Çözüldü Taliban, Neden İşbirlikçi Afganları Tekfir Etmedi?

İmam Malik

İyi Bilinen Üye
Esselamu aleykum we rahmetullah.
Tağuta askerlik yapmak itikadımızca küfürdür. Peki o halde Taliban hareketinin kendisine karşı küffarın desteği ile savaşan ve küfrü TSK'dan bile daha açık olan bir orduyu ve mensuplarını tekfir etmedi?
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Esselamu aleykum we rahmetullah.
Tağuta askerlik yapmak itikadımızca küfürdür. Peki o halde Taliban hareketinin kendisine karşı küffarın desteği ile savaşan ve küfrü TSK'dan bile daha açık olan bir orduyu ve mensuplarını NEDEN tekfir etmedi?
Âleykum sela we rahmetullahi we berakatuh;

Buradan taraflı olan haberlere bakarak Taliban'ın yaptıklarına bakarak değerlendirmelerde bulunmanın pek de isabetli olmayacağına inanıyorum. Sorduğunuz soruyla ilgili evvela kendisiyle savaşan Afgan ulusal ordusunu tekfir etmediğini, hatta müslüman gördüğü hakkında kat'i bir bilgim ve delilim yok. Sizde böyle bir delil var ise ortaya koymalısınız.

Afgan ulusal ordusunu tekfir etmeme durumu varsayarsak; Neden tekfir etmemiş olabilir? sualine cevab arayalım.

a- Ulusal ordu askerlerini câhillikleri sebebiyle Taliban'a karşı aldatılarak orduya katılmış olabileceklerinden dolayı eskiden beri tekfir etmemiş olabilir.
b- Ulusal ordu askerlerini tekfir ediyordur fakat maslahat ve mefsedet açısından açıktan ilan edememiş olabilir.
c- Ulusal ordu askerlerini tekfir ediyordur fakat kâfirlerin ülkeden çıkması için yapılan görüşmelerde, andlaşma gereği bunu açıktan ilan edememiş olabilir.
Allahu âlem
 

İmam Malik

İyi Bilinen Üye
Sorduğunuz soruyla ilgili evvela kendisiyle savaşan Afgan ulusal ordusunu tekfir etmediğini, hatta müslüman gördüğü hakkında kat'i bir bilgim ve delilim yok. Sizde böyle bir delil var ise ortaya koymalısınız.
Allah razı olsun
Afgan ordusu hakkında "Mürted" tabrini hiç kullanmadı, onun yerine "İşbirlikçi" tabirini kullandı ve bundan çok daha kesini genel olarak onların ölülerine kafir ölüsü, esirlerine kafir esiri muamelesi yapmadı.
 

عبد الرحمن

قُل آمَنتُ بِاللهِ ثُمَّ استَقِم
İslam-TR Üyesi
Hocam izninizle bir noktaya daha değinmek, mütalaaya açmak istiyorum. İmam Malik kardeş "küfrü TSK'dan daha açık" demiş, ancak Türkiye Cumhuriyeti'nin aksine Afganistan İslam Cumhuriyeti anayasada İslam şeriatına göre hükmetmeyi öngörmekte ve İslam itikadını benimsemektedir. Tatbikte bu konuda kusur ettikleri kabul edilse bile, itikadları kendi beyanlarıyla bu yöndedir.

Geriye kalan, Afgan Ulusal Ordusu kafirlere velayet ile bağlanmakla suçlanabilir. Burada ise mazur görülmüş olmaları mümkündür. İşgali fırsat bilip NATO'yla işbirliği yapsalar da, aralarından ilk dönemde yabancı güçlerin kalmasına tepki gösterenler olmuştur. Dolayısıyla bu ittifakları işlevsel olmuştur ve tüm fertler için bir muhabbet (kalbi velayet) söz konusu değildir. Bu açıdan belki hareketleri İbn Ebi Balta (r.a.)'nın hareketine benzetilebilir.

Kafirlerin bir araştırmasının belirttiğine göre, Taliban'ın siyasi ofis üyeleri düşmanlarını tekfir etmiyormuş. (https://cic.nyu.edu/sites/default/files/taliban_future_state_final.pdf)

Ancak şu gibi teranelere bakarsak, savaşçılar arasında tekfirin eksik olmadığı gözüküyor: (İnkiyadi Ağa, Erbeki) https://ia804505.us.archive.org/11/items/turkmennasheeds/Arbaki-Inqiyadi.mp3
 
Son düzenleme:

Usuli

ےے مِلَّةُ إِبْرَاهِيمَ ےے
İslam-TR Üyesi
Ben Afganistana gidib gelmiş bazı arkadaşlar tanıyom. O arkadaşların dediyine göre Taliban milli ordunu tekfir etmiyor. Bazı mevlevilerle ve komutanlarla konuşmuşlar bu konuyu olar da demişler ki, biz orduyu tekfir etmiyoruz ama öldürülmeleri caizdir ABD ile işbirliği yaptıkları için.
Ayrıca Talibanın hiç bir resmi dergisinde milli ordunu tekfir ettiğine dair bir tane yazı bile yok.
 

Abdullah el Hanbeli

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Acaba orduyu tekfir etmemelerinin sebebi ameli küfür görüp muayyen şahısları aslen cehalet veya te'vil engellerinden dolayı mazur görmelerinden mi kaynaklanıyor (bu muasır bazı selefilerin de görüşüdür) yoksa bu ameli aslen küfür dahi görmeyip haram saydıklarından mı? Maturidi ve Eşarilerin itikadına göre şirki değerlendirmede bile selefiler arasında farkları var, bizim büyük şirkten/ ibadetten saydığımız amelleri, (tevhid itikadı üzere olup amelde tevhide aykırı davranmayı) onlar sadece haramdan sayıyorlar. Bu görüşe göre mesela ölüden yardım istemek bizatihi şirk değil, eğer Allah'ın izni ve dilemesine bağlanır ve yardım istediği kişinin rabliğine, ilahlığına ve Allah'tan bağımsız yardım edebileceğine inanmadan işleniyorsa, haram oluyor. İman ve küfür amellerini ve tevelli meselesini de buna benzer şekilde yorumluyorlarsa kafirlere yapılan tüm dostluk amellerini de haram sayacaklardır ve küfür oluşunu da tamamen istihlale/itikada bağlayacaklardır. Günümüzdeki muhafazakar parti ve yöneticileri tekfir etmemelerinin sebebi de zannımca bu itikaddır.

Mâturîdî ve Eş’arîler: Selefî çizginin takipçileri olan bizlerce malum olduğu üzere tevhid, Allah Teâlâ’yı sadece Rubûbiyyet’inde (yani zatında ve kendisine has olan fiil ve sıfatlarında, -başka bir deyimle- inançta) birlemekten ibaret olmayıp, bununla birlikte Ulûhiyyet’inde de (yani ibadetlerde, -başka bir deyimle- sözde ve kalp ve organ amellerinde de) birlemek demektir. Dolayısıyla ibadet çeşitlerinden herhangi birini Allah’tan başkasına sarfeden bir kimse, ibadeti sarf ettiği varlıkta Rubûbiyyet özelliklerinden bir ya da daha fazlasının olduğuna inanmasa dahi (yani Rubûbiyyet tevhidini gerçekleştirmiş olsa dahi) Allah’a ortak koşmuş olmaktadır. Bu itikad, ehli sünnetin/selefin icması ile sabit olup, aksine inanmak ise küfürdür.
Ancak, içinde yaşadığımız toplumun muhafazakar kesiminin bilinçli olarak veya olmayarak kendisine tabi olduğu iki itikad ekolü olan Mâturîdî ve Eş’arîlere göre ise tevhid; “Zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde (yani bu üç şeyde) Allah Teâlâ’nın bir olduğuna inanmaktır.” Yani bu iki ekol mensuplarınca tevhid, Allah Teâlâ’yı Rubûbiyyet’inde birlemektir. Buna göre şayet bir kimse Rubûbiyyet’inde Allah’ı birliyorsa, böyle bir kimse dua, adak, kurban, tavaf gibi ibadet çeşitlerinden birini Allah’tan başkasına yönelttiği (yani Ulûhiyyet tevhidine aykırı bir eylemde bulunduğu) zaman tevhidi bozulmuş ve şirke düşmüş biri olarak sayılmaz. Zira bu ekol sahiplerine göre dua, adak v.s. ibadetlerin birer “ibadet” olarak isimlendirilebilmesi için kişinin, bu eylemleri kendisine sarf ettiği varlıkta Rubûbiyyet özelliklerinden herhangi birinin bulunduğuna inanması gerekir. Yani bu eylemler, böyle bir inanca sahip olunmasıyla beraber “ibadet” olur ve Allah’tan gayrısına sarf edildiğinde Allah’tan başkasına ibadet edilmiş; şirk koşulmuş olur. Ancak böyle bir inanç olmaksızın bu eylemler tek başına “ibadet” diye isimlendirilemez ve dolayısıyla bu eylemleri Allah’tan başkasına sarf eden biri “Allah’tan başkasına ibadet eden” olarak nitelendirilemez!
İşte bu kimseler bu inançlarının bir gereği olarak, tevhid kelimesi Lâ ilâhe illallah’ı “Allah’tan başka Rab yoktur” diye anlamlandırarak, İlah ve Rab kelimeleri arasında ve dolayısıyla Uluhiyyet tevhidi ile Rubûbiyyet tevhidi arasında bir fark gözetmemiş ve böylece “Rubûbiyyet tevhidi”nden ve “Rububiyyette şirk”ten ayrı olarak “Ulûhiyyet tevhidi” ve “Uluhiyyette şirk” diye bir kısım kabul etmemişlerdir.
Buna göre, egemenliğin kayıtsız şartsız Allah’a has olan bir yetki olduğuna, İslam şeriatının ona aykırı bütün beşeri sistemlerden üstün olup, bu sistemlerin batıl rejimler olduğuna inanan (yani Rubûbiyyet’inde Allah’a ortak koşmayan) biri, şayet Allah’ın hakkı olan kayıtsız şartsız egemenlik yetkisini parlamenterlere vermek anlamına gelen demokratik seçimlere katılsa (yani Ulûhiyyette ortak koşsa), Maturîdî ve Eş’arîlere göre bu kimsenin yaptığı şirk olarak nitelendirilemez. Aynı şekilde Allah’tan başka hiç kimsenin kâinatta tasarruf etme yetkisine sahip olmadığına, yanında/yakınında olmayan birini işitebilme ve ona yardım edebilme özelliğinin olmadığına inanmakla birlikte, Allah’ın işittirmesi ve ona himmet ettirmesi ile (başka bir ifadeyle Allah’ın izni ile) işitebilip yardım edebileceğine inanarak gaip olan bir kimseden yardım isteyen (mesela “meded ya Abdulkadir Geylânî diyen) bir kimse, bu iki itikad mezhebine göre şirk koşmuş sayılmaz. Zaten toplum içindeki muhafazakar kesimin bozuk tevhid ve şirk anlayışlarının temelinde yatan neden de, şuurunda olarak ya da olmayarak üzerlerinde Mâturîdî ve Eş’arî akidesinin hakim olmasıdır.
İşte dinin en önemli meselesi ve en mühim farzı olan tevhid’i ve onun zıttı olan şirki doğru anlamamış olan, Allah Teâlâ’nın şirk dediği birçok eyleme şirk demeyen Mâturîdî ve Eş’arîler, -çokça bilindiği üzere- ehl-i sünnet alimlerimizce tekfir edilmemişlerdir.

[Ömer Faruk, ilimvecihad]
 

HAMAS

İyi Bilinen Üye
Site Emektarı
İşi gücü bırakıp bütün dünyanın gözleri üstünde iken yeni bir iç savaş çıkarmak için tekfir meselesi ile uğraşacaklarını düşünmüyorum. Can derdine düşmüş herkes.
 

Daimaİslam

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
Acaba orduyu tekfir etmemelerinin sebebi ameli küfür görüp muayyen şahısları aslen cehalet veya te'vil engellerinden dolayı mazur görmelerinden mi kaynaklanıyor (bu muasır bazı selefilerin de görüşüdür) yoksa bu ameli aslen küfür dahi görmeyip haram saydıklarından mı? Maturidi ve Eşarilerin itikadına göre şirki değerlendirmede bile selefiler arasında farkları var, bizim büyük şirkten/ ibadetten saydığımız amelleri, (tevhid itikadı üzere olup amelde tevhide aykırı davranmayı) onlar sadece haramdan sayıyorlar. Bu görüşe göre mesela ölüden yardım istemek bizatihi şirk değil, eğer Allah'ın izni ve dilemesine bağlanır ve yardım istediği kişinin rabliğine, ilahlığına ve Allah'tan bağımsız yardım edebileceğine inanmadan işleniyorsa, haram oluyor. İman ve küfür amellerini ve tevelli meselesini de buna benzer şekilde yorumluyorlarsa kafirlere yapılan tüm dostluk amellerini de haram sayacaklardır ve küfür oluşunu da tamamen istihlale/itikada bağlayacaklardır. Günümüzdeki muhafazakar parti ve yöneticileri tekfir etmemelerinin sebebi de zannımca bu itikaddır.
Selamun Aleykum kardesim Talibanin maturidi veya eşari olduğunu nereden çıkardınız deliliniz var mı?
 

عبد الرحمن

قُل آمَنتُ بِاللهِ ثُمَّ استَقِم
İslam-TR Üyesi
Acaba orduyu tekfir etmemelerinin sebebi ameli küfür görüp muayyen şahısları aslen cehalet veya te'vil engellerinden dolayı mazur görmelerinden mi kaynaklanıyor (bu muasır bazı selefilerin de görüşüdür) yoksa bu ameli aslen küfür dahi görmeyip haram saydıklarından mı? Maturidi ve Eşarilerin itikadına göre şirki değerlendirmede bile selefiler arasında farkları var, bizim büyük şirkten/ ibadetten saydığımız amelleri, (tevhid itikadı üzere olup amelde tevhide aykırı davranmayı) onlar sadece haramdan sayıyorlar. Bu görüşe göre mesela ölüden yardım istemek bizatihi şirk değil, eğer Allah'ın izni ve dilemesine bağlanır ve yardım istediği kişinin rabliğine, ilahlığına ve Allah'tan bağımsız yardım edebileceğine inanmadan işleniyorsa, haram oluyor. İman ve küfür amellerini ve tevelli meselesini de buna benzer şekilde yorumluyorlarsa kafirlere yapılan tüm dostluk amellerini de haram sayacaklardır ve küfür oluşunu da tamamen istihlale/itikada bağlayacaklardır. Günümüzdeki muhafazakar parti ve yöneticileri tekfir etmemelerinin sebebi de zannımca bu itikaddır.
Hanefi alimler muvalat ile tevelli arasında bir ayrım yapmamıştır ve bunun Allah indinde küfür olduğuna kail olmuşlardır. İmam Ebu Bekir el-Cessas Ahkam Tefsirinde Maide 51'in tevilinde şöyle söylüyor: "وإنْ كانَ الخِطابُ لِلْمُسْلِمِينَ فَهُوَ إخْبارٌ بِأنَّهُ كافِرٌ مِثْلُهُمْ بِمُوالاتِهِ إيّاهُمْ".
Yavuz sonrası Osmanlı da bu şekilde amel etmiş, tekfir ettikleri Safevilerle işbirliği yapanlara ve onların şiarlarını kendilerine şiar edinenlere aynı hükümle muamele etmişlerdir. Ancak ulemanın muvalatın ölçüsü ve şartları hakkında ihtilaf etmiş olmaları mümkündür. İbn Ebi Balta ve Ebu Lübabe radiyallahu anhuma'nın hâşâ bu hükümde olmadıkları gibi. 16.yüzyılda Şihabeddin el-Remli gibi bazı Mısır ve Şam alimleri örneğin Osmanlı'yı tekfir konusunda eleştirmişlerdir. Nassların belirlediği amelleri aşan kabarık bir efali küfür anlayışına gittiklerini söylemişlerdir. Ali el-Kari de eleştirmiştir sonrasında başka açılardan.

Onun dışında şahsa ilişkin belli özürler devreye girer dediğin gibi. Ama tevhit ile bu meselenin bir ilgisi yok. Allahu a'lem.
****
Allah'ın hükmüyle hükmetmeme meselesini de yine cumhur ulema tevhid açısından değil, fıkhi açıdan değerlendirmişlerdir. Buna Hanbeli alimler de dahil. İbn Kayyim buna milletten çıkarmayan ameli küfür demiştir mesela. La Hukme İlla Lillah şiarıyla huruc eden Hariciler bile tekfir ettiklerini tevhit üzerinden tekfir etmediler, aksine içlerinden bazı kimseler tekfir ettiklerine muvahhit ve bölgelerine darut tevhid diyerek bir ara katagori oluşturdular.
Modern yasama ve tebdil fiillerinin ilkinden daha üst düzeyde doğrudan tekfiri gerektiren bir cürüm olarak görülmesi başka bir mesele olsa da, buradaki ihtilafın da akaitteki tevhit veya iman anlayışından kaynaklandığını ispat etmek kolay değildir, çünkü Cihadi ve bazı Siyasi Selefilerin aksine Şeyh Albani ve onunla aynı çizgide olan halkalar bu tekfire katılmıyor, ama Kaplancılar gibi bazı Maturidi cemaatler ve Hizbut Tahrirden bazıları katılıyor.
Yine bu meseledeki ihtilafın fıkhi olduğunu gösteren başka bir nokta, Şeyh Süleyman Ulvan gibi bazı ulemanın Maide suresindeki hüküm ayetlerini İbn Abbas'tan gelen "küfür dune küfür" rivayeti zayıf diyerek mutlak manaya tevil etmeleridir. Buna göre Allah'ın hükmüne muhalif bir hüküm ile hükmeden, bu yaptığını beğenmese dahi itikadından bağımsız kafir olur.
Hükumdarları mazur gören ferîk ise onların masiyet işlediklerini veya zarureti ön sürerek bu hükme razı olduklarını kabul eder. Bunu tefsir sahibi İmam Alusi de burada böyle anlatıyor.

Tevhit konusunda naklettiğin Ömer Faruk hocanın yazısı Kelam ehli ulemanın Allah'tan başkasına ibadet etmeyi küfür görmediği izlenimini veriyor, halbuki bu Cehmiyye'nin görüşüdür. Böyle itikat ettiğine inanılan bir insan tekfir edilmezse din ve şeriatı iptal olur. Ancak mütekellimin böyle demez. Onların tevhidi tarifte zat, sıfat ve filler üzerinde durmaları, Allah'tan başka mabud bil hak olmadığını ispat etmek içindir. Buna tevhidin hakikati veya cevheri diyorlar. Allah tealanın Enam suresinde buyurduğu gibi: ذَ ٰ⁠لِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمۡۖ لَاۤ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَۖ خَـٰلِقُ كُلِّ شَیۡءࣲ فَٱعۡبُدُوهُۚ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَیۡءࣲ وَكِیلࣱ. Buna benzer ayetler var, Allah'ın rububiyetinden, yarattıklarından bahsedip iman ve ibadete davet ediyor.
Rab-ilah ayrımı yapmadıklarına göre, rab aynı zamanda mabud bil hak olan yegane ilahtır. Allah'tan başka rab olmadığını yakinen ve tahkiken bilip tasdik ettikten sonra Hak Teala'ya ibadette şirk koşmak akla sığar mı? Örneğin Bakıllani İnsaf'ta şöyle diyor: "والتوحيد له هو: الإقرار بأنه ثابت موجود، وإله واحد فرد معبود، ليس كمثله شيء؛ على ما قرر به قوله تعالى: " وإلهكم إله واحد لا إله إلا هو الرحمن الرحيم " وقوله: " ليس كمثله وهو السميع البصير " ." Tekfir konusuna gelince yine İbn Hümam ve Keşmiri gibi Hanefi alimlerinin başkasına secde etme gibi amellerin ibadet olup küfür olduğunu söyedikleri sabittir.
Mekke müşrikleri putlarda müstakil bir kuvvet gördükleri için onlara ibadet ediyorlardı. Bu ibadetlerinde tezellül, huzu ve takdisleri açıktı. Bu şekilde ibadet edenin küfründe ihtilaf yoktur. Ancak İstigase mevzuunda olduğu gibi benim yaptığım ibadet değildir deyip, amelini zayıf da olsa kendince bir delil getirerek şeriata nispet eden tevil sahibi Sufilerin tekfir edilmemesi, hâşâ Allah'tan gayrına ibadet edilmesini ihlal değildir.
 
Son düzenleme:

İmam Malik

İyi Bilinen Üye
Acaba orduyu tekfir etmemelerinin sebebi ameli küfür görüp muayyen şahısları aslen cehalet veya te'vil engellerinden dolayı mazur görmelerinden mi kaynaklanıyor (bu muasır bazı selefilerin de görüşüdür) yoksa bu ameli aslen küfür dahi görmeyip haram saydıklarından mı? Maturidi ve Eşarilerin itikadına göre şirki değerlendirmede bile selefiler arasında farkları var, bizim büyük şirkten/ ibadetten saydığımız amelleri, (tevhid itikadı üzere olup amelde tevhide aykırı davranmayı) onlar sadece haramdan sayıyorlar. Bu görüşe göre mesela ölüden yardım istemek bizatihi şirk değil, eğer Allah'ın izni ve dilemesine bağlanır ve yardım istediği kişinin rabliğine, ilahlığına ve Allah'tan bağımsız yardım edebileceğine inanmadan işleniyorsa, haram oluyor. İman ve küfür amellerini ve tevelli meselesini de buna benzer şekilde yorumluyorlarsa kafirlere yapılan tüm dostluk amellerini de haram sayacaklardır ve küfür oluşunu da tamamen istihlale/itikada bağlayacaklardır. Günümüzdeki muhafazakar parti ve yöneticileri tekfir etmemelerinin sebebi de zannımca bu itikaddır.
Bu tarz konuların altında cevap yazmak dahi forum kurallarına aykırı hele hele konuyu değiştirecek cinsten...
Ama yinede faydalı olacağını düşündüğüm bazı şeyleri paylaşmak isterim:
İlk olarak Ömer Faruk hoca(Allah onu korusun) ya Maturidi ve Eş'ariliği yanlış biliyor veyahutta bu makalenin bağlamını yanlış anladım.
Zira Maturidi ve Eş'ariler tevhidi 5 esasta ele alırlar:
1. Rububiyet Tevhidi
2. Uluhiyyet Tevhidi
3. İsimlerde Tevhid
4. Sıfatlarda Tevhid
5. Zatında Tevhid

İman/Amel ayrımında ise Eş'ariler, Selefilerden farklı düşünmezler. Maturidilerin ayrımı ise teoriktir. Mesela birisi kalkıp "Ben Hristiyan değilim ama süs olarak haç taşıyorum" diye haç taşımaya kalkarsa Maturidiler de, Eş'ariler de onu tekfir ederler. Bunda ihtilaf yok zira bu kişi bir batıl dinin şiarını taşımış olur.
Buna mukabil -mesela- Mursi'yi tekfir etmeyenler olduğunu biliyoruz Selefiler arasından. Ebu Katade el Filistini, Abdulaziz Tarifi, HTŞ, Mağrib El Kaidesi vs liste uzar.
Tartışmanın çıkış noktası aslında bundan ziyade yukarıdaki mesele, bir dinin şiarını taşıyan o dinden sayılır meselesi. Özellikle İslamcı parti liderlerinin tekfiri temelde bu mesele etrafında döner, zira bir cenah "Demokrasi bir dindir bu dinin tek şiarıda oy vermektir veya seçime girmektir bunları yapan kişi kafir olur çünkü başka bir dinin şiarını yerine getirmiştir" mantığı ile tekfir eder bu partileri.
Askerlik meseleside bir nevi bununla ilintilidir, tabi bu örnekte işin tek boyutu Nisa 76 değil burada birde Hristiyanları veli edinme konusu var...
 

İmam Malik

İyi Bilinen Üye
Selamun Aleykum kardesim Talibanin maturidi veya eşari olduğunu nereden çıkardınız deliliniz var mı?
Konu gereksiz yere çok saptı ama buna cevap vermesem olmaz.
Taliban'ın geldiği Diobendi ekolünün Maturidi olduğunu yedi cihan biliyor. Taliban komutanlarının tamamına yakını Hanefi-Maturidi dir. zaten büyük oranda da Hanefi fıkhına göre devleti idare etmektedirler.
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt