Makale Şarlatanlar ve Din Tüccarları

Coolumsu Çevrimdışı

Coolumsu

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
Şarlatanlar ve Din Tüccarları

İslam dünyasının yüzyıllardır içinde çırpındığı entelektüel sefaletin, toplumsal çürümüşlüğün ve zihinsel felcin yegane müsebbibi, dinin manevi boyutu maskesi altında pazarlanan tasavvuf cerahatidir. Tasavvuf, İslam’ın saf tevhid akidesine sızmış bir parazit, Müslümanların aklını kemiren teolojik bir kanserdir. Hint paganizminden, Yunan felsefesinin tortularından ve Hristiyan ruhbanlığından devşirilen bu ezoterik lağım, İslam’ı kendi özünden koparıp tanınmaz hale getirmiştir. Bu yapı, basit bir ekol veya masum bir zühd hareketi değil; doğrudan doğruya Allah’a ortak koşmanın (şirkin) kurumsallaşmış hali ve mutlak cehaletin mukaddes kılıfıdır.

Tasavvufun omurgasını oluşturan Vahdet-i Vücud herzesi, İslam’ın en kırmızı çizgisi olan tevhid inancının hunharca katledilmesidir. İslam dini, Yaratan (Hâlık) ile yaratılan (mahluk) arasına aşılmaz, mutlak bir sınır çizer. Ancak tasavvufun bu hastalıklı felsefesi, bu sınırı yerle bir ederek kâinatı tanrısallaştırmış, mahlukatı Allah’ın bir cüzü ilan etmiştir.

Bu teolojik sapkınlığın doğal neticesi olarak ortaya çıkan "Enel Hak" (Ben Hakk'ım) veya "Cübbemin altında Allah'tan başkası yoktur" gibi kusmuklar, meczup hezeyanları denilerek geçiştirilemez. Bu ifadeler, şirkin, küfrün ve hadsizliğin en cüretkar, en yalın halidir. Yaratan ile yaratılanı tek bir potada eriten bu panteist fantezi, Mekke müşriklerinin putlara yüklediği aracı vasıflardan fersah fersah daha tehlikeli bir şirktir; zira bu inanışta doğrudan insanın kendisi ve eşya tanrılaştırılmaktadır.

İslam, insanı yalnızca Allah’a kul ederek kula kulluk zilletinden kurtaran mutlak bir hürriyet bildirisi iken; tasavvuf, insanı insanın kölesi yapan yeni nesil bir putçuluk mekanizması inşa etmiştir. Şeyh, şıh, gavs ve kutup adı verilen din tacirleri, Allah ile kul arasına barikat gibi dikilen modern firavunlardır.

Bir faniye;

Gaybı bilme ve levh-i mahfuzu okuma,
Müridinin kalbinden geçen en gizli düşünceleri denetleme,
Ahirette cehennem azabından kurtarma ve şefaat etme,
Kainattaki hadiseleri manen sevk ve idare etme (tasarruf)

gibi yalnızca Allah’ın zatına mahsus sıfatları yamamak, açıkça ilahlık taslamaktır ve bu herifleri kutsayan her mürid, bu şirkin doğrudan ortağıdır. Tasavvufun ahlaksız ahlak düsturu olan "Gassalın elindeki meyyit (ölü yıkayıcının elindeki ölü) gibi olmak" emri, insanın onurunu, haysiyetini ve aklını ayaklar altına alan bir zihinsel tecavüzdür. İradeni bir şarlatana teslim etmek, insanlıktan istifa edip manevi bir hayvana dönüşmeyi kabul etmektir.

Tasavvufun İslam toplumlarına vurduğu en büyük darbe, akıl ve bilim düşmanlığı üzerinden kurduğu mutlak cehalet imparatorluğudur. İslam’ın bilgi usulü akla, vahye ve denetlenebilir delillere dayanırken; tasavvuf, felsefeyi, mantığı ve pozitif bilimleri "şeytan işi" veya "aklın prangası" ilan etmiştir. Bilginin kaynağını rüyalara, keşiflere ve uydurma ilhamlara indirgemiştir.

Akıl ve delil ortadan kaldırıldığında, geriye sadece şarlatanların manipülasyonları kalır. Şeyhlerin uydurduğu menkıbeler ayetlerin önüne geçirilmiş, hurafeler mukaddes nasslar gibi toplumun beynine kazınmıştır. Sorgulamanın, "Neden?" diye sormanın "edepsizlik ve dinden çıkma sebebi" sayıldığı bu manevi afyon afeti, Müslüman kitlelerin zihnini iğdiş etmiştir. Batı dünyası rasyonalizmle, fizikle, matematikle dünyayı ve uzayı fethederken; tasavvuf uçurumu içindeki kitleler, tekkelerde uçan şeyhlerin, havada kapılan somunların ve rüyalarda alınan talimatların şehvetiyle uyuşmuş, tarih sahnesinden silinmiştir.

Bu köhne zihniyetin en cüretkar teolojik sapmalarından biri de, panteist ve hulûl odaklı felsefeyi meşrulaştırmak için meydanlarda sallanan "Ete kemiğe büründüm, mürşid diye göründüm" yavuz hırsızlığıdır. Bu söz, uluhiyeti maddeye ve fani bir bedene indirgeyen, Hristiyan enkarnasyon dogmasının İslam retorikiyle ambalajlanmış halidir.

Kendini inancın tek muhafızı ilan eden, ekranlarda ve kürsülerde kelime avcılığı yaparak popülarite devşiren bu şarlatan, iş kendi cemaat çeperindeki bu devasa şirke geldiğinde teolojik bir riyakarlık sergilemektedir. Başkalarının rasyonel eleştirilerini "sapkınlık" diye yaftalayan bu şarlatan, Allah'ın mutlak aşkınlığını yerle bir eden bu ifadeleri "tasavvufi bir sır" kılıfıyla cahil kitlelere yutturmaktadır.

Bu şarlatanın vaazlarında rasyonel bir tefekkürün, bilimin ve ahlakın yerini uydurma menkıbelerin, uçan şeyh hikayelerinin ve rüyaların alması tesadüf değildir. Hedef, cemaat çıkarlarını korumak ve kitlelerin hür iradesini felç ederek onları mutlak köleler haline getirmektir. Din nesnel ve ahlaki kurallardan koparılıp, bu şarlatanın pazarladığı doğaüstü hurafelere indirgendiğinde, ortaya çıkan şey İslam değil, Orta Çağ’ın zifiri karanlığıdır.

Tasavvuf; İslam’ın ruhuna zerk edilmiş bir zehir, tevhidi yıkan bir şirk yuvası ve kitleleri cehaletin en karanlık çukuruna mahkum eden teolojik bir afyondur. Bu mistik necaset temizlenmeden, akıl yeniden dinin ve bilimin rehberi kılınmadan, Müslüman toplumların zihinsel ve fiili kölelikten kurtulması imkansızdır. Tasavvufun ürettiği hurafe, şirk ve bu şarlatanlar eliyle yürütülen uyuşukluk ticareti radikal bir entelektüel temizlikle kurutulmadığı müddetçe, İslam dünyası cehaletin ve zilletin dipsiz kuyusunda debelenmeye mahkum kalacaktır.

Tasavvufun ürettiği bu zihinsel felç, sadece teorik bir şirkle sınırlı kalmamış; kitlelerin cehaletini nakde çeviren, din sömürüsünün en aşağılık ve en rantiye formuna dönüşmüştür. Medya maymunluğuna soyunan bu şarlatanın tiksindirici bir pervasızlıkla pazarladığı "yanmaz kefen" ve "kabir azabından koruyan terlik" gibi rezillikler, bu epistemolojik çürümenin doğal ve kaçınılmaz birer sonucudur.

İslam dini, ahiretteki kurtuluşu yalnızca imana, salih amele ve adalete bağlayan rasyonel ve ahlaki bir nizamken; bu şarlatan ve türevleri, dinî hükümleri büyücü ve şaman ritüellerine indirgemiştir. Allah’ın adaletini, cehennem azabını ve dinin kutsallarını birkaç metre bez parçasına veya uydurma dualarla bezeli bezirgan mallarına meze etmek, İslam’ın izzetine yapılmış en aşağılık suikasttır. Bu rezillik, Orta Çağ Hristiyanlığının cennetten toprak satan "endüljans" tezgahından fersah fersah daha kirli bir ticaret modelidir.

Bu metafizik dolandırıcılık, kitlelerin dinî duygularını sömüren geniş bir hurafe kataloğuna sahiptir. Bu şarlatanın cehalet panayırında pazarlanan diğer absürtlükler müslümanların midesini bullandırmaktadır.

Peygamberin sandaletinin resmi basılı kağıtları veya taklitlerini "evleri yangından korur, bereketi artırır, düşmanı helak eder" yalanıyla satmak, tevhid akidesini fetişizme ve totemizme kurban etmektir. Cansız nesnelere koruyucu kutsallık atfetmek, Mekke müşriklerinin putlara tapınma mantığının birebir kopyasıdır.

Kendi tarikat holdinglerini ayakta tutmak için "Bu gece şu kadar namaz kılmayan cehennemliktir", "Şu duayı okuyan sorgusuz cennete gider" gibi uydurma rivayetlerle şeriatı ve vahiyle gelen dini tamamen devre dışı bırakmışlardır.

Azrail’i tokatlayan, müridini mezarda Münker ve Nekir meleklerinin elinden çekip alan, rüyalarda her gece Peygamberle istişare eden şeyh profilleri çizilerek, akıl bütünüyle imha edilir. Müride düşen tek şey ise cebindeki parayı bu şarlatanların kurduğu vakıf ve derneklere akıtmaktır.

Dininizi Kur’an ve sahih sünnetten öğrenin. Bu şarlatanların ise yalnızca yüzüne hakkı söyleyin.

Bu holdingleşmiş din bezirganlığı, İslam dünyasını rasyonel bilim üretmekten, teknolojiden ve felsefeden alıkoyan en büyük afyondur. Kitleler, bu papaz kılıklı şarlatanın uydurduğu hikayelerle ahiretlerini garantilediklerini sanıp dünyadan koparken; bu yapılar lüks villalarında, koruma ordularıyla ve müritlerinin sırtından kazandıkları holding gelirleriyle parazit bir hayat sürmektedir.

Allah Kur’an’dan, sahin sünnetten ve hak yoldan bizleri ayırmasın..
 

Benzer konular

Geri
Üst Ana Sayfa Alt