Çözüldü Tevbe 24: Cihaddan Geri Bırakabilen Fitnelerden Baba Var, Anne Yok! Hikmeti?

  • Konbuyu başlatan ebuyezid
  • Başlangıç tarihi
E

ebuyezid

Guest
s.a Abdulmuizz Fida abi tevbe süresinde anne neden ğeçmez veya anne mustasnami

De ki; «Eğer babalarınızı, evlâtlarınızı, kardeşlerinizi, eşlerinizi, hısım akrabanızı, kazandığınız malları, bozulmasından korktuğunuz ticareti ve hoşunuza giden evleri, konakları Allah'dan, Peygamber'den ve Allah yolunda cihad etmekten daha çok seviyorsanız Allah emrini gerçekleştirinceye, yapacağını yapıncaya kadar bekleyiniz. Allah yoldan çıkmışlar güruhunu doğru yola iletmez.»
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Rasulullah (s.a.v.)'in aşağıdaki sahih rivayetinde buyurduğu gibi iyilik yapma ve hizmet konusunda öncelik olarak kişinin annesine olduğu açıktır.

Behz İbnu Hakîm babası tarikiyle dedesi Mûaviye İbnu Hayde el-Kuşeyrî (radıyallahu anh)'den naklediyor.
Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e: "
Ey Allah'ın Rasûlu, kime iyilik yapayım? diye sordum.
Bana: "
Annene" dedi.
"
Sonra kime?" diye tekrar ettim.
"
Annene" dedi.
"
Sonra kime?" dedim.
"
Annene" dedi.
"
Sonra kime?" dedim.
Bu dördüncüde "
Babana, sonra da tedrici yakınlarına" diye cevab verdi."

(Muslim, Birr, bab 1, Hadis no: 2548; İbn Mâce, Edeb 1; Ahmed b. Hanbel, V, 3, 5; Ebu Dâvud, Edeb 129, (5141); Tirmizî Birr 1, (1898).
İyilikte bulunulacak akrabaların başında annenin geldiğini, sonra baba ve derecelerine göre diğer yakınların onu takib ettiğini bildirmektedir. Ulemâ bunun sebebini şöyle izah ederler :
Annenin başta gelmesi; çocuğu uğrunda birçok meşakkatlere katlanmasından, onu doğururken, emzirirken ve terbiye ederken pek çok yorulmasındandır.
«Elmirkat» nâm eserde şöyle deniliyor: «Kur'ân-ı Kerîm» 'de : Annesi onu meşakkatle taşımış, meşakkatle doğurmuştur. Onun ana karnında bulunmasıyle sütten ayrılması müddeti otuz aydır, buyurularak annenin bu üç hakkına işaret olunmuştur. Yâni; üç şey mukabilinde üç şey anneye mahsusdur ki, bunlar da; hamilelik çilesi, doğurma meşakkati ve emzirme mihnetidir. Bundan dolayı Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) anneye hizmeti üç defa tekrar etmiştir.
Muhasibi iyilik ve hizmet hususunda annenin, babadan önce geldiğine ulemânın icmâını nakletmiştir. Fakat Kaadî Iyâd'ın beyânına göre bu babda ulemâ arasında hilaf vardır. Cumhur annenin üstünlüğüne kail olmuş, bazıları iyilik ve hizmet babında anne ile babanın musâvi derecede hak sahibi olduklarını söylemişlerdir. Bu kavil İmam Mâlik'e de nisbet edilmiştir. Fakat Nevevî bu sarih hadisler karşısında doğrunun birinci kavil olduğunu söylemektedir.
Kaadî Iyâd diyor ki: «İyilik hususunda anne ile babanın haklarının başkalarından daha kuvvetli olduğuna ulemâ ittifak etmişlerdir

Rabbimiz, kişinin dünyaya gelmesine vesile olan anne babasına itaat ve saygılı olması konusunda eşit derecede önemle buyurmuştur.
"Biz insana, anasıyla babasına itaat etmesini emrettik... Bununla beraber ananla baban, bilmediğin bir şeyi Bana şirk koşman hususunda sana baskı yaparlarsa onlara itaat etme. Fakat onlarla dünyada iyi geçin..." (Lukman 14, 15)

Cihadın farz-ı ayn olduğu durumlar haricinde, kişinin anne babasına bakacak kimsesi yok ve anne babası aciz ise farz-ı kifâye cihada çıkmamaktan dolayı sorumlu da değildir.

