1 Ayet ve Tefsiri

EBU HANİFE

İyi Bilinen Üye
Üye
1 Ayet ve Tefsiri

3. Yoksulu doyurmaya teşvik etmez

Maun suresi

Tefsiri

O, yoksula yemek verip onu doyurmaya teşvik etmeyendir. Ebû Hayyân der ki: "teşvik etmez" ifadesi, gücü yettiğinde yoksulu doyurmadığını gösterir. Bu gayet normaldir. Çünkü o cimriliğinden dolayL başkasını teşvik etmeyince, kendisinin bilfiil bu isi yapmaması en normal ve tabiî bir şeydir.Râzî de şöyle der: Eğer, Yüce Allah niçin "Yoksulu doyurmaz" demedi de, Yoksulu doyurmaya teşvik etmez" dedi? denilirse, şöyle cevap veririz: Kişi yetimin hakkını vermezse, kendi malından yoksulu nasıl doyurur? Bilakis o, başkasının malından dahi doyurulmasına cimrilik gösterir. Bu, adiliğin son derecesidir ve onun aşırı derecede cimri, kalbi katı ve âdi tabi-atlı olduğunu gösterir.Özetle söylemek gerekirse, o yoksulu doyurmaz, doyurulmasını da başkasından istemez. Çünkü o âhireti yalanlamaktadır. Eğer, yaptıklarının karşılığını alacağına ve hesaba kesin olarak inansa, elbette bu işleri yapmazdı.
 

Qamar Al Quds

مجرد عبد
Üye
﴿ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الْأَرْضِ أَرَضِيتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآَخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآَخِرَةِ إلاَّ قَلِيلٌ (*) إلاَّ تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَيَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلا تَضُرُّوهُ شَيْئًا وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرَ﴾

“Ey iman edenler! Size ne oldu ki "Allah yolunda savaşa çıkın!" denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır. Eğer (gerektiğinde savaşa) çıkmazsanız, (Allah) sizi pek elem verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir kavim getirir; siz (savaşa çıkmamakla) O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.”
(9 Tevbe/38,39)


📌İmam Kurtubi bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir:

“Bu ayette cihadı terkedenlere ve cihada çıkmayıp oturanlara bir azarlama vardır. “yere çakılıp kalıyorsunuz” ifadesinin anlamı ise "Siz yerin nimetlerine meylederek ağırlaştınız veya (cihada çıkmayarak) bulunduğunuz yerde ikamet etmeye meyledip ağırlaştınız" şeklindedir. Cihada çıkmaktan hoşnutsuzluğu izhar ederek üşenmek, ağırlaşmak herkese haramdır. Eğer imam bir kavmi tayin eder ve onlara cihadı emrederse, onların ağır davranmaları caiz değildir. Çünkü imamın tayin ettiği kişilere cihad farz-ı ayn olur.”

(El-Camiu li-Ahkamul Kur’an, Kurtubî, 8/140.)
 

Firak

يا نافعا علمه! لك الجنة
Süper Moderatör
Üye


"Kur'an da sana sorarlarsa" diye başlayan birçok ayet vardır.Tüm bu ayetler de cevap kısmı "De ki" diyerek başlar.Tek istisnası bu ayettir. Allah ﷻ kendisini kullarına tanıtırken "De ki" lafzının dahi kendisi ile kullarının arasına girmesine razı olmamıştır. Şirkin kısımlarından biri de Allah'tan başkasına dua etmek, O'na yakınlaşmak için aracıya ihtiyaç olduğuna inanmaktır. Allah ﷻ bu ayette şirk mantığını çürütmüş, kullarına yakın olduğunu, dua edenlere doğrudan icabet edeceğini bildirmiştir.

Twitter: Mustekine_ den alıntı.
 

Ebuabdullah

İyi Bilinen Üye
Üye
﴿ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الْأَرْضِ أَرَضِيتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآَخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآَخِرَةِ إلاَّ قَلِيلٌ (*) إلاَّ تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَيَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلا تَضُرُّوهُ شَيْئًا وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرَ﴾

“Ey iman edenler! Size ne oldu ki "Allah yolunda savaşa çıkın!" denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır. Eğer (gerektiğinde savaşa) çıkmazsanız, (Allah) sizi pek elem verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir kavim getirir; siz (savaşa çıkmamakla) O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.”
(9 Tevbe/38,39)


📌İmam Kurtubi bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir:

“Bu ayette cihadı terkedenlere ve cihada çıkmayıp oturanlara bir azarlama vardır. “yere çakılıp kalıyorsunuz” ifadesinin anlamı ise "Siz yerin nimetlerine meylederek ağırlaştınız veya (cihada çıkmayarak) bulunduğunuz yerde ikamet etmeye meyledip ağırlaştınız" şeklindedir. Cihada çıkmaktan hoşnutsuzluğu izhar ederek üşenmek, ağırlaşmak herkese haramdır. Eğer imam bir kavmi tayin eder ve onlara cihadı emrederse, onların ağır davranmaları caiz değildir. Çünkü imamın tayin ettiği kişilere cihad farz-ı ayn olur.”

(El-Camiu li-Ahkamul Kur’an, Kurtubî, 8/140.)
25720
 

leyligöz

Üye
İslam-TR Üyesi
Üye
Bakara 153:Ey müminler!Allahu Tealadan(günahlardan ve nefsin haz duyduğu şeylerden) sabırla ve(ibadetlerin temeli olan) namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir.

tefsiri:Sabir ve namaz zikredilerek tahsis edilmiştir.Zira sabır batını amellerin en çetinidir.Namazda zahiri amellerin en çetinidir ki kendisinde taatlerin çoğunu toplar.(TIBYAN TEFSİRİ)
 

Qamar Al Quds

مجرد عبد
Üye
Gerçek anlamda övgüye layık olan ve iyilik yapan tek varlık Allah’tır.

Gelin, sonu Fâtiha sûresine çıkacak bir yolculuk yapalım.

Yağmur tanelerinde parlayan güneş ışığını gördüğünde bu parlaklığın yağmur tanelerinden değil güneşten kaynaklandığını bilirsin. Aynen bunun gibi yeryüzünde iyilik yapan ne kadar insan görüyorsan bil ki bu iyiliğin kaynağı o insanlar değil Allah’tır. Çünkü bir kimse kalbinde iyilik yapma duygusu hissetmeseydi iyilik yapmazdı. Kalplere iyilik yapma duygusunu veren ise Allah’tır.

İnsanlar bir iyilik yaptığında bununla kendileri için ya bir yarar sağlamak ya da bir zararı gidermeyi isterler, tüm insanî duygulardan arınarak hâlisane iyiliği isteseler de yapmazlar. Görünüşte hiçbir menfaati yokken bir hayvanı kurtaran kimse bile aslında hayvanın içine düştüğü duruma şahit olduğunda hissettiği acıyı dindirmeye çalışıyordur. Oysa Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayan bir varlık olduğundan bir iyilik yaptığında kendisine yarar sağlamak veya zararı def etmek için yapmaz, sırf iyilik olsun diye yapar.

Sana iyilik yapan bir insanın yaptığı bu iyilik, ancak Allah’ın yarattığı şeyler vasıtasıyla olur. Diyelim ki birisi sana yemek veriyor. Yemeğin yapıldığı malzemeleri yaratan kim? Senin o yemeği yiyebilmeni sağlayan? Vücuduna yarayışlı hale getiren, sindirim, boşaltım vb. sistemlerini yaratan kim?

Susadığında bir insanın sana su verdiğini düşünelim. Suyu yaratan kim? Suyu içtiğinde onu senin hakkında yarayışlı kılan kim? Arada Allah’ın nimetleri olmasa hiç kimse kimseye bir iyilik yapabilir miydi?

Hepsinden öte sana birisi iyilik yaptığında senin bundan yararlanman için öncelikle yaratılmış olman, hayat sahibi olman, o iyiliği kabul edebilecek kudrete ve bilgiye sahip olman gerekir. Hayatta olmayan birine yemek versen ne işe yarar? Yemeği yiyebilecek kudreti olmayana iyilik yapsan ne işe yarar? Miden olmasaydı yemek ne işe yarardı?

Bütün bunlardan çıkan sonuç şudur:

Âlemde iyilik olarak her ne varsa hepsinin kaynağı Allah’tır. Diğer varlıkların birbirine yaptığı iyiliğin gerisinde de Allah’ın rahmeti bulunmaktadır.

Şimdi niye her daim “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” dediğimizi, niçin “Her türlü hamd (övgü) âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahîm, din gününün (kıyametin) sahibi olan Allah’a aittir” dediğimizi anlıyoruz değil mi?

Öyleyse sûrenin devamı ile bitirelim:

“Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım dileriz. Bizleri doğru yola eriştir, kendilerine hidâyet nasip ettiğin kimselerin yoluna. Gazaba uğrayanların ve dalalete düşenlerin yoluna değil.”

Âmin.

(Not: Bu yazının ana fikrini Fahreddin Râzî'nin En'am sûresinin ilk âyetinin tefsirine ilişkin ifadelerine borçluyum.)

Soner Duman/15.Ramazan.1441/08.Mayıs.2020/Cuma)
 

EBU HANİFE

İyi Bilinen Üye
Üye
4, 5. İnsanların, ateş etrafında yayılmış pervaneler gibi olduğu dağların da atılmış renkli yüne dönüştüğü gün(dür o)

Karia

. O gün insanlar, yayılmış kelebekler gibi olur. Bu, insanlar kabirlerinden korka korka çıktıkları zaman meydana gelir. Bu halleri ile onlar sanki oraya buraya dağılmış, şiddetli korku ve şaşkınlıktan dolayı dalga dalga birbirlerine giren kelebeklere benzerler. Râzî şöyle der: Yüce Allah burada, öldükten sonra dirilme anında insanları "dağılmış kelebeklere", başka bir âyette ise, "dağılmış çekirgelere" benzetti. Kelebeklere benzetme yönü şudur: Kelebekler, uçuştuklarında tek bir yöne gitmezler. Bilakis, her biri diğerinin gittiği yönden başka bir yöne gider. Bu teşbih gösteriyor ki, insanlar, öldükten sonra diriltildiğinde korkup dağılırlar. Çekirgelere benzetme yönüne gelince, bu, çoklukları bakımındandır. İnsanlar o vakit, birbirleri üstüne binmiş olan çekirge sürüsü gibi olurlar. İşte insanlar diriltildiklerinde çekirge ve kelebekler gibi sürüler halinde birbirlerine girerler. Nitekim Yüce Allah meâlen, "O gün biz onları birbirine çarparak çalkalanır bir halde bırakmışizdir buyurmuştur.

tefsirlerin ozu
 

Firak

يا نافعا علمه! لك الجنة
Süper Moderatör
Üye
فَاِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًۙ
اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًۜ
(İnşirah, 5-6)

Arapça da var olan kurallardan biri de şudur, bir cümlede iki marife (belirli) kelime varsa bu aslında bire eşittir. İnşirah suresinde ki (الْعُسْرِ) gibi. Ama iki nekra (belirsiz) kelime ikiye eşittir. İnşirah suresinde ki (يُسْرًا) gibi.

Ve Allah teala sana bir zorluk vermişse, altından kalkamayacağını düşündüğün, yüreğini darma duman eden, gözlerini yaşartan, artık dayanamayacağım dediğin bir zorluk vermişse Allah, müsterih ol zira seni bekleyen iki kolaylık vardır. Yüreğinde çiçekler açtıracak iki kolaylık. Bununla alakalı şöyle bir rivayet mevcuttur.

Resulullah (s.a.v) bu âyet inince ferahlık ve neşe içinde gülerek çıkmış, لَنْ يَغْلِبَ الْعُسْرِ يُسْرًا "bir zorluk iki kolaylığı yenemez", إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا "Zorlukla beraber bir kolaylık vardır, zorlukla beraber bir kolaylık vardır." diyordu.(Muvatta,Cihad, 6).
 

Firak

يا نافعا علمه! لك الجنة
Süper Moderatör
Üye
وَلا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيطَانِ

“Şeytanın adımlarına uymayın.” [Bakara, 168]

Adım, az bir mesafeden ibârettir.Şeytan, insanı saptırmaya küçük şeylerle başlar sonra onu alıştırır.

Âyette “adım” yerine “adımlar” denmesi, şeytanın ilk adımla yetinmeyip ısrar etmesindendir.
 

Ademoqlu

Sözünde duranlar; durdular sözünde..
Üye
Bir adam bir kadını öpme gibi bir hata işler ve Rasulullah (sav) gelerek bunu ona söyler. Bunun üzerine

وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفاً مِنَ الَّيْلِۜ اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّـَٔاتِۜ ذٰلِكَ ذِكْرٰى لِلذَّاكِر۪ينَۚ

"Gündüzün iki tarafında, gecenin de gündüze yakın saatlerinde namaz kılın. Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri yok eder. İşte bu, öğüt almak isteyenler için bir hatırlatmadır."
Hud suresinin 114.ayeti iner.

Buhari, 4687
 

Ademoqlu

Sözünde duranlar; durdular sözünde..
Üye
وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ ل۪ي وَلَا تَفْتِنّ۪يۜ اَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُواۜ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُح۪يطَةٌ بِالْكَافِر۪ينَ

“Onlardan, “Bana izin ver, beni fitneye düşürme” diyen vardır. Bilin ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdi. cehennem, inkâr edenleri şüphesiz kuşatacaktır.” (Tevbe Suresi/49. Ayet)



Onlardan kimileri de bu cihaddan kaçmak için diyorlar ki, ey peygamber, bana izin ver, beni fitneye düşürme, beni günâha sokma. Senin iznin, senin onayın olmadan eğer bu cihaddan geri kalırsam fitneye düşer, günâha batarım. İşimiz, aşımız, ticaretimiz, malımız, mülkümüz, evimiz, barkımız, çoluğumuz, çocuğumuz helâk olacak. Gel bize izin ver de bu felâketlere düşmeyelim.

Veya kimileri de diyorlardı ki ey Allah’ın Resulü, ben kadınlara düşkünüm. Şimdi oraya gider de sarışın Rum kadınlarını görürsem dayanamayarak bir günâha düşerim. İyisi mi gel izin ver.

Ya da diyorlar ki ey Allah’ın Resulü biz bu cihada gitmek istemiyoruz. Bu cihad bize çok ağır geliyor, iyisi mi gel sen izin ver de bizim başımızı belâya sokma. Senin izninle bu savaştan geri kalalım da günaha girmeyelim diyorlar.

Veya işte ey Allah’ın Resulü daha biz adam olamadık, daha biz nefislerimizi terbiye edemedik, bırak bizim gibi zayıfları da şimdilik nefislerimizin ıslahıyla uğraşalım diyerek sudan bahanelerle savaştan muaf tutulmalarını istiyorlar.

Hayır hayır, onlar Allah yolunda bir cihaddan kaçarak aslında fitnenin ta ortasına düşmüşlerdir. Bundan daha büyük bir fitne olabilir mi? Çünkü Allah için bir savaştan kaçanlar, Allah için bir fedâkârlığı göze alamayan insanlar yaşarken ölmüş insanlardır. İşte tarih içinde böyle dinleri uğrunda, özgürce bir hayata kavuşmaları ve Müslümanca bir dünyaya ulaşmaları uğrunda Allah’ın cihad emrini yerine getirmeyen, düşmanla karşı karşıya gelmeyi göze alamayan nice toplumların mahvolduklarını, perişan olduklarını, yıllar yılı galip toplumların kölesi olarak zillet içinde bir hayatın mahkumu olarak silinip gittiklerini görüyoruz. Allah için bir savaşı göze alamadıkları için galip toplumların elinde oyuncak olmuş, varlıklarını, şahsiyetlerini, hürriyetlerini kaybetmiş, dinlerini, tarihlerini kaybetmiş, silinip gitmiş nice milletler tanıyoruz...


Besairul Kuran Tefsiri
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt