Veliler öldükten sonra da ruhları keramet gösterebilir ve tasarruf edebilir mi? İnsanlara fayda verebilirler mi?
İbn Kayyim el-Cevziyye (rahimehullah) ‘’er-Rûh’’ isimli kıymetli eserinde şunları kaydetmiştir:
وقد ذكر أبو عبد الله بن منده من حديث عيسى بن عبد الرحمن حدثنا ابن شهاب حدثنا عامر بن سعد عن إسماعيل بن طلحة بن عبيد الله عن أبيه قال أردt مالي بالغابة فأدركنى الليل فأويت إلى قبر عبد الله بن عمر بن حرام فسمعت قراءة من القبر، ما سمعت أحسن منها فجئت إلى رسول الله فذكرت ذلك له فقال: ذلك عبد الله؛ ألم تعلم أن الله قبض أرواحهم فجعلها في قناديل من زبرجد وياقوت ثم علقها وسط الجنة فإذا كان الليل ردت إليهm أرواحهم فلا يزال كذلك حتى إذا طلع الفجر ردت أرواحهم إلى مكانهم الذي كانت به
……
وما يراه الناس من أرواح الموتى ومجيئهم إليهم من المكان البعيد أمر يعلمه عامة الناس ولا يشكون فيه والله أعلم
……
فللروح المطلقة من أسر البدن وعلائقه وعوائقه من التصرف والقوة والنفاذ والهمة وسرعة الصعود إلى الله والتعلق بالله ما ليس للروح المهينة المحبوسة في علائق البدن وعوائقه، فإذا كان هذا وهي محبوسة in بدنها فكيف إذا تجردت وفارقته واجتمعت فيها قواها وكانت في أصل شأنها روحا علية زكيه كبيرة ذات همة عالية فهذه لها بعد مفارقة البدن شأن آخر وفعل آخر
وقد تواترت الرؤيا في أصناف بنى آدم على فعل الأرواح بعد موتها ما لا تقدر على مثله حال اتصالها بالبدن من هزيمة الجيوش الكثيرة بالواحد والاثنين والعدد القليل ونحو ذلك وكم قد رُئِيَ النبي ومعه أبو بكر وعمر في النوم قد هزمت أرواحهم عساكر الكفر والظلم فإذا بجيوشهم مغلوبة مكسورة مع كثرة عددهم وعُدَدهم وضعف المؤمنين وقلتهم
‘’Ebu Abdullah b. Mende… Talha b. Ubeydullah’ın (radiyallahu anh) şöyle dediğini nakletmiştir:
“Orman’da bulunan malımın yanına gitmek istemiştim. Gece olmuştu. Bunun üzerine Abdullah b. Ömer b. Harâm’ın kabrinin yanına sığındım/çekildim. Kabirden bir Kur’ân tilaveti işittim. Ondan daha güzelini duymamıştım. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gelip durumu anlattım. Şöyle dedi: ‘’O, Abdullah’tır. Allah’ın, onların ruhlarını alıp zebercet ve yakuttan kandillere koyduğunu, sonra bunları cennetin ortasına astığını bilmiyor musun!? Gece olunca ruhları onlara geri döndürülür. Böylece devam eder, ta ki fecir doğunca ruhları bulundukları yerlerine döndürülür.’’
…
İnsanların, ölülerin ruhlarını ve onların uzak yerlerden kendilerine geldiklerini görmesi, avamın/halkın bilip hakkında şüphe etmediği bir şeydir. Allahu A’lem.
...
Bedenin esaretinden, bağlarından ve engellerinden salınmış/kurtulmuş ruhun, bedenin bağları ve engelleri içinde hapsedilmiş adi/değersiz ruhta bulunmayan; tasarruf, güç, nüfuz etme/etkili olma, himmet, Allah’a hızlıca yükselme ve Allah’a bağlanma özellikleri vardır. Ruh, bedeni içinde hapsedilmiş halde iken böyle ise, ondan tamamen sıyrılıp ayrıldığında, kuvvetleri kendisinde toplandığında ve asıl durumuna dönerek yüce, temiz, büyük ve âli himmetli bir ruh olduğunda hâli nasıl olur? İşte bedenden ayrıldıktan sonra ruhun başka bir durumu ve başka bir fiili vardır.
Ademoğullarının çeşitli sınıfları içerisinde, ruhların bedene bağlı olduklarında yapamayacakları şeyleri ölümden sonra yaptıklarına dair görüden rüyalar tevatürle nakledilmiştir. Örneğin bir, iki kişiyle yahut az sayıyla çok orduların hezimete uğraması gibi. Nitekim birçok kez rüyada Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, beraberinde Ebubekir ve Ömer (radiyallahu anhuma) bulunduğu halde ruhlarının küfür ve zulüm askerlerini hezimete uğrattığı görülmüş ve gerçekten de onların orduları, sayı ve teçhizatları çok olmasına ve müminlerin ise zayıf ve az olmalarına rağmen mağlup olmuş, kırılmıştır.’’
…
İbn Teymiyye (rahimehullah) ‘’İktidâu’s-Sırâti’l-Mustakîm’’ adlı kitabında, kabrin yanında dua etmenin ve namaz kılmanın müstehap olmadığını anlatırken şunları söylemiştir:
ولا يدخل في هذا الباب ما يروى من أن قوما سمعوا رد السلام من قبر النبي صلى الله عليه وسلم أو قبور غيره من الصالحين، وأن سعيد بن المسيب كان يسمع الأذن من القبر ليالي الحرة ونحو ذلك، فهذا كله حق ليس مما نحن فيه، والأمر أجل من ذلك وأعظم.
وكذلك أيضا ما يروى أن رجلا جاء إلى قبر النبي صلى الله عليه وسلم فشكا إليه الجدب عام الرمادة، فرآه وهو يأمره أن يأتي عمر فيأمره أن يخرج فيستسقي بالناس فإن هذا ليس من هذا الباب، ومثل هذا يقع كثيرا لمن هو دون النبي صلى الله عليه وسلم وأعرف من هذه الوقائع كثيرا.
وكذلك سؤال بعضهم للنبي صلى الله عليه وسلم أو لغيره من أمته حاجته فتقضى له، فإن هذا قد وقع كثيرا وليس هو مما نحن فيه
وعليك أن تعلم أن إجابة النبي صلى الله عليه وسلم أو غيره لهؤلاء السائلين ليس مما يدل على استحباب السؤال،
……
وأكثر هؤلاء السائلين الملحين لما هم فيه من الحال، لو لم يجابوا لاضطرب إيمانهم،
……
فهذا القدر إذا وقع يكون كرامة لصاحب القبر، أما أن يدل على حسن حال السائل فلا فرق بين هذا وهذا،
……
ما في قبور الأنبياء والصالحين من رحمة وكرامة حق لا يقتضي استحباب الصلاة والدعاء عندها
وكذلك ما يُذكر من الكرامات وخوارق العادات التي توجد عند قبور الأنبياء والصالحين مثل نزول الأنوار والملائكة عندها، وتوقي الشياطين والبهائم لها، واندفاع النار عنها وعمن جاورها، وشفاعة بعضهم في جيرانه من الموتى، واستحباب الاندفان عند بعضهم، وحصول الأنس والسكينة عندها، ونزول العذاب بمن استهان بها فجنس هذا حق، ليس مما نحن فيه.
وما في قبور الأنبياء والصالحين من كرامة الله ورحمته وما لها عند الله من الحرمة والكرامة فوق ما يتوهمه أكثر الخلق
‘’Bir topluluğun, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kabrinden veya salih kimselerin kabirlerinden selamın geri verildiğini işittiklerine dair rivayet bu konuya dahil değildir. Yine Said b. Müseyyeb’in Harre Olayı gecelerinde, kabirden ezanı işittiğine dair rivayet de böyledir. Bunların hepsi haktır, ancak bunlar bizim konumuzdan değildir. Mesele bundan daha yüce ve daha büyüktür.
Aynı şekilde, bir adamın Ramâde (kıtlık) yılında Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kabrine gelip Ona kuraklıktan şikayet ettiği, sonra Onu rüyasında görüp kendisine Ömer’e gidip ona insanlarla birlikte yağmur duasına çıkmasını söylemesini emrettiği rivayeti de bu konudan değildir. Bunun benzeri, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den daha aşağı derecede olan kimseler (salihler) hakkında çokça meydana gelmektedir. Ben bu tür olaylardan çokça biliyorum.
Yine bazı kimselerin Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den veya ümmetinden başka kimselerden ihtiyaçlarını isteyip bu ihtiyaçlarının karşılanması da böyledir. Bu durum çokça meydana gelmiştir. Ancak bu, bizim konumuzdan değildir.
Şunu bilmelisin ki, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in veya başkasının bu isteyenlere icabet etmesi, böyle bir istemenin müstehap olduğuna delil değildir.
……
Israrla isteyen bu kimselerin çoğu, içinde bulundukları hâl sebebiyle şayet isteklerine icabet edilmese imanları sarsılır.
……
Böyle bir şey meydana geldiğinde, kabir sahibi için bir keramet olur. Ama bu, istekte bulunan kişinin iyi bir hâl üzere olduğunu göstermez.
……
Nebilerin ve salihlerin kabirlerinde bulunan rahmet ve keramet gerçektir. Ancak bu, kabirlerinin yanında namaz kılmanın ve dua etmenin müstehap olduğunu gerektirmez.
Aynı şekilde, Nebilerin ve salihlerin kabirleri yanında meydana geldiği anlatılan kerametler ve harikulade şeyler de böyledir. Mesela nurların ve meleklerin, onların kabirlerinin yanına inmesi, şeytanların ve hayvanların oralardan sakınması, ateşin o kabirlerden ve yanında bulunanlardan uzaklaşması, onlardan bazısının komşu kabirlerdeki ölülere şefaat etmesi, kabirlerinin yanında rahatlık ve huzur hissedilmesi ve o kabirlere saygısızlık edenlerin azaba uğraması gibi. Bunların aslı haktır, ancak bunlar bizim konumuzdan değildir.
Nebilerin ve salihlerin kabirlerinde bulunan Allah’ın ihsanı, rahmeti ve bunların Allah katındaki saygınlığı ve değeri, insanların çoğunun zannettiğinin üstündedir.’’
…
İbnu’l-Kayyim (rahimehullah) yine ‘’er-Rûh’’ kitabında, rüya tabircisi Kayravanlı Ali b. Ebî Tâlib’in, tanıyıp şahit olduğu Ebu Muhammed Abdullah el-Begânişî hakkında şunları söylediğini nakletmiştir:
وكان رجلا صالحا مشهورا برؤية الأموات وسؤالهم عن الغائبات ونقله ذلك إلى أهلهم وقراباتهم حتى اشتهر بذلك وكثر منه فكان المرء يأتيه فيشكو إليه أن حميمه قد مات من غير وصية وله مال لا يهتدى إلى مكانه فيعده خيرا ويدعو الله تعالى في ليلته فيتراءى له الميت الموصوف فيسأله عن الأمر فيخبره به
“Kendisi salih biriydi. Ölüleri rüyasında görmesi, onlara bulunamayan şeylerden sorması ve onlardan öğrendiğini ailelerine ve yakınlarına aktarmasıyla meşhurdu. Bu durum ondan çokça tekrarlandı. Birisi ona gelip yakınının vasiyet etmeden öldüğünü, geride mal bıraktığını, ancak yerinin bulunamadığını ona anlatırdı. O da gece Allah Teâlâ’ya dua eder ve tarif edilen ölü ona (rüyasında) görünürdü. Ona durumu sorar, o da kendisine haber verirdi.”
Ardından İbnu’l-Kayyim, Kayravanlı Ali b. Ebî Tâlib’ten rüyada malın yerinin bildirilip bulunduğuna dair ilginç iki kıssa aktardıktan sonra şunları söylemiştir:
وأما من حصل له الشفاء بإستعمال دواء رأى من وصفه له في منامه فكثير جدا وقد حدثنى غير واحد ممن كان غير مائل إلي شيخ الإسلام ابن تيمية أنه رآه بعد موته وسأله عن شيء كان يشكل عليه من مسائل الفرائض وغيرها فأجابه بالصواب
وبالجملة فهذا أمر لا ينكره إلا من هو أجهل الناس بالأرواح وأحكامها وشأنها
‘’Rüyasında kendisine tarif edilen bir ilacı kullanarak şifa bulan kimselerin sayısı çok fazladır. Bana, Şeyhulislam İbn Teymiyye’ye karşı meyli olmayan birden fazla kişi şunu anlattı: Onu ölümünden sonra görmüşler, miras ve başka meselelerde kendilerine zor gelen çözemedikleri konuları sormuşlar, O da doğru cevaplar vermiştir.
Sonuç olarak; bu ancak ruhlar, onların hükümleri ve durumları hakkında insanların en cahili olan kimselerin inkar edebileceği bir şeydir.’’
Sahâbi Sâbit b. Kays (radiyallahu anh) Yemâme savaşında şehit düştükten sonra kızı şunları anlatmıştır:
على ثابتٍ يَومَئِذٍ دِرعٌ نَفيسةٌ فمَرَّ به رَجُلٌ مِنَ المُسلمينَ فأخَذَها، ورأى رَجُلٌ مِنَ المُسلمينَ ثابت بن قيس في منامه فقال: إنِّي لمَّا قُتِلتُ بالأمس مَرَّ بي رَجُلٌ مِنَ المُسلمينَ فانتزع مني درعا نفيسة ومَنzِلُه في أقصى المعسكر، وعِندَ خِبائِه فَرَسٌ يَستَنُّ في طِوَلِه وقد أكفأ على الدِّرعِ بُرمةً، وجعل فوق البرمة رحلا، fأتِ خالِدَ بنَ الوليدِ فأخبره فليَبعَثْ إلى دِرعي فليأخذها، فإذا قدِمتَ المَدينةَ على خَليفةِ رَسولِ اللهِ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم فأعلمه أنَّ عَلَيَّ مِنَ الدَّينِ كَذا ولي من المال كذا، وفُلانٌ مِن رَقيقي عتيق، وإيَّاكَ أن تَقولَ هذا حُلمٌ فتُضَيِّعَه، فأتى الرَّجُلُ خالد بن الوليد فأخبَرَه، فبَعَثَ إلى الدِّرعِ فوجدها كما ذكر، وقدم على أبي بكر فأخبره، فأنفذ وصيَّتَه، فلا نعلم أحَدًا أُجِيزَت وصيَّتُه بَعدَ مَوتِه غَيرَ ثابت بن قيس.
‘’O gün Sabit'in üzerinde değerli bir zırh vardı. Müslümanlardan bir adam onun yanından geçti ve zırhı çıkarıp aldı. Ertesi gün müslümanlardan başka bir adam, rüyasında Sabit b. Kays'ı gördü. Sabit ona şöyle demiş:
“Dün öldürüldüğümde müslümanlardan bir adam yanımdan geçti ve benden değerli bir zırh aldı. Onun evi (çadırı) ordunun en uç kısmındadır. Çadırının yanında uzun ipine bağlı bir at vardır. Zırhın üzerine derin bir tencere ters çevrilmiş, tencerenin üzerine de bir semer konulmuştur. Halid b. Velid'e git ve Ona bunu haber ver. Zırhımı almak için birini göndersin. Medine'ye Rasûlullah’ın halifesinin (Ebubekir) yanına geldiğinde de Ona bildir ki; benim şu kadar borcum vardır, şu kadar da malım bulunmaktadır. Kölelerimden falan kişi de hürdür. Sakın bunu bir rüyadır deyip ihmal etme.”
Bunun üzerine o adam Halid b. Velid'e gidip durumu anlattı. Halid, zırhın bulunduğu yere birini gönderdi ve zırhı Sabit'in rüyada anlattığı gibi buldu. Sonra adam Ebubekir'e gidip durumu anlattı. Ebubekir de Onun vasiyetini yerine getirdi (zırhı satıp borcunu ödedi.) Biz, ölümünden sonra vasiyeti geçerli kabul edilip yerine getirilen Sabit b. Kays'tan başka hiç kimse bilmiyoruz.’’ (Taberânî; el-Mu’cemu’l-Kebîr, İbn Ebî Âsım; el-Âhâd ve’l-Mesânî, Hâkim.)
[Ömer Faruk Saban]
İbn Kayyim el-Cevziyye (rahimehullah) ‘’er-Rûh’’ isimli kıymetli eserinde şunları kaydetmiştir:
وقد ذكر أبو عبد الله بن منده من حديث عيسى بن عبد الرحمن حدثنا ابن شهاب حدثنا عامر بن سعد عن إسماعيل بن طلحة بن عبيد الله عن أبيه قال أردt مالي بالغابة فأدركنى الليل فأويت إلى قبر عبد الله بن عمر بن حرام فسمعت قراءة من القبر، ما سمعت أحسن منها فجئت إلى رسول الله فذكرت ذلك له فقال: ذلك عبد الله؛ ألم تعلم أن الله قبض أرواحهم فجعلها في قناديل من زبرجد وياقوت ثم علقها وسط الجنة فإذا كان الليل ردت إليهm أرواحهم فلا يزال كذلك حتى إذا طلع الفجر ردت أرواحهم إلى مكانهم الذي كانت به
……
وما يراه الناس من أرواح الموتى ومجيئهم إليهم من المكان البعيد أمر يعلمه عامة الناس ولا يشكون فيه والله أعلم
……
فللروح المطلقة من أسر البدن وعلائقه وعوائقه من التصرف والقوة والنفاذ والهمة وسرعة الصعود إلى الله والتعلق بالله ما ليس للروح المهينة المحبوسة في علائق البدن وعوائقه، فإذا كان هذا وهي محبوسة in بدنها فكيف إذا تجردت وفارقته واجتمعت فيها قواها وكانت في أصل شأنها روحا علية زكيه كبيرة ذات همة عالية فهذه لها بعد مفارقة البدن شأن آخر وفعل آخر
وقد تواترت الرؤيا في أصناف بنى آدم على فعل الأرواح بعد موتها ما لا تقدر على مثله حال اتصالها بالبدن من هزيمة الجيوش الكثيرة بالواحد والاثنين والعدد القليل ونحو ذلك وكم قد رُئِيَ النبي ومعه أبو بكر وعمر في النوم قد هزمت أرواحهم عساكر الكفر والظلم فإذا بجيوشهم مغلوبة مكسورة مع كثرة عددهم وعُدَدهم وضعف المؤمنين وقلتهم
‘’Ebu Abdullah b. Mende… Talha b. Ubeydullah’ın (radiyallahu anh) şöyle dediğini nakletmiştir:
“Orman’da bulunan malımın yanına gitmek istemiştim. Gece olmuştu. Bunun üzerine Abdullah b. Ömer b. Harâm’ın kabrinin yanına sığındım/çekildim. Kabirden bir Kur’ân tilaveti işittim. Ondan daha güzelini duymamıştım. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gelip durumu anlattım. Şöyle dedi: ‘’O, Abdullah’tır. Allah’ın, onların ruhlarını alıp zebercet ve yakuttan kandillere koyduğunu, sonra bunları cennetin ortasına astığını bilmiyor musun!? Gece olunca ruhları onlara geri döndürülür. Böylece devam eder, ta ki fecir doğunca ruhları bulundukları yerlerine döndürülür.’’
…
İnsanların, ölülerin ruhlarını ve onların uzak yerlerden kendilerine geldiklerini görmesi, avamın/halkın bilip hakkında şüphe etmediği bir şeydir. Allahu A’lem.
...
Bedenin esaretinden, bağlarından ve engellerinden salınmış/kurtulmuş ruhun, bedenin bağları ve engelleri içinde hapsedilmiş adi/değersiz ruhta bulunmayan; tasarruf, güç, nüfuz etme/etkili olma, himmet, Allah’a hızlıca yükselme ve Allah’a bağlanma özellikleri vardır. Ruh, bedeni içinde hapsedilmiş halde iken böyle ise, ondan tamamen sıyrılıp ayrıldığında, kuvvetleri kendisinde toplandığında ve asıl durumuna dönerek yüce, temiz, büyük ve âli himmetli bir ruh olduğunda hâli nasıl olur? İşte bedenden ayrıldıktan sonra ruhun başka bir durumu ve başka bir fiili vardır.
Ademoğullarının çeşitli sınıfları içerisinde, ruhların bedene bağlı olduklarında yapamayacakları şeyleri ölümden sonra yaptıklarına dair görüden rüyalar tevatürle nakledilmiştir. Örneğin bir, iki kişiyle yahut az sayıyla çok orduların hezimete uğraması gibi. Nitekim birçok kez rüyada Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, beraberinde Ebubekir ve Ömer (radiyallahu anhuma) bulunduğu halde ruhlarının küfür ve zulüm askerlerini hezimete uğrattığı görülmüş ve gerçekten de onların orduları, sayı ve teçhizatları çok olmasına ve müminlerin ise zayıf ve az olmalarına rağmen mağlup olmuş, kırılmıştır.’’
…
İbn Teymiyye (rahimehullah) ‘’İktidâu’s-Sırâti’l-Mustakîm’’ adlı kitabında, kabrin yanında dua etmenin ve namaz kılmanın müstehap olmadığını anlatırken şunları söylemiştir:
ولا يدخل في هذا الباب ما يروى من أن قوما سمعوا رد السلام من قبر النبي صلى الله عليه وسلم أو قبور غيره من الصالحين، وأن سعيد بن المسيب كان يسمع الأذن من القبر ليالي الحرة ونحو ذلك، فهذا كله حق ليس مما نحن فيه، والأمر أجل من ذلك وأعظم.
وكذلك أيضا ما يروى أن رجلا جاء إلى قبر النبي صلى الله عليه وسلم فشكا إليه الجدب عام الرمادة، فرآه وهو يأمره أن يأتي عمر فيأمره أن يخرج فيستسقي بالناس فإن هذا ليس من هذا الباب، ومثل هذا يقع كثيرا لمن هو دون النبي صلى الله عليه وسلم وأعرف من هذه الوقائع كثيرا.
وكذلك سؤال بعضهم للنبي صلى الله عليه وسلم أو لغيره من أمته حاجته فتقضى له، فإن هذا قد وقع كثيرا وليس هو مما نحن فيه
وعليك أن تعلم أن إجابة النبي صلى الله عليه وسلم أو غيره لهؤلاء السائلين ليس مما يدل على استحباب السؤال،
……
وأكثر هؤلاء السائلين الملحين لما هم فيه من الحال، لو لم يجابوا لاضطرب إيمانهم،
……
فهذا القدر إذا وقع يكون كرامة لصاحب القبر، أما أن يدل على حسن حال السائل فلا فرق بين هذا وهذا،
……
ما في قبور الأنبياء والصالحين من رحمة وكرامة حق لا يقتضي استحباب الصلاة والدعاء عندها
وكذلك ما يُذكر من الكرامات وخوارق العادات التي توجد عند قبور الأنبياء والصالحين مثل نزول الأنوار والملائكة عندها، وتوقي الشياطين والبهائم لها، واندفاع النار عنها وعمن جاورها، وشفاعة بعضهم في جيرانه من الموتى، واستحباب الاندفان عند بعضهم، وحصول الأنس والسكينة عندها، ونزول العذاب بمن استهان بها فجنس هذا حق، ليس مما نحن فيه.
وما في قبور الأنبياء والصالحين من كرامة الله ورحمته وما لها عند الله من الحرمة والكرامة فوق ما يتوهمه أكثر الخلق
‘’Bir topluluğun, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kabrinden veya salih kimselerin kabirlerinden selamın geri verildiğini işittiklerine dair rivayet bu konuya dahil değildir. Yine Said b. Müseyyeb’in Harre Olayı gecelerinde, kabirden ezanı işittiğine dair rivayet de böyledir. Bunların hepsi haktır, ancak bunlar bizim konumuzdan değildir. Mesele bundan daha yüce ve daha büyüktür.
Aynı şekilde, bir adamın Ramâde (kıtlık) yılında Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kabrine gelip Ona kuraklıktan şikayet ettiği, sonra Onu rüyasında görüp kendisine Ömer’e gidip ona insanlarla birlikte yağmur duasına çıkmasını söylemesini emrettiği rivayeti de bu konudan değildir. Bunun benzeri, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den daha aşağı derecede olan kimseler (salihler) hakkında çokça meydana gelmektedir. Ben bu tür olaylardan çokça biliyorum.
Yine bazı kimselerin Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den veya ümmetinden başka kimselerden ihtiyaçlarını isteyip bu ihtiyaçlarının karşılanması da böyledir. Bu durum çokça meydana gelmiştir. Ancak bu, bizim konumuzdan değildir.
Şunu bilmelisin ki, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in veya başkasının bu isteyenlere icabet etmesi, böyle bir istemenin müstehap olduğuna delil değildir.
……
Israrla isteyen bu kimselerin çoğu, içinde bulundukları hâl sebebiyle şayet isteklerine icabet edilmese imanları sarsılır.
……
Böyle bir şey meydana geldiğinde, kabir sahibi için bir keramet olur. Ama bu, istekte bulunan kişinin iyi bir hâl üzere olduğunu göstermez.
……
Nebilerin ve salihlerin kabirlerinde bulunan rahmet ve keramet gerçektir. Ancak bu, kabirlerinin yanında namaz kılmanın ve dua etmenin müstehap olduğunu gerektirmez.
Aynı şekilde, Nebilerin ve salihlerin kabirleri yanında meydana geldiği anlatılan kerametler ve harikulade şeyler de böyledir. Mesela nurların ve meleklerin, onların kabirlerinin yanına inmesi, şeytanların ve hayvanların oralardan sakınması, ateşin o kabirlerden ve yanında bulunanlardan uzaklaşması, onlardan bazısının komşu kabirlerdeki ölülere şefaat etmesi, kabirlerinin yanında rahatlık ve huzur hissedilmesi ve o kabirlere saygısızlık edenlerin azaba uğraması gibi. Bunların aslı haktır, ancak bunlar bizim konumuzdan değildir.
Nebilerin ve salihlerin kabirlerinde bulunan Allah’ın ihsanı, rahmeti ve bunların Allah katındaki saygınlığı ve değeri, insanların çoğunun zannettiğinin üstündedir.’’
…
İbnu’l-Kayyim (rahimehullah) yine ‘’er-Rûh’’ kitabında, rüya tabircisi Kayravanlı Ali b. Ebî Tâlib’in, tanıyıp şahit olduğu Ebu Muhammed Abdullah el-Begânişî hakkında şunları söylediğini nakletmiştir:
وكان رجلا صالحا مشهورا برؤية الأموات وسؤالهم عن الغائبات ونقله ذلك إلى أهلهم وقراباتهم حتى اشتهر بذلك وكثر منه فكان المرء يأتيه فيشكو إليه أن حميمه قد مات من غير وصية وله مال لا يهتدى إلى مكانه فيعده خيرا ويدعو الله تعالى في ليلته فيتراءى له الميت الموصوف فيسأله عن الأمر فيخبره به
“Kendisi salih biriydi. Ölüleri rüyasında görmesi, onlara bulunamayan şeylerden sorması ve onlardan öğrendiğini ailelerine ve yakınlarına aktarmasıyla meşhurdu. Bu durum ondan çokça tekrarlandı. Birisi ona gelip yakınının vasiyet etmeden öldüğünü, geride mal bıraktığını, ancak yerinin bulunamadığını ona anlatırdı. O da gece Allah Teâlâ’ya dua eder ve tarif edilen ölü ona (rüyasında) görünürdü. Ona durumu sorar, o da kendisine haber verirdi.”
Ardından İbnu’l-Kayyim, Kayravanlı Ali b. Ebî Tâlib’ten rüyada malın yerinin bildirilip bulunduğuna dair ilginç iki kıssa aktardıktan sonra şunları söylemiştir:
وأما من حصل له الشفاء بإستعمال دواء رأى من وصفه له في منامه فكثير جدا وقد حدثنى غير واحد ممن كان غير مائل إلي شيخ الإسلام ابن تيمية أنه رآه بعد موته وسأله عن شيء كان يشكل عليه من مسائل الفرائض وغيرها فأجابه بالصواب
وبالجملة فهذا أمر لا ينكره إلا من هو أجهل الناس بالأرواح وأحكامها وشأنها
‘’Rüyasında kendisine tarif edilen bir ilacı kullanarak şifa bulan kimselerin sayısı çok fazladır. Bana, Şeyhulislam İbn Teymiyye’ye karşı meyli olmayan birden fazla kişi şunu anlattı: Onu ölümünden sonra görmüşler, miras ve başka meselelerde kendilerine zor gelen çözemedikleri konuları sormuşlar, O da doğru cevaplar vermiştir.
Sonuç olarak; bu ancak ruhlar, onların hükümleri ve durumları hakkında insanların en cahili olan kimselerin inkar edebileceği bir şeydir.’’
Sahâbi Sâbit b. Kays (radiyallahu anh) Yemâme savaşında şehit düştükten sonra kızı şunları anlatmıştır:
على ثابتٍ يَومَئِذٍ دِرعٌ نَفيسةٌ فمَرَّ به رَجُلٌ مِنَ المُسلمينَ فأخَذَها، ورأى رَجُلٌ مِنَ المُسلمينَ ثابت بن قيس في منامه فقال: إنِّي لمَّا قُتِلتُ بالأمس مَرَّ بي رَجُلٌ مِنَ المُسلمينَ فانتزع مني درعا نفيسة ومَنzِلُه في أقصى المعسكر، وعِندَ خِبائِه فَرَسٌ يَستَنُّ في طِوَلِه وقد أكفأ على الدِّرعِ بُرمةً، وجعل فوق البرمة رحلا، fأتِ خالِدَ بنَ الوليدِ فأخبره فليَبعَثْ إلى دِرعي فليأخذها، فإذا قدِمتَ المَدينةَ على خَليفةِ رَسولِ اللهِ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم فأعلمه أنَّ عَلَيَّ مِنَ الدَّينِ كَذا ولي من المال كذا، وفُلانٌ مِن رَقيقي عتيق، وإيَّاكَ أن تَقولَ هذا حُلمٌ فتُضَيِّعَه، فأتى الرَّجُلُ خالد بن الوليد فأخبَرَه، فبَعَثَ إلى الدِّرعِ فوجدها كما ذكر، وقدم على أبي بكر فأخبره، فأنفذ وصيَّتَه، فلا نعلم أحَدًا أُجِيزَت وصيَّتُه بَعدَ مَوتِه غَيرَ ثابت بن قيس.
‘’O gün Sabit'in üzerinde değerli bir zırh vardı. Müslümanlardan bir adam onun yanından geçti ve zırhı çıkarıp aldı. Ertesi gün müslümanlardan başka bir adam, rüyasında Sabit b. Kays'ı gördü. Sabit ona şöyle demiş:
“Dün öldürüldüğümde müslümanlardan bir adam yanımdan geçti ve benden değerli bir zırh aldı. Onun evi (çadırı) ordunun en uç kısmındadır. Çadırının yanında uzun ipine bağlı bir at vardır. Zırhın üzerine derin bir tencere ters çevrilmiş, tencerenin üzerine de bir semer konulmuştur. Halid b. Velid'e git ve Ona bunu haber ver. Zırhımı almak için birini göndersin. Medine'ye Rasûlullah’ın halifesinin (Ebubekir) yanına geldiğinde de Ona bildir ki; benim şu kadar borcum vardır, şu kadar da malım bulunmaktadır. Kölelerimden falan kişi de hürdür. Sakın bunu bir rüyadır deyip ihmal etme.”
Bunun üzerine o adam Halid b. Velid'e gidip durumu anlattı. Halid, zırhın bulunduğu yere birini gönderdi ve zırhı Sabit'in rüyada anlattığı gibi buldu. Sonra adam Ebubekir'e gidip durumu anlattı. Ebubekir de Onun vasiyetini yerine getirdi (zırhı satıp borcunu ödedi.) Biz, ölümünden sonra vasiyeti geçerli kabul edilip yerine getirilen Sabit b. Kays'tan başka hiç kimse bilmiyoruz.’’ (Taberânî; el-Mu’cemu’l-Kebîr, İbn Ebî Âsım; el-Âhâd ve’l-Mesânî, Hâkim.)
[Ömer Faruk Saban]