Abdullah bin Amr'ın şöyle dediği rivayet edilmektedir:

Bir adam, Peygamber (s.a.v.)'in yanına gelerek, cihad etmek için ondan izin istedi.
Peygamber: "Annen baban hayatta mıdır?" diye sordu.
O, evet deyince;
Peygamber (s.a.v.): "Sen onlar hakkında (onlara iyilik yapmak suretiyle) cihad et." diye buyurdu.
Bu, Muslim'in lafzıdır.
(Buhâri, Cihâd 138, Edeb 3; Muslim, Birr 5; Ebû Dûvûd, Cihâd 31; Nesâl, Cihad 5: Musned, II, 165, 188. 193, 197, 221)

Fakat mesele iman - küfür, şirk; ve cihadın farz-ı ayn olduğu durumlarda muslumanın alması gereken tavır konusunda, anne baba karşı dahi olsa itaat yoktur. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:


"Halıka isyanda mahlukata itaat yoktur"

"Allah'a isyanın söz konusu olduğu yerde kula itaat yoktur. İtaat ancak iyiliktedir."
(Muslim, K. İmara, bab: 39, Hadis no: 1840 ; Ebu Davud, K.el-Cıhad, bab: 87 Hadis No 2625)

"Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi bile veli edinmeyin! İçinizden onları dost edinenler, zalimlerin ta kendileridir."
"De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım ve akrabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz, hoşunuza giden evler, size Allah'tan ve Rasulunden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ve önemli ise, o halde Allah emrini gönderinceye kadar bekleyin! Allah öyle fâsıklar gûruhunu hidâyet etmez, umduklarına eriştirmez." (Tevbe, 23-24)

Yani başkaları ve yabancılar şöyle dursun, velileriniz olan öz babalarınızı, öz kardeşlerinizi bile kâfirliği muminliğe tercih edib de sevgi duydukları takdirde, hele hele küfürden vazgeçme ümidi kalmadığı takdirde onları kendinize dost edinmeyin, sırdaş tutmayın, onları veli tanımayın, sizin üzerinizdeki velayet haklarını kabul etmeyin, ve onu kullanmalarına izin vermeyin, onların emirlerine uyup da küfre hizmet etmeyin, küfre yardımcı olmayın. Hasılı yakınlık duygusunun etkisine kendinizi kaptırıp da onları kendinize dost ve yardımcı saymayın, yakın akrabalığı, ve yakınların gözetilmesi hakkındaki ilâhî emirleri, yukarıdan beri durumları gözler önüne serilen muşriklerden berâete engel zannetmeyin. ve sizden her kim onlara dost olur dostluğu kabul eyleyip onların velayeti altına girerse, onların isteklerine uyup onlara yardım ederse, onlara bel bağlar, onlardan uzak durmazsa, işte onlar da (yani onların dostluğuna bel bağlayan ve velayetlerine sığınanlar da) o zalimlerden başkası değillerdir. Zira velayet hakkını ehlinin ve mevkiinin gayrine koymak da haksızlığı irtikâb etmektir. Allah böyle yapanlara da hidayet nasib etmez.

Allah Teâlâ da bu âyetteki emrini mümin ile munâfıkın farkına alâmet kılmış ve böyle yapmayanın nefsine zulmetmiş ve böylece cezaya hak kazanmış olduğunu haber vermiştir. Ancak şunu da unutmamak lazım gelir ki, Allah, kâfir olan anaya, babaya ihsanı ve belli ölçüler içinde yakınlığı dahi emreylemiştir. Nitekim Lokman Sûresi'nde beyan buyurulduğu gibi:

"Biz insana, anasıyla babasına itaat etmesini emrettik... Bununla beraber ananla baban, bilmediğin bir şeyi Bana şirk koşman hususunda sana baskı yaparlarsa onlara itaat etme. Fakat onlarla dünyada iyi geçin..." (Lukman 14, 15)
Bu âyetin başı ile sonu göz önünde bulundurulduğu zaman anlaşılıyor ki, bu âyet biraz yukarıdaki "Siz kendi halinize bırakılacağınızı mı sanıyordunuz? " âyetindeki "Allah'dan, Rasulunden ve mûminlerden başkasına sığınmazlar..." ifadesinin daha geniş bir açıklaması şeklindedir.

Savaş insanları, sevgili babalardan, oğullardan, kardeşlerden, zevcelerden, hısım ve akrabadan, konu komşudan, eşten dosttan ve hemşehrilerden ayırır. Uğraşıb kazandığı kıymetli mallardan eder, ticareti durdurur, rahat döşeklerde yatmaya engel olur. Bu yüzden de savaş sevilecek şeylerden değildir. Bundan dolayı durup dururken savaş çıkarmak da iyi değildir. Fakat rahatı sevmenin de bir sınırı vardır. Bunlar insanoğlu açısından ne son gaye ve maksattır, ne de ebedi kurtuluş için yeterli olan şeylerdir. Bunlara sevgi göstermek, din ve Allah yoluna hizmete vesile olduğu müddetçe güzel şeydir, din sevgisine ve Allah yolundaki hizmete ters düştükleri ve engel oldukları zaman da birer bela ve musibettirler. Bunları her sevgiye tercih edecek şekilde sevenler, insanlıkta ve ahlâkta yükselemezler, hakkı ve hukuku ihlal ederler, zulum ve haksızlıklara sebebiyet verirler, her türlü bayağılığa rıza gösterirler de gerektiği zaman Allah yolunda mucadele edemezler, cihada gidemezler. Can ve mal, evlat ve iyal kaygısıyla her zillete, her alçaklığa boyun eğerler. Onun içindir ki, bunlara şöyle deniliyor: Eğer bütün bu sayılanlar size Allah ve Rasulu'nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise o halde bekleyiniz ta ki, Allah'ın emri gelsin. Bu durumda size yapacağını yapsın, başınıza ne felaket verecekse versin, işinizi bitirsin, belasını başınıza musallat etsin, ne haliniz varsa görün. O vakit kurtulmak ümidi var mıdır, yok mudur yakından görürsünüz. Var mı zannediyorsunuz? Hayır, asla yoktur. Biliniz ki, Allah fasık bir kavmi hidayet etmez. Yoldan çıkmış fasıklar güruhuna doğru yolu bulmayı nasib etmez.
Yani siz, Allah'ı ve Rasulu'nu ve Allah yolunda cihad etmeyi, mal, mulk ve evlad u iyal sevgisine üstün tutup, onlardan daha çok sevmedikçe yapacağınız en iyi şey, başınıza gelecek felaketi durup beklemektir. Böylece Allah Teâlâ tarafından sizin iradi sevginize ve tercihinize bağlı olarak farz kılınan cihadı terketmekle siz taatten çıkmış, vazifenizi yapmamış, kendi mukadderetanızı kendiniz ihlal etmiş fasıklar olacağınızdan artık her türlü helaki ve cezayı bekleyip durmanız gerekir.
Görülüyor ki, önceki âyet imana karşı küfrün velayetinden uzak durmayı, ondan teberriyi emretmektedir. Bu âyet de Allah ve Peygamber sevgisine aykırı düşen ve dinî görevlerin yerine getirilmesini engelleyen her türlü sevgi ve ilişkiden uzak durmayı emrediyor. Bundan dolayı önceki âyette yalnızca baba ve kardeşler zikredilmiş olduğu halde bu âyette eşler, çocuklar ve hatta hısım akraba ve aşiret dahi zikredilmiştir. Çünkü sevgi ve muhabbet bunların hepsinde geçerli olduğu halde, velayet işi yalnızca baba ve kardeşlere mahsustur, hatta zevce ve oğullar için bile velayet mutad değildir. Bütün bunlara iyilikle emrolunduğu halde, bilinmelidir ki, bunların hiçbiri "Allah'a hiçbir şeyle ve hiçbir şekilde şirk koşmayınız!" emrine göre; bunlara gösterilecek sevgi hiçbir zaman Allah'a şirk derecesine varmamalıdır. Allah'a ve Rasulu'ne aykırı düşecek bir noktaya vardığı zaman hepsi hiçe sayılmalıdır.


Ayet Babalarınız diyerek başlayıb devam ettiği halde anneye yer vermedi. Çünkü annelerin sevgisi saf ve katışıksız, öz sevgidir. Babaların annelere göre çocuklarını daha farklı düşünce ve niyetlerle de sevebilirler. Ama anneler genel olarak evladlarının mutlak mutluluğunu isterler. Bundan istisna olan babalar, istisna olan anneler, istisna olan eşler ve kardeşler her zaman olacaktır. Bu da bir yasadır, ilahi yasa. Ama burada çoğunluk kuralı ilkesince babanın sevgisi evladına genelde ideolojik ve nesebe dayalı bir sevgidir. Benim yer yüzünde ki devamım, benim soyumu sürdürecek diye de sever. Ama annenin bilinçaltında böyle bir pazarlığı yoktur. Anne sevgisini belli eder, herhangi bir şey karşılığında vermez, karşılıksız verir ve verdikten sonra da arkasına dönüp bakmaz. Bir daha verir, bir daha verir.
Başta vahyin indiği Arab yarımadası olmak üzere İslam âleminin geneli ataerkil denen erkeğin kadınlar üzerinde egemen ve hakim olduğu(Nisa 34) topluluklarda yetişkin ve cihadın farziyeti omuzlarına binmiş muvahhid genç erkek için, annenin cihaddan uzak durması, engellemesi için dil dökmesinin bir etkisi ve fitnesi çok düşük ihtimallerdendir. Bu sebeble erkeğin cihaddan geri kalmasına, kalbine (gönlüne) sinmese bile ayette zikredilen diğer etkenler daha büyük ve ciddi bahane (fitne) sebebleri olarak zikredilmiştir. Bu konuda dilimizin döndüğü ancak bunlardır, asl-i hikmet ve sebeb hakkında Allahu âlem.

 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt