Süleyman Hilmi Tunahan ve Süleymancılar Tarikâti
Süleyman Hilmi Tunahan (1888-1959) 1888'de Bulgaristan'da Silistre'ye bağlı Hezargrad Kazası'na bağlı Ferhatlar (Delçevo) Köyü'nde doğdu. Hezargrad bugünkü Razgrad, Razgrad artık mustakil bir il ve Bulgaristan'ın halen Müslüman çoğunluklu iki ilinden biri; diğeri Kırcaali. Tunahan doğmadan 10 yıl önce 93 Harbi'nde bu bölge Bulgaristan Prensliği'nin eline geçmişti, Müslüman nüfus baskı altındaydı. İlk eğitimlerini köyünde ve Silistre'de tamamlayan Tunahan 1907'de 19 yaşında İstanbul'a gelip önce Hafız Ahmed Paşa Medresesi'nde, sonra Daru'l Hilafeti-l Aliyye Medresesi'nde eğitim aldı ve ardından ikinci kurumda ihtisas yaparak 1919'da dersiam oldu. Resmi kayıtlara göre tüm bu eğitim kurumlarında başarılı bir öğrenciydi. Hafize Hanım (?-1965) ile evlenip Şehzadebaşı semtine yerleşen Tunahan'ın bu evlilikten Faruk isminde bir oğlunun olduğu ama 3 yaşında vefat ettiği belirtilmektedir. Aynı evlilikten Hatice Bedia Kacar (1923-1981) ve Fahriye Ferhan Denizolgun (1931-2004) isminde iki kızı olmuştur. 1924'te medreselerin kapatılması üstüne dersiamlara -o devirde 520 dersiam vardı- yeni düzene tamamen uyarak hakim, savcı vb olma hakkı tanındı, uymak istemeyenler düşük bir emekli maaşıyla emekli edildi. Tunahan da ikinci sınıfta yer aldı.
Süleyman Hilmi Tunanan'ın hayatı, görüşleri çok büyük ölçüde Süleymancılar olarak bilinen cemaatin aktarımlarına dayanıyor, yazdığı bir eser yok. Süleymancılar tarafından Tunahan'ın yazdığı iddia edilen Risale-i Kibrit-i Ahmer, Risale-i İksir-i Ulum gibi birkaç risalenin de asıl yazarının Muhammed İhsan Oğuz tarafından yazıldığı ortaya çıktı ki bu şahsın bu cemaatle alakası yok. Bu sebeble şimdi aktaracağım bilgiler Süleymancıların aktardıkları olup bazılarının doğruluğu ortada olmakla beraber bazılarının doğruluğunu Allah bilir: Süleyman Hilmi Tunahan Süleymancıların aktardığına göre medreseler kapatılınca dersiamlara hepimiz 5 talebe okutalım teklifinde bulunmuş ama o günün zorlu şartlarında kabul görmemiş. Emekli maaşı yetersiz olduğu için Tunahan ticarete atılmış ama işleri iyiye gitmemiş, zaten Türkiye'de ekonominin kötü olduğu bir devir. Tunahan 1930'lu yıllarda vaizlik belgesi alarak camilerde vaizliğe başladı, 1936'da bir camide verdiği vaaz vesilesiyle o sırada 19 yaşında olan mustakbel damadı Kemal Kacar (1917-2000) ile tanıştı.
Kemal Kacar, İran'ı 18. yüzyıldan 1925'e kadar yöneten Şii Türk Kacar Hanedanı'ndan olup dedeleri Kütahya'ya yerleşmiş ve burada Sünni olmuştu, zengin bir aileden gelen Kacar, Galatasaray Lisesi mezunuydu. Bu tarihten itibaren servetini ve vaktini Tunahan'ın hizmetine sundu, 1944'te Kemal Kacar, Tunahan'ın büyük kızı Hatice Bedia ile evlendi, 4 Ocak 1981'de Hatice Bedia Kacar'ın vefatıyla bitecek olan bu evlilikten hiçbir çocuk dünyaya gelmedi. Süleymancıların aktarımına göre Süleyman Hilmi Tunahan aynı zamanda Nakşibendi Tarikatı şeyhidir ama Türkiye'deki diğer Nakşi grupların aksine Halidi kolundan değildir.
Halid-i Bağdadi (1779-1826)
Süleymancıların aktardığına göre Süleyman Hilmi Tunahan'a göre "yalancı ve sahtekardır, Nakşi şeyhi de Nakşi de değil, sahte şeyh"tir. Bu cemaatin iddiasına göre Süleyman Hilmi Tunahan Mehdi'dir. Yine iddialarına göre bugünkü Kırgızistan'ın Oş şehrinde yaşayan "gerçek Nakşi şeyhi" Salahuddin ibni Mevlana Siracuddin'e (1838-1910) "manevi olarak Mehdi'nin Süleyman Hilmi Tunahan olduğu bildirilmiş" ve Onu yetiştirmek üzere buraya gelmiştir. Yine bu anlatıya göre Salahuddin Oşi, Tunahan'ı gençken Bursa Uludağ'da hızlandırılmış bir tasavvufi seyri sülukla murid, ardından murşid yapmış ve Tunahan Mehdi olmuştur, hatta o sıra padişahlığının son dönemini yaşayan Sultan 2. Abdulhamid de Oşi ve Tunahan'a şeyh olarak bağlanmıştır. Gelmiş ve geçmiş, siyasi hakimiyeti olmayan, vasıfları uymayan bir Mehdilik iddiasının İslam ile bağdaşmadığı ortadadır. Oşi ile Tunahan'ın ve 2. Abdulhamid'in karşılaştığına dair tarihi bir veri de bulunmamaktadır. Süleymancılar Cemaati'nin Tunahan'ın şeyhliği ve Mehdiliği, Halidi Bağdadi'nin "sahtekarlığı" hakkındaki resmi görüşü budur. Buna itiraz eden Süleymancı ya bu mevzuları bilmemekte ya da pek çok kez ve grupta rastlandığı gibi İslam'a uymayacak şekilde "takiyyeten yalan söylemek caiz" taktiği uygulamaktadır.
Tunahan Tek Parti diktası döneminde 1939'da ve 1944'te vaazlarından sebep gözaltına alınmış, ilkinde 3, ikincisinde 8 gün gözaltında tutulmuş ve kötü muamele görmüştür, 1943'te vaizlik belgesi geri alınmıştır. Aktarılanlara göre 1940'lı yıllarda gizlice bazı kimselere Kur'an eğitimi ve ilmi dersler vermiştir. 1946'da başlayan kısmi gevşeme ile Tunahan ferdi faaliyetlerini artırmış, Mart 1950'de vaizlik belgesini geri almıştır. Mayıs 1950'de Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle değişen atmosferden yararlanan Tunahan 1951'de o devirde dindar çevrelerin eliti arasında ünlü Konya Lezzet Lokantası’nın sahibi Mustafa Doğanbey’in Üsküdar Çamlıca’daki evinde 25 talebeyle ilk yatılı Kur’an Kursu’nu açtı. Bu yeni dönemde Tunahan Şehzadebaşı'ndan Kısıklı'ya taşındı, bu taşında öncesinde bir dönem izi kaybedildiğinden ve emekli maaşını alabilmek için iddiaların aksine ölmediğini kanıtlaması gerektiğinden "gerçek Süleyman Hilmi Tunahan'ın ölüp yerine başkasının geçtiği" iddiaları ortaya atıldı. 1952'de Tunahan küçük kızı Fahriye Ferhan'ı, Alanyalı tüccar Hüseyin Kamil Denizolgun (1923-1992) ile evlendirdi. Bu damadı cemaat işlerine karışmazken eşi Fahriye Ferhan özellikle 80'li yıllardan itibaren cemaatin yönetiminde Kacar ile rekabete girecek ve 2000 yılında cemaatin başına küçük oğlunu geçirmede kritik rol oynayacaktı. O yıllarda ülke çapında büyük oranda imam talebi ve eksiği vardı. Okuma yazma, Fatiha ve birkaç sure bilenler kolay bir sınavla imam olabiliyordu. Tunahan 50'li yıllarda bu talebi değerlendirerek pek çok kurs açtı; ibtida, tekamül altı ve tekamül isimleri verip sınırladığı birkaç senelik bir eğitim sistemi oluşturdu. Tekamul altını bitirenlerin çoğu imamlığa yönelmekte, tekamül ile kurslarda eğitimci kadro oluşturulması hedeflenmekteydi.
Eğitim içerikleri "acil ihtiyaca binaen" nisbeten basitti ve mezunları aslında bu kurslarda Arabca ilmi eser okuyacak bir Arabca öğrenemiyordu. 1950'li yıllar boyunca İstanbul'da başta olmak üzere pek çok kurs açıldı, kurslara halk destek oldu, cemaatin yetiştirdikleri hızla imam olarak atanmaya başladılar, böylece cemaatin görüşleri ülke çapında, özellikle Batı Anadolu'da Süleymancı imamlar aracılığıyla hızla yayılmaya başladı.
Rize çevresindeki meşhur Süleymancı varlığı, Tunahan'ın Rize'li talebesi Hüseyin Kaplan (1934-2016) vesilesiyle oluştu, Hüseyin Kaplan'a 1980'li yıllarda Kemal Kacar tarafından tasfiyesi sürecinde tekrar değineceğim. 1950'li yılların ortasında Süleyman Hilmi Tunahan - Menderes ilişkileri bozuldu. Süleymancılar bunu "Menderes'in Tunahan'ın Ayasofya'yı camiye döndürme talebine karşı çıkması ve yeterince İslami açılım yapmaması" nedeniyle olduğunu belirtiyorlar. 1956'da Tunahan bir vaazında o sırada sürmekte olan Cezayir Kurtuluş Savaşı'nı konu edip Cezayir Müslümanları için dua çağrısı yaptığından karakolda ifadesi alındı. O dönem Demokrat Parti iktidarı bu savaşta Fransa'yı destekliyordu. Süleymancılar 1957 seçiminde Osman Nuri Bölükbaşı'nın Millet Partisi'ni destekleme kararı aldılar. Plana göre Kemal Kacar bu partiden Kütahya milletvekili olacaktı. Millet Partisi muhafazakar cenahtan Demokrat Parti'ye sert muhalefet yaptığından Menderes tabanının bu partiye kaymasından endişe ediyordu. İddialara göre bu gelişmelerle bağlantılı olarak Bursa Ulu Camii'de Kacar'ın Kütahya'dan hemşerisi birinin yaptığı hareketler üstüne Tunahan ve Kaçar iktidarın talebiyle tutuklandı ve 59 gün hapis yattı, yargılama sonucu ikisi de beraat etti.
Şeker hastası olan Süleyman Hilmi Tunahan 16 Eylül 1959'da, 71 yaşında vefat etti. Cemaatin idaresine geçen büyük Kemal Kacar şeyhlik iddia etmedi, rabıtaların Tunahan'a yapılacağını ve son Nakşi şeyhinin Tunahan olduğunu belirterek Tunahan'ın talebeleriyle beraber cemaatin işlerini sevk ve idare edeceğini açıkladı. Tunahan vefat ettiğinde artık cemaatin pek çok kursu, çok sayıda camide imamı bulunmakta ve yayılımını sürdürmekteydi. Bu tarihte Süleymancılık, Nurculuk ile beraber Türkiye'nin en büyük dini cemaatiydi ve Nurculuk'tan daha örgütlüydü.
Ailesinin beyanına göre Tunahan Fatih Camii'nin avlusuna gömülmek istiyordu ama dönemin iktidarı (Demokrat Parti) buna izin vermedi, Tunahan Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü, türbesi o günden bugüne cemaatin yoğun ziyaretçi akınına uğramaktadır, Tunahan'ın kabrini ziyaret, Tunahan'a yüklenen anlam nedeniyle cemaatin en büyük ritüellerinden, ibadetlerinden birisidir. Cemaatin Fazilet Takvimi'nde her sene Tunahan'ın vefat yıldönümü olan 16 Eylül'ün arka sayfasında Tunahan'a dair sabit bir yazı yayınlanır, sonunda Tunahan'ın vefat etse de kainatta tasarrufunun sürdüğü vurgulanır.
1960 Darbesi olunca Kacar ve ekibi tüm faaliyetlerinin yasaklanmasından endişe eder ama böyle olmaz, kurslar faaliyetlerine devam eder fakat darbeciler Süleymancılığı tehdit olarak görüp merceğe alır. 1962'de iktidar müdahalesiyle 'Din Görevlileri Federasyonu' kurulur, imam-hatibler ve o zaman ilahiyatların yerini tutan 'Yüksek İslam Enstitüleri' artık bolca mezun verdiğinden devlet bu kimselerin din adamı olarak öne geçmesini istemektedir. Süleymancılar da o dönem imam-hatib ve 'Yüksek İslam Enstitüsü'nde eğitim alanların dinsiz, sapık olacağı propagandasına başlarlar ve doğru din eğitiminin sadece kendilerinde olduğunu işlerler.
'Süleymancı' tabiri, bir fişleme olarak bu mezunlarca Süleyman Hilmi Tunahan takibçileri için kullanılıp meşhur olur bu kurumda. Kemal Kacar daha sonraları "Biz Süleymancı değiliz ama Süleymanlılarız" der, bu cemaatten bahsederken Süleymancı ifadesini tahkir etmek için değil böyle bilindikleri, bu ifadeyle kimlerden bahsettiğimi anlayacağınız için kullanıyorum, yanlış anlaşılmasın. Bu sürecin bir devamı olarak Süleymancıların Diyanet kadrolarına yerleşmemesi için nihai darbe 1965'te vurulur ve artık elde bolca mezun olduğundan cami imamlığı, müftülük gibi makamlar imam - hatib ve 'Yüksek İslam Enstitüsü' mezunlarına has kılınır. Bu tarihten önce göreve başlayan Süleymancı imamlar emekliliklerine kadar görevden kalsalar da Süleymancı kurslarından imam olma devri kapanır. 1965'te cemaati ilgilendiren diğer iki önemli gelişme Süleyman Hilmi Tunahan'ın eşi Hafize Tunahan'ın vefatı ve Kemal Kacar'ın o seneki seçimlerde Millet Partisi'nden Kütahya milletvekili olmasıdır.
Süleymancıların bazı inanç ve pratiklerine değinmek istiyorum, bunlar ne kadar Süleyman Hilmi Tunahan döneminde, ne kadarı Kemal Kaçar döneminde sistemleşti bazı hususlar tartışma konusudur, her Süleymancı böyle inanmak zorundandır ama bazı konular tabana açılmaz, daha has ekip bilir:
- Süleyman Hilmi Tunahan Mehdidir, son gerçek Nakşi şeyhidir ve herkes Ona rabıta yapmalıdır, bu imani bir meseledir, Türkiye'deki diğer tüm Nakşi kollar sahtekardır, Halidi kolu sahtekarlık, Halidi Bağdadi sahtekardır - CHP'nin ilk genel başkanı Deccaldir, Kemal Kacar'ın da İsa Aleyhisselam olduğunu iddia eden cemaatin üst yönetiminde çoktur - Cemaatin işlerine semada Divanı Salihin'de karar verilmekte, Allah tarafından onaylanmakta ve mevcut lidere bildirilmektedir. Bu sebeble cemaat liderinin emrine -zahiren Şeriat'a aykırı görülse bile- mutlak itaat edilmelidir - Hitler Müslümandır, imkan bulsa buraya gelip buradaki idareyi yıkıp yönetimi Tunahan'a bırakacaktı, olmadı- Mars'ın öbür yüzünde Ehli Sünnet Uzaylılar var, bunların elinde yüksek teknoloji var. Bir dünyaya gelseler herkesi yenip dünya yönetimi Süleymancılara bırakırlar - Asprin şifalıdır, hasta olmayan da düzenli tüketmelidir- Türkiye İslam Ahkamı geçerli olmadığından, Darulharbdir. Hatta Osmanlı Devleti de 1839 Tanzimat Fermanı sonrası Darulharbdir. Darulharbde faiz geliri elde edilebilir- Süleymancı olmayanlar rabıta ehli olmadığından, Mehdi'ye de tabi olmadığından tam Müslüman sayılmazlar, olabildiğince arkalarında namaz kılınmamalıdır, takiyeten zorunlulukta kılınabilir- Süleymancılar kıyametin 2000 yılında kopacağı, bu tarihlere varmadan Süleymancılığın önce Türkiye'ye, sonra dünyaya hakim olacağını iddia ediyorlardı ama gidişat böyle olmayınca 17 Ağustos 1999 depreminin ardından cemaatlerine "Müjde, bu kefaret oldu, Allah depremi erteledi" duyurusu yaptılar, şahidleri mevcud -Erkekler mavi takke giymelidir, cemaat içi isimlerden bazıları bunun adet olarak başladığını sonra "Kemal abinin (Kacar) Sünneti" olarak mübarekleştiğini diyorlar- Çarşaf giymek, başörtüyü iğneyle bağlamak bidattır. Dar ve biraz kısa pardesü giyilmeli, kadınlar pardesü altına ten rengini gösteren çorap giyip bacaklarının alt kısımlarının görülmesini umursamamalı, başlarına eşarp takıp çene altından bağlamalıdırlar. Süleymancılarca kadınlar için kurallaştırılan bu giyim aslında Tunahan'ın kızlarının giyimidir.
Hatice Bedia Kacar'ın da Fahriye Ferhan Denizolgun'un da -ikincisinin daha çok- internette kısa pardesülü, pardesü altından tenleri görülen, başörtülerinden saçları çıkmış resimleri bulunmaktadır, paylaşmayı uygun görmüyorum. Bu giyim tarzı, diğer İslami kesimlerce Süleymancılara eleştiri konularından birisidir.
Bu maddeleri daha da uzatabilirim, bu cemaatin yöneticilerinin ve uzun zamandır muntesibi olanların böyle inandığını emin olarak aktarıyorum, yeni muntesiblere bu konuların tümünü açmayabiliyorlar ve "takiyeten" bu konuları savunmada muntesiblerine zorda kaldıklarında inkar yönünde yalan söylemelerine de cevaz veriyorlar. Ortaya çıksa sekülerlerden önce dindarlardan çok tepki toplayacak bu maddeler nedeniyle görüşlerinin ifşa olmasından endişe eden Süleymancılar baştan itibaren ketumlaşmış, kamuoyuna açılmaktan sakınmışlardır. Şunu tekrarlıyorum; bu inançların ve pratiklerin ne kadarı Tunahan zamanında, ne kadarı Kemal Kacar yönetiminde gelişti mechuldür.
Aslında paylaşmayacaktım ama Süleymancılar kendileri bu resimleri internete koyduğundan ve bu giyimi "Sünnete en uygun kadın giyimi" ilan ettiğinden paylaşmaya karar verdim.
İlk resimde soldaki isim Süleyman Hilmi Tunahan'ın büyük kızı Hatice Bedia Kacar (1923-1981), sağda ve daha iri yapılı olan küçük kızı Fahriye Ferhan Denizolgun (1931-2004)
İkinci resimde Hatice Bedia Kacar, eşi Kemal Kacar ile bir Avrupa gezisinde, üçüncü resimde Fahriye Ferhan Denizolgun çiçekler arasında. Süleymancılar tarafından sırf Tunahan'ın kızları oldukları için kutsanan, "kadın evliya" olarak görülen bu hanımların giyimi Süleymancıların iddia ettiği gibi "Sünnete en uygun giyim" mi sizin takdir ve yorumlarınıza bırakıyorum. Bu cemaatin hakiki tesettür tarzlarını bidat diye aşağıladığını ve yasaklandığını da hatırlatırım.
1960'lı yılların ikinci yarısında devlet raporlarında Süleymancılık en büyük cemaat olarak geçiyordu, bununla birlikte aynı dönem Nurcu ve diğer Nakşi grupların güçlenmesi Süleymancıların tekelini kırmaya, hedef kitlesini daraltmaya başladı, özellikle İstanbul'da Süleymancılık zayıfladı, dindarlar başka gruplara yöneldi, Süleymancılık daha bir taşra ile anılan bir gruba dönüştü, bunda Süleymancılığın yapısının, mutlak itaat beklentisinin ve inançlarının eğitimli dindar sınıflara hiç cazib gelmemeye başlaması başta roldeydi.
1969 seçimlerinde Kemal Kacar parti değiştirerek Demirel'in Adalet Partisi'nden milletvekili oldu. Demirel ve Adalet Partisi o dönem güçlüydü ve bu ekipte yer almanın ülkede iktidarda olmak başta olmak üzere pek çok avantajı vardı. Tunahan'ın bir başka talebesi Hilmi Türkmen (1937-2006) de Kacar'ın emriyle Adalet Partisi milletvekili olmuştu. Seçimin ardından Kacar, Adalet Partisi içindeki Demirel'e muhalefete katıldı, Demirel'e uyarı mesajına imza atan 72 milletvekilinden biri Kacar, diğeri Türkmen'di. İkili, Şubat 1970'te Demirel'in bütçesine hayır veren 41 AP'li vekilden birisiydi. Bu iki peş peşe meşhur olayı Birand'ın 12 Mart Belgeseli'nden izlemenizi tavsiye ederim. AP içindeki muhalif vekiller 1970'te AP'den ayrılıp Ferruh Bozbeyli liderliğindeki Demokratik Parti'ye geçmeye başlayınca Kemal Kacar ve Hilmi Türkmen birbirlerine ters düştüler. Kacar AP'de kalıp Türkmen'e de kalmasını emretti ama Hilmi Türkmen Kacar'ı dinlemeyip Demokratik Parti'ye geçti, bu sebeble cemaatten kovuldu. Bu gelişme ilk kez Kacar'ın Tunahan'ın bir talebesini cemaatten kovması açısından önem taşıyordu, ileride de kovulmalar bol bol yaşanacaktı. Bu gelişme üstüne kendisine itaat edilmemesine çok kızan Kemal Kacar cemaati daha istişaresiz ve tek elden yönetmeye başladı, cemaatin içinde Kacar'ın mubârâkliği bolca işlendi, hatta hızını alamayan bazı Süleymancı vaizler Kacar'ın Tunahan'dan daha mubârak olduğuna delalet eder şekilde "Beyabimiz (Kacar), Üstazımızı (Tunahan) bulmakla şereflenmedi, Üstazımız Bey abimizi bulmakla şereflendi" demeye başladı, yine bazı vaizler secdede Kacar'ın düşünülmesini tavsiye etmekteydi. Bu tarz söylemler cemaatin bazı isimlerinde tepki çekmeye başladı, bu tepkiler 80'li yıllarda aleniye patlak verecekti.
12 Mart 1971 Muhtırası'nın ardından Kuran Kursları'nın tümünün Diyanet kontrolüne alınması kararının yürürlüğe konması, Süleymancıları kursçuluktan çok yurtçuluğa yönelten süreci başlattı. Böylece Süleymancılar devlet okullarına giden kitleye de açıldılar. Süleymancı kurs ve yurtları geçmişten bu yana katı disiplin ve düzenleri ile bilinir, buradaki talebelerden mutlak itaat beklenir. Fakat yine bu yurtlar geçmişten bugüne yaralayıcı derecede dayak, taciz gibi skandallarla da anılır. Bunları iddia edenler sadece seküler çevreler değildir, örneğin belletmenlerin erkek çocuklara, gençlere yönelik cinsel istismarlarına, bu suçların idareciler tarafından örtülmesine dair bu kurs ve yurtlarda kalmış çok sayıda kimsenin, "iftira bunlar" diye geçiştirilemeyecek şahidlik ve şikayetleri vardır. Bu hususlarda Süleymancılığın asıl eleştirildiği noktalar bu suçların mucerreden vuku bulması değil, bu suçların engellenmesine yönelik ön tedbirlerin alınmaması ve vuku bulduğunda örtülme çabasıdır.
1973 seçimlerinde Kemal Kacar AP'den Kütahya milletvekili adayı olduysa da seçilemedi, AP üyeliğini ve Demirel'e desteğini sürdürdü. Bu dönemde güçlenen ve dindar seçmeni AP'den ayırıp safına çekmeye başlayan Erbakan liderliğindeki MSP'ye karşı Kacar, Demirel'in lehine karşı sert propagandaya girişti. 70'li yıllarda diğer cemaat ve İslami hareketlerin faaliyetlerinin artmasıyla Süleymancılık geriledi ve iyice taşraya sıkışmaya başladı1977 seçimlerinde Kemal Kacar AP'den İstanbul milletvekili oldu, bu dönemde ayrıca Avrupa Konseyi üyeliğinde bulundu. 1980'de 12 Eylül'ün hemen öncesinde Demirel'in haccı tamamen Diyanet'in kontrolüne vermesi başta olmak üzere bazı sebeblerle Kacar Demirel'e küstü. 12 Eylül 1980 Darbesi'nin ardından Kacar ve Süleymancıları darbecilerin şerrine uğrama korkusu sardı4 Ocak 1981'de Tunahan'ın büyük kızı, Kacar'ın eşi 1923 doğumlu Hatice Bedia Kacar 58 yaşını dolduramadan vefat etti .
1981 yazında Kemal Kacar ve bazı Süleymancı isimler tutuklanarak "irticai faaliyetten" yargılanmaya başladı, Kacar 8,5 ay, diğer bazı isimler 6 ay hapis yatıp 1982'de tahliye oldular. Hapisten çıkan Kemal Kacar, darbecilerin kendisiyle hapiste görüşüp Onu kendileriyle anlaşmaya zorladığını, kabul etmezse tüm yurt ve kurumlarına el koymakla ve Kacar'ı uzun yıllar hapis yatırmakla tehdit ettiklerini, Onlarla anlaştığını açıkladı. Bu anlaşmanın bir gereği olarak Süleymancılar Kacar'ın emriyle Kasım 1982'deki anayasa referandumunda darbe anayasasına evet oyu verdiler. Hapisten çıkınca Kemal Kacar resmi değil sadece dini nikahlı çeşitli evlilikler yaptı, aynı anda birden fazla eşi oldu, evlendiği genç bir kadının Kacar'ın nikahı altındayken başka bir erkekle kaçmasının üstü örtülmeye çalışılsa da cemaatçe yaygın biçimde öğrenildi. Ablasının ölümü, Kacar'ın evlilikleri ve bir eşinin başka bir erkekle kaçması üstüne Tunahan'ın küçük kızı Fahriye Ferhan Denizolgun 1980'li yıllarda Kacar'a muhalefet başlattı ve alttan alta cemaati Kacar'ın kötü yönettiğini işlemeye başladı.
1980'li yıllarda diğer İslami grupların ve Diyanet'in faaliyetleri artması Süleymancılığı gerileten en büyük faktörler oldu1980'li yıllarda cemaatin ünlü vaizlerinden, yukarıda değindiğim gibi Rize çevresindeki Süleymancı yapılanmasının mimarı, Tunahan'ın Rizeli talebesi Hüseyin Kaplan (1934-2016) Kacar tarafından cemaatten kovulup tasfiye edildi, cemaatte kimileri bu kovuluşun da Kacar'ın anlaştığı 12 Eylülcülerin talebi olduğunu belirtti; bunlardan bir kısmı bu iddiayla Kacar'ı suçlamak, bir kısmı ise mazur görmek istiyordu.
Hüseyin Kaplan 80'li yıllarda çeşitli basın organlarına konuşarak Kemal Kacar'ı "Cemaatte Süleyman Efendi zamanında olmayan batıllar ve hurafeler geliştirmekle" suçladı. Kaplan'a göre Kacar bunları kendini cemaate kutsatmak ve kendisine mutlak itaat edilmesi için uydurtmaktaydı, Kaplan'ın beyanlarına göre Kemal Kacar kendisinin Hazreti İsa olduğunu bile yaydırtmıştı. Yukarıda değindiğim 1970'te cemaatten kovulan Hilmi Türkmen başta olmak üzere cemaatten ayrılan bazı hocalar da bu iddiaları doğrulayarak Kemal Kacar'ı suçladılar. Bu bilgiler ve bu bilgilere Süleymancılardan yalanlama gelmemesi İslami çevrelerin zaten pek hoşlanmadıkları Süleymancıların daha da aleyhine geçmelerine sebeb oldu. Süleymancılardan olup Kacar'a muhalif olanlar Kaplan liderliğinde yeniden bir cemaat kurulmasını istediler, Kaplan'a bağlı özellikle Rize'de bazı kurslar açılsa da Kaplan'ın organizasyonel bir çalışmaya yüklenmemesi sebebiyle taleb olmasına rağmen bu çalışmalar bir cemaate dönüşemedi ve sınırlı kaldı, bu da Kacar'ı kısmen rahatlatan bir gelişme oldu. Eylül 1987'de Demirel de dahil 12 Eylül ile politikaya girmeleri yasaklanan önceki dönemin politik liderlerinin yasaklarının kaldırılması referandumu düzenlendi. Demirel'in Adalet Partisi'nin devamı olarak kurdurduğu Doğru Yol Partisi'nde yer alan ve Süleymancılara da yakın bir isim, hatta bir nevi Süleymancı olan İsmail Amasyalı'nın girişimiyle referandum öncesi Demirel ve Kacar buluşturuldu, barıştırıldı ve yapılan pazarlıkla Kacar, Süleymancılara referandumda evet oyu vermelerini emretti, referandum kıl payı farkla evetle, yani politik yasakların kalkmasıyla sonuçlandı.
Hüseyin Kaplan - Hilmi Türkmen
Kacar ve Süleymancılar böylece Demirel ile ittifaka geri dönmüş oldular, İsmail Amasyalı'nın aracılığıyla Kemal Kacar 1989'da o dönem Özal'a karşı Demirel'i destekleyen gazeteci Nazlı Ilıcak'a ünlü röportaj serisini verdi. Ekim 1991 seçimlerinde Süleymancılar DYP ve Demirel'i destekledikler, bazı Süleymancı isimler DYP milletvekili olurken Demirel başbakan oldu. 1990'lı yıllarda da diğer İslami grupların yükselişi, Süleymancıların hikayesinin tükenişi ve taşraya hapsoluşu sürdü, bununla beraber cemaatteki mutlak itaat anlayışı iç isyanları engelledi, kurs ve yurt faaliyetleri nedeniyle daha kırsal kesimden de olsa insan kaynaklarının bolluğu sürdü.
Burada bir parantez açıp Süleymancıların Avrupa faaliyetlerine değineyim;
1961'de Türkiye Avrupa'ya özellikle Almanya'ya işçi göndermeye başladı. Pek çok işçi bu işlere geçici olarak bakmayıp maddi sebeblerle ailesiyle beraber Avrupa'ya yerleşti. Bu işçilere Almanya'da hiçbir cami ve İslami faaliyetin olmadığı, ezildikleri, hor görüldükleri, sığınak aradıkları bir ortamda gurbette garib kaldılar1970'li yıllardan itibaren işçiler arasında İslam'a yönelme bir fenomen oldu, 1980'li yıllarda bu süreç daha da ivme kazanacaktı. 1984'e kadar Avrupa'da Diyanet İşleri Teşkilatı'nın kalıcı bir örgütlenmesi olmadığından bu talebi değerlendiren cemaatler Avrupa'da hızla örgütlendiler ve Türklerden yoğun destek gördüler. Avrupa'da ilk kapsamlı örgütlenen cemaat de Süleymancılar oldu. Bu cemaat adına 1973'te Köln'de 'Verband der Islamischen Kulturzentren' (İslam Kültür Merkezleri Birliği) isminde bir çatı teşkilat kurdu ve bünyesinde dernek statüsünde camiler açmaya başladı. Teravih namazına camiye gidenin teravih öncesi hilafet ilanı törenine rastladığı dönemsel Avrupa'da gurbet İslamcılığında, sırf namaz kılmak için bile bu camilere gelenler zamanla Süleymancılaştı. 1980'li yıllarda İslamcı grupların Avrupa'da artması, yeni cemaatlerin ortaya çıkmasıyla Süleymancılık Avrupa'da rakiblerine kavuştu. Bu dönem Süleymancılık Avrupa'da en çok geniş çapta örgütlenen Milli Görüş ve 1983'te eski Adana Müftüsü Cemaleddin Kaplan'ın cemaatinden çekinmekteydi. Almanya'da o dönem Süleymancılar 'Anadolu' isminde bir gazete yayınlamaktaydı. 12 Eylülcülerle anlaşan Süleymancılar bu anlaşmaya muvafık olarak ve Avrupa'da Milli Görüş'e zarar vermek için darbe sonrası sıkıyönetim mahkemelerinin Milli Görüş aleyhindeki iddianamelerini Anadolu Gazetesi'nde yayınladı, bu da Avrupa'daki diğer cemaat ve cemiyetlerin büyük tepkisini çekti.
Süleymancıların, Cemaleddin Kaplan ile olan husumeti ise Almanya'da başlamamıştı, 1960'lı yıllara dayanıyordu1980'li ve 90'lı yıllarda Almanya'daki faaliyetleriyle tüm Türkiye'de tanınacak olan Cemaleddin Kaplan (1926-1995) 1966'da Adana Müftüsü olmuştu, 1965-66'ta Diyanet İşleri tarihinin en bağımsız hareket eden ve bu sebeble popüler olan Diyanet İşleri Başkanı İbrahim Bedreddin Elmalı'nın (1903-1994) yardımcısı olduğundan Diyanet teşkilatında tanınan ve sevilen bir isimdi. Elmalı'nın planı 1968'de 65 yaşını doldurup emekli olduğunda Kaplan'ı diyanetin başına geçirmekti. Fakat devlet bürokrasisi Elmalı-Kaplan ikilisini bağımsız ve Şeriatçı bulup 1966'da bir müdahalede bulunup Elmalı'yı emekli edip Kaplan'ı aslında tenzili rütbe ile Adana Müftüsü yapmıştı. Kaplan Adana'ya müftü olduğunda Süleymancılar Adana ve hinterlandındaki Doğu Akdeniz illerinde oldukça güçlüydü. Kaplan'ın halen hatırlanan Adana'da ve hinterlandındaki Hatay, Mersin gibi illerdeki aktif faaliyetleri, müftülük bünyesinde medrese açması, Süleymancıların din anlayışını eleştirmesi Süleymancılar ile çatışmasına sebeb oldu. Bu çatışma Kaplan'ın Adana Müftüsü olduğu 1966-1981 dönemi boyunca devam etti. Kaplan, Süleymancıların kendisini öldürmekle tehdit ettiğini ve aleyhine iftira atmayı helal gördüğünü iddia ederken, Süleymancılar 1969'da basılan 'Ben Bir Süleymancı İdim' kitabını Kaplan'ın yazdığını iddia etmekteydi. Bu kitab eski bir Süleymancı olduğunu belirten Mustafa Akyıldız'ın Süleymancılığı bıraktığına ve bu cemaate dair suçlamalarına dair bir içerikteydi, Kaplan bu kitabı yazdığı iddiasını şiddetle reddetmekteydi.
1980'li yıllarda bu husumet üstüne bir de Almanya'da Kaplan ve Süleymancılar fikriyat olarak birbirinin anti tezi, rakib gruplar olmuşlardı. Kenan Evren ve dönemin Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç'ın girişimiyle 1984'te açıklama olarak "Avrupa'daki Türkleri İslamcı örgütlerin kucağına bırakmamak için" DİTİB (Diyanet İşleri Türk İslam Birliği) kuruldu ve bu kapsamda Avrupalı devletlerin de desteğiyle camiler inşa edilmeye, imamlar atanmaya başlandı. İşçi göçü 1961'de başlamışken 1984'e kadar kurulmayan bu teşkilatın kuruluş zamanı ve gerekçesi İslamcıların "Bunların işçilerin gavur olması umrunda değildi, amaçları İslamcılıkla savaşmak" eleştirilerine neden oldu. Kısacası Süleymancıların erken başlayan Avrupa çıkarması hem rakib hatta hasım cemaatlerin ortaya çıkışı ve hızla yayılışı, 1980'li yıllarda Avrupa'daki Türkler arasında Süleymancılığa ters bir İslamcılık anlayışının yükselmesi ve DİTİB'in faaliyete geçmesiyle akamete uğradı. Bununla birlikte Avrupalı devletlerle işbirliğini önemseyen ve bu uğurda diğer İslami gruplara karşı da Avrupalı devletlerle ortaklıktan çekinmeyen Süleymancılar Almanya başta olmak üzere Avrupa genelinde faaliyete devam ettiler.
7 Eylül 1992'de Tunahan'ın küçük damadı iş adamı Hüseyin Kamil Denizolgun 69 yaşında vefat etti. Cemaatin yönetiminden uzak duran Denizolgun, eşi ve Tunahan'ın kızı Fahriye Ferhan Denizolgun'un, oğulları Mehmet Beyazıt Denizolgun ve Ahmed Arif Denizolgun'un, kızı Gülderen Kuriş'in de uzak durmasını istemekteydi. Fakat Hüseyin Kamil Denizolgun'un ailesi cemaatin yönetiminde daha etkin yer almak istiyordu. Özellikle 80'li yıllarda Fahriye Ferhan Denizolgun, kızı Gülderen Kuriş eşliğinde çeşitli illerde Süleymancı kurumlara sık sık ziyaretlerde bulunmaktaydı Fahriye Ferhan Denizolgun cemaatin Kacar yönetiminden Denizolgun Ailesi yönetimine geçmesini istemekte ve bunu en yakın çevresine açmaktaydı ama cemaatin lidere mutlak itaati prensibini bilen Fahriye Ferhan Denizolgun, Kacar'a açık bir muhalefet yerine daha örtülü bir lobicilik faaliyetine girişti. Ailesini cemaat işlerinden uzak tutmaya çalışan Hüseyin Kamil Denizolgun'un ölümü, Denizolgun Ailesi cemaatin yönetimine doğrudan talib olmasının ve cemaatte daha aktif rol almasının önünü açtı.
Denizolgun Ailesi'nin fertlerine burada bir değinmek istiyorum:
1) Baba Hüseyin Kamil Denizolgun (1923-1992) -ilk resimde ortadaki kişi-
Alanyalı bir iş adamı olan ve 1952'de Tunahan'ın kızıyla evlenen Hüseyin Kamil Denizolgun kasıtlı olarak cemaatin yönetiminden uzak durmuştu. Süleymancılığın Antalya ve ilçesi Alanya'da güçlü olmasının sebebi Denizolgun Ailesi'nin buradan olmasındandır.
2) Fahriye Ferhan Denizolgun (1931-2004) -ikinci resimde mavi giyimli şahıs-
Tunahan'ın ailesi cemaatte "Ehli Beyt" olarak isimlendirilip kutsal görüldüğünden cemaatin her zaman saydığı bir şahıstı. 1981'de ablasının ölümü ve Kacar'a muhalefet oluşmasıyla cemaat içinde daha etkin bir rol almaya başladı. 1992'de eşinin ölümü üstüne cemaatteki rolü daha da arttı. 2 erkek ve 1 kız çocuğu sahibi
3) Mehmet Beyazıt Denizolgun (1954-) -ilk resimde solda gözlüksüz genç, üçüncü resimde Süleyman Hilmi Tunahan'ın yanındaki büyük çocuk-
Denizolgun Ailesi'nin büyük oğlu, eşi ile annesi arasındaki gerginlik nedeniyle annesi ile ilişkileri sorunlu, bu gerginlik Fahriye Ferhan Denizolgun'un 2000'de cemaatin başına büyük oğlunun değil, küçük oğlu Arif Ahmed Denizolgun'un geçmesini desteklemesine neden oldu.
4) Arif Ahmed Denizolgun (1955-2016) -ilk resimde sağda gözlüklü genç, üçüncü resimde Süleyman Hilmi Tunahan'ın kucağındaki küçük çocuk-
hiç evlenmediği zannedilen Ahmed Denizolgun'un yurt dışında yaşadığı dönem bir Yahudi kadınla evlenip boşandığı ortaya çıktı. Susması karşılığında cemaatin çok büyük miktarda parası bu kadına verildi. Annesinin ölümüne kadar annesiyle aynı evde yaşayan Ahmed Denizolgun 2000'de annesinin de desteğiyle cemaatin başına geçti ama değineceğim gibi bu geçiş tepkilere neden oldu.
5) Gülderen Kuriş -2. resimde annesinin arka çaprazında gülümseyen şahıs-
Fahriye Ferhan Hanımın kızı olan Gülderen Hanımın doğum tarihine dair elimde bir bilgi bulunmuyor, cemaatin mevcud lideri Alihan Kuriş'in (1979) ve Hilmi Tuna Kuriş'in annesi. Eşi Mahmud Sabri Kuriş hakkında da 2024'te vefat ettiğinden başka bilgi bulunmuyor, Mahmud Sabri Kuriş'in de kayınpederi Hüseyin Kamil Denizolgun gibi cemaat işlerinden uzak durduğu belirtiliyor.
İlginç bir bilgi: 1998'de kaçırılıp 1999'da öldürülen ünlü Konca Kuriş'in (1961-1999) eşi Orhan Kuriş, Mahmud Sabri Kuriş'in akrabası

1995 seçimleri yaklaşırken Fahriye Ferhan Denizolgun Kemal Kacar'ı arayarak oğlu Ahmed Denizolgun'un milletvekili olmak istediğini söyledi ve onu milletvekili yapmasını istedi. O seçimde Erbakan liderliğindeki Refah Partisi'nin birinci olması bekleniyordu. Kemal Kacar hiç yapmadığı bir şeyi yaparak ilk kez o seçim Milli Görüş ile anlaşarak seçimde Refah Partisi'ni destekledi ve Ahmed Denizolgun da dahil 4 Süleymancı milletvekili Refah Partisi'nden seçildi. Fakat bu seçimde kısmen DYP de desteklendi ve destek açısından RP'ye tamamen yüklenilmedi, cemaate RP'ye oy vermeleri yönünde genel bir emir verilmedi. Refah Partisi 24 Aralık 1995 seçimlerinde %30'a yakın oy almayı beklerken birinci parti olsa da %21,4 oy alabildi, TBMM'deki 550 milletvekilinden 158'ine sahib oldu, bu Süleymancılarda "Yanlış ata mı oynadık" değerlendirmelerine sebeb oldu.
28 Şubat sürecinde Süleymancılar her zamanki gibi kendi emniyetlerini düşünerek diğer hiçbir İslami kesimle dayanışmaya girmedi, başörtü yasakları protestosu vb etkinliklere katılmadı, cemaate de katılmayı yasakladı. Ocak 1998'de Anayasa Mahkemesi Refah Partisi'ni kapatınca diğer eski Refahlı milletvekillerinin aksine Denizolgun da dahil 4 Süleymancı milletvekili Fazilet Partisi'ne geçmeyerek bağımsız kaldı. 28 Şubat Hükümeti olarak bilinen ANASOL-D Koalisyonu'nda 4 Ağustos 1998'de Ahmed Denizolgun, ANAP lideri ve dönemin başbakanı Mesut Yılmaz'ın (1947-2020) girişimiyle Ulaştırma Bakanı oldu. Mesut Yılmaz bu yolla Süleymancıların desteğini kazanmak ve 28 Şubat uygulamaları sürerken dindar kesimleri bölmek istemişti, özellikle ilk amacına ulaştı. Kasım 1998'de yolsuzluk iddialarıyla ANASOL-D. Hükümeti düştü, 11 Ocak 1999'da yeni bir hükümetin kurulmasıyla Ahmed Denizolgun'un bakanlık günleri sona erdi.
Ahmed Denizolgun'un 28 Şubat döneminde, 28 Şubat Hükümeti'nde bakan olarak yer alması ve Mesut Yılmaz başta olmak üzere 28 Şubatçılara övgüde bulunması İslami kesimlerden büyük tepki çekti. Aynı dönemde 28 Şubatçılara övgüleri nedeniyle Fethullah Gülen de tepki çekmekteydi. 1999 seçimlerinde Süleymancılar çok da yüklenmeyerek Çiller liderliğindeki DYP'yi ve biraz da Yılmaz liderliğindeki ANAP'ı desteklediler. 1999'da 82 yaşında olan ve cemaati 40 yıldır yöneten Kemal Kacar hastalandı. 17 Haziran 2000'de Kemal Kacar 83 yaşında vefat etti. Üsküdar'daki Selimiye Camii'nde onbinlerce kişinin katıldığı cenaze namazının ardından Süleyman Hilmi Tunahan'ın medfun olduğu Karacaahmed Mezarlığı'na defnedildi. Süleymancılık tarihine damga vuran Kemal Kacar'ın aslında şer'i ilmi bir tahsili yoktu, ilmi eserleri okuyacak kadar Arabca bilmemekteydi. Gücünü Tunahan'ın damadı olmaktan, Süleymancıların Tunahan'ın ailesini kutsamasından ve başta değindiğim gibi Tunahan ile 1936 gibi eski bir tarihten alıyordu.
İlmi seviyesini Youtube'da bulunan pek çok ses kaydından dinleyerek tesbit edebilirsiniz, bu konuda takdiri sizlere bırakıyorum.
Kacar'ın vefatıyla Süleymancıların başına kim geçeceği konusu gündeme geldi. Kacar'ın çocuğu olmadığından ve cemaatin başına geçmede adı konmamış şekilde Tunahan'ın ailesinden olma şartı arandığından sıra Denizolgun Ailesi'ne geldi. Bu dönemde Tunahan'ın yaşayan tek çocuğu olarak Fahriye Ferhan Denizolgun'un etkisi çok artmıştı. Ortada sadece iki aday vardı: Fahriye Hanımın büyük oğlu Mehmet Beyazıt Denizolgun ve küçük oğlu Ahmed Denizolgun
Fahriye Hanımın büyük oğluyla arası, geliniyle arasındaki gerginlik nedeniyle açıktı, bu sebeble Fahriye Hanım cemaatin başına geçmede küçük oğlu Ahmed Denizolgun'u destekledi ve Ahmed Denizolgun cemaatin lideri ilan edildi. Fakat Ahmed Denizolgun Kemal Kacar kadar cemaate hakim olamadı, cemaatte liderliğini kabul etmeyenler çok oldu. Ayrıca Mehmet Denizolgun ve Ahmed Denizolgun arasında miras kavgası başladı, anneleri ve kız kardeşleri bu kavgada da Ahmed Denizolgun'u destekledi. İki aile daha önce aynı apartmanda oturuyorken bu kavgalar neticesinde Mehmet Denizolgun bu apartmandan taşındı.
Resimde Mehmet ve Ahmet (gözlüklü olan) Denizolgun kardeşler
Temmuz 2001'de yukarıda değindiğim İsmail Amasyalı Kemal Kacar'ın zehirlenerek öldürüldüğünü iddia ederek açıkça fail olarak Denizolgun Ailesi'ni ima etti. Haziran 2001'de Fazilet Partisi'nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ardından Milli Görüş'ten ayrılan ekip Ağustos 2001'de AK Parti'yi kurdu. AK Parti'nin gelecek ilk seçimde iktidara geleceği o zamandan tahmin edilmekteydi.
Mehmet Beyazıt Denizolgun ilk döneminde AK Parti'ye üye oldu ve büyük bir cemaatin önemli bir ismi olması nedeniyle AK Parti'de ilgi gördü, gelecek seçimde milletvekili adayı olacağı kesinleşti. Bu gelişmeye kızan Ahmed Denizolgun AK Parti'ye düşman kesildi ve AK Parti ve lideri Recep Tayyip Erdoğan aleyhine cemaatte kampanya başlattı, ANAP ve Mesut Yılmaz'ı desteklemeye başladı2002 yazında ülkede erken seçim kararı alındı ve 3 Kasım 2002'de seçime gidileceği açıklandı. Seçimin favorisi AK Parti'ydi. Fakat bu geçmiş nedeniyle Ahmed Denizolgun cemaate ANAP ve Mesut Yılmaz'ı desteklemesini emretti ve cemaatte görülmemiş bir seçim seferberliği başladı.
Ahmed Denizolgun bu seçimde ANAP'tan memleketi Antalya'dan milletvekili adayı oldu. Süleymancı kadınlar "kadın erkek karışık olduğu için" hacca götürülmezken kadın erkek karışık ANAP mitinglerine döküldüler. Ahmed Denizolgun'un emriyle. Özellikle ANAP'ın Antalya mitingi Süleymancı mitingine dönüştü. Mesut Yılmaz sahnede Ahmed Denizolgun'la birlikte konuştu. Daha sonra cemaat arasında "Üstazımızı (Tunahan) Mesut Yılmaz ve Ahmed Abimizin arasında ikisinin sırtını sıvazlarken gördük" keramet(!)leri yayıldı.
Ahmed Denizolgun bu dönemde aleni olarak şunu diyordu: "ANAP bu seçimde %17 oy alacak, kendisinin %7 oyu var, bizim cemaatin tümü ANAP'a oy verecek ve hepsi cemaatten olmayan 3 kişiyi daha ANAP'a oy vermeye ikna edecek, böylece bizim üstümüzden de %10 oy ANAP'a gelecek" Bu hesab seçim sonrası alay konusu olacaktı.
Mesut Yılmaz ve ANAP 28 Şubat'ın ana faillerinden görüldüğünden ve ülkedeki ekonomik kriz başta olmak üzere sosyo-ekonomik sorunlarından da sorumlu tutulduğundan Süleymancıların bu tavrı İslami kesimlerin büyük tepkisini çekti, bu tepkileri umursamayan Ahmed Denizolgun seçim seferberliğine devam etti ve cemaate "ANAP'a oy vermeyene hakkımız haram olsun, bu cemaatten gitsin" dedi. 3 Kasım seçimlerinde AK Parti tek başına iktidara geldi, Mehmet Beyazıt Denizolgun AK Parti milletvekili seçildi. ANAP ise sadece %5,5 oy aldı ve meclis dışı kaldı, Ahmed Denizolgun da böylece milletvekili seçilemedi. Bir önceki seçimde %13 oy alan ANAP'ın 3 buçuk yıl sonra Süleymancıların desteğine rağmen %5,5 oya düşmesi dindar kesimlerde alay konusu oldu. "Bu iş Nasreddin Hoca'nın kedi-ciğer fıkrası gibi, ANAP'ın oyu buysa Süleymancılar nerede, bu Süleymancıların oyuysa ANAP nerede" dendi. Daha sonra Süleymancılardan ayrılacak olan pek çok isim ve yönetici o seçimde pek çok Süleymancının cemaatin emrine aleni itiraz etmeden oyunu ANAP'a değil AK Parti'ye verdiğini beyan etti. Seçim sonrası cemaatte hem seçim sürecinde ANAP'ın desteklenmesi, hem seçim başarısızlığı, hem de Ahmed Denizolgun'un cemaate liderlik edemeyeceği yönünde kanaatlerle isyanlar çıktı, bu isyanlara özellikle yaşlı hoca ve idareciler öncülük ediyordu.
Mehmet Denizolgun da Ahmed Denizolgun da cemaatin strandartlarınca şer'i bir eğitim almamış, cemaatin kurslarında okumamıştı ki bu eğitim 1950'li yıllarda acil ihtiyaçlara binaen hızlandırılmış özet bir eğitim olduğundan İslami eğitim yapan diğer kesimlerce çok hafif olmakla eleştiriliyordu. Ama iki kardeş bu eğitimi de almamıştı, seküler bir eğitimden geliyorlardı. Gençliklerinden itibaren hayat tarzları da cemaatin gençlerinden beklediği gibi değildi, bu hususlarda Ahmed Denizolgun abisinden daha serbest büyümüş bir isimdi. Yurt dışında yıllarca evlenmeden yaşaması, sonradan Yahudi bir kadınla evlenip ayrıldığının ortaya çıkması gibi etkenler de cemaatin pek çok hocasının Onun liderliğine itirazına neden oldu. Her zamanki gibi içeriden eleştiren herkes kapı önüne kondu, bu isimlere boykot kararı kondu. Bu isimlerden bazıları Mehmet Beyazıt Denizolgun'a giderek onun öncülüğünde yeniden yapılanma teklifinde bulunsalar da Mehmet Denizolgun böyle bir işe sıcak bakmadı, cemaat oluşturmaya girişmedi, abisinin bu kararı Ahmed Denizolgun'un işine yaradı.
26 Mayıs 2004'te Tunahan'ın kızı Ferhan Hanım vefat etti. Üsküdar Selimiye'deki cenaze namazına Ahmed Denizolgun'un emriyle cemaatten kovulanların ve Mehmet Beyazıt Denizolgun'un katılmamasına çalışıldı, cenazede bu sebeble polisin dahil olduğu gerginlikler yaşandı. Annelerinin vefatı üstüne iki kardeş arasındaki gerilim ve miras kavgası daha da arttı. 2000'li yılların başlarında 28 Şubat etkisi ve başka nedenlerle de Fethullahçılar dışındaki cemaatlerin faaliyetleri geriledi fakat bu gelişme Süleymancılara da yaramadı. Çünkü değişen yaşam şartları, muhafazakar kesimlerin değişen beklentileri Süleymancıların eğitim kurumlarına ilgiyi iyice azalttı. Süleymancı kurs ve yurtları artık tamamen "fakir öğrencilerin barınma ve beslenme için tahammül ettiği yer" olarak bilinmeye başlandı. Cemaati yöneten aile başta olmak üzere cemaatin üst isimlerinin çocuklarının hiçbirinin bu kurumlarda eğitim almaması da cemaatte huzursuzluk ve eleştirilere neden oldu.
2000'li yıllarda hem ayrılma hem kovulma yoluyla Süleymancılık özellikle idareci ve hoca açısından daraldı, elbette tabanda da bir daralma yaşandı. Bununla beraber yukarıda değindiğim gibi Ahmed Denizolgun'u en büyük endişesi olan abisi Mehmet Denizolgun'un cemaat kurma girişimi, Mehmet Denizolgun'un bunu tercih etmemesi sebebiyle gerçekleşmedi. Ahmed Denizolgun bu durumda iktidarın da kendi milletvekilleri olan Mehmet Denizolgun'u destekleyeceğini tahmin etmekteydi. Böyle bir bölünmenin olmaması, cemaatin daralarak da olsa devamını ve hatta Denizolgun'un liderliğini pekiştirmesini sağladı.
Türkiye'de de önemli dönüşümlerin yaşandığı 2007'de Süleymancılar adına açılan başlıca sitelerden olan
http://silistrevi.org
sitesinin forumu açılır. Forum cemaat içi muhalefetin sesi olur ve Ahmed Arif Denizolgun'un şahsı, yönetimi eleştirilir, Süleymancı iktisadi, sıhhi, eğitim kurumlarındaki suistimaller, yolsuzluklar cemaat üyelerince ifşa edilir, bu forum kaynaklı bilgiler haber kanallarına ve sitelere de düşer. Bu forumu kapatmayı acil gündem edinen Denizolgun yönetimi ne yapar eder ve bu forumun kapatılmasını sağlar. (forum kapandı bile)
Şu an aktif farklı bir site:
Süleymancılar Cemaati | Haber, Analiz ve Belgeler
Süleymancılar Cemaati hakkında haberler, analizler, belgeler ve arşiv içerikleri. Güncel gelişmeler Süleymanlı Haber’de.
suleymanlihaber.com
2007 seçimlerinde Denizolgun Mehmet Ağar liderliğindeki Demokrat Parti'yi destekledi ve bu partiden de Antalya milletvekili adayı oldu.
2002'deki ANAP seferberliği kadar şiddetli olmasa da yine bir "Dediğimiz yere oy vermeyene hakkımız haram olsun, defolsun bu cemaatten gitsin" kampanyası düzenlenir, 2002 seçimi kadar mitinglere yüklenilmez. Fakat beklendiği gibi DP baraj altı kalır ve Ahmed Denizolgun yine milletvekili seçilemez, yeni dönemde de abisi Mehmet Denizolgun AK Parti milletvekili olur. 2011 seçimlerinde Mehmet Denizolgun sağlığının bozulması gerekçeli olarak milletvekilliğine yeniden aday olmaz. Cemaat içi muhalefet zaman zaman iç darbeyle Ahmed Denizolgun'u devirmeye çalışır ama başarılı olmaz, hiçbiri de Ahmed Denizolgun'a alternatif müstakil bir Süleymancı örgütlenmesine girişmek istemez, bunun gerçekleşmemesi Ahmed Denizolgun'a yarar. 2011 ve 2015 seçimlerinde çok yüklenilmeden sırf o dönem AK Parti'ye muhalif en büyük sağ parti olarak görüldüğünden Süleymancılar MHP'yi destekler. Bu dönemlerde "itaatsizlik", "AK Parti destekçiliği" gibi suçlamalarla pek çok Süleymancı hoca, idareci, taban cemaatten atılmaya devam eder. Yine bu yıllarda sık sık Süleymancı kurumlarda işlendiği iddia edilen yolsuzluk, cinsel istismar, suistimal vb suçlar medyada yer alır.
Cemaatin kan, itibar ve hikayesinin kaybının sürdüğü bir dönemde lideri Arif Ahmed Denizolgun sürpriz bir biçimde henüz 61 yaşındayken 8 Eylül 2016'da vefat etti. Ölüm sebebinin yüksek tansiyon kaynaklı beyin kanaması olduğu açıklansa da bu ani ölüm cemaat içerisinde Ahmed Denizolgun'un öldürüldüğü iddialarına yol açtı, iddia sahipleri fail olarak farklı farklı kişi ve kesimleri suçluyorlardı. Şimdi cemaatin başına kim geçecekti? Teamül gereği Süleyman Hilmi Tunahan'ın ailesinden olması gerekiyordu. Kemal Kacar'ın zaten yukarıda değindiğim gibi çocuğu yoktu. Ahmed Denizolgun'un da çocuğu yoktu. Mehmet Denizolgun'un çocukları vardı ama ailenin bu kısmı cemaatten tard edilmişti.
Bu durumda Fahriye Ferhan Denizolgun'un kızı, Gülderen Kuriş'in oğlu Ali Erhan Kuriş cemaate lider yapıldı. İsmi liderliğe daha uygun olsun diye Alihan Kuriş olarak değiştirildi. Ama daha tuhaf değişiklik doğum tarihinde yapıldı. Alihan Kuriş'in anne ve babası 1981'de evlenmiş, Alihan Kuriş 1982'de doğmuştu. Ama lider olduktan sonra şahsa özel bir manevi anlam yüklensin diye doğum tarihinin 21 Kasım 1979 yani 1 Muharrem 1400 olduğu açıklandı, halbuki bu tarihte daha Alihan Kuriş'in anne ve babası evli bile değildi. Yeni lider Kuriş ile ilgili yapılan manipülasyonlar bununla da sınırlı kalmadı, bir Süleymancının yurt dışında aşağıdaki videoda izleyebileceğiniz gibi Alihan Kuriş'ten "Emirul Müminin Alihan Kurayşi" olarak bahseden videosu sosyal medyada yayıldı ve büyük tepki çekti.
Kurayş Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kabilesi olduğundan burada yapılan tedlisle Alihan Kuriş'in Rasulullahın soyundan geldiği ima ediliyordu, halbuki öyle değildi. Alihan Kuriş'in de sürdüğü hayat tarzının Süleymancılara idealize edilen hayat tarzıyla, aldığı eğitimlerin Süleymancıların eğitimiyle alakası yoktu.
Alihan Kuriş dayısı Ahmed Denizolgun'un politik tavrını devralarak AK Parti muhalifliğini sürdürdü. 2018 seçiminde 2011 ve 2015 seçimlerinde oy verdikleri MHP artık AK Parti ile müttefik olduklarından Alihan Kuriş Meral Akşener liderliğindeki İYİ Parti'nin desteklenmesini emretti, cematte her seçim yaşanan dalgalanmalar bu emirle de yaşandı. Bu dönemde Süleymancılıktan ayrılan isimlerin, özellikle idareci ve hocaların cemaate yönelik aleyhte ifşaatları arttı, bir yandan da yurt dışında Süleymancılarla Fethullahçıların işbirliği yaptığı iddiaları verilerle gündeme geldi. Tutuklanma korkusu yaşadığı belirtilen Alihan Kuriş yurt dışına yerleşti. Şimdi Hollanda'da ikamet ettiği belirtiliyor.
2018 seçiminde Mehmet Beyazıt Denizolgun'un oğlu Fatih Süleyman Denizolgun (1987-) AK Parti milletvekili seçildi ve o günden bugüne Alihan Kuriş aleyhine konuşmaya başladı, 2023 seçimlerinde yine AK Parti'den milletvekili adayı gösterilse de kıl payı farkla seçilemedi, Kuriş'i sert şekilde eleştirdiği konuşma örnekleri:
Fatih Süleyman Denizolgun, Kuriş aleyhindeki konuşmalarında Kuriş'i ve Ona tabi olanları FETÖ'cülerle işbirliğiyle, politik tutumu Kuriş ile uyuşmayanları, Onların söv dediğine sövmeyenleri cemaatten atmakla, yolsuzlukla, suistimalle, sahtekarlıkla ve daha pek çok şeyle suçluyor ve Süleymancı tabanına Kuriş'i terk çağrısı yapıyor.
Süleymancılığın dünden bugüne hikayesi böyle, Süleymancılık gittikçe gerileyen, hikayesini ve motivasyonunu büyük oranda kaybetmiş, Türkiye'deki diğer İslami tüm kesimlerle sorunlu, gittikçe artarak her türlü suistimalle suçlanan, bence geleceği olmayan bir cemaat. Bu kadar bilgiyi nereden öğrendiğimi merak edenler çok, bu cemaatte bir gün bile bulunmadım, din anlayışlarıyla bir an bile uyuşmadım. Benimkisi dıştan merak, bu cemaat ve her cemaat, cemiyet, her sosyal ve siyasal olay, olgu hakkında meraklı birisiyim.
Süleymancılık hakkında ilk okumalarım 2004 yılında oldu, bu kadar zaman içerisinde cemaat içerisinden kimselerden de çeşitli yollarla epeyi bilgi aldım, bunları birbiriyle muhakeme ettim, 2004'ten bugüne birikenler bunlar. Beni gerçek hayatta tanıyan arkadaşlarım bu gibi konulara dair ilgimi ve bilgimi bildiklerinden bu gibi bilgilere nasıl ulaştığıma ve doğruluğunu nasıl seçebildiğime hiç şaşırmıyorlar, bunu bazı kimselerin bu yazdıklarımdan ötürü beni devlet görevlisi sanıp buna dair bir şeyler yazmalarından sebeb söylüyorum, devlet görevlisi değilim, dini veya başka şekilde herhangi bir yapıya da bağlı değilim, mustakil birisiyim. Kaynaklarım sağlam, emin olmadığım veya ispatı tam bilinemeyecek şeyleri "iddia ediliyor" uslubuyla yazdım, ihtimali az olan şeyleri hiç yazmadım, bu cemaatte o kadar çok ve tuhaf iddialar var ki pek çoğunu es geçtim. Düz olarak anlattıklarım öyle olduğunu bildiğim şeyler.
Meraklısına bu cemaatle ilgili bazı video, kayıt linkleri bırakacağım:
Süleyman Hilmi Tunahan Kendi Sesinden Bir Dua ve Kısa Sohbeti (1956)
Kemal Kacar'ın Kütahya'dan Bir Videosu (1996)
Kemal Kaçar'ın Cemaatin Bir Yurt İnşaatını Ziyareti (1996)
Ahmed Denizolgun'un DP'den Aday Olup Seçilemediği 2007 Seçimi Öncesi Bir Konuşması
Kemal Kacar'ın Cenaze Videosu 2000
80'li Yıllarda Süleymancılardan Kovulan ve Açıklamalarıyla Cemaati İfşa Eden Hüseyin Kaplan'ın Bir Konuşması (2011)
Ekrem İmamoğlu - Süleymancı ilişkisine değinecek olursak;
Ekrem İmamoğlu'nun (1970) çocukken Süleymancı kurslarında okuduğu doğru, resim de o dönemden. Süleymancıların Ekrem İmamoğlu'na "Cemaatimizden tam olmasa da bizde okumuş, bize yakın" birisi diye de baktığı doğru. Ama Süleymancıların Ekram İmamoğlu'na olan desteğinin ana motivasyonu AK Parti'nin karşısında yer alması çünkü 2002'den beri Süleymancı merkezin politikası AK Parti'nin tersine hareket etmek üzere kurulu. Süleymancılar bu motivasyonla İmamoğlu'nu CHP adayı olarak AK Parti'ye karşı yarıştığı için 2014 yerel seçiminde Beylikdüzü İlçe Belediye Başkanlığı, 2019 ve 2024 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için desteklediler.
Aynı şekilde 2023 seçiminde de başkanlık seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu'nu desteklediler. Bu desteğin karşısında İmamoğlu'nun Süleymancılara İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde imkanlar sağladığı, Süleymancıların bundan kar ettiği belediyenin iç işleyişine biraz vakıf herkesin bildiği bir konu.
Son günlerde Süleymancıların gündem olmasına neden olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yolsuzluk operasyonlarıyla ilgili Süleymancıların anlaşılacağı şekilde operasyonun cemaat ayağı olduğu demesi ve belediyedeki yolsuzluk operasyonu kapmasında, 4 Süleymancı ismin de gözaltına alındığının ortaya çıkması oldu. Süleymancılara kapsamlı, hele tabanı da hedef alan bir operasyon beklemiyorum. Olabilecek operasyonlar -eğer olursa, hiç olmaya da bilir- olay bazlı olacak, cemaat endeksli örgüt davasına dönüşmeyecek ve cemaatte çok sınırlı sayıda kişiyi hedef alacaktır. Bununla beraber Alihan Kuriş'in ve çevresinin gelişmelerden paniğe kapıldığı kuzeni Fatih Süleyman Denizolgun başta olmak üzere bazı kimselerce ifade ediliyor, bu şartlarda Alihan Kuriş asla Türkiye'ye dönmeyecek, bu da Süleymancı cemaatine olumsuz yansıyacaktır.
Not : Konu Enes Alkan paylaşımından faydalanılarak hazırlanmıştır.
