Selamun aleyküm arkadaşlar Türkiyede zorunlu 6 ay askerlik yapmak küfürmüdür demokrasiyle yönetilen her ülkede askerlik yapmak küfürdür dediler bana
Ve aleyküm selâm kardeşim.
Bu meselede "Türkiye'de zorunlu askerlik yapan herkes kâfirdir, bunda icmâ vardır" demek isabetli değildir. Çünkü bu konuda
tafsilat yapan çok sayıda imam vardır. İcmâ olsaydı İmam Ahmed, İmam Şâfiî, İmam Mâlik, Hanefîler, İbn Teymiyye ve başkaları farklı hükümler zikretmezdi.
İmam Ahmed'e Müslüman esirlerin kâfirlerle beraber savaşması sorulduğunda şöyle dedi:
قلت لأحمد... قال إن قال لهم أخلي عنكم فلا بأس رجاء أن ينجوا... قلت فإن قال أعطيكم وأحسن إليكم؟ قال: قال رسول الله ﷺ: «من قاتل لتكون كلمة الله هي العليا» لا أدري
"Eğer sizi serbest bırakacağım derse bunda beis yoktur... Para vereceğim derse ise Rasulullah'ın 'Kim Allah'ın kelimesi en yüce olsun diye savaşırsa...' hadisini zikretti ve
'Bilmiyorum' dedi."
(مسائل أحمد، رواية أبي داود، ص332)
Eğer mücerred olarak kâfir ordusunda bulunmak tek başına küfür olsaydı, İmam Ahmed'in "Bilmiyorum" demesine gerek kalmazdı.
İmam Şâfiî de şöyle demektedir:
وإن لم يستكرهوهم على قتالهم كان أحب إلي أن لا يقاتلوا
"Eğer onları zorlamazlarsa, bana sevimli olan savaşmamalarıdır."
(الأم 4/256)
Dikkat edilirse "kâfir olurlar" dememiş, fiilin hükmünü konuşmuştur.
İmam Mâlik ise:
لا أرى أن يقاتلوا على هذا... ولا ينبغي لمسلم أن يسفك دمه على هذا
"Böyle savaşmalarını doğru görmem... Hiçbir Müslümana bunun için kan dökmesi yaraşmaz."
(المدونة 1/518)
Fiili şiddetle reddetmiş, fakat faili mürted ilan etmemiştir.
Hanefîler de aynı şekilde tafsilat yapmıştır. Tahâvî nakleder:
قال أصحابنا لا ينبغي أن يقاتلوا مع أهل الشرك... وهو قول مالك
"Ashabımız dedi ki: Müşriklerle birlikte savaşmaları uygun değildir. Bu aynı zamanda Mâlik'in de görüşüdür."
(اختلاف العلماء 3/454)
Burada da hüküm haramlık üzerinedir; mutlak tekfir yoktur.
İbn Teymiyye ise Tatar ordusunda bulunanlar hakkında şöyle der:
وأيضا لا يقاتل معهم غير مكره إلا فاسق أو مبتدع أو زنديق
"Onlarla ancak ikrah altında olmayan
fasık, bid'at ehli veya zındık savaşır."
(مجموع الفتاوى 28/552)
Başka bir yerde de benzer şekilde onları
fasık, münafık, bid'at ehli veya zındık olarak vasfetmiştir.
(28/535) Eğer mücerred bulunmak küfür olsaydı "fasık" ve "mubtedi" demez, doğrudan "kâfir" derdi.
Nisâ 97 de mutlak tekfire delil değildir. İbn Teymiyye ayetin illetini şöyle açıklar:
لأنهم فعلوا المحرم مع القدرة على تركه
"Çünkü terk etmeye güçleri olduğu hâlde haramı işlediler."
(الاستقامة 2/339-340)
Kurtubî ise ayet hakkında:
ويفيد هذا السؤال والجواب أنهم ماتوا مسلمين ظالمين لأنفسهم في تركهم الهجرة
"Bu soru-cevap onların hicreti terk ederek nefislerine zulmeden
Müslümanlar olarak öldüklerini gösterir."
(الجامع 5/346)
Ayrıca Buhârî bu ayeti:
باب من كره أن يكثر سواد الفتن والظلم
"Fitne ve zulmün karartısını çoğaltmayı kerih gören kimse" babında zikretmiştir.
(Sahîh el-Buhârî, 7085)
Bütün bunlar gösteriyor ki meselede tafsilat vardır. Bir fiilin haram, büyük günah, fısk veya bid'at olması ile küfür olması aynı şey değildir. Fukahanın yolu, delilleri birlikte değerlendirip tafsilat yapmaktır; "her asker kâfirdir, buna muhalefet eden de kâfirdir" şeklinde mutlak hükümler vermek değildir.
Allah Teâlâ en doğrusunu bilir