TALİBANA buradan Çağrı

TUVEYLİB

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Bismillah...

Afganistana gidip orada cihad eden ve sonrasında tekrar ya tutuklanarak ya herhangi bir sebepten dolayı Türkiye'ye dönüş yapan yüzlerce EL-KAİDE yahut TAHRİK TALİBAN yada CEPHETÜL İSLAMİYYE gibi isimlerle TÜRKİYE CEZAEVLERİNDE YATAN yüzlerce Müslüman var...

TALİBANA BURADAN ÇAĞRI YAPIYORUM BU MÜSLÜMANLAR İÇİN BİR ŞEYLER YAPINIZ...

Bunlar Allah için için sizin memleketinize sizin malınızı, ırzınızı, kanınnızı korumak için gençlerdi....
 

عبد الرحمن

قُل آمَنتُ بِاللهِ ثُمَّ استَقِم
İslam-TR Üyesi
Güzel bir çağrı ama doğrudan iletişime geçmek gerekir.
 

İkrime

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Afganistan'a yardım götüren büyük vakıf/dernekler aracılığıyla bu iletilebilir.
 

salticidae

lessismore
İslam-TR Üyesi
Taliban bunu amerikadan istemesi lazım. Çünkü bu insanlar aslında amerikayla savaştıkları için amerika emriyle içeri tıkılıyorlar. Türkiye’de kimin içeri girip çıkacağı amerikada belirleniyor.
 

TUVEYLİB

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Ayrıca Talibana buradan çağrı yaparak:
1- Selefi salihin akidesine her konuda dönmelerini, bu menhec üzer yönetmelerini, eğitimlerinide bu menhece göre düzenlemelerini, hiçbir konuda taviz vermemelerini, sofilere ve şialara güzelce davet yapıp bir müddet sonra da daha sert tutum içerisine girmelerini tavsiye ederim.
Yine kafir yöneticilere kardeşim demekten sakınmasını, islami olmayan demokrasi gibi kutlama vs şeylere asla katılmamaları gerektiğini, türbe tekke küfür ve haramları konusunda alınması gereken tedbirlerini biran evvel almaları konusunda çağrıda bulunmak isterim..
Yine şu ağızlarına aldıkları uyuşturucu olduğu söylenen maddenin iyice incelenmesi ve biran evvel şayet haram ise yasaklanması haram değil ise bu konuda güzel bir fetva yayın lamaları gerekliliğine davet ediyorum...
Yine ulslararası anlaşmalarda küfür ve haram işlememeleri konusunda çağrıda bulnuyorum.
Yine yakınalrındaki müslümanalra yardım etme özellikle türkisten ve çinde zulüm altında olan Müslümanalr ayardım etmeleri çağrısında bulunuyorum..
Yien biran evvel Arap devletlerine yüzlerce öğrenci göndererek biran evvel sahih ve güzel bir akide eğitimi alamalrı için hareket geçmeye davet ediyorum..
 

eL_Muhacir

İlimsiz mucahid katil,cihadsız alim belam olur.
Frm. Yöneticisi
Ayrıca Talibana buradan çağrı yaparak:
1- Selefi salihin akidesine her konuda dönmelerini, bu menhec üzer yönetmelerini, eğitimlerini de bu menhece göre düzenlemelerini, hiçbir konuda taviz vermemelerini, sofilere ve şialara güzelce davet yapıp bir müddet sonra da daha sert tutum içerisine girmelerini tavsiye ederim.
Yine kafir yöneticilere kardeşim demekten sakınmasını, islami olmayan demokrasi gibi kutlama vs şeylere asla katılmamaları gerektiğini, türbe tekke küfür ve haramları konusunda alınması gereken tedbirlerini biran evvel almaları konusunda çağrıda bulunmak isterim..
Yine şu ağızlarına aldıkları uyuşturucu olduğu söylenen maddenin iyice incelenmesi ve biran evvel şayet haram ise yasaklanması haram değil ise bu konuda güzel bir fetva yayın lamaları gerekliliğine davet ediyorum...
Yine uluslararası anlaşmalarda küfür ve haram işlememeleri konusunda çağrıda bulunuyorum.
Yine yakınlarındaki müslümanalara yardım etme özellikle Türkisten ve Çin'de zulüm altında olan Müslümanlara yardım etmeleri çağrısında bulunuyorum..
Yine biran evvel Arap devletlerine yüzlerce öğrenci göndererek biran evvel sahih ve güzel bir akide eğitimi almaları için hareket geçmeye davet ediyorum..
Afganistan’da Taliban’ın iktidarına ve ülkede kurulan İslam Emirliği yönetimine dair çeşitli taraflar farklı analizler yaptı.
Bu analizlerden biri de, Ürdünlü bir din adamı olan ve küresel cihad yanlısı akımlara dair tahlilleriyle tanınan Ebu Muhammed el Makdisi tarafından kaleme alındı.
Makdisi’nin, Afganistan’da Ağustos 2021 tarihinde Taliban’ın yeniden iktidara gelmesinden yaklaşık 1 ay sonra kaleme aldığı bu tahlil, çeşitli bölümlerden oluşuyor. Makdisi, zaman içerisinde yaptığı eklemelerle bu analizini daha uzun bir risaleye dönüştürmüş durumda.
Analizin başı, Taliban’ın ilan ettiği İslam Emirliği’ne dair, Makdisi’nin “aşırılık yanlısı” olarak nitelediği kimselerin yaydığı şüphe ve sorulara verilen kapsamlı cevaplarda oluşuyor.
Bu cevaplar sonrasında Makdisi, Taliban hareketine dair bazı “nasihatlerini” sıralıyor. Bu nasihatlerde de siyasi-ideolojik bazı gelişmeler ele alınırken, Taliban hareketine bazı önerilerde bulunuluyor, bir yandan da önceki kısımda olduğu gibi, harekete dair bazı şüphelere yanıt veriliyor.
Makdisi tarafından kaleme alınan ve literatüre katkı sağlamak amacıyla tarafımızca Türkçeleştirilen bu tahlili ilgilerinize sunuyoruz:


Taliban Emirliği Hakkında Aşırıcıların Şubhelerine Cevablar
Şeyh Ebu Muhammed El-Makdisi

BİRİNCİ ŞÜPHE: Aşırı tekfircilik benzeri fikirlerden etkilenen pek çok sıradan genç sürekli şunu soruyor: Taliban’ı, bazı küfür çevreleriyle ilişkiler kurması, onları ya da Afganistan’a yardım eden bazı kafir başkanları ve laikleri methetmesi ya da onlara teşekkür etmesi nedeniyle tekfir ediyor muyum?

El-Cevab:
Otuz Risale’de tekfirde yapılan hataları açıkladım ve onlara karşı uyardım. Tekfirde yapılan hatalardan biri de kafirle ilişkiye geçen, onu metheden ya da öven herkesin tekfirine girişilmesi ve bunların tekfiri gerektiren amellerden sayılmasıdır. Tekfirin sebeplerinin hevaya değil Kur’an ve Sünnet’e dayanması gerektiğini; hizibleşmeye, husumete ve amellerin yanlışlanmasına dayanmaması gerektiğini de açıklamıştım.
Kafir kişiye ya da kafir devletine, Müslümanlara ya da devletlerine dokunan hayrı nedeniyle teşekkür edilebilir, bunlar bir hayrı ya da olumlu tavrı nedeniyle övülebilir. Bu ne küfür amelidir ne de haramdır. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem de Mut’im bin Adî’ye muhasara metnini reddetmesi ve kendisini (sallallahu aleyhi ve sellem) Taif’ten dönüşünde Mekke’ye girerken himayesi altına alması nedeniyle teşekkür etmiş ve bu iyi amelleri ve tutumu için onu övmüştür. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, Bedir Gazvesi’nde müşriklerden 70 kişi esir alındığında “Mut’im bin Adî hayatta olsa ve benimle o esirler hakkında konuşsa onları serbest bırakırdım.” demiştir. İbn Hacer, Fethu’l Bari’de “Anlaşılıyor ki onun, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem katında bir mukafatı vardı. Bu, Nebi’nin Taif’ten dönerken Mut’im’in himayesine girmesinden olabileceği gibi Beni Haşim kabilesi ve Müslümanlarla birlikte olanlara ambargo uygulanması için Kureyş’in kaleme aldığı sahifeleri en çok reddeden kimse olmasından da kaynaklanıyor olabilir.”
Esirlere ihsanın nedeni de Mut’im’dir ki eğer hayatta olsaydı şüphesiz bir çeşit teşekkür, takdir, övgü ve güzel söz Nebi’ye olan güzel muamelesi için o kafire yapılırdı. Yaptıklarından sonra, kafir için gösterilen şey buysa, yardımcı olması ve gözetmesi nedeniyle Müslüman için nasıldır, nasıl teşekkür edilir? Yoksa tekfirle mi? Şüphesiz ki kim bunu iddia ediyorsa, masiyeti dolayısıyla haricilerin yaptığı gibi tekfir edilmez. Yalnızca Nebi’den varid olan sünneti reddetmesi nedeniyle onun bir şerridir.
Aynı şekilde, bir Müslümandan bir kafire, güzel ahlakı ve tabiatı dolayısıyla övgü sadır olmasında da methedilmeyi hak etmediği bir konuda metih sadır olmasında da sorun yoktur. Müslümanın, saygınlığı ve güzel ahlakı nedeniyle kafire ikramda bulunmasında ona iyilik yapmasında da bir sorun yoktur. Bu, Nebi’nin Seffane binti Hatim et-Tâî’ye ihsanda bulunmasında olduğu gibi caizdir.
Bunların tamamı, bir şeyden anlamayan aşırılar haricinde, tekfire konu edilmeyen şeylerdir. Müslüman, kafire nazik davranıp yağcılık etse, hak etmediği bir şeyde onu övse, bu da sözünden ötürü bir hata ve haramdır. Küfrünü methetmediği, şirkini övmediği, Müslümanları öldürmesini güzel görmediği ya da onlara karşı sözle veya başka şekilde yardımlaşarak küfür amelleri işlemediği sürece küfür değildir. Hakka talip olanlar meseleleri karıştırmamaya dikkat etsin ve haricilerin, aşırıların şüphelerine kanmasın.
Kafirle devlet ya da fert olarak, ekonomik ve çıkara dayalı ilişkilere girilmesi, Emirliğin maslahatı ve üzerindeki muhasaranın kaldırılması için siyasi ilişkilere girilmesi, ittifaklar kurulması, oturumlar yapılması ise tamamen Şer’î siyaset olup yapılmasında Şer’î sınırlara uyulduğu sürece sorun yoktur. Ki, Nebi de kafirlerle muamelede bulundu, heyetlerini İslam’a girmelerinden önce de sonra da kabul etti, bazısıyla ittifaklar akdetti, bazısıyla anlaşmalar imzaladı, kafirle alışveriş yaptı, vefat ettiğinde kalkanı bir Yahudi’de rehin olarak bulunuyordu. Bu, aşırıların şüphelerinin önünü kesen ve yalanlarına set çeken bir delildir. Öyleyse Rasulullah’ın siyerini tekrar oku, ulemanın devlet ve fert olarak kafirle nasıl muamele edileceği konusundaki detaylarda yazdıklarına bir bak, buralarda benzeri şüphelerle aldanmış kimseler için açıklayıcı noktalar bulacaksın.
Son olarak, kendi elini uzatsan göremeyeceğin kadar derin karanlıkların ağır bastığı bir zamanda aydınlığı söndürmeye çalışmak ahmaklık alametidir. Öyleyse kendisinden başka her şeyin kapkara hal aldığı, güvenilir ve ciddi kimselerce ortaya konan fecr-i sadık’ın yaklaştığı bir zamanda, aydınlığı söndürmeye çalışmak nasıldır?

İKİNCİ ŞÜPHE: Taliban’ı tekfir eden bazıları İslam Emirliği’nin kabir şirkini, ölülerden istiğaseyi, Buda ve diğer putları ziyareti ikrar ettiğini, Rafızilerin şirkini kabul edip onları koruduğunu, onların sahabelere ve mü’minlerin annelerine olan sövgülerini ve sair şirk akidelerini kabul ettiklerini iddia ediyorlar!

El-Cevab:
Allah’ın fazlıyla (onlarda) kabir ve istiğase şirkleri bulunmamaktadır ve Emirlik bunu kabul etmemektedir. Elbette Komutan Gazneli Mahmud gibi eskilerden bazı meşhur kimselerin, yakın zamanlardan da Taliban hareketinin liderleri ve şehitlerinden bazı kimselerin kabirleri ve türbeleri bulunmaktadır. Taliban yönetimi bazı kabirleri ziyaret etmekte ve ehline dua etmektedir. Bunda ise ne bir sorun vardır ne de bu şirktir. Nitekim Nebi, Bakî Mezarlığı’nı ziyaret etmiş ve ehline dua ederek şöyle demiştir: “Sizleri kabirleri ziyaret etmekten men etmiştim, şimdiyse oraları ziyaret edin, oralar ahireti hatırlatır.”
Putların ziyaret edildiği konusu ise tamamen yalandır. Emirlik öncesinden kalan tarihi bazı heykeller bulunuyor ve sadece tarihi eser olarak muamele görüyor ne bunlara ibadet ediliyor ne de bunlar ibadet maksatlı ziyaret ediliyor. Bazıları vadilerde ve Emirlik öncesinden başlayan uzun bir zamandan beri insanların azaldığı yerlerde bulunuyorlar.
Ayrıca bu konuyu bazı Afgan kardeşlerimize sorduk ve dediler ki, Taliban bu mekanları ziyaretgah haline getirmiş değil. Tüm Afganistan’ın ve özellikle ülkenin güneyinde bulunan Kandahar, Hilmend, Uruzgan ve çevresindeki bölgelerin yerlileri oralara Ramazan ve Kurban Bayramı gibi günlerde ve diğer zamanlarda tenzihlerini (Allah’a koşulan şirklerden beri olduklarını) ifade ettikleri yolculuklar yapıyorlar. Afganistan’ın her bir köşesindeki yeşil, kadim ve tarihi yerleri ziyaret ediyorlar; Kabil, Kunduz, Belh ve Bamyan’a gidiyorlar, bu güzel yerlerdeki (Allah’ı şirklerden münezzeh kılacakları) tenzih yerlerini ziyaret ediyorlar. Bu ziyaret yerlerinin bazısında hala eserler var ve halktaki bu adet Emirlikle gelmiş değildir, aksine uzun seneler öncesine dayanmaktadır. Taliban da onları bundan uzaklaştırmamıştır, çünkü şimdiye kadar bundan men etmeyi gerektirecek bir sebep ya da etken bulunmamıştır.
Şia konusuna geldiğimizde ise Afgan kardeşlerimiz şöyle cevapladı: İslam Emirliği ve alimlerimiz Şiilerin tamamını müşrik saymamaktadır. Onların küfürlerine ancak sahabeyi tekfir etmeleri, onlara sövmeleri, onlara ta’n etmeleri gibi hallerle küfür akidelerini açığa vurduklarında ve açık şirklerini ortaya koyduklarında hükmedilmektedir. Bu sayede Şiiler kafir olanları ve Müslüman olanları olarak ayrılmaktadır. Bu ayrıştırma ve detaylandırma bid’at bir söz olmayıp önceki meşhur alimlerden bazısının da kavlidir, ki aralarından Şia’ya karşı reddiyeleri ve sert tutumuna rağmen Şeyhulislam İbn Teymiyye de bulunmaktadır.
Ve örneğin Kandahar’da yaşayan Şiilerin çoğu, sapkın Şiilerin müntesibi oldukları sapkın Şiilik inancını taşımamaktadır. Onlar, “sahabeye sövmeyiz ve Âişe radiyallahu anha’ya tâ’n etmeyiz, Kur’an bizim için hala eksiktir demeyiz, vesaire” demektedirler. Bu nedenlerden ötürü İslam Emirliği onlara karşı yumuşak davranmaktadır. Ve biz Allah’a yemin olsun ki onların avamından da ulemasından da ne bu tür şeyler işittik ne de gördük.
Ayrıca İslam Emirliği, şehirlerinde bulunan Şiilere, Ehli Sünnet vel Cemaat’e muhalif etkinlikleri ibadethanelerinde ve evlerinde yapmalarını, bunları caddelerde göstermemelerini emretmiştir. Onlara şöyle denmiştir “Doğruluk, iyilik bizi birleştiren tek şeydir. Ve isteklerimize itaatsizlik göstermeniz, Allah’ın kendilerinden razı olduğu sahabeye sövmeniz veya küfür akidenizi ortaya koymanız halinde sizinle Avrupalı kafirler arasında fark yoktur. İşlerinizi buna göre düzenleyin.” Ve onların derslerini ve konferanslarını hoparlör vasıtasıyla duyurmalarına da müsaade edilmez, sadece ve sadece ezana izin verilir. (Denilmiştir ki) “Onlar, İslam Emirliği’nin tayin ettiği sınırlara uyar ve buna muhalefet etmezlerse ülkemizin evlatlarıdırlar ve diğer tüm vatandaşların hakkının korunduğu gibi onların haklarının korunması da onlara dokunan kötülüğe karşı koymak da İslam Emirliği’nin görevidir.”
Bilinmektedir ki, bu durum Emirlik içerisinde tahakkuk etmiştir, başarıya ulaşmıştır ve devam etmektedir. Her ne kadar inatçı Şiiler tarafından kötü görülecek ve buna karşı çıkılacak olsa da mevcut durumda onların evlatları Emirlik gölgesinde ve Ehli Sünnet içinde, Emirliğin daveti ve yayınlarıyla yetişecekler, bu da onları parça parça Ehli Sünnet akidesinin tesiri altında bırakacak ve Allah dilerse içlerinde eriyecekler.
İşte bunlar olan bitenlerdeki hayrı bol hikmetlerdir.

ÜÇÜNCÜ ŞÜPHE: Taliban Emirliği’ni tekfir eden bazıları, Afganistan’ın özgürleşmesi sonrasında Taliban’ın Kral Zahir Şah Anayasası’nı uygulayacaklarını ilan etmelerini delil getiriyor.

El-Cevab:
Öncelikle, Taliban hareketinin ilan ettiği şey, Kral Zahir Şah Anayasası’nı, İslam Şeriatına uymayan kısımları istisna tutarak uygulayacaklarından ibarettir. Bu, söz konusu anayasada şeriata muhalif olan hiçbir metnin uygulanmayacağına dair önemli, apaçık ve sarih bir sınırlamadır. Emirliği tekfir edenler bu istisnayı, tıpkı [Taliban’ın] liderlerinin ve sözcülerinin tekrar tekrar İslam Şeriatını uygulayacakları beyan etmelerini ve demokrasi, insan yapımı kanunlar gibi şeylerin tümünü reddettiklerini ifade etmelerini görmezden geldikleri gibi görmezden gelmektedirler.
Emirliği bu anayasa konusundaki açıklamaları nedeniyle tekfir edenlerin çoğu bu anayasaya bakmıyor ve Taliban’ın pek çoğuna vakada muhalefet ettiğini göreceği maddelerini okumuyor. Taliban’ın bu açıklaması hakikatte, eski rejimin gitmesi ve Taliban’ın gelmesiyle Afganistan’da anayasal boşluk bulunduğunu iddia edenlere cevap içeren bir taktikten başkası değildir. Hareketin böyle bir açıklamayla reddetmeye çalıştığı şey budur. Ayrıca kukla rejimin anayasası, Zahir Şah’ın anayasasından bozma bir anayasa olmasına rağmen, Amerikan işgali altında yapılan ve konulan hiçbir şeyi onaylamamak için önceki kukla rejim döneminde uygulanan anayasayı onaylamadı, ki hukukçular Zahir Şah Anayasası’nı son yüz yılın en iyi insan yapımı anayasası olarak görüyor. Bunun yanı sıra anayasanın; hükümet sistemi, kuvvetler ayrılığı, devletin dini, dili, eğitimi, yönetim şekli ve benzerleri hakkından bahseden geniş çizgilerden ibaret olduğu bilinen bir gerçektir. Diğer kanunlar hakkında ayrıntılar bulunmaz. İslam Emirliği, Emirliğe zarar vermeyen ve şeriatla hükmedilmesi konusundaki ısrarından vazgeçirmeyen kuşatmanın devam etmesine, Afganistan’ın mali varlıklarının dondurulmasına, Emirliğin tanınmamasına ve bu gibi diğer baskılara rağmen İslam Şeriatıyla hükmedileceğini ilan edip bunda ısrar ediyor.
Binaenaleyh, Emirliğin açıklaması ve Zahir Şah Anayasa’sını uygulaması dünyaya karşı taktik bir manevradır ve şeriata muhalif maddeler istisna tutulduğu, şeriatı uygulamada ısrarcı oldukları sürece vak’ada (açıklamanın ve Anayasa’nın uygulanmasının) bir kıymeti yoktur. Anayasa’yı inceleyenler Taliban’ın ona nasıl pek çok açıdan muhalefet ettiğini göreceklerdir. Ben inceledim ve vardığım netice şudur ki, Taliban belki de Anayasa’da geçen devletin dininin bilindiği gibi İslam, mezhebinin Hanefi ve dilinin Peştuca oluşu dışında bir şeye muvafakat etmeyecek. Bunun dışındakileri ise uygularken göremeyeceksin, zira tamamı “İslam Şeriatına muhalefet edenler hariç” sözü ile ilga edilmiştir. Ki onlar, Tevhid sancağıyla değiştirdikleri bayrağın renkleri gibi İslam Şeriatına muhalefet etmeyen şeyleri dahi iptal etmiş ve değiştirmişlerken diğer maddelerin durumu ne olur.
Dileyen Anayasa metnine ve Emirliğin durumuna baksın, bu gerçeği görecektir.

DÖRDÜNCÜ ŞÜPHE: Bazıları, Taliban’ın Amerika’yla yaptıkları ittifaka göre El Kaide ve genel olarak cihad cemaatlerine, Afganistan üzerinden diğer devletlere karşı cihad edilmesinin yasaklandığını iddia ediyor. İddiaya göre bu durum, Müslümanlara karşı müşrikler ve kafirlerle yardımlaşmaktır ve İslam’a aykırıdır. Ayrıca iddia ettiklerine göre İslam Emirliği Amerikan ve diğer kafirlerle Devle cemaatine (IŞİD) karşı yardımlaşmaktadır ve bu durum da küfür alametidir.

El-Cevap:
Öncelikle, İslam Emirliği ilk olarak El-Kaide’nin New York ve Washington’da yaptığı eylemler nedeniyle büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya kalmıştır. Hükümeti düşmüş, liderleri öldürülmüş ve esir edilmiş, genç erkek ve kızlar hapsedilerek işkence görmüş, toprakları parçalanmış, yaşlılar ve çocuklar öldürülmüş, beldeler işgal edilmiş, güzellikleri yağmalanmış, muhacirler dağılarak kukla rejimler ve işgalciler tarafından tağutlara teslim edilmiştir ve Taliban’ın kendisine karşı 20 senedir Amerika öncülüğündeki NATO birliği devletlerince nice savaşlar yürütülmektedir. Buna rağmen, Emirlik bir tane mücahidi dahi -Amerika’ya boyun eğmiş pek çok devletin aksine- ne teslim etmiş ne satmış ne de birine olsun ihanet etmiştir. Bunun yanı sıra, El Kaide’nin Molla Ömer rahimehullah’ın rıdası olmaksızın gerçekleştirdiği New York ve Washington eylemlerinin sonuçlarını ve Afganistan’a karşı yürütülen savaşı tek başına üstlenmiştir.
Emirlik 20 sene boyunca savaşlar, yıkım, yağma ve talanla karşı karşıya kaldı. Tüm bunlardan sonra Emirliğin şunu söylemeye hakkı yok mu? “Biz savaşlardan yana bir sakinlik, durulma istiyoruz ki Emirliğimizi geri döndürebilelim, şeriatı hakim kılabilelim, esirlerimizi özgürleştirebilelim, işgalcileri Afganistan’dan geri gönderebilelim ve kukla rejimi cürümleri ile birlikte devirebilelim.” Bu gibi meşru ve zaruri hedefler için tüm bunları yapmak onun hakkıdır, ki yaptı da Allah’a hamdolsun. Taliban’ın hikmeti, cihadı ve dimdik duruşu ile kurtuluş için onlar burada saydıklarımızdan kurtulmak için bir ittifaka ya da anlaşmaya muhtaç değildir. Onlar Kurayş ile aralarındaki savaşı durdurma ve Mekke’den yeni hicret eden hiçbir Müslümanı kabul etmeme şartı koşulan ahdi kabul eden Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’i örnek alıyordu. O Nebi sallallahu aleyhi ve sellem yeni hicret eden Ebu Basir’i bu anlaşma nedeniyle kabul etmemişti.
Emirlik de hiçbir Müslümanı teslim etmemiştir ve etmek de istememektedir, yalnızca diğer devletlerin kendi topraklarından hedef alınmamasını taahhüt etmiştir, ki bu da büyük ve zaruri maslahatların gerçekleşmesi için uygundur/caizdir. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem de bu şekilde yapmıştır, öyleyse bunun ne küfür alameti olduğunu söylemek ne de yağcılık ve büyük haram olduğunu söylemek mümkündür. Aksine bu, Müslümanların zayıflıklarını giderip pek çok zaruri maslahatı mümkün kılacak ve pek çok mefsedeti onlardan uzaklaştıracak Şer’i siyasetten bir parçadır. Bu anlaşmanın cihadı sonsuza kadar yasakladığı gerekçesiyle karşı çıkanlar ise haksızdırlar, çünkü sonsuza kadar süren hiçbir anlaşma yoktur. Malumdur ki devletler arasında anlaşmalar çekilmek isteyen ve anlaşmadan çıkmak isteyen taraf için daimî olamazlar. İşte bu, zamanımızda Allah’ın hükmünü tesis etmek isteyende mutlaka bulunması gereken deha ve taktik örneğidir. Herkesten yardım dilenmek ve bu şekilde daimi bir savaşa girişmek ise Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in yolu değildir, bu şekilde bir devlet kurulmaz ve devam ettirilmez. Bu ancak yersiz yurtsuz ve destekçisi kalmamış liderlerin yoludur. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem kafirlerin bazısının gururunu okşadı, bazısıyla ahitleşti, bazısıyla birlik kurdu, bazısına yumuşak davrandı. Medine’ye gelindiğinde ensar ile Yahudiler arasında birlik kuruldu ve bu birlik herhangi bir amaçla sınırlı değildi.
Yahudilerden her bir taife bu birliği bozana ve hak ettikleri cezayı bulana kadar Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onlarla olan birliği bozmadı ve Yahudilerin tamamını bir kısmının birliği bozmasından sorumlu tutmadı, yalnızca birliği bozanı cezalandırdı ve yerlerinden sürdü. İşte bu, yaratılmışların en hayırlısı, en hayırlı yolun davetçisi olmuş ve olacak olan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in siyasetidir. Kim onu zemmederse, ondan yüz çevirirse ya da O’nu gösteriş veya yağcılıkla itham ederse işte o helak olanlardandır.
Emirlik, mustadaf Müslümanları barındırmamayı da taahhüt etmemiş, bir kişiyi dahi ülkesine teslimi vadetmemiştir. Yalnızca Afganistan topraklarının diğer devletlere karşı savaş için kullanılmasına müsaade etmeyeceğini ifade etmiştir. Bu siyasette yüz çevirme nerede, Müslümanlara destek olmak nerede? Bu görüş iftiracı aşırılardan başkasında bulunmamaktadır.
Emirliğin Devle cemaatiyle savaşmak için Amerika’yla yardımlaştığı iddiasına gelecek olursak, bu da doğru değildir. Emirlik bunu Afganistan’ın özgürleştirilmesinden önce de sonra da yapmadı, yaptığı ortaya konmadı. Yetkililer kaç kere “DAİŞ’e engel olmak için kimsenin yardımına ihtiyaç duymadıklarını” sarahaten ifade ettiler. Ve Emirlik kesinlikle herhangi birinin yardımı olmadan tek başlarına bu dosyayı kapatmaya kadirdir.
Bunun aksini iddia eden kimse Emirliğin aleyhine bunu delillendiremez, zira o kişi ancak bir iftiracıdır.
Amerikan savaş uçaklarının Devle cemaatini ve diğerlerini Afganistan hava sahasını kullanarak hedef alması ise doğrudur, ancak Emirliğin bunda bir dahli yoktur. Bu, Amerika’nın Suriye, Irak, Yemen, Somali gibi her yerde uyguladığı bir çatışma yöntemidir, bunlar için kimseden izin almaz. Emirlik ise, şimdi dahi kimse tarafından tanınmamaktadır, bu nedenle hava sahasının ihlal edilmesi de hukuki görülmektedir.
Kuruluşunun başlarında da kendisinde bazı sorunlar ve ıslaha muhtaç büyük işler vardır. Bu sorunların ıslahı ise iç işlerine kimsenin karışmamasını gerektirmektedir. Ancak sadece güç yetirebilenler bu ihlallere karşı çıkabilmektedir, başkası değil. Yani bu şubhenin aslı yoktur. Ve arkasında hiçbir maksat olmadan rastgele eylemlerle Afganistan hava sahasına uçakların gelişine sebep olana ise ‘bakiye’ denmektedir. (IŞİD kastediliyor) Afganistan’da uçuş ihlali yapılmasının esas sorumlusu odur. Önce Emirliği bu sıkıntının içine düşürmek istemiş, sonrasında ise Emirliği kendisine karşı Amerika’yla iş birliği yapmakla itham etmiştir.

BEŞİNCİ ŞÜPHE: Bir takım aşırı Medhaliler ve aşırı tekfirciler Taliban’ı, aralarında yaygın olan itikadın Diyobendi Maturidilik olması iddiasıyla tekfir etmektedir. Pek çoğu bu itikadın küfür akidesi olduğunu iddia etmekte ve belki de bilgisi olmayan bazı insanlar onları bu konuda etkilemekte.

El-Cevab:
İlk olarak Diyobendilik bir akide değil bir ilim öğrenme metodu ve eğitim yoludur, ki Taliban’ın pek çok alim ve şeyhi bu metoda mensuptur. Kökeni ise Darul Ulum Üniversitesi bulunan Diyobend şehrine dayanmaktadır. Akide ve mezheb diyenlerin sözlerine kanmamalıdır. Her şeyhin ve medresenin eğitim ve ilim talebinde bir yolu ve metodu vardır. Bu Diyobendi metodunu da dört yüz yıl kadar önce bazı Hintli alimler yerleştirmiş ve bu yol üzere pek çok alim ve davetçi yetişmiştir.
Bu metot ilimlerin sözlü ve doğrudan aktarımına dayanmaktadır. Kitab eğitimleri de şeyhlerin kaynaklığında olur, talebeye kitabı öğretir ve talebe kitabı tamamen hocasının kaynaklığıyla sözlü olarak işler, bundan başka bir şekilde kaynak kullanarak ders verilmesi bu metotta kabul görmez. Bunun yanı sıra şer’i ilimleri haricindeki ilimler üzerine de odaklanmaktadır; terbiye ve suluk, kalp amelleri, ahlak, amellerin ve virdlerin muhafazası bunlardandır. Yani dini terbiyeyi ilimle yan yana almaktadırlar, ki bazıları bu birliktelik nedeniyle onları sufilikle nitelendirmektedir. Bu sufilik, abartılı ya da kabirci sufilik değildir. Şer’i ilimlerin terbiye ve tezkiye ile birlikte talim ve eğitiminin yapıldığı bu metodu pek çok meşhur şeyh inşa etmiştir. Şeyh Veliyyullah ed-Dehlevi ve şirkle kınamalarla savaşan, sünnete ve tevhide çağıran diğer Hintli alimler bunlardandır.
Bu eğitim metodu da onların fazlıyla yayılmıştır ve Hindistan’ın Diyobend şehrinde bu metoda uygun olarak Şer’i ilimler eğitimi veren ve Daru’l Ulum olarak bilinen İslam Üniversitesi de bundan sonra kurulmuştur ve Diyobend Üniversitesi böylece meşhur olmuştur. Ezher Üniversitesi’nden mezun olanlara Ezheri dendiği gibi buradan mezun olanlara da Diyobendi denmiştir.
Maturidilik ise Hicri 333 yılında vefat eden Ebu Mansur el-Maturidi’ye dayanan, Hicri 4. yüzyılda Semerkand’da ortaya çıkan kelâmî bir fırkadır. Eşarilik gibidir ya da mezhebler arasında ona en yakın olandır denebilir, hatta neredeyse onun içerisinde eriyecekti. Onunla Eşarilik arasında bahsedilmeyecek kadar basit farklar hariç fark kalmamıştır. Eşarilikle aralarındaki ihtilaf birkaç konuyla sınırlıdır ve bazısı lafzidir.
Binaenaleyh, Eşarilerin imanın tarifi ve sıfat bablarıyla sınırlı ihtilaflar gibi ihtilaflar Ehli Sünnet vel Cemaat’e göredir. Bu iki mezhebin geneline Rafıziler, hariciler ve benzerleri açısından bakıldığında ise ayırt edici fark görülür. Maturidilik ve Eşarilik, Şeyhulislam’ın Eşariler hakkındaki ifadelerinde geçtiği gibi, Ehli Sünnet’tirler. Maturidiler en çok, aklı naklin önüne koymalarıyla eleştirilmişlerdir. Usuluddin’i aklî olanlar ve sem’î olanlar olarak bölmeleri; sıfat konusunda onları kavlen tefvid ve te’vile, ahad hadisleri almamaya, Kur’an Allah’ın nefsi kelamıdır demeye, imanın tarifinde mürcieye muvafık olmaya zorlamıştır. Ve füru fıkıhta Ebu Hanife’nin mezhebine uymuş olarak günümüze kadar ulaşmışlardır. Bunlara karşılık olarak Maturidi’nin Mutezililer, batıniler, inkarcı felsefeciler ve Rafıziler’e karşı apaçık reddiyeleri vardır. Onların Sünnet ve Hadis’in yazımındaki gayretleri de malumdur, hala alimlerinin isimleri hadis kitaplarının baskılarında, tahkiklerinde ve şerhlerde mevcuttur. Eleştirilen sınırlı sayıdaki konulara karşın onlarda apaçık hayırlar vardır.
Bilindiği gibi Afganların geneli ve Taliban’ın avamı bu detayları bilmez, Taliban’ın alimleri bu detayları bilirler. Bu nedenle Taliban’ın tamamının taassup sahibi olduğu akidesi buymuş gibi meselenin ele alınmasında Taliban’ın birtakım düşmanlarının abartısı bulunmaktadır. Malumdur ki Maturidilik ve Eşarilik İslam aleminde çok geniş coğrafyalara yayılmıştır, aşırıcıların şubhelerinden etkilenenlerin sandığı gibi ne Afganistan’la ne de Taliban’la sınırlıdır. Bu mezhebin yayılmasının nedeni önce Eyyûbiler, sonrasında Memlukler ve sonra ise Osmanlı Devleti tarafından desteklenmesiydi. Zira Osmanlı’da Sultan Maturidi’ydi, Osmanlı’nın hakimiyeti arttıkça mezheb de yayılıyordu. Böylece doğuda, batıda, Arap topraklarında, Arap olmayanlar arasında, Hindistan’da, Türk topraklarında, Fars ve Rum topraklarında yayıldı.
Bu mezhebe tabi olan bazı alim ve meşhur kimseler ortaya çıktı. Alimlerden Kemal bin Humam, Nureddin Sabuni, İbn Nuceym ve benzerleri, meşhurlardan ise Fatih Sultan Mehmet örnek verilebilir. Maturidiliği eleştirenler, bu şahısların bu mezhebe mensubiyetini saklıyorlar ve kabirperest Barelvileri göstererek Maturidiliği karalıyorlar. Halbuki ne Maturidilik ne de Taliban kabirperesttir. Barelvilerin bu mezhebden bazı alıntılar yapıyor olması da ona zarar vermez, tıpkı saltanat ulemasının ve tağut taraftarının seleften alıntı yapmasının Selefiliğe zarar vermediği gibi.
Önemli bir mesele de şudur ki, Taliban itikadda ihtilaf ettiği kimselere düşmanca davranmamaktadır, İbn Teymiye ve İbn Kayyım gibi Selefi menhecden güvenilir alimleri değersiz görmemektedir, Selefilerden kendisine muhalefet edenlere düşmanlık etmemektedir. Tekfir edenler, bazı Medhaliler ve mutaassıp Selefiler gibi kendilerine karşı başkalarını kışkırtanlar hariçtir, onları karşı çıkmaktadır.
Taliban, Selefileri inançlarıyla, medreseleriyle, mescitleriyle kendi hallerine bırakmıştır. Selefilerin genelinin tutuklanması ya da herhangi bir suç veya hak olmaksızın öldürülmeleri görülmüş değildir. Hatta Afganistan’daki Selefi cemaatler, Taliban’ın Afganistan’da idareyi ele almasından kısa bir süre sonra İslam Emirliği’ne biatını ilan etti. Taliban insanlara Maturidi akidesini zorunlu tutmuyor; Eyyubilerin yaptığı gibi halkı Eş’ari akidesine zorlamıyor, Selahaddin Eyyubi’nin yaptığı gibi sabah ezanından önce bazı mezheb metinlerini okutmuyor. Bununla Ehli Sünnet’ten gelen sahih bir gerçektir ki onlar Eşarileri tekfir etmemektedirler. O halde Eşari alimlerin parıltısı nasıldır? Nevevî, İbn Hacer, ‘İzz Bin Abdisselam ve diğerleri gibi. Onlardan beldeleri fethetmiş komutanlar, emirler vardır, insanlar arasında adaletle hükmetmişlerdir. En meşhurlarından biri de Selahaddin Eyyûbî’dir. Ki o Beytu’l Makdis’i, işgalleri ve oradaki ifsadlarından yüz sene sonra Haçlılardan temizlemiştir. Hala alimler, şairler, edipler bu fethi nağmelendirmekte, din ve dünyanın salahı (iyiliği, hayrı) olan Selahaddin’i övmektedirler. Halbuki o Mısır’daki mescidlerde Eşari mezhebinden başka bir mezhebin tedrisine müsaade etmeyen bir Eşari mutaassıbıydı.
İşte bu Taliban’ın şimdiye kadar yapmamış olduğu bir şeydir. İşte bugün Ehli Sünnet kendisini ve davasını, şeriatı ikame etme, tevhid sancağını yüceltecek bir devleti destekleme, mustazaf Müslümanlarla birlikte olma cesaretine ihtiyaç duymaktadır. İsterse komutanları Fatih Sultan Mehmet gibi Maturidi, isterse Selahaddin gibi Eşari olsun.
İnsanlara Allah’ın şeriatıyla hükmeden, din ve dünyalarının muhafazası için çalışan, düşmanlarıyla yardımlaşmayıp Müslümanlara karşı birlikte başkalarıyla iş yapmayan bir Eşari veya Maturidi; şeriatın kanatlarını budayan, ahkamına zarar verip onu iptal eden, tuğyana yardım eden, din düşmanlarıyla aynı safta duran, Yahudi ve Hristiyanları Müslümanların hayırlılarına ve beldelerine musallat eden Selefi -denen- kişiden binlerce kez hayırlıdır.
İslam hükmü altında Hindikuş Dağları’nda koyun veya deve gütmek, Haçlı kontrolünde ve tağut hükmü altında Arap topraklarında domuz gütmekten daha hayırlıdır!

 

Benzer konular

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt