Şeyh Makdisi'nin Mursi Yorumu

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Muddessir

الحمد الله
Frm. Yöneticisi
Ey kardeşlerim! Hatırlarsınız ki bizim şiarımız ve menhecimiz ‘’Evvela ve daima Tevhid’’ tir. Öyleyse Mursi, Erdoğan, Hamas ve benzerleri gibi demokrasiyi menhec olarak tercih edip de bu menhec ile sapan, tebaasını saptıran ve insanları fitneye düşürenler hakkındaki duruşumuzda sebat etmemize şaşırmayın. Bundan dolayı, -insanlar bize kızsa da- Allah’ı razı etmek adına şunu ilan etmekten çekinmiyoruz: Bizler, vela ve bera terazilerinin kusurlu olduğu kimselerin onları sevdiği gibi sevmiyoruz ve bizlere onları sevmek caiz de değildir. Çünkü bize göre sevgi ve buğz tevhidin en sağlam kulplarındandır.
Onları rahmetle anmıyoruz ve onlar öldüklerinde insanları, onlara rahmet duasına çağırmıyoruz. Çünkü onların bid’atı küfre düşüren bir bid’attır. Hatta onları bu bid’at sebebiyle tekfir etmeyenlerin bile insanları, onlara rahmet okumaktan ve (cenaze) namazlarını kılmaktan alıkoyması caizdir. İşte bu anlayış tevhidin maslahatını ve açıkça ilanını, duyguların ve insanların rızasını kazanma maslahatının önüne alan kimselerin anlayışıdır. Aynı zamanda bu anlayış, muasır birçok şeyhin de kapılmış olduğu ve yeni olan ‘Palavra, Sulandırma ve Yamama Menheci’ akımına baskın tutan tarafın anlayışıdır.
Bu sözümüzün hoşuna gitmediği kimselere şunu hatırlatırız: Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem) borcu olduğu halde ölen ve beyt’ul mala ihanet ederek ölen kimse gibi büyük günah sahiplerinin -ashabına kılmalarına dair izin vermiş olsa da- namazlarını kılmadı. Bundan dolayı biz de men etmiyoruz. Ancak, Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem) büyük günah işleyenlere bile bu şekilde kızdıysa küfre düşüren demokrasi bid’atını tercih etmesiyle sapan, tabilerini ve birçok insanı saptıran hatta azledilmelerinden ve hapse atılmalarından sonra bile demokrasinin meşru olduğunu ilan eden, hükmün insanlığa, insanlığın sesine ve sultasına ait olduğunu haykıran kimselere karşı ne yapardı?
Öyleyse bilen ve anlayan kimse için onları merhametle anması, pohpohlaması, sevmesi ve övmesi, bunun neticesi olarak da -istesin veya reddetsin- eski tavrına dönüp bu tavrıyla demokratların yollarını yamamalarına ortak olmaları bir tarafa, onlara rahmet duasını terk etmemize şaşırması caiz midir?
Şüphe yoktur ki onların sapan ve saptıran yollarından ve bid’atlerinden beraatimizi izhar etmek adına onlara rahmet dualarını terk etmemiz, bazı alimlerin caiz, bazılarının da tabi olunan ve konum sahipleri için vacip saydığı namazın terkinden daha evla ve daha doğrudur.
Ey gençler! Nebi’nin (Sallallahu aleyhi ve sellem) Necaşi’nin namazını kılması ile delil getirenlere deyin ki: Şeriatın tamamlanmasından önce Necaşi’ye kendi zamanında vacip olan en azim şey; tevhidi gerçekleştirmesi ve tevhid ehlini korumasıydı ki Necaşi tevhidi gerçekleştirdi ve sahabeye yardım etti. Necaşi, mezkur olan yöneticiler gibi -ki onların en başı Ensar’ut-Tevhid’i ve’l Mucahidin ile beraber- onları düşmanlarına teslim etmedi, hapse atmadı, yüzüstü bırakmadı veya onlarla savaşmadı. Buna getirilecek misaller onların hayatlarına baktığımızda çok fazladır. O misalleri buraya yığmak ve zikretmek açık olan şeyleri açıklamayla uğraşmak olur.
Mezkur olan yöneticiler kafir olan alemi razı etmek, onlara yakın olmak ve yaltakçılıklarını yapmak adına -hakikati cihad olan- ‘’terörle savaş’’ ile meşgul oldular. Onlar ve cemaatleri demokrasi yolunu tercih ettiler. Böylece saptılar ve saptırdılar. Onlara karşı duruşumuz ve bid’atlerinden beri oluşumuz tevhide bağlı olup, tevhidin en sağlam kulpundan kaynaklıdır. Bizim onlardan beraatimiz, tağutlara yakınlık adına saray mollalığı yapanların onlardan beri olması ve onlara düşmanlık etmesi gibi değildir. Onlar bunlardan daha kötü ve yol bakımından daha da sapıktırlar.
Sizlere, bazı tağutlar tarafından desteklenen grupların elebaşları vefat ettiğinde nasıl bir tavır sergilediğimizi de hatırlatırız. O elebaşları Beşşar’ın alaşağı edilmesinden sonra ne olursa olsun halkın seçimini kabul edeceklerini vadediyorlardı. Biz onlara da rahmet okumadık. Bazı cahiller beni bu sebeple kınadığında da o gün genel olarak şunları söyledim: Vicdani tutumlar sağlam ve sahih akide sahiplerinin tercihlerini değiştirmemeli ve sulandırmamalı. Veyahut da (bu tutumlar), mizanı öncelikle tevhid olan kişileri tercihlerinden uzaklaştırmamalı ve tevhidi mizan edinen kişi tevhide uyan tercihlerinde sebatkar olmalı.
Bitirmeden önce; Mursi, Erdoğan, Hamas gibilerinin bizim yanımızda mücrim ve hain tağutlardan daha hayırlı olduğunu söylemeye devam ediyoruz. Hatta bunların pabuçları bile o hain ve hırsız tağutlardan daha hayırlıdır. Ancak her ne kadar onları sevenler onların iyiliklerini saysalar da, her ne kadar insanlar bunu sulandırsa da; Nebilerin varislerinin ve tevhidin yardımcılarının pabuçlar arasında tercih yapma, Allah’ın şeriatı ile hükmetmeyenleri alkışlama ve onların hatalarını yamama gibi bir meşguliyetleri yoktur. Bu, baskın olan akımda sürüklenen, taraftarların ve dinleyicilerin istek ve taleplerine öncelik tanıyan, şiddetli vakıalarda yumuşayan ve yamama, sulandırma ve temize çıkarma menhecini tercih edenlerin meşguliyetidir.
Bizim bu gibi olaylarda tutumumuz ve meşguliyetimiz ise insanlara şunu söylememizdir: Demokrasi ve sandıkları tevhid ve cihada zıttır. Kim tevhide muhalif ve zıt olan şeyler ile insanları saptırırsa onu reddederiz, ondan sakındırırız ve kim olursa olsun onun yolundan beri oluruz. Onun belaya uğraması, hapse atılması veya ölümü bizim bu tavrımızı, tevhide ve tevhidin en sağlam kulpuna bağlı olan tutumumuzu değiştirmez. Bütün dünyanın muhalefeti bile bizim bu tutumumuzu sarsamaz veya o akımın aksine yüzmemizden bizi alıkoyamaz. Kötüleyenlerin kötülemesi de kınayanların kınaması da…
Tevhide ve tevhid ehline karşı savaşan diğer tağutlara ve yöneticilere gelince; onlara karşı inkarımız daha azim, beraatimiz daha büyük, buğzumuz daha şiddetli ve sakındırmamız daha kuvvetlidir. Sakın Mursi, Erdoğan ve Hamas’a karşı tutumumuza bakılarak biz, bunların düşmanları olan tağutlarla aynı saftayız zannedilmesin. Allah’a sığınırız. Bizim meylimiz sadece ve sadece ‘’Evvela ve daima Tevhide’’dir. Bizim idarecimiz Allah’tır. O bizim mevlamızdır ve ne güzel yardımcıdır.

Ebu Muhammed el-Makdisi
 

عبيد

إذا لم تخلص فلا تتعب
Ey kardeşlerim! Hatırlarsınız ki bizim şiarımız ve menhecimiz ‘’Evvela ve daima Tevhid’’ tir. Öyleyse Mursi, Erdoğan, Hamas ve benzerleri gibi demokrasiyi menhec olarak tercih edip de bu menhec ile sapan, tebaasını saptıran ve insanları fitneye düşürenler hakkındaki duruşumuzda sebat etmemize şaşırmayın. Bundan dolayı, -insanlar bize kızsa da- Allah’ı razı etmek adına şunu ilan etmekten çekinmiyoruz: Bizler, vela ve bera terazilerinin kusurlu olduğu kimselerin onları sevdiği gibi sevmiyoruz ve bizlere onları sevmek caiz de değildir. Çünkü bize göre sevgi ve buğz tevhidin en sağlam kulplarındandır.
Onları rahmetle anmıyoruz ve onlar öldüklerinde insanları, onlara rahmet duasına çağırmıyoruz. Çünkü onların bid’atı küfre düşüren bir bid’attır. Hatta onları bu bid’at sebebiyle tekfir etmeyenlerin bile insanları, onlara rahmet okumaktan ve (cenaze) namazlarını kılmaktan alıkoyması caizdir. İşte bu anlayış tevhidin maslahatını ve açıkça ilanını, duyguların ve insanların rızasını kazanma maslahatının önüne alan kimselerin anlayışıdır. Aynı zamanda bu anlayış, muasır birçok şeyhin de kapılmış olduğu ve yeni olan ‘Palavra, Sulandırma ve Yamama Menheci’ akımına baskın tutan tarafın anlayışıdır.
Bu sözümüzün hoşuna gitmediği kimselere şunu hatırlatırız: Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem) borcu olduğu halde ölen ve beyt’ul mala ihanet ederek ölen kimse gibi büyük günah sahiplerinin -ashabına kılmalarına dair izin vermiş olsa da- namazlarını kılmadı. Bundan dolayı biz de men etmiyoruz. Ancak, Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem) büyük günah işleyenlere bile bu şekilde kızdıysa küfre düşüren demokrasi bid’atını tercih etmesiyle sapan, tabilerini ve birçok insanı saptıran hatta azledilmelerinden ve hapse atılmalarından sonra bile demokrasinin meşru olduğunu ilan eden, hükmün insanlığa, insanlığın sesine ve sultasına ait olduğunu haykıran kimselere karşı ne yapardı?
Öyleyse bilen ve anlayan kimse için onları merhametle anması, pohpohlaması, sevmesi ve övmesi, bunun neticesi olarak da -istesin veya reddetsin- eski tavrına dönüp bu tavrıyla demokratların yollarını yamamalarına ortak olmaları bir tarafa, onlara rahmet duasını terk etmemize şaşırması caiz midir?
Şüphe yoktur ki onların sapan ve saptıran yollarından ve bid’atlerinden beraatimizi izhar etmek adına onlara rahmet dualarını terk etmemiz, bazı alimlerin caiz, bazılarının da tabi olunan ve konum sahipleri için vacip saydığı namazın terkinden daha evla ve daha doğrudur.
Ey gençler! Nebi’nin (Sallallahu aleyhi ve sellem) Necaşi’nin namazını kılması ile delil getirenlere deyin ki: Şeriatın tamamlanmasından önce Necaşi’ye kendi zamanında vacip olan en azim şey; tevhidi gerçekleştirmesi ve tevhid ehlini korumasıydı ki Necaşi tevhidi gerçekleştirdi ve sahabeye yardım etti. Necaşi, mezkur olan yöneticiler gibi -ki onların en başı Ensar’ut-Tevhid’i ve’l Mucahidin ile beraber- onları düşmanlarına teslim etmedi, hapse atmadı, yüzüstü bırakmadı veya onlarla savaşmadı. Buna getirilecek misaller onların hayatlarına baktığımızda çok fazladır. O misalleri buraya yığmak ve zikretmek açık olan şeyleri açıklamayla uğraşmak olur.
Mezkur olan yöneticiler kafir olan alemi razı etmek, onlara yakın olmak ve yaltakçılıklarını yapmak adına -hakikati cihad olan- ‘’terörle savaş’’ ile meşgul oldular. Onlar ve cemaatleri demokrasi yolunu tercih ettiler. Böylece saptılar ve saptırdılar. Onlara karşı duruşumuz ve bid’atlerinden beri oluşumuz tevhide bağlı olup, tevhidin en sağlam kulpundan kaynaklıdır. Bizim onlardan beraatimiz, tağutlara yakınlık adına saray mollalığı yapanların onlardan beri olması ve onlara düşmanlık etmesi gibi değildir. Onlar bunlardan daha kötü ve yol bakımından daha da sapıktırlar.
Sizlere, bazı tağutlar tarafından desteklenen grupların elebaşları vefat ettiğinde nasıl bir tavır sergilediğimizi de hatırlatırız. O elebaşları Beşşar’ın alaşağı edilmesinden sonra ne olursa olsun halkın seçimini kabul edeceklerini vadediyorlardı. Biz onlara da rahmet okumadık. Bazı cahiller beni bu sebeple kınadığında da o gün genel olarak şunları söyledim: Vicdani tutumlar sağlam ve sahih akide sahiplerinin tercihlerini değiştirmemeli ve sulandırmamalı. Veyahut da (bu tutumlar), mizanı öncelikle tevhid olan kişileri tercihlerinden uzaklaştırmamalı ve tevhidi mizan edinen kişi tevhide uyan tercihlerinde sebatkar olmalı.
Bitirmeden önce; Mursi, Erdoğan, Hamas gibilerinin bizim yanımızda mücrim ve hain tağutlardan daha hayırlı olduğunu söylemeye devam ediyoruz. Hatta bunların pabuçları bile o hain ve hırsız tağutlardan daha hayırlıdır. Ancak her ne kadar onları sevenler onların iyiliklerini saysalar da, her ne kadar insanlar bunu sulandırsa da; Nebilerin varislerinin ve tevhidin yardımcılarının pabuçlar arasında tercih yapma, Allah’ın şeriatı ile hükmetmeyenleri alkışlama ve onların hatalarını yamama gibi bir meşguliyetleri yoktur. Bu, baskın olan akımda sürüklenen, taraftarların ve dinleyicilerin istek ve taleplerine öncelik tanıyan, şiddetli vakıalarda yumuşayan ve yamama, sulandırma ve temize çıkarma menhecini tercih edenlerin meşguliyetidir.
Bizim bu gibi olaylarda tutumumuz ve meşguliyetimiz ise insanlara şunu söylememizdir: Demokrasi ve sandıkları tevhid ve cihada zıttır. Kim tevhide muhalif ve zıt olan şeyler ile insanları saptırırsa onu reddederiz, ondan sakındırırız ve kim olursa olsun onun yolundan beri oluruz. Onun belaya uğraması, hapse atılması veya ölümü bizim bu tavrımızı, tevhide ve tevhidin en sağlam kulpuna bağlı olan tutumumuzu değiştirmez. Bütün dünyanın muhalefeti bile bizim bu tutumumuzu sarsamaz veya o akımın aksine yüzmemizden bizi alıkoyamaz. Kötüleyenlerin kötülemesi de kınayanların kınaması da…
Tevhide ve tevhid ehline karşı savaşan diğer tağutlara ve yöneticilere gelince; onlara karşı inkarımız daha azim, beraatimiz daha büyük, buğzumuz daha şiddetli ve sakındırmamız daha kuvvetlidir. Sakın Mursi, Erdoğan ve Hamas’a karşı tutumumuza bakılarak biz, bunların düşmanları olan tağutlarla aynı saftayız zannedilmesin. Allah’a sığınırız. Bizim meylimiz sadece ve sadece ‘’Evvela ve daima Tevhide’’dir. Bizim idarecimiz Allah’tır. O bizim mevlamızdır ve ne güzel yardımcıdır.

Ebu Muhammed el-Makdisi
Şunun yeryüzünde beğendiği bir tane cemaat kaldı mı? Bir dakika herkesin onlar gibi düşünmesi gerekiyor değil mi!? Ben particiliği övmüyorum fakat kendileri dışındaki herkesi red edenleri de reddediyorum
 

Muddessir

الحمد الله
Frm. Yöneticisi
Şunun yeryüzünde beğendiği bir tane cemaat kaldı mı? Bir dakika herkesin onlar gibi düşünmesi gerekiyor değil mi!? Ben particiliği övmüyorum fakat kendileri dışındaki herkesi red edenleri de reddediyorum
Şu diye tabir ettiğiniz adam ömrünü islama adayan bir kişidir. Bu sebeple uslubunuza dikkat ederseniz daha hayırlı olur.

Bununla beraber kendisi söz konusu şeriat olunca elbette ki laik hareketleri destekleyecek biri değildir. Sonuç itibariyle Mursi ;

-demokrasiyi kabul eden
-sinadaki mücahidleri hedef alan
- israille yapılan anlaşmalara da sadık kalan biridir.

Kendileri dışında herkesi reddeden kişidir demenizde sizin zannınızdır. Çünkü kendileri dışında değil müslümanlar dışındaki herkesi reddeden biridir.
 

Ademoqlu

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
@Şeriatu'l İslam ahi seni uzun zamandır takip ediyorum. Akide konusunda delillerle değil duygularınla hareket ediyorsun. Sana nasihatim akide konusunda duygularınla değil delillerle hareket et. Kimseyi cehenneme gönderme meraklısı değiliz ama ortada da Mursi'nin açık küfürleri var. Hüsnü zannım İnşaAllah zindanda tövbe etmiştir diyorum. Şahsi görüşüm ben ne şehid derim ne rahmet okurum. Müslüman her konuda görüş belirtmek zorunda değil. Bende bu konuda susuyorum. Ayrıca Şeyh Muhammed el Makdisi'nin ayakkabıları başımızın tacıdır.
 

ez-Zehebî

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Ebu Katade, Mursi’ye rahmet okumuştu. Makdisi ile Ebu Katade’nin arası iyi mi? İlginç farklılıkları fark ikisinin de.9F558917-5EC2-4C25-94C8-73C907AC81D6.jpeg
 

عبيد

إذا لم تخلص فلا تتعب
@Şeriatu'l İslam ahi seni uzun zamandır takip ediyorum. Akide konusunda delillerle değil duygularınla hareket ediyorsun. Sana nasihatim akide konusunda duygularınla değil delillerle hareket et. Kimseyi cehenneme gönderme meraklısı değiliz ama ortada da Mursi'nin açık küfürleri var. Hüsnü zannım İnşaAllah zindanda tövbe etmiştir diyorum. Şahsi görüşüm ben ne şehid derim ne rahmet okurum. Müslüman her konuda görüş belirtmek zorunda değil. Bende bu konuda susuyorum. Ayrıca Şeyh Muhammed el Makdisi'nin ayakkabıları başımızın tacıdır.
Nasihatın için Allah razı olsun kardeşim.
Bende Mursi'nin o küfür sözü olan metnin dışında onun aksi olan konuşmasını biliyorum. Delil diyorsan bende Mursi'nin ikrah altında o sözleri söylediği veya bilgisizce söylediği hüsnü zannında bulunuyorum.Duygularımla konuşma meselesine gelince böyle bir şeyin farkında değilim. Delil olmadan hareket etmemeye çalışıyorum fıkhî konularda bile verilen hükümlerin dayalı oldukları ayet veya hadisleri ezberlemeye veya anlam olarak aklımda tutmaya çalışıyorum ama yine de farkında olmadan dediğin şekilde hareket etmiş olabilirim. Akide konusu öyle beş on ayet yirmi otuz hadis ezberlemekle oluşmuyor. Bende şu ayet şöyle bu hadis şöyle diyebilirim. Fakat ben ayet ve hadisleri eski ulemadan öğrenmeye çalışıyorum. Onlardan öğrendiklerini üzerine akidemi bina ediyorum.
Bir insanı tekfir etmek için onun bireysel durumunu, hangi şartlar altında o sözleri söylediğini, ilim seviyesini bilmek lazım. Kaç kişi Mursi'nin bu durumlarını biliyor ve buna göre hüküm veriyor.

Hüsnü zannımın delili şudur;

Kâdı İyâd (rahimehullah) bazı muhakkik âlimlerin şöyle dediklerini nakletmiştir: “1000 kâfiri terk etmek suretiyle yapılan hata, tek bir Müslümanın kanını akıtmak hususunda yapılan hatadan daha ehvendir/basittir.” (eş-Şifâ, 2/277)

Ebu’d-Derdâ (radiyallahu anh) şöyle söylemiştir: “Ben Müslüman kardeşim için birden yetmişe kadar (mümkün olduğunca) özür ararım. Daha sonra (şayet bir özür bulamazsam): “Belki benim kendisine muttali olamadığım başka bir özrü vardır” derim.” (Siyeru A’lâmi’n-Nubelâ, Zehebî)

Molla Ali el-Kârî (rahimehullah) şöyle demiştir: “Alimlerimiz dediler ki: “Bir Müslümanın küfrüne/kâfir olduğuna 99 vecih/yön delalet etse ve 1 vecihte İslam’ının baki kaldığına işaret etse, müftü ve kadının bu bir vecihle amel etmesi (Müslüman olduğuna hükmetmesi) gerekir.” (Şerhu’ş-Şifâ, 2/217)

Kudâme b. Maz’ûn (radiyallahu anh) hâdisesi: Habeşistan’a hicret etmiş, sonra Bedir savaşına ve daha başka savaşlara katılmış, Ömer (radiyallahu anh) tarafından Bahreyn’in sorumlusu olarak görevlendirilmiş olan ve Arap dilinin çok iyi bilindiği bir zaman diliminde yaşamış olması hasebiyle Kur’ân’ın manalarını iyi anlayan bu sahabi, Müslümanlıkla şereflenmesinden, en önemlisi de içkinin, bir görüşe göre Uhud savaşından önce, diğer bir görüşe göre ise Uhud savaşından sonra hicretin 3. senesinde haram kılınmasından uzun bir süre sonra Ömer (radiyallahu anh)’ın hilafeti döneminde: “İman eden ve salih amel işleyenlere, (Allah’a karşı gelmekten) sakınıp iman ettikleri ve salih amel işledikleri, sonra yine sakınıp iman ettikleri, sonra da sakınıp, yaptıklarını ellerinden geldiğince güzel yaptıkları takdirde (haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı bir günah yoktur.” mealindeki Mâide 93. ayeti, kendisi ve beraberindekiler yanlış anlayıp, içkinin aslen haram olup mutlak olarak ise haram olmadığına, yani kendileri gibi ayetteki vasıfları üzerinde bulunduran kimselere helal olduğuna inanarak içki içmişlerdi. Kudâme (radiyallahu anh)’ın bu inancı hiç şüphesiz dinden çıkartan bir inanç olmasına rağmen Ömer (radiyallahu anh) O’nu hemen tekfir etmemiş ve şu sözleriyle O’na hücceti ikame ederek zihnindeki şüphesini gidermiştir: “Sen ayeti yanlış yorumladın. Allah’a karşı gelmekten sakınmış olsaydın Allah’ın sana haram kılmış olduğu şeyden kaçınırdın.” Allâme İbn Teymiyye (rahimehullah) şöyle demiştir: “Ömer, Ali ve bu ikisinin dışındakiler gibi sahabenin âlimleri şunda ittifak ettiler ki; onlar bu düşüncelerinden vazgeçmeye davet edilirler, eğer helal görmekte ısrar ederlerse kâfir olurlar, ama haram olduğunu ikrar ederlerse (içki içtikleri için) sopalanırlar. İşte sahabiler, hak kendileri için ortaya çıkıncaya kadar, onlarda oluşan şüphe nedeniyle içkiyi helal gördükleri için başlangıçta onları tekfir etmediler.” (er-Raddu ale’l-Bekrî, sy:258)
Bir de şunu sormak istiyorum Makdisinin yeryüzünde razı olduğu tek bir cemaat var mı ? Htş yi de deaşı da ihvanı da haması da ve daha başka grupları da hak yoldan sapmakla itham etmedi mi? Doğrudur içlerinde sapanlar var ama insanları tekfir etmek bu kadar kolay değil, değil Makdisinin yeryüzündeki bir çok insanın ya bilgi olarak ya da insanları tanıyıp değerlendirme açısından eksik olduğunu düşünüyorum. Makdisiyi kendine ölçü alan kardeşlere sormak istiyorum, kaç kişi makdisinin kimden ilim aldığını, ne kadar ilmi olduğunu ne yaptığını hangi yerlerde mücadelede bulunduğunu sosyal medya dışında birebir ona yakın bir isimden veya buna benzer bir şekilde bir kaynaktan öğrendi? Insanları sosyal medya üzerinden mi tanıyıp iyi, kötü,âlim,cahil değerlendirmesinde bulunacağız? Madem cihad cihad diyor neden şu an Ürdün'de? Ordan konuşmak kolay.Suriye Afganistan çok uzak değil. Yaş vb. durumlar bahane olmaz. Suriye'de saçı sakalı beyazlamış insanlar savaşıyordu ön cephede.
 
Son düzenleme:

عبيد

إذا لم تخلص فلا تتعب
Şu diye tabir ettiğiniz adam ömrünü islama adayan bir kişidir. Bu sebeple uslubunuza dikkat ederseniz daha hayırlı olur.

Bununla beraber kendisi söz konusu şeriat olunca elbette ki laik hareketleri destekleyecek biri değildir. Sonuç itibariyle Mursi ;

-demokrasiyi kabul eden
-sinadaki mücahidleri hedef alan
- israille yapılan anlaşmalara da sadık kalan biridir.

Kendileri dışında herkesi reddeden kişidir demenizde sizin zannınızdır. Çünkü kendileri dışında değil müslümanlar dışındaki herkesi reddeden biridir.
Hangi İslam?Kime göre Müslüman, laik, kâfir, demokrat,mücahid veya hain?
Son paragrafın bir kısmı hariç bireysel görüşlere bağlıdır. Onun için onlara cevap vermeyeceğim. Bana şu an Makdisinin iyidir, cihad ediyorlar dediği üç tane cemaat söyler misiniz madem bu genel bir doğru değil ise. O zaman sizin dediğinizi doğru kabul edeceğim.
 

Bin Yusuf

Varma lain Yezid'in yanına, huyun benzer huyuna.
İslam-TR Üyesi
Kudâme b. Maz’ûn (radiyallahu anh) Allah'ın dininde yer alan bir hükmü yanlış yorumlamış; ancak diğeri Allah'a ait olmayan (razı olmadığı) demokrasi dini ile hüküm vermek istemişti. Umarım zindanda tövbe etmiştir.
 

Muddessir

الحمد الله
Frm. Yöneticisi
Hangi İslam?Kime göre Müslüman, laik, kâfir, demokrat,mücahid veya hain?
Son paragrafın bir kısmı hariç bireysel görüşlere bağlıdır. Onun için onlara cevap vermeyeceğim. Bana şu an Makdisinin iyidir, cihad ediyorlar dediği üç tane cemaat söyler misiniz madem bu genel bir doğru değil ise. O zaman sizin dediğinizi doğru kabul edeceğim.
Şu yazdıgınızdan şöyle bir çıkarımda bulunuyorum ki sizde makdisiyi İslam üzere görmüyorsunuz. Halbuki kendisi gibi düşünmeyenleri reddedenleri reddediyordunuz.

Üstelik son paragrafı anlamış olsaydınız böyle bir soru yöneltmezdiniz.
Şeyh makdisinin birilerini sizin gibi pohpohlama ya da yerme gibi bir derdi yoktur ve Allah’ın şeriatı ile hükmetmeyenleri ve ona ters hareket edenleri alkışlama ve onların hatalarını yamama gibi bir meşguliyeti de yoktur.
 

عبيد

إذا لم تخلص فلا تتعب
Haşa! Sümme haşa! Benim haddime midir Makdisiyi tekfir etmek! Makdisinin iman küfür, cihad vb. kavram tanımları beni bağlamaz anlamında söyledim ben onu. Yazdıklarımı yanlış anlamışsın.
Insanların kalplerini mi okumaya başladınız! Benim birilerini pohpohlamaya çalıştığımı nereden çıkardın? Şu yazdıklarından Makdisiyi pohpohladığını göremiyor musun?
Ikincisi benim ikinci paragraftan kastım benim zannım olduğunu söylediğiniz yerdir. Madem durum benim dediğim gibi değil buyrun durum ortada. Delilinizi getirin.
 
Son düzenleme:

عبيد

إذا لم تخلص فلا تتعب
Kudâme b. Maz’ûn (radiyallahu anh) Allah'ın dininde yer alan bir hükmü yanlış yorumlamış; ancak diğeri Allah'a ait olmayan (razı olmadığı) demokrasi dini ile hüküm vermek istemişti. Umarım zindanda tövbe etmiştir.
Tekfir etmek isteyen her şekilde tekfir eder, tekfirden uzak durmak isteyene de Ebu'd Derda'nın sözü yeter.
 

Salim Suheyb

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Mapus köşelerinde vefat eden bunu demokrasi laiklik islam şeriatı dışında bir sistem için yapmadığı apaçık belli olan evet araç olarak demokrasiyi kullaması yanlış olan bununla beraber başka yanlışlar yapmak zorunda kalan bir adamı yan gelip yatarak tekfir etmek onu abdestsiz namazsız laiklerle aynı seviyeye çıkarıvermek ne kötü.

Bu zihniyet abdullah yolcu vb. müslümanları yanlış yorumlayıp oy kullanmaya teşvik ettiği için tekfir eden zihniyet hep aynı.
 

Hattab Amedi

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Suriyeli Mücahidlerden Muhammed Mursi İçin Taziye
Heyet’üt-Tahrîri’ş-Şam Mısır’ın meşru cumhurbaşkanı Dr. Muhammed Mursî’nin vefatı dolasıyla bir taziye mesajı yayınladı.
19 Haziran 2019 Çarşamba 21:40A+A-
Mazlum Dr. Muhammed Mursî’nin Vefatı Dolayısıyla Taziye
Hamd, âlemlerin rabbi olan Allah’adır. Salatın en güzeli, selamın en mükemmeli, nebimiz Muhammed (sav.)’e, âline ve ashabının tamamına olsun.
Ümmet, kölelik zilleti ile hür hayatı tercih edenleri ayrıştıran tarihî süreçlerden geçmektedir. Bu süreç, Arap Baharı devrimleri ve onurlu halkların hançeresinden boşalan sloganlarla başlamıştır. Bazen köklerin solmaya yüz tuttuğu, bazen darbe girişimlerinin ardından devrim ruhunun yeniden canlandığı, bazen de tutuklu ve esirlerden sabırlı, sebatkâr mücahit kahramanların, ümmetin onurunun iadesi ve kurtuluşu için canını ve değerli her şeyi kurban eden fedakârların eliyle mola verildiği aşamalardır bunlar.
İşte bu sebatkârlardan, fedakârlardan biri de hürriyet hattını tercih eden Dr. Muhammed Mursî’dir. (Allah ona rahmet etsin!) Karşı devrimcilerin darbesinin karşısında durarak hayatıyla bedel ödemiştir. O sabretti, mazlum olarak ecrini Allah’tan bekleyerek Rabbiyle buluşuncaya kadar eğilmedi, titremedi.
Kendimize, İslam’ın sadağı Mısır’daki halkımıza ve bütün ümmete başsağlığı diliyoruz. Mısır’da, Şam’da ve diğer İslam beldelerinde mücadele sürecinin, zulüm ve tuğyan güçlerine karşı savaşın devam ettirilmesinin gerekliliğine dikkat çekiyoruz. Savaş, ümmetin savaşıdır. Diktatörlerin zincirlerini kırmadan, putlarını devirmeden bize kurtuluş yoktur.
Artık halklarımız davanın ve mücadelenin mahiyetini anlamıştır. Karşı devrimcilerin, dinamizmimizi bitirmek, devrimlerimizi çıkmaza sokmak için nasıl çalıştıklarını öğrenmişlerdir. Üzerimize musallat olan zorbalık ve zulümden kurtulmanın yolunun sadece bazı sembol ve kişilerin değil, eski rejimlerin tümüyle tasfiye edilip ümmetin dürüst çocukları eliyle yeni sistemler inşa etmekten geçtiğini yakinen idrak etmişlerdir.
Ey İslam’ın çocukları, Dr. Mursî gibi Şam ve Mısır’da diktatörlerin hapishanelerinde binlerce mazlum tutuklu mevcut. Onlar sabırlı ve sebatkârlar, ancak öfkenizi bekliyor, mücahitler eliyle kurtarılmayı umuyorlar. Sorumluluğunuzun bilincinde olun! Allah sizinledir, sizi ve amellerinizi terk etmeyecektir.

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’adır.
 

Hattab Amedi

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Taliban'dan Mursi İçin Taziye Mesajı
Taliban, dün mahkeme sırasında yaşamını yitiren Muhammed Mursi hakkında taziye mesajı yayınladı.

19 Haziran 2019 Çarşamba 00:44
Afganistan'da faaliyet gösteren Taliban hareketi, internet siteleri üzerinden yaptığı açıklamada, Mısır'da yargılandığı mahkeme esnasında şehid olan Muhammed Mursi'nin vefatı nedeniyle taziyelerini iletti.
Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
"Büyük üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz ki Mısır'ın mevcut mühim İslami liderlerinden ve ülkenin eski seçilmiş cumhurbaşkanı tutuklu haldeyken vefat etmiş bulunuyor. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun (Biz Allah'a aitiz ve ona dönücüleriz.)
Afganistan İslam Emirliği ailesine, dava arkadaşlarına, takipçilerine ve genelde tüm İslam ümmetine merhum Doktor Muhammed Mursi'nin vefatı nedeniyle taziyelerini iletir ve onun vefatını Mısır ve tüm İslam dünyası için büyük bir kayıp addeder. Allah Doktor Mursi'ye rahmet etsin ve kelimetullahı yüceltmek için yaptığı tüm mücadeleleri kabul etsin, amin ya rabbel alemin.
Mazlum Doktor Mursi'nin hikayesi ve ona yönelik ihanet ve zulüm, gerçek mücadele ve gayelerin gerektirdiği meşakkatlerin, fedakarlıkların ve kararlılığın boyutlarını kanıtlamaktadır. Azmi ve sebatı hakikatin takipçileri için parıldayan bir yol işareti olacak, İslam ve insanlık tarihi onu daima gururla hatırlayacaktır."
Kaynak: Mepa News
 

Muddessir

الحمد الله
Frm. Yöneticisi
Haşa! Sümme haşa! Benim haddime midir Makdisiyi tekfir etmek! Makdisinin iman küfür, cihad vb. kavram tanımları beni bağlamaz anlamında söyledim ben onu. Yazdıklarımı yanlış anlamışsın.
Insanların kalplerini mi okumaya başladınız! Benim birilerini pohpohlamaya çalıştığımı nereden çıkardın? Şu yazdıklarından Makdisiyi pohpohladığını göremiyor musun?
Ikincisi benim ikinci paragraftan kastım benim zannım olduğunu söylediğimiz yerdir. Madem durum benim dediğim gibi değil buyrun durum ortada. Delilinizi getirin.
Madem makdisinin tanımları sizi bağlamıyor bu doğrultuda delil istemeniz anlamsızlaşır. Ama gene de merak ediyorsanız forumda arayıp bulabilirsiniz.
 

Ademoqlu

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Nasihatın için Allah razı olsun kardeşim.
Bende Mursi'nin o küfür sözü olan metnin dışında onun aksi olan konuşmasını biliyorum. Delil diyorsan bende Mursi'nin ikrah altında o sözleri söylediği veya bilgisizce söylediği hüsnü zannında bulunuyorum.Duygularımla konuşma meselesine gelince böyle bir şeyin farkında değilim. Delil olmadan hareket etmemeye çalışıyorum fıkhî konularda bile verilen hükümlerin dayalı oldukları ayet veya hadisleri ezberlemeye veya anlam olarak aklımda tutmaya çalışıyorum ama yine de farkında olmadan dediğin şekilde hareket etmiş olabilirim. Akide konusu öyle beş on ayet yirmi otuz hadis ezberlemekle oluşmuyor. Bende şu ayet şöyle bu hadis şöyle diyebilirim. Fakat ben ayet ve hadisleri eski ulemadan öğrenmeye çalışıyorum. Onlardan öğrendiklerini üzerine akidemi bina ediyorum.
Bir insanı tekfir etmek için onun bireysel durumunu, hangi şartlar altında o sözleri söylediğini, ilim seviyesini bilmek lazım. Kaç kişi Mursi'nin bu durumlarını biliyor ve buna göre hüküm veriyor.

Hüsnü zannımın delili şudur;

Kâdı İyâd (rahimehullah) bazı muhakkik âlimlerin şöyle dediklerini nakletmiştir: “1000 kâfiri terk etmek suretiyle yapılan hata, tek bir Müslümanın kanını akıtmak hususunda yapılan hatadan daha ehvendir/basittir.” (eş-Şifâ, 2/277)

Ebu’d-Derdâ (radiyallahu anh) şöyle söylemiştir: “Ben Müslüman kardeşim için birden yetmişe kadar (mümkün olduğunca) özür ararım. Daha sonra (şayet bir özür bulamazsam): “Belki benim kendisine muttali olamadığım başka bir özrü vardır” derim.” (Siyeru A’lâmi’n-Nubelâ, Zehebî)

Molla Ali el-Kârî (rahimehullah) şöyle demiştir: “Alimlerimiz dediler ki: “Bir Müslümanın küfrüne/kâfir olduğuna 99 vecih/yön delalet etse ve 1 vecihte İslam’ının baki kaldığına işaret etse, müftü ve kadının bu bir vecihle amel etmesi (Müslüman olduğuna hükmetmesi) gerekir.” (Şerhu’ş-Şifâ, 2/217)

Kudâme b. Maz’ûn (radiyallahu anh) hâdisesi: Habeşistan’a hicret etmiş, sonra Bedir savaşına ve daha başka savaşlara katılmış, Ömer (radiyallahu anh) tarafından Bahreyn’in sorumlusu olarak görevlendirilmiş olan ve Arap dilinin çok iyi bilindiği bir zaman diliminde yaşamış olması hasebiyle Kur’ân’ın manalarını iyi anlayan bu sahabi, Müslümanlıkla şereflenmesinden, en önemlisi de içkinin, bir görüşe göre Uhud savaşından önce, diğer bir görüşe göre ise Uhud savaşından sonra hicretin 3. senesinde haram kılınmasından uzun bir süre sonra Ömer (radiyallahu anh)’ın hilafeti döneminde: “İman eden ve salih amel işleyenlere, (Allah’a karşı gelmekten) sakınıp iman ettikleri ve salih amel işledikleri, sonra yine sakınıp iman ettikleri, sonra da sakınıp, yaptıklarını ellerinden geldiğince güzel yaptıkları takdirde (haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı bir günah yoktur.” mealindeki Mâide 93. ayeti, kendisi ve beraberindekiler yanlış anlayıp, içkinin aslen haram olup mutlak olarak ise haram olmadığına, yani kendileri gibi ayetteki vasıfları üzerinde bulunduran kimselere helal olduğuna inanarak içki içmişlerdi. Kudâme (radiyallahu anh)’ın bu inancı hiç şüphesiz dinden çıkartan bir inanç olmasına rağmen Ömer (radiyallahu anh) O’nu hemen tekfir etmemiş ve şu sözleriyle O’na hücceti ikame ederek zihnindeki şüphesini gidermiştir: “Sen ayeti yanlış yorumladın. Allah’a karşı gelmekten sakınmış olsaydın Allah’ın sana haram kılmış olduğu şeyden kaçınırdın.” Allâme İbn Teymiyye (rahimehullah) şöyle demiştir: “Ömer, Ali ve bu ikisinin dışındakiler gibi sahabenin âlimleri şunda ittifak ettiler ki; onlar bu düşüncelerinden vazgeçmeye davet edilirler, eğer helal görmekte ısrar ederlerse kâfir olurlar, ama haram olduğunu ikrar ederlerse (içki içtikleri için) sopalanırlar. İşte sahabiler, hak kendileri için ortaya çıkıncaya kadar, onlarda oluşan şüphe nedeniyle içkiyi helal gördükleri için başlangıçta onları tekfir etmediler.” (er-Raddu ale’l-Bekrî, sy:258)
Bir de şunu sormak istiyorum Makdisinin yeryüzünde razı olduğu tek bir cemaat var mı ? Htş yi de deaşı da ihvanı da haması da ve daha başka grupları da hak yoldan sapmakla itham etmedi mi? Doğrudur içlerinde sapanlar var ama insanları tekfir etmek bu kadar kolay değil, değil Makdisinin yeryüzündeki bir çok insanın ya bilgi olarak ya da insanları tanıyıp değerlendirme açısından eksik olduğunu düşünüyorum. Makdisiyi kendine ölçü alan kardeşlere sormak istiyorum, kaç kişi makdisinin kimden ilim aldığını, ne kadar ilmi olduğunu ne yaptığını hangi yerlerde mücadelede bulunduğunu sosyal medya dışında birebir ona yakın bir isimden veya buna benzer bir şekilde bir kaynaktan öğrendi? Insanları sosyal medya üzerinden mi tanıyıp iyi, kötü,âlim,cahil değerlendirmesinde bulunacağız? Madem cihad cihad diyor neden şu an Ürdün'de? Ordan konuşmak kolay.Suriye Afganistan çok uzak değil. Yaş vb. durumlar bahane olmaz. Suriye'de saçı sakalı beyazlamış insanlar savaşıyordu ön cephede.

Kudâme b. Maz’ûn durumu tekfirin engellerinden biri olan tevile dayanıyor. Demokrasi atına hür iradesiyle binen Mursi'nin durumu ise ikrah olayına dayanmıyor. Bende son paragrafta yazmış olduğun şeylerden dolayı Makdisi'yi iyi tanımadığın kanaati oluştu. Mursi'nin ağzından çıkan küfür sözlere şahid olduğumuz için bizim kalbimiz mutmain. Konunun daha fazla uzamaması için artık cevap yazmayacağım. Hakkını helal et.
 

JuNDuLLAH

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Bu sekılde konusup demokrasi Taraftarı bir insan nasıl olur anlamıs degılım

 

Abdullah el Hanbeli

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Şeyh Makdisi'ye saygım vardır hatta onun sayesinde tekfircilikten kurtuldum desem yeridir ama şu an tekfir ve güncel itikadi meselelerde her konuda onunla aynı görüşte değilim, Şeyh Makdisi'nin de ehli sünnete uymayan hatalı şaz görüşleri vardır. Örnek vereyim, otuz risalesinde müslüman bir kadının muayyen tekfir edip kafir olarak bildiği birisiyle nikah akdi yapmanın küfür olduğunu söylüyor halbuki ehli sünnet vel cemaatin itikadına göre bu nikah akdi batıl ve haramdır, kadın bunu helal görürse küfürdür, bunlarla nikah akdi yapmanın mustakil bir küfür olduğu görüşü davetulhak gibi ehli sünnete uymayan bazı muasır kişilerin görüşüdür. Demek istediğim şu; selefin küfür demediği, haramdır dediği bir şeye küfür diyebiliyorsa Şeyh Makdisi, selefin konuşmadığı güncel itikadi meselelerde hata yapması daha da normaldir. Şeyh Makdisi'nin her görüşü doğru olacak diye bir kaide yok kardeşler. Mursi'yi cehalet ve te'vilinden dolayı muayyen tekfir etmeyen birisi onu müslüman gördüğünden onu rahmetle anıyorsa bu onun ictihadıdır, sen katılmıyor olabilirsin, ben kendisini tekfir etmediğim halde onu rahmetle anmıyorum, her rahmet okuyan da onun küfürlerine rıza göstermiyor sadece müslüman gördüğü için hatalarının bağıslanması için dua ediyor. Bu konuların birbirine karıştırılmaması lazım. Şeyh Ebu Katade hem Mursi'yi tekfir etmedi hem ona rahmet okudu, kim diyebilir ki o bir mürcidir, itikad ve menhecten sapmıştır.


Şeyh Makdisi'nin otuz risalesinden alıntı:

Kaldı ki biz, muvahhidlere karşı kafir tağutları desteklediği, onlara muvalat ettiği ve küfürlerini paylaştığı açık olmayan ve açıkça küfre götüren bir şey işlememiş olan, ancak şirkin askerlerini ve tağutların destekçilerini
bazı şüphelerden dolayı tekfir etmeyen muhalifleri bile, bu hatalarından dolayı tekfir etmemekteyiz. Namaz kılmaları sebebine binaen Müslüman ve mü’min zannettiği tağutların askerlerinden biri ile Müslüman cahil bir kadın arasında meydana gelen mücerred evlilik, açık seçik küfür sebeplerinden biri değildir. Müslümanlar arasında yaygınlaşan cehalet ve dalalet niteliğinde olsa da ve Müslüman davetçilerin insanları bu münkeratın pisliklerinden
kurtarmak için gece gündüz çalışmaları zorunlu olsa da, sırf bu evlilikten dolayı Müslüman kadın tekfir edilemez.38

38 Yazdıklarımdan şunları çıkarttım: “Ne olursa olsun, kafirle evlenmek bizatihi tevelli değildir ve tekfir sebeplerinden de olmaz. Böyle olsaydı, kitap ehl-i kadınlarla evlenmek caiz olmazdı. Te’vil yolu ile olursa, tekfir sebebi hiç olmaz. Demek istediğim, erkeğin kafir olduğunu kadının bilmemesi, yukarıda belirttiğim gibi namaz kılarak ve kendisinin Müslüman olduğunu iddia etmesine bakarak aldanması durumunda kadın, aldanmış olup açıkça küfür sebebi işlemiş değildir.”

Ancak bu ifade mutlak olup, mesele bununla sınırlı olmadığından dolayı çıkarmayı uygun
gördüm. Kardeşlerimizden biri buna dikkatimizi çekti. Allah razı olsun. Ahmed Şakir şöyle der: “Müslüman kadınlar bilsin ki, bu durumda olduğunu bildiği bir erkek ile evlenmeye razı olan veya mürted olduğunu bildiği bir koca ile beraber kalmaya razı olan kadın, koca gibi mürted sayılır.” Kelimetu Hak, 158-159

Bu gerçek olup tartışma götürmez. Ancak kocanın mürted olduğunu kadının bilmesini şart koşmaktadır. Aksi halde İslam’da haram olarak bilinen şeyi helal kılmış olur. Böyle bir kişinin hükmü, Bera hadisinde belirtildiği gibi, babasının eşi ile evlenen kişinin hükmü gibidir. Ayrıca kendi isteğiyle kafirin velayeti altına girdiği için onun hükmünde olur.
 
Son düzenleme:

عبيد

إذا لم تخلص فلا تتعب
Kudâme b. Maz’ûn durumu tekfirin engellerinden biri olan tevile dayanıyor. Demokrasi atına hür iradesiyle binen Mursi'nin durumu ise ikrah olayına dayanmıyor. Bende son paragrafta yazmış olduğun şeylerden dolayı Makdisi'yi iyi tanımadığın kanaati oluştu. Mursi'nin ağzından çıkan küfür sözlere şahid olduğumuz için bizim kalbimiz mutmain. Konunun daha fazla uzamaması için artık cevap yazmayacağım. Hakkını helal et.
Hür iradesiyle? hangi ihvancıcın tevil getirmeden parti kurduklarını söylediğini, savunduklarını gördün?
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt