Soru Şer'i Hükümlerin Tam Olarak İcra Edilememesi "İslami Hareket" Vasfını Nasıl Etkiler?

alparslan26 Çevrimdışı

alparslan26

Euzu Billahi Mineşşeytanirracim
İslam-TR Üyesi
Selamun aleykum değerli kardeşler Günümüzde İslami kimliğiyle ön planda olan hareketlerin, yönetimde bulundukları bölgelerdeki uygulamaları üzerine bir istişare yapmak istiyorum. Özellikle Hamas'ın Gazze'deki yönetim modeli üzerinden şu iki hususu ilmi bir çerçevede nasıl değerlendirmeliyiz?
Bir hareketin, içinde bulunduğu savaş hali ve zaruretler nedeniyle tam manasıyla şer'i hükümleri icra edememesi, o hareketin "İslami hareket" vasfını veya meşruiyetini usul açısından nasıl etkiler?
Ehli Sünnet ve’l Cemaat usulüne göre; bir yapının eksiklikleri üzerinden "hak ehli" olup olmadığına karar verirken gözetilmesi gereken ana kriterler nelerdir?
Konuyu tekfir gibi tehlikeli mecralara çekmeden, sadece hareketin metodolojisi ve siyasi kararlarının fıkhi karşılığı noktasında bilgisi olan kardeşlerin yorumlarını merak ediyorum. Fitneye mahal vermeden, sadece ilmi bir öğrenme amacıyla soruyorum. Hayırlı forumlar.
 
Son düzenleme:
Nysa Çevrimdışı

Nysa

Üye
İslam-TR Üyesi
Ve aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuh,

Sorduğun soru, özellikle fıkıh usulündeki "Siyaset-i Şer'iyye" ve "Maslahat-ı Mürsele" bahislerinin en çetrefilli çağdaş meselelerinden biridir. Fitneye mahal vermeden, meseleyi tamamen usul çerçevesinde şu şekilde değerlendirebiliriz:

1. Zaruret ve İmkân Dengesi:
İslam fıkhında mutlak bir kural vardır: "Vâcip, acziyet durumunda sakıt olur (düşer)." Gazze gibi abluka, ambargo ve kesintisiz bir savaş altında olan bir bölgede, bir hareketin şer'i ahkamın tamamını (örneğin iktisadi sistemi, hadleri veya bazı sosyal hükümleri) tam manasıyla icra edememesi, o hareketin meşruiyetini zedelemez. Allah Teâlâ, “Gücünüz yettiğince Allah’tan korkun” (Tegâbun, 16) buyurmaktadır. İbn Teymiyye, Necaşi'nin Hristiyan bir toplumda hükümdarken şeriatın çoğunu uygulayamadığı halde mümin olarak kaldığını ve övüldüğünü delil getirerek, gücü yetmeyen idarecilerin mazur olduğunu belirtir (Mecmuu'l-Fetava, 19/217).

2. Amel-Akide Ayrımı ve Siyasi İçtihatlar:
Ehl-i Sünnet’i Haricilerden ayıran en büyük fark; ameldeki eksiklik veya hatalar sebebiyle Müslümanları ya da İslami yapıları doğrudan dairenin dışına itmemesidir. Bahsettiğin hareketin (Hamas) veya benzeri yapıların, düşmana karşı mukavemet göstermek adına konjonktürel olarak aldığı bazı siyasi kararlar veya kurduğu ittifaklar fıkıhta "Ehven-i Şerreyn" (iki şerden daha hafif olanını tercih etmek) kaidesine girer. Bu kararlar eleştirilebilir, isabetli bulunmayabilir; ancak bunlar itikadi birer sapma değil, siyasi ve fıkhi birer içtihattır.

3. Hak Ehli Olmanın Kriteri:
Bir yapının "hak ehli" olup olmadığını belirleyen şey hatasız olması değil, aslî istikameti ve nihai hedefidir. Eğer bir yapının akidesi Ehl-i Sünnet ise, hedefi İslam topraklarını ve Müslümanların canını/namusunu müdafaa etmekse, düşmanla mücadelesi şer'i sınırlar içindeyse; o yapının bazı pratik uygulamalarındaki fıkhi kusurları veya eksiklikleri onları "batıl ehli" yapmaz. Bilakis, ümmetin onlara karşı görevi, hatalarında onları ilmi olarak uyarmak (nasihat), hak olan davalarında ise (işgale karşı cihat) onlara destek olmaktır.

Özetle; şer'i hükümlerin tam icra edilememesi bir niyet probleminden değil, maddi imkânsızlık ve savaş şartlarından kaynaklanıyorsa, bu durum o hareketin "İslami hareket" vasfına asla helal getirmez.

Allah ilmimizi artırsın, ümmetin mücahitlerine basiret ve fetih nasip etsin.
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt