İlmi Konu Muhammed b. İbrahim "Allah'ın İndirdiği ile Hükmetme" Meselesi Risalesi

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Muhammed b. İbrahim "Allah'ın İndirdiği ile Hükmetme" Meselesi Risalesi
1953-1969 yılına kadar Suudi Arabistan baş müftülüğünü yapan Muhammed b. İbrahim'in günümüzde de oldukça tartışılan "Allah'ın indirdiği ile hükmetme" meselesi ile ilgili risalesi


TAHKİM'UL KAVANİN RİSALESİ

"Lanetli kanunları, Ruh'ul Emin'in insanları uyarmak için Muhammmed'in kalbine fasih arab dili ile indirdiği Kur'an'ı kerim ile hüküm konusunda aynı seviyeye yükseltmek ve ihtilaf anında Kur'an'ı bırakıp insan ürünü olan kanunlarla hüküm vermek, apaçık büyük küfür olan amellerdendir ve Allah'ın aşağıdaki sözlerine karşı zıt ve inatçı bir tavır takınmak demektir.

Allah-u teala şöyle buyuruyor :

"Eğer herhangi bir şey hakkında ihtilafa düşerseniz onu Allah'a ve Rasulune havale edin! Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman etmişseniz... İşte bu daha hayırlı ve sonuç itibarı ile de daha güzeldir." (Nisa: 59)

Allah-u teala, herhangi bir konuda aralarında ihtilaf eden kimselerin imanlarını, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'i hakem tayin etmedikleri müddetçe geçersiz saymaktadır. Hem de bu imanın geçersizliğini, nefiy (olumsuzluk) ve kasem (yemin) edatlarıyla te'kit ederek bildirmiştir. Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Hayır! Rabbine yemin olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin etmedikçe, sonra verdiğin hükümden dolayı kalplerinde hiç bir sıkıntı duymadan teslim olmadıkça asla iman etmiş olmazlar." (Nisa: 65)

Allah-u teala, ayette de görüldüğü gibi, iman etmiş sayılabilmeleri için sadece "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'a muhakeme olma" şartıyla yetinmemiş, buna ek olarak "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hükümlerine karşı nefislerde hiç bir sıkıntı duymama" şartını da ileri sürmüştür. Ayetin şu bölümünde geçtiği gibi:

"Sonra senin verdiğin hükümden dolayı nefislerinde hiçbir sıkıntı duymadan..."

Ayette geçen "harac" kelimesi; "sıkıntı" manasındadır. Şüphesiz onların içlerinde, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in verdiği hükümden ve ona teslim olmaktan dolayı herhangi bir sıkıntı ve üzüntü olmamalıdır.

Allah-u teala, ayette görüldüğü gibi, insanların iman etmiş sayılabilmeleri için sadece bu iki şartla da yetinmemiş, buna ek olarak, "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hükümlerine tam teslimiyet gösterme" şartını da bildirmiştir. Yani; amelde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hükümlerine tamamen boyun eğmek gerekir. Bu ancak, nefislerin arzularını bir kenara atıp sadece Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hükümlerine tam teslimiyet ve boyun eğmekle gerçekleşir. Bu sebeple Allah-u teala, ayette geçtiği gibi bu manayı, te'kit mastarı olan "teslimen" kelimesiyle kuvvetlendirmiştir. Bu gösteriyor ki; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hükümlerine "teslimiyet ve boyun eğme" yetmez. "Tam bir teslimiyet ve boyun eğme" gerekir.

Birinci ayette geçen manayı iyi düşünün!

Allah-u teala şöyle buyuruyor :

"Eğer herhangi bir şey hakkında ihtilafa düşerseniz, onu Allah'a ve Rasulune havale edin! Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız... İşte bu, daha hayırlı ve sonuç itibarı ile de daha güzeldir."

Allah-u teala ayette; "eğer herhangi birşey hakkında ihtilafa düşerseniz" buyurarak ihtilaf edilen meseleyi belli birşeye has kılmadan genel olarak zikretmesi, genel bir mana belirtmek içindir. Yani, "miktarı ve cinsi ne olursa olsun herhangi bir şey hakkında ihtilafa düşerseniz onu Allah-u teala'ya ve Rasulune havale edin" demektir.

Sonra yine, ihtilaflı her konuda Rasulullah'ın hükmüne başvurmanın, verilen hükümden dolayı hiç bir sıkıntı duymadan tamamen teslim olmanın, Allah-u teala'ya ve ahiret gününe imanın gerçekleşmesi için şart olduğunu gösteren Allah'ın:
"Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız..." ayetini dikkatlice düşünün!

Sonra Allah-u teala şöyle buyurmakta:
"Bu, daha hayırlı..."
Allah-u teala bir şey hakkında hayırlı (iyi) derse, onda ebediyen şer olmaz. Bilakis o, dünyada da ahirette de hayırlıdır...
Yine Allah-u teala şöyle buyurmuştur:
"Sonuç itibarı ile de daha güzeldir..."
Yani, dünyada ve ahiretteki sonucu daha güzeldir demektir.

Bu gösteriyor ki, herhangi birşey hakkında ihtilaf edildiği zaman, bunun çözümünü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dışında başka bir şeye havale etmek, münafıkların söylediklerinin aksine kişiye sadece şer kazandırır ve hem dünya hem de ahiretteki sonu daha kötü olur.

Münafıklar, Rasulullah dışında başka birşeye muhakeme olduklarında, Allah-u teala'nın bildirdiği gibi şöyle derler:

"Biz ancak iyilik yapmak ve uzlaştırmak istemiştik." (Nisa: 62)
Bir başka ayette de şöyle söylemişlerdi:
"Muhakkak ki biz ıslah edicileriz." (Bakara: 11)
İşte bu sebeple Allah-u teala onların bu sözlerine karşılık şöyle buyurmuştur:
"Hayır! Muhakkakki onlar fesat çıkaranlardır. Fakat hissetmezler." (Bakara : 12)

Aynı zamanda bu ayet Allah-u teala'nın kanunlarına zıt kanunlar koyanlara karşı da söylenebilir. Onlar Allah'ın kanunlarına zıt kanun koyarken:
"İnsanların bu kanunlara ihtiyacı vardır, artık böyle kanunlara muhakeme olmak zaruret olmuştur" derler. Bu sözler; Rasulullah'ın getirdiği şeyler hakkında şüphe etmek, Allah-u teala'nın ve Rasulunün beyanlarının eksik olduğunu, her zamanda ve her yerde ihtilafları çözebilecek durumda olmadığını, şeriat hükümleri uygulandığında dünya ve ahiretteki sonucun kötü olacağını iddia etmek manasına gelir.

Yine manası genel (amm) olan ikinci ayet hakkında da iyi düşünün!
Allah-u teala şöyle buyuruyor:
"Aralarında çekiştikleri şeylerde..."
Ayetteki ismi mevsul olan (ma) harfi usulcülere ve diğer alimlere göre genel (amm) bir mana ifade etmektedir. İşte bu genel ifade, cins ve çeşit yönünden bütün her şeyi kapsamaktadır. Aynı, miktar yönünden her şeyi kapsadığı gibi... Yani, ne olursa olsun her cins ve ne miktarda olursa olsun her miktar bu hükme girer.

Allah-u teala, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in getirdiği dışında başka şeylere muhakeme olmak isteyen münafıkların imanını kesinlikle kabul etmemekte ve geçersiz saymaktadır. Allah-u teala'nın, şu ayetinde buyurduğu gibi:

"Sana ve senden öncekilere indirilenlere iman ettiklerini iddia edenleri görmüyor musun? Reddetmeleri emir olunmuşken tağuta muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor." (Nisa: 60)

Muhakkak ki Allah-u teala bu ayette, "yez'umune" (iddia ediyorlar) kelimesini kullanarak söz konusu kişilerin iman iddialarını yalanlamaktadır. Çünkü kulun kalbinde iman ile nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in getirdiğinden başkasına muhakeme olmayı istemek asla bir arada bulunamaz. Bilakis, bunlardan biri varsa diğerini yok eder.

Tagut, tugyandan türemiş bir kelimedir. Yani; İslam'ın sınırına tecavüz eden demektir. Rasulullah (a.s)'ın getirdiğinin dışındaki kanunlarla her hüküm veren taguttur. Aynı şekilde, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in getirdiğinden başka şeylere muhakeme olan da tağuta muhakeme olmuştur.
Her ferdin, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in getirdikleriyle hüküm vermesi haktır. Fakat, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in getirdikleri dışında başka kanunlarla hüküm vermesi kesinlikle caiz olmaz. Aynı şekilde her ferdin, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in getirdiği şeylere muhakeme olma hakkı vardır. Kim Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in getirdikleri dışında başka kanunlarla hüküm verirse veya o kanunlara muhakeme olursa haddini aşarak ya tağut ya da tağuta muhakeme olmuş olur.

Allah-u teala'nın şu ayetini de iyi düşünün!
"Onu reddetmekle emir olunmuşlardı..."

Bu ayeti okuduğun zaman, Allah-u teala'nın kanunlarına zıt kanun koyanların, Allah-u teala'nın emrine ne kadar karşı geldiklerini daha iyi anlarsın. Allah-u teala, insanlardan tagutu reddetmelerini istiyor. Halbuki Allah-u teala'nın kanunlarına zıt kanun koyanlar, tagutun kabul edilmesini istiyorlar.
Allah-u teala onlar hakkında şöyle buyuruyor:

"Zalimler, sözleri kendilerine söylenenden başka söze çevirmektedirler." (Bakara: 59)

Allah-u teala'nın şu sözünü de iyi düşünün!
"...Şeytan onları saptırmak istiyor."

Allah-u teala bu ayette tağuta muhakeme olmanın sapıklık olduğunu bildirmektedir. Halbuki Allah-u teala'nın kanunlarına zıt kanun koyanlar, bunu hidayet olarak (dosdoğru yol olarak) görmektedirler. Allah-u teala bu ayette, tağuta muhakeme olmanın şeytanın istediği birşey olduğunu bildirmiştir. Halbuki Allah'ın kanunlarına zıt kanun koyanlar, bunda insanların maslahatı ve şeytandan uzaklaşma olduğunu ileri sürerler. Bu demektir ki, şeytanın emirleri insanların maslahatına uygun ama Rahman'ın isteği ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in getirdiği ise insanların maslahatına uygun değildir.

Allah-u teala, kendi hükmünün insanların maslahatına en uygun hüküm olduğunu, bundan başkasını isteyenlerin ise cahiliyenin hükmünü istediklerini bildirerek şöyle buyurmaktadır:

"Cahiliyenin hükmünü mü istiyorlar? Yakinen inanan bir millet için Allah'tan daha iyi hüküm veren kim vardır?" (Maide: 50)
Bu ayeti kerimeyi iyice düşün!
Bu ayeti kerime, hükmü iki kısma ayırır:
Allah-u teala'nın hükmü ve cahiliyenin hükmü... Allah-u teala'nın hükmünden sonra ancak cahiliyyenin hükmü vardır, başka bir şey yoktur. Bu gösteriyor ki, Allah-u teala'nın dışında kanun koyanlar, kabul etseler de etmezseler de cahiliye ehlindendirler. Hatta onlardan daha kötü ve daha yalancıdırlar. Çünkü cahiliyye ehlinde bu konuda zıtlık ve tezatlık yoktur. Halbuki Allah'ın kanunu dışında kanun koyanlarda zıtlık ve tezatlık vardır. Çünkü onlar Allah'ın kanunları dışında kanunlar koydukları halde, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in getirdiği şeylere iman ettiklerini söylüyor ve böylece ikisi arasında bir yol tutmak istiyorlar.

Allah-u teala bu kişilerin benzerleri hakkında şöyle buyurmuştur:
"İşte onlar gerçekten kafir olanlardır. Kafirler için rezil, ebedi bir azap hazırladık." (Nisa: 151)

Ayrıca aşağıdaki ayeti kerimenin, Allah'ın kanunları dışında kanun koyanların heva, heves ve kıt akıllarından çıkartıkları bu kanunlara "iyi" demelerine nasıl cevap verdiğine de bir bak! Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Yakinen bilen bir millet için Allah'tan daha iyi hüküm veren kim vardır?" (Maide: 50)

Bundan önceki ayetlerde Allah-u teala Nebisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'i muhatap alarak şöyle buyurmuştur:
"Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet! Sana hak geldikten sonra onların hevalarına uyma!" (Maide: 48)

Sonra da şöyle buyurmuştur:
"Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet, onların hevalarına tabi olma! Allah'ın sana indirmiş olduğu şeylerin bir kısmında seni saptırmalarından sakın! Eğer yüz çevirirlerse bil ki Allah onlara bazı günahlarından dolayı azap etmek istemektedir. Muhakkakki insanların çoğu fasıktır." (Maide: 49)

