle anlar ki, bid'atler imanı zayıflatan zehirler taşırlar. Bundan dolayı "Bid'atler, küfrün (kâfirliğin) türevleridir" demişlerdir.
Bu kural, şeriat koyucu tarafından hiç bir özelliği olmadığı için yasaklanan bütün ibadetler için geçerlidir. Mezarlar önünde namaz kılmak ve putlar karşısında kurban kesmek gibi. Her ne kadar bu tip ibadetleri yapanlar onların özel ve ayrıcalıklı olduklarına inanmasalarda yaptıkları hareketler böyle bir özellik anlayışı taşıdıkları şüphesini uyandırıcı niteliktedir. Çünkü üstünlüğü isbatlamak nasıl amaç ise, şeriata aykırı üstünlüğü ortadan kaldırmak aynı şekilde amaçtır.
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
Konu aynı kişi tarafından daha önce de açılmış, aynı meseleler orada da konuşulmuş, Hakk'a teslim olmak ayrı, kendi fikrini dayatmak ayrı şeyler olduğundan, daha munazaranın tarifinden bihaber olanların girişim konusu gereksiz ve faydasız görüldüğünden kapanmıştır.




 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Benzer konular

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt