3.Mustafa, Prusya Kralı Frederik'ten Ahmed Resmî Efendi ile 3 müneccim göndermesini isteyince, Frederik şu cevabı verir: "Benim 3 müneccimim vardır
1- Tarih ve tecrübeden istifade
2- Harbe her dair hazır talimli asker
3- Muharebede kullanmak için hazinede para bulundurmak"
Sultan III. Mustafa (1757-1774), Osmanlı-Rus savaşlarındaki başarısızlıklar üzerine astrolojiye ve müneccimliğe olan ilgisini artırmıştır. 1763'te Berlin’e giden Ahmed Resmî Efendi, Prusya Kralı II. Friedrich (Büyük Frederik) ile görüştüğünde, sultanın bu talebini iletir. Frederik’in verdiği cevap, aslında Aydınlanma Çağı’nın rasyonalizmini ve Prusya askeri ekolünün temellerini özetler.
Frederik'in zikrettiği üç "müneccim" (veya "sır"), Prusya'nın o dönemki yükselişinin üç ayağıdır: Tarih Bilinci: Geçmişteki askeri ve siyasi hatalardan ders çıkarmak.
Disiplinli Ordu: Prusya'nın meşhur "piyade talimi" ve her an savaşa hazır profesyonel ordu yapısı.
Mali Güç: Savaşın finansmanı için dolu bir hazine
(Frederik'in ünlü "Savaş için üç şey lazımdır: Para, para, yine para" sözüyle paraleldir).
Büyük Frederik’in Sultan III. Mustafa’ya verdiği bu tarihi cevap, sadece askeri bir tavsiye değil, aynı zamanda İslam akidesinin özünde yer alan "esbaba tevessül" (sebeplere sarılma) ile "tevekkül" arasındaki dengenin bozulmasına yönelik sert bir ihtardır. İslam açısından ele alındığında, Sultan III. Mustafa’nın müneccim arayışı, İslam’ın saf tevhid inancından bir sapma ve gayba dair bilgiyi yıldızlarda arama bidatidir.
Kur’an-ı Kerim’in "De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilemez" (Neml, 65)
hükmü ortadayken, bir İslam halifesinin kurtuluşu astrolojik tahminlerde araması, sünnetullahı ve fıtri kanunları hafife almaktır.
Frederik’in "tarih ve tecrübe" vurgusu, aslında Kur’an’ın "Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin akıbetini görsünler" (Rum, 9) ayetiyle emrettiği ibret alma vecibesinin bir tezahürüdür. Bir mümin için tarih, Allah’ın toplumlar üzerindeki yasalarını (sünnetullah) okuma sanatıdır; bu yasayı ihmal eden Sultan Mustafa, geçmişin hatalarından ders çıkarmak yerine mucizevi bir çıkış yolu arayarak idari bir zaafiyet sergilemiştir. "Talimli asker" maddesi, "Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın" (Enfal, 60) ayetinin doğrudan emridir.
Sultanın askeri ıslahatı teknik bir gereklilikten ziyade mistik bir beklentiye bağlaması, sahabenin cihad ruhuyla çelişir; zira onlar zaferi sadece seccadede değil, kılıcın hakkını vererek kazanmışlardır. "Hazinede para" ise cihadın mali boyutudur ve iktisadi güç olmadan i'la-yi kelimetullah davasının yürütülemeyeceğinin kanıtıdır.
III. Mustafa’nın bu talebi, devletin içine düştüğü acziyetin ve rasyonaliteden kopuşun bir belgesidir. Hakiki İslami duruş, gökyüzündeki yıldızların konumundan medet ummayı reddeder; bunun yerine yeryüzünde Allah’ın koyduğu başarı kanunlarına (disiplin, iktisat, bilgi) sarılmayı farz kılar. Sultanın eleştirilmesi gereken noktası, ilahi yardımı (nusretullah) hak edecek ameli ve ilmi hazırlığı ikmal etmek yerine, gaybi bir elin müdahalesini arzulayarak asıl sorumluluklarından kaçmış olmasıdır. Bu durum, ümmetin izzetini "maddi güç ve manevi ihlas" denkleminde değil, hurafelerde aramaktır ki bu da zilletin asıl sebebidir.