Allah-u teala, yahudiler Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e hüküm vermesi için geldikleri zaman, haklarında hüküm vermek ile onlardan yüz çevirmek arasında nebisini muhayyer kıldığını bildirerek şöyle buyurmuştur:

"Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet ya da onlardan yüz çevir! Eğer onlardan yüz çevirirsen sana kesinlikle hiç bir zarar veremezler. Eğer hüküm verirsen onların arasında adaletle hüküm ver! Muhakkakki Allah adaletli olanı sever." (Maide : 42)

Bu ayette kast edilen "adalet", Allah'ın ve Rasulünün hükmüdür. Allah'ın ve Rasulünün hükmü dışında hiçbir hüküm gerçekten adaletli değildir. İslam'a muhalif hükümler zulümdür, dalalettir, sapıklıktır, küfürdür, fısktır. Bu sebeple Allah-u teala bundan sonraki ayetlerde şöyle buyurmuştur:
"Allah'ın indirdikleri ile hükmetmeyenler işte onlar kafirlerin ta kendileridirler." (Maide: 44)
"Allah'ın indirdikleri ile hükmetmeyenler işte onlar zalimlerin ta kendileridirler." (Maide: 45)
"Allah'ın indirdikleri ile hükmetmeyenler işte onlar fasıkların ta kendileridirler." (Maide : 47)


Bu ayetlerde Allah-u teala, Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyen hakimlerin kafir, zalim ve fasık olduklarına hükmediyor. Allah-u teala, Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kafir olmadığı halde onlara kafir hükmünü asla vermez. Muhakkak ki böyle yapan kişi, mutlak kafirdir. Ya ameli küfür işlemiş ya da itikadi küfür işlemiştir.

Bu ayetlerin tefsiri hakkında İbn Abbas radiyallahu anh'tan gelen, Tavus ve başkalarının da rivayet ettiği haber de şuna delalet etmektedir:
Allah-u teala'nın indirdikleri ile hükmetmeyen hakim, ya İslam milletinden çıkaran itikadi küfür işlemiş ya da İslam milletinden çıkarmayan ameli küfür işlemiştir.

Birinci zikredilen itikadi küfür ise bir kaç çeşittir.

Bunlar:
1 - Allah-u teala ve Rasulünün hükmüyle hükmetmenin gerekli olduğunu inkar ederek Allah-u teala'nın indirdikleri ile hükmetmeyen hakim.
İbn Cerir'in tercih ettiği, İbni Abbas radiyallahu anh'tan rivayet edilen ve rivayette büyük küfür olduğu belirtilen hüküm bu tür hakimler içindir. Zaten Allah-u teala ve Rasulünün hükmüyle hükmetmenin gerekli olduğunu inkar eden hakimin kafir olduğu kunusunda alimler arasında ihtilaf yoktur. Çünkü alimler, dinin aslından herhangi birini veya ittifak edilen fer'i meselelerin herhangi birini inkar eden ya da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in getirdiği kesin olan şeylerden bir harfi inkar eden kimsenin İslam milletinden çıkartan küfür işlediği konusunda ittifak etmişlerdir.

2 - Allah-u teala'nın hükmünün hak olduğunu inkar etmeyen fakat bununla birlikte Allah-u teala ve Rasulünün hükmü dışındaki hükümlerin Allah-u teala ve Rasulünün hükmünden daha güzel ve daha mükemmel olduğuna, insanların arasında zamanın geçmesiyle ve durumların değişmesiyle ortaya çıkan yeni olaylardaki ihtilafları çözmede insanların ihtiyacını daha iyi karşıladığına inanarak Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyen hakim.
Bu durum da şüphesiz küfürdür. Çünkü heva ve heveslere, kıt akıllara ve kötü düşüncelere dayanan yaratılmışların hükmünü, Hakim ve Hamid olan Allah-u teala'nın hükmüne tercih etmişlerdir.

Zamanın ve durumların değişmesiyle Allah-u teala ve Rasulünün hükmünde hiçbir değişme olmaz. Yeni olaylar olsa bile, muhakkak ki bunlar hakkında Allah-u teala'nın kitabında ve Rasulünün sünnetinde ya nass olarak ya apaçık olarak ya nastan istinbat olarak ya da başka bir şekilde hüküm vardır. Bunu bilen bilir, bilmeyen de bilmez.

