Çözüldü - Memurluk Sözleşmesinin Hükmü Nedir ? konuşulduğu üzere ... mahkemelerince yetkilidir ifadesinin bulunduğu sözleşmelere imza atmak caiz olmadığı Abdulmuizz Fida adlı hoca tarafından söylenmişti. Benim burada sormak istediğim soru şu orada belirtilen üzere kamu ile ilgili iş sözleşmesi durumunda o mahkemeleri kabul etmek caiz değilde neden su elektrik aboneliği vs caiz?
Eğer ki bunun zaruri ihtiyaç olmasından ötürü ise kime göre neye göre zaruri ihtiyaç?
Allah yağmur yağdırıyor açarsın kuyu doldurursun suyu oradan çekersin elektrikse zaten elektrik zaruri değil mum ışığını kullanırsın? ki illede zaruriyse güneş paneli kullanırsın. Doğalgazsa kullanmazsın kömür yakarsın? yani memuriyetin , ekmek kazanacağın yerin sözleşmesi zaruri olmuyorda alternatiflerle dolu su elektrik aboneliği vs neden zaruri oluyor?
Müslümanlar ilk dönemlerinde başta peygamberimiz olmak üzere türlü açlığa yokluğa göğüs germedi mi? Müsrikler keyif içerisinde yaşarken istediği zevki sefayı sürerken müslümanlar karınlarına taş bağlamadılar mı? neden keyif zevk içerisinde yaşamayı istemek bir zaruret oluyor? Bu mahkemelerin bu kuralını kabul etmeyi yasaklayan sizler bizzat reddetmeniz gerekmez mi?
buna karşın bu hocadan karşı cevap beklerim.
Bir başka soruya gelecek olursak oy kullanan kimselerin malının canının müslüman dahi olsa (ki onlara kalırsa müslüman değil kafirdir.) helal olması gibi düşünceye sahip kimselerin düşünce yapısı nasıl bir düşüncedir neyi dayanak alan bir düşüncedir? Nasıl olurda bir kulun yönetici belirlemesi o kulu kanı malı canı helal bir kafir yapar? Eğer ki mesele Allah'ın yönetimini kabul etmeyip (haşa) kula yetki vermek ise bir kimsenin kendisini yönetecek bir İNSAN seçmesi nasıl oluyorda yetkiyi Allah'tan alıp kula vermek olabiliyor? Eğer ki yönetimin, bir insanı yönetici olarak seçmenin dine aykırı bir düşünce olduğu düşünülüyorsa o halde BİZZAT PEYGAMBER EFENDİMİZ S.A.V. 'İN DAMADI OLAN
ve ayrıyeten hüküm yalnızca Allah'ındır diyen haricilere karşı İbn Abbas (r.a.)
bunlar peygamberimiz (s.a.v.) 'in damadı ve amcasının oğlu olan ibn abbas (r.a.) bu sözleri söylemektedirler.
Peki ya siz müslümanlara zulmetmeyen, onların ibadetlerine engel olmayan, ezanlar selaların yükseldiği bu toprakların vatandaşlarının oy kullanmasını kendilerine yönetici seçmesini bir DİNDEN ÇIKARAN EYLEM olarak görürsünüz? bu konudaki ana fikriniz nedir?
Yoksa bu mantıktan değil iseniz maksatınız ülkenin şeriat hükümleriyle yönetilmeyişinden kaynaklı durumdan mıdır? yani kabul ettiğiniz düşünce Şeriatla yönetilmeyen yerde yaşanmaz, onların kurallarına uymak şirktir düşüncesi midir?
Eğer ki öyle ise
İslam tarihinde Müslümanların Mekke'deki baskılardan kaçıp sığındıkları ilk yer Medine değil, Habeşistan'dır. Habeşistan, o dönemde Hristiyan bir krallıktı ve Hristiyan hukukuyla (İncil'e göre) yönetiliyordu. Kralın adı Necaşi idi.
O halde bizzat peygamber efendimizin bu tutumlarına karşılık ne cevap vereceksiniz?
Dönüp dolaşıp gene aynı konuya getireceğim. .... Mahkemeleri yetkilidir sözünün kabulun size göre caiz olmayışı kesin bir şekilde yasak oluşu veya sizin dışınızdaki daha ağır selefilerin direk insanı kafir yapar düşüncelerinin şu olayla bir daha düşünelim.
Mekkeli müşrikler, Müslüman mültecileri geri getirmek için (iade edilmeleri talebiyle) dönemin en kurnaz diplomatlarından Amr bin As'ı, Hristiyan kral Necaşi'ye elçi olarak gönderirler. Amr bin As, krala ve onun piskoposlarına rüşvetler vererek "Bu adamlar suçludur, yasalarımızı çiğnediler, bize iade edin" diyerek bir nevi iade davası açar.
Müslümanların "Tağut'un Mahkemesinde" Yargılanması:Kral Necaşi, Müslümanları kraliyet mahkemesine (divana) çağırır. Müslümanların sözcüsü olarak Hz. Ali'nin öz abisi Cafer bin Ebu Talib öne çıkar.
Sizden cevap bekliyorum
Eğer ki bunun zaruri ihtiyaç olmasından ötürü ise kime göre neye göre zaruri ihtiyaç?
Allah yağmur yağdırıyor açarsın kuyu doldurursun suyu oradan çekersin elektrikse zaten elektrik zaruri değil mum ışığını kullanırsın? ki illede zaruriyse güneş paneli kullanırsın. Doğalgazsa kullanmazsın kömür yakarsın? yani memuriyetin , ekmek kazanacağın yerin sözleşmesi zaruri olmuyorda alternatiflerle dolu su elektrik aboneliği vs neden zaruri oluyor?
Müslümanlar ilk dönemlerinde başta peygamberimiz olmak üzere türlü açlığa yokluğa göğüs germedi mi? Müsrikler keyif içerisinde yaşarken istediği zevki sefayı sürerken müslümanlar karınlarına taş bağlamadılar mı? neden keyif zevk içerisinde yaşamayı istemek bir zaruret oluyor? Bu mahkemelerin bu kuralını kabul etmeyi yasaklayan sizler bizzat reddetmeniz gerekmez mi?
buna karşın bu hocadan karşı cevap beklerim.
Bir başka soruya gelecek olursak oy kullanan kimselerin malının canının müslüman dahi olsa (ki onlara kalırsa müslüman değil kafirdir.) helal olması gibi düşünceye sahip kimselerin düşünce yapısı nasıl bir düşüncedir neyi dayanak alan bir düşüncedir? Nasıl olurda bir kulun yönetici belirlemesi o kulu kanı malı canı helal bir kafir yapar? Eğer ki mesele Allah'ın yönetimini kabul etmeyip (haşa) kula yetki vermek ise bir kimsenin kendisini yönetecek bir İNSAN seçmesi nasıl oluyorda yetkiyi Allah'tan alıp kula vermek olabiliyor? Eğer ki yönetimin, bir insanı yönetici olarak seçmenin dine aykırı bir düşünce olduğu düşünülüyorsa o halde BİZZAT PEYGAMBER EFENDİMİZ S.A.V. 'İN DAMADI OLAN
"Ben ilmin şehriyim, Ali ise onun kapısıdır."
"Ben kimin mevlası (dostu, yöneticisi) isem, Ali de onun mevlasıdır."
dediği HZ ALİ (r.a.) '' Hüküm Yalnızca Allah'ındır EY ALİ!'' diye bağıran haricilere karşı şu cevabı verdi?"Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki; o Allah'ı ve Resulü'nü sever, Allah ve Resulü de onu sever."
Kanıt ve Kaynaklar:"Söz, hak bir sözdür; ancak bununla bâtıl kastedilmektedir. (Kelimetu hakkın yurâdu bihâ'l-batıl). Evet, şüphesiz hüküm ancak Allah'ındır. Fakat bunlar (Hariciler), 'Allah'tan başka emir/yönetici olamaz' demek istiyorlar. Oysa insanların; ister iyi ister kötü olsun, aralarındaki işleri yürütecek, yolları güvenli kılacak, zayıfın hakkını güçlüden alacak ve haklıyı haksızdan ayıracak bir otoriteye (yöneticiye) kesinlikle ihtiyacı vardır."
- Birinci Kaynak: Nehcü'l-Belâga (Hz. Ali'nin hutbelerinin ve mektuplarının derlendiği en temel eser), 40. Hutbe.
- İkinci Kaynak: İmam Taberî, Tarih-i Taberî (Tarihü’l-Ümem ve’l-Mülûk), 5. Cilt (Sıffin Savaşı ve Haricilerle yaşanan Tahkim olayı bölümü).
ve ayrıyeten hüküm yalnızca Allah'ındır diyen haricilere karşı İbn Abbas (r.a.)
Kanıt ve Kaynaklar:Sizler, (Hz. Ali'nin) Allah'ın dininde insanları hakem tayin etmesini ayıplıyorsunuz. Hâlbuki Allah Teâlâ ihramlıyken avlananlar hakkında şöyle buyurmuştur: (Maide Suresi 95. ayeti okur: '...İçinizden adil iki kişi bu konuda hakemlik yapsın.')
Yine Allah Teâlâ, karı-koca arasındaki anlaşmazlık için de şöyle buyurmuştur: (Nisa Suresi 35. ayeti okur: 'Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden de bir hakem gönderin.')
Şimdi size Allah adına soruyorum: İnsanların, Müslümanların kanının dökülmesini önlemek ve aralarını düzeltmek için hakemlik yapması mı daha öncelikli ve önemlidir; yoksa değeri çeyrek dirhem bile etmeyen bir av tavşanı ve bir karı-kocanın evlilik meselesi için hakemlik yapması mı daha önemlidir?"
(Hariciler bu mantık karşısında "Elbette Müslümanların kanını korumak için hakem tayin etmek daha önemlidir" demek zorunda kalmışlardır.)
Genişletmek için tıkla ...
- Birinci Kaynak: Ahmed bin Hanbel, el-Müsned, 1. Cilt, (İbn Abbas rivayetleri, Hadis No: 3187/342). (İslam literatüründe bu olayın en sağlam senetle aktarıldığı hadis/tarih kaynağıdır.)
- İkinci Kaynak: Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek ale's-Sahihayn, 2. Cilt, s. 150-152.
- Üçüncü Kaynak: İmam Taberî, Tarih-i Taberî (Tarihü’l-Ümem ve’l-Mülûk), 5. Cilt (Haricilerle yapılan münazara bölümü).
bunlar peygamberimiz (s.a.v.) 'in damadı ve amcasının oğlu olan ibn abbas (r.a.) bu sözleri söylemektedirler.
Peki ya siz müslümanlara zulmetmeyen, onların ibadetlerine engel olmayan, ezanlar selaların yükseldiği bu toprakların vatandaşlarının oy kullanmasını kendilerine yönetici seçmesini bir DİNDEN ÇIKARAN EYLEM olarak görürsünüz? bu konudaki ana fikriniz nedir?
Yoksa bu mantıktan değil iseniz maksatınız ülkenin şeriat hükümleriyle yönetilmeyişinden kaynaklı durumdan mıdır? yani kabul ettiğiniz düşünce Şeriatla yönetilmeyen yerde yaşanmaz, onların kurallarına uymak şirktir düşüncesi midir?
Eğer ki öyle ise
İslam tarihinde Müslümanların Mekke'deki baskılardan kaçıp sığındıkları ilk yer Medine değil, Habeşistan'dır. Habeşistan, o dönemde Hristiyan bir krallıktı ve Hristiyan hukukuyla (İncil'e göre) yönetiliyordu. Kralın adı Necaşi idi.
- Olayın Mantığı: Peygamberimiz, Müslümanlara "Orada tebaasına zulmetmeyen bir kral var. Allah size bir çıkış yolu gösterene kadar o Hristiyan ülkesine gidin" demiştir.
- Yaşam ve Çalışma: Müslümanlar (aralarında Peygamberimizin kızı Rukiye ve damadı Hz. Osman da vardı) oraya gidip mülteci oldular. Orada ev kiraladılar, ticaret yaptılar, o Hristiyan devletin pazar kurallarına, yasalarına ve vergilerine tabi olarak tam 15 yıl yaşadılar.
- Peygamberimiz Medine'ye hicret edip orada bir "İslam Devleti" kurduktan sonra bile, Habeşistan'daki Müslümanları hemen geri çağırmadı! Müslümanların bir kısmı Medine'de İslam hukukuyla yaşarken, diğer bir kısmı yıllarca Habeşistan'da Hristiyan hukuku altında çalışmaya ve yaşamaya devam etti. Ta ki Hayber'in fethine (Medine devletinin kuruluşundan 7 yıl sonrasına) kadar geri dönmediler.
- Kanıt/Kaynak: İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye (İslam tarihinin en temel siyer kaynağı), 1. Cilt, Habeşistan'a Hicret bölümü.
2. Darül Küfür'de (Bizans ve Sasani'de) Ticaret Yapan Sahabeler
İslamiyet geldikten sonra da Mekkeli ve Medineli Müslümanların temel geçim kaynağı uluslararası ticaretti. Sahabeler (Hz. Ebubekir, Hz. Osman, Abdurrahman bin Avf gibi en önde gelenler) sürekli olarak Bizans'a (Şam bölgesi) ve Sasani İmparatorluğu'na (Yemen ve Irak bölgesi) ticaret kervanları düzenlediler.- Nasıl Çalışıyorlardı? Bu bölgeler tamamen "Tağut" (kendi tabirleriyle) diyarıydı. Bizans pazarında ticaret yapmak için Bizans'ın gümrük memurlarına vergi ödüyorlar, onların mahkemelerinin geçerli olduğu sözleşmelere imza atıyorlar ve üzerinde Hristiyan/Mecusi sembolleri olan Roma ve Pers paralarını kullanıyorlardı.
- Peygamberimizin Tavrı: Peygamber Efendimiz hiçbir zaman "Bizans'ın gümrük kağıdına imza atmak şirktir, Roma parası kullanmak Tağut'a boyun eğmektir, oraya gidip çalışmayın" dememiştir. Aksine, dürüst tüccarları övmüştür.
- Kanıt/Kaynak: Bu ticari seferler o kadar sabittir ki, İslam fıkhında Mudaraba (Emek-Sermaye ortaklığı) hukukunun temeli bu uluslararası kervanlara dayanır. (Kaynak: İmam Serahsî, el-Mebsût, Şirketler/Ticaret bölümü).
- Eğer İslam hukuku (Şeriat) dışındaki bir devletin sistemine entegre olmak, orada yaşamak ve kurallarına uymak "şirk" olsaydı;
- Peygamberimiz kendi öz kızını Hristiyan yasalarıyla yönetilen bir ülkeye gönderir miydi?
- Medine'de kendi devletini kurduğu an onlara "Derhal Darül Küfür'ü terk edin, Tağut'un gölgesinden çıkın" demez miydi? (Demedi, yıllarca orada kaldılar).
O halde bizzat peygamber efendimizin bu tutumlarına karşılık ne cevap vereceksiniz?
Dönüp dolaşıp gene aynı konuya getireceğim. .... Mahkemeleri yetkilidir sözünün kabulun size göre caiz olmayışı kesin bir şekilde yasak oluşu veya sizin dışınızdaki daha ağır selefilerin direk insanı kafir yapar düşüncelerinin şu olayla bir daha düşünelim.
Habeşistan'daki "İade Mahkemesi" Olayı
Daha önce konuştuğumuz Habeşistan (Etiyopya) hicretinde, Müslümanlar oraya sığındıktan kısa bir süre sonra çok büyük bir diplomatik ve hukuki kriz patlak verir.Mekkeli müşrikler, Müslüman mültecileri geri getirmek için (iade edilmeleri talebiyle) dönemin en kurnaz diplomatlarından Amr bin As'ı, Hristiyan kral Necaşi'ye elçi olarak gönderirler. Amr bin As, krala ve onun piskoposlarına rüşvetler vererek "Bu adamlar suçludur, yasalarımızı çiğnediler, bize iade edin" diyerek bir nevi iade davası açar.
Müslümanların "Tağut'un Mahkemesinde" Yargılanması:Kral Necaşi, Müslümanları kraliyet mahkemesine (divana) çağırır. Müslümanların sözcüsü olarak Hz. Ali'nin öz abisi Cafer bin Ebu Talib öne çıkar.
- Radikal Mantığa Göre Ne Olmalıydı? O günkü forumcuların mantığına göre Hz. Cafer'in şunu demesi lazımdı: "Biz senin Hristiyan mahkemeni, haçlı tahtını ve yasalarını tanımıyoruz! Hüküm yalnızca Allah'ındır, sen bir Tağut'sun, bizim hakkımızda karar veremezsin!"
- Gerçekte Ne Oldu? Hz. Cafer son derece saygılı bir diplomatik dille Necaşi'nin yargı yetkisini kabul etti. Kralın huzurunda, Hristiyan mahkemesinin kuralları çerçevesinde şahane bir savunma yaptı. Kendi inançlarını ve neden sığındıklarını anlattı.
- Hüküm (Karar): Kral Necaşi, iki tarafı da dinledikten sonra kendi krallık yasaları ve yetkisi çerçevesinde kararını verdi: "Gidin, bu insanları size teslim etmeyeceğim."
Sizden cevap bekliyorum