Alimlerin:
"Durumların değişmesiyle fetvalar da değişir" sözlerinin manası; kıt akıllıların, hüküm ve hükümlerin illetlerini idrak ve anlamadan yoksun olanların zannettiği gibi değildir. Onlar fetvaların kötü niyetlerine, hayvani şehvetlerine, dünyevi arzularına ve hatalı varsayımlarına göre değişeceğini zannettiler. Bu sebeple nasları kendi görüşlerine, heva ve heveslerine tabi kıldılar. Böylece güçleri yettiği kadar kelimeleri yerlerinden oynattılar...

3 - Beşeri kanunların Allah-u teala'nın ve Rasulünün hükmünden daha güzel olduğuna inanmayan fakat şer'i hükümlerle aynı seviyede olduğuna inanan.
Bu kimse de daha önceki kimseler gibi İslam milletinden çıkaran küfür işlemiş ve kafir olmuştur. Çünkü o, yaratılanın yaratanla aynı seviyede olduğuna hükmetmiş ve Allah-u teala'nın şu ayetinin hükmüne karşı gelerek onu geçersiz kılmıştır:
"O'nun benzeri hiç bir şey yoktur. O, Semi'dir. Basir'dir." (Şura: 11)
Bu ve bunun gibi ayetler gösteriyor ki Rab, kemal sıfatlara haizdir. Sıfatı, fiili ve insanlar arasında hüküm vermesiyle mahlukata benzemekten münezzeh ve yücedir.

4 - Allah-u teala'nın indirdiği dışındaki hükümlerin, Allah-u teala ve Rasulünün hükmü gibi veya ondan daha iyi olduğuna inanmadığı halde, Allah-u teala ve Rasulünün hükmüne muhalif olan böyle hükümlerin tatbik edilmesini caiz gören.

Bu kimse de daha öncekiler gibi İslam milletinden çıkaran küfür işlemiş ve kafir olmuştur. Çünkü bu kimse, şer'i hükümlerin doğruluğunu kabul etmekle birlikte sahih, açık ve kesin naslarla haram olduğu bildirilen şeyin yapılabileceğini caiz görmüştür.

5 - Bu küfür, büyük küfürlerin en büyüğü, en kapsamlısı, en açığıdır. Bu küfür, şeriate karşı en şiddetli ve ortaya en açık bir şekilde çıkmış olanıdır. Bu küfür, şeriatin hükümlerine şiddetli bir şekilde büyüklenen, Allah-u teala ve rasulünün hükümlerine en zıd olan ve şer'i mahkemelere rakip olan mahkemeler kurmaktır. Sözde bu mahkemeler için, şeri mahkemelerde olduğu gibi düzenli, teferruatlı, teşkilatlı ve zorunlu hükümler veren merciler oluşturulmuştur.

Şer'i mahkemelerin mercisi nasıl Kur'an ve sünnetse, beşeri kanunlarla hükmeden mahkemelerin de mercileri vardır ve onların mercileri de; değişik ümmetlerin şeriatleri, Fransa, Amerika, İngiltere gibi değişik devletlerin anayasalarından derlenmiş kanunlar, bidatçilerin ve müslüman olmadıkları halde İslam'a nispet edilmiş sapık taifelerin mezheblerinden alınmış kural, ilke ve prensiplerdir.

Bu tür mahkemeleri İslam diyarında çokça görmekteyiz. İnsanların ihtilaflarını çözmek için kapıları açıktır. İnsanlar da saf saf onlara gitmektedirler. Bu mahkemeler, ihtilaflı olan insanlar arasında Kur'an ve sünnete muhalif beşeri kanunlarla hükmederler ve verilen hükmü uygulamaları için onları zorlarlar. Acaba bu küfürden daha büyük bir küfür var mıdır?" lâ ilâhe illallah Muhammedun Rasulullah şehadetine zıt ve onu bozan bundan daha kötü bir amel var mıdır acaba?


Zikrettiğimiz meselelerin delillerinin ilim kitaplarında var olduğu bilinmektedir. Bunları tek tek zikretmeye kalkışırsak bu küçük risalemiz buna yetmez.

Ey akıllılar topluluğu!
Ey zekiler cemaati!
Ey uyanık olanlar!
Size benzeyen veya sizden daha düşük olan, hata işleyebilen, hatta hataları doğrularından daha çok olan, ancak yaptıkları doğrular Allah-u teala'nın kitabı ve rasulünün sünnetinden alınan doğrular olan kişilerin, kanlarınız, mallarınız, ırzlarınız, kadınlarınız, çocuklarınız ve diğer haklarınız hakkında hüküm vermelerine nasıl izin verebiliyorsunuz?

Bu konularda kendi hükümlerini veriyor ve kendisinde hata bulunmayan, hiçbir yönden batılın kendisine yaklaşamadığı, Hakim ve Hamid tarafından indirilen Allah-u teala ve rasulünün hükümlerini uygulamıyorlar?

Halbuki insanlar, Allah-u teala'nın hükümlerine boyun eğdiklerinde, kendilerini yaratanın hükmüne, O'na ibadet etmek için boyun eğmiş olurlar. İnsanlar nasıl ki Allah'a secde ediyor ve o konuda sadece O'na ibadet ediyorlar, O'ndan başkasına bu konuda secde etmiyorlarsa, aynı şekilde hüküm konusunda da sadece Hakim, Alim, Hamid, Rauf, ve Rahim olan Allah-u teala'nın hükümlerine boyun eğmeleri gerekir.

Zalim, cahil, şüpheci, heva ve hevesine uyan, şüpheler içine düşen, kalplerine gaflet, sertlik ve karanlıklar hakim olan yaratılmışın hükümlerine hiçbir zaman boyun eğmemeleri gerekir.

Akıl sahibi kimseler, bu gibilerinin hükümlerine boyun eğmez ve o hükümlere asla teslim olmazlar. Çünkü böyle yaptıkları zaman, onlara köle olmuş olurlar. Ayrıca, bu hükümlere boyun eğdiklerinde heva ve heveslere ve şahsi arzulara göre yapılmış, yanlışlarla dolu olan kanunlara uymuş olurlar. Ayrıca böyle hükümlere boyun eğmek Allah-u teala'nın şu ayetindeki buyruğuna göre küfürdür:

"Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler işte onlar kafirlerin ta kendileridir." (Maide:44)

6 - Şehirdeki olsun çöldeki olsun, böyle topluluklardan çoğunun reisleri, ihtilaf ettikleri konularda, kendisinden başka güç ve kuvvet sahibi olmayan Allah'ın ve O'nun Rasulünün hükmünden yüz çevirerek ve bunları bir kenara atarak, cahiliyeden arta kalan, babalarından ve dedelerinden rivayet edilen hükümlerle ve kendilerine miras kalan adetleri ile muhakeme olmaya dair hüküm veriyorlardı. İşte bu ameller de İslam milletinden çıkartan birer küfürdür.

"....Allah-u Teâlâ'nın indirdiğiyle hükmetmeyen ikinci kısım hakimlere, yani; İslam milletinden çıkmayan hakimlere gelince... İbni Abbas radiyallahu anh’ın "Maide: 44" hakkındaki sözü daha önce geçmişti. O, bu sözünde bu kısım hakimlere işaret etmiştir.

İbni Abbas radiyallahu anh şöyle dedi:
"Bu sizin düşündüğünüz gibi insanı İslam milletinden çıkaran küfür değildir."
İbni Abbas radiyallahu anh bir başka yerde ise şöyle dedi:
"Bu, bir başka küfürdür."

Bir mesele hakkında heva ve hevesine veya şehvetine uyarak Allah-u Teâlâ'nın indirdiğiyle hükmetmeyen hakimin bu yaptığı amelin küçük küfür olabilmesi için; Allah-u Teâlâ'nın o mesele hakkında indirdiği hükümle hükmetmek gerektiğine, Allah-u Teâlâ ve rasulünün o meseleye verdiği hükmünün hak olduğuna inanması ve bu konuda hata ettiğini itiraf etmesi gerekir.

Bu hakim her ne kadar yaptığı bu amel sebebiyle İslam milletinden çıkmamışsa da işlediği bu amel büyük haramdır. Öyle ki, zina etmek, içki içmek, hırsızlık yapmak, yalan yere yemin etmek ve bunlar gibi büyük günah olan amellerden daha büyük haramdır. Zira Allah-u Teâlâ bu ameli küfür olarak isimlendirmiştir. Allah-u Teâlâ'nın, kitabında küfür olarak isimlendirdiği bir haram, küfür olarak isimlendirmediği haramdan elbette daha büyük olmalıdır."
(Ed-Durer’us Seniyye, 16/206-216)

 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt