Makale Dalaletten Hidayete ve Şehadete...

İmam Malik

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla, hamd Alemlerin rabbi olan Allah'adır. Salat ve Selam emin peygambere, pak ailesine ve cesur ashabınadır...
İşin doğrusu neresinden başlamalıyım bilemiyorum, bir zamanlar azılı bir kafir iken daha sonra bir mümin ve en sonunda bir mücahide dönüşen bir insanın hayatını anlatacağım.
Büyük bir insandan bahsedeceğiz, her ne kadar binlere ve milyonlara hitab eden bir hareket kuramamışta olsa, adı belki ben hariç hiçbiriniz tarafından bilinmiyor olsada, arkasından bir eseri bize kalmamışta olsa...
Günü ve ayı bilinmemekle beraber 1996 senesinde, Diyarbakırın merkezinde doğdu Abdullah Köksal...
Anne ve babası koyu birer PKK sempatizanıydı, kendiside bu şekilde yetişti, zaten yaşadığı mahallede PKK'nin adeta kalesiydi.
Gençliğindede çevresininde etkisi ile YDGH içinde her aldı, 6-8 ekim günü oda sokaklardaydı...
Velakin o gün yaşananlar kendi deyimi ile "Bir yanlışının olduğunu" anlamasına vesile olmuştu, IŞİD bahanesi yapılan gösterilerde pek çok insanın canı ve malı telef edilmiş, gencecik insanların üzerinden araba ile geçilmişti
Bunlara şahid olan Abdullah, artık pek çok şeyi kafasından geçirmeye başlamıştı, bir özgürlük mücadelesinde bu yaşananlar nasıl olabiliyordu?
O zamanlar çevresininde etkisi ile materyalist-ateist bir zihniyete sahipti. Velakin bir taraftan fıtratıda onu zorluyordu, hele o olaylara tanıklığı onu büsbütün buhranlara sürüklemişti.
Bu dönem neredeyse bir sene sürecekti.
Bu dönemde örgüt içinden görüştüğü kimselerden bu durumun istemsizce olduğunu ve mutlu olmadığını söylemelerini beklediğini anlatır ve derdiki "Ama onlar her daim bu vahşeti kutsadılar"
Bu sırada zaten içinde hapisli olan iman duygusuda ortaya çıkar, bu mesele hakkında şöyle diyecektir "Her ne kadar kendime 'Doğuda halkımıza pislik yedirenlerle, mazlum halkımız aynı yeremi gidecek? Bunun hesabı olmayacakmı?' diye soruyorsamda içimde sakladığım asıl soru; o günlerde ölenler ve öldürenlerin aynı yere gidip gitmeyeceğiydi, maktullerin intikamının olmayacağıydı"
Bundan sebep Diyarbekirde pek çok alim insan ile görüşmeler yapar, tarikatları ziyarete gider...
Velakin, bunların pek çoğundan sonuç alamaz, zira gittiği tarikat şeyleri ve alimler devamlı devletçilik ve particilik yapmaktadır, kendileri ile ise iki kelam sohbet etmek adeta imkansızdır, halbuki sorduğu meselelerin çoğu şübhe değil cehalet kaynaklı sorulardır. Kendisi o zamanı şöyle anlatacaktır;
"Şimdi düşünüyorumda, PKK'nin bölgede bu kadar etkin olabilmesinin en büyük müsebbibi tarikatlar ve bir kısım bölge alimleridir. İnsanlara illallah ettikleri devleti övmekten PKK'lilerin şübhelerine izale etmeyi geç, halkın cehaletini dahi giderememektedirler"
Bu sebepten ötürü İslam'dan iyice soğur, günleri buhranla geçmeye devam eder...
Ta ki 2016 senesinin ilk haftasına kadar.
Evde bir gün bilgisayar ile uğraşırken "Hz Muhammed hakkında yabancı filozofların sözleri" diye bir video görür YouTube'da.
Kendi ifadesi ile "Bunlar şimdi amma rezil etmişlerdir onu, bir izleyim ne demişler" niyeti ile açar. Velakin bu gayri Müslimler, Rasulullah'a sövmeyi bırak onu övmektedirler, hemde pek çok Müslümanın dahi övmediği şekilde.
Bunlardan kimisi "İnsanlık, Hz Muhammede bu gün her zamankinden daha fazla muhtaçtır. O olsaydı, insanlığın bütün sorunlarını bir fincan kahve içme rahatlığında çözerdi" derken kimisi "İnsanın büyüklüğü hangi ölçü ile ölçülürse ölçülsün acaba ondan büyük bir insan bulunurmu" demişlerdir.
Bu durum karşısında hayret içinde kalan Abdullah abi o anı şöyle anlatır "O ana kadar lider diye bildiğim hiçkimse bu şekilde övülmeye layık değildi. Rasulullah'ın, kafirlerin şahidlik ettiği gibi bir insanmı olduğuna inanamadım, bu gün yakinen iman ediyorumki bu insanlar ancak bir nehirden bir avuç su içirmişlerdir. Rasulullah, bu insanların anlattıklarından çok daha yücedir".
Bu andan sonra Siyeri nebi okumaya karar verir Abdullah, bu amaçla Diyarbakırda rastgele bir kitabevinden içeri girer.
Bu aslında onun hayatını değiştirecek bir an olacaktır.
Girdiği kitabevinde Hizbullah cemaatinin şehidlerine dair bir kitap görür ama kitabın ne olduğunu anlayamaz. Kitabı biraz karıştırdıktan sonra durumu anlar, ilk başta hissettiği suizan nedeni ile çıkmayı düşünsede "Altı üstü bir kitap alacağım, onu almadan çıkmayım" diye geçirir içinden, öylede yapar Hamidullah'ın siyerini gözüne çarpar, onu alıp çıkar ve kitabı okumaya başlar.
Daha sonraları "Okudukça kalbine adeta İman akıyordu ama ben hisstmiyordum. Tıpkı bir çeşmenin öğle sıcağında çöle akması gibi" diye anltır. Kİtabı çok beyenir, Rasulullah'a hayranlık beslemeye başlasada iman etmez. Diyarbakırda başka bir yer bilmediğinden oraya tekrar gider, şaka ile karışık şöyle anlatır "Sufilerden aldığım tepkilerden sonra orada domuz bağı ile bağlayıp, enseme tek kurşun sıkıp, sonrada betona gömerler diye geçmişti aklımdan. Allah beni bir daha suizanna düşmekten korusun" Yanlız kötü zannına rağmen merak duygusuna yenik düşer ve o kitabevine gider. Kitapçı ile muhabbet etmeye başlar, kitapçı ise durumun ciddiyetini ve hassasiyetini kavradığı için onu cemaatin alimlerinden birine selamı ile beraber yönlendirir.
Orada gördüğü iyi muamelenin verdiği rahatlık ile kitapçının verdiği adrese gider doğruca. Gittiği adreste halk kıyefetli, naif ve kısa boylu bir şark mollası olan İ D ile görüşür, kendisi o görüşmeyi şöyle anlatır "O andan itibaren çöl gibi olan kalbime akan iman, ıslatmaya başlamıştı ve bunu fark etmeye başlamıştım" cahili olduğu bütün meseleleri sorar, iman dairesinin kapısına gelmiştir.
Bu süre zarfında birde Kur'an meali okuyup bitirir, tabi adet olduğu üzere kitabı mukaddes'te okur velakin daha sonra bu kitabın kendisini hiç şübheye düşürmediğini anlatacaktır. Bu arada Adem Özköse'nin "Cennete Otostop" isimli eserini okur. Bu onun imana gelmesini sağlayacaktır. Artık manevi buhranları son bulmuştur. Akaide dair kitaplar ve Şafi ilmihali okur. Eskisinin aksine kitap okuma alışkanlığı edinmiştir, riyazussalihini hatta Mevdudi tefsirini dahi okur. Pek çok İslami eseri mütala eder, Duha suresinden sonrasını ezberler , bu süre zarfında koyu bir Hizbullah cemaati mensubu olarak bulur kendisini. Daha sonra şöyle anlatır:
"Onların açık bir küfrünü görmedim, Allah onları İran ve vahdet meselesinde ıslah etsin, bu gükü durumumu onlara borçluyum. Hala dahi Şehid Rehberlerinin mücadele azmini düşündüğüm olur"
Bu süre zarfında Suriye Cihadını yakından izlemeye başlar, bu onun Şia'ya sempati duymasını engeller. Kürt tarihinede meraklı olan Abdullah Köksal, İdrisi Bitlisinin; Kürtlerden , Yavuza getirdiği mektubu okur, o andan itibaren İran'a daha bir merak salar.
"Son Kızılbaş" isimli bir Şah İsmail müdafii tarafından yazılan kitabı okur, daha sonra şöyle anlatır "Bu gümkü Şiilerin o günkülerden bir farkı olmadığını anladım. Şia ile bizim kardeş olmamız bizim olmasa bile onların itikadına muhaliftir"
Kendisi ile bu dönemde tanışan bu satırların yazarı ile konuşmaya başlar, o dönemde aynı fikide olan bende oda rahatlamıştık çok iyi hatırlıyorum, dünyada bir konuda tek kalmak güzel bir şey değil.
Benim tavsiyem ile Abdullah Muhaysini'yi(Allah onu korusun) dinlemeye başlayan Abdullah Köksal, Şam Cihadına katılmaya karar verir.
"Bir zamanlar batıl için gösterdiğim cesareti şimdi hak için gösteremezsem anam beni yitirsin" der kendi kendine ve yola çıkmaya karar verir.
Velakin Diyarbakırdan, Şam'a yol bulamaz uzunca aylar boyunca, yol aradığı dönemde hem cemaati ile ters düşer, hemde defalarca sefer "Emniyet güçleri" tarfından alıkonulmaya çalışılır ama sonunda bir yol bulur. Benide bu yola davet etmişti isede ben kısa bir müddet bu işi tehir etmeyi seçtim, velakin daha sonra o yol tıkandı.
Sonunda 2018 senesinde Şam'a vasıl olur.
Şam Cihadında pek çok kahramanlık gösterir, kendisine bu kadar cesurca savaşmasının kaynağı sorulunca "İlk olarak, bir zamanlar batıl uğruna gösterdiğim cesareti hak uğruna göstermemiş olarak Rabbin huzuruna çıkma korkusu, ikinci olarakta en az 30 kurşun ile şehid olma arzusu." der. Hatta "10 falan kurtarmazmı" diye takılan arkadaşlarına "Namlularımız ile cehenneme postaladıklarımıza karşı asla gerekli duruşu sergilemediğine inandığım bir insan bu şekilde şehid edildi ilk olarak bu, ikinci ve daha önemli olarak ise Kıyamet günü 30 yerimden birden misk kokusu gelmesi iştahı" derdi.
Gerçekten Ahirete karşı bitmez bir iştahı vardı, gece vakti duhadan aşağısını bir rakatta 20 sefer okuyarak gece namazı kıldığı vakidir.
Şehadete karşıda benzer bir iştahı vardı,
MG isimli mücahid analtıyor: "Bir gün 30 kadar kişi ile bir noktayı tutyotduk, ani bir saldırı başladı, biz ise siper siper geri çekilmeye başladık, en son geri çekilme kararı alındı. Abdullah, derhal komutana gidip "Komutanım siz çekilin ben kalacağım" dedi ama Komutan çekilinmesi gerektiğini ifade etti. Bunun üzerine "Lütfen bana şehadeti çok görme, hem Nusayrileri tutarken siz rahatça çekilirsiniz" dedi. Komutan "Git yolun açık olsun" dedi. 40 dakika kadar çok şiddetli çatışma sesleri geldi, hatta top atışları duyduk, en son ise çatışma sesleri kesildi, biz onun şehid olduğunu sandık, velakin gittiğimizde yüzünün tozu ve toprağından başka bir şeyi yoktu ama 60 kadar Nusayri geri püskürtülmüştü"
Velakin hep aradığı şehadet kendisini sonunda buldu, O G adlı mücahid şöyle anlatır: "Abdullah abi bir gece vakti kalktı, yüzünde güller açıyordu, abdest aldı ve namaz kıldı, biz onun bu halini daha evvelde gördüğümüz için garipsemedik velakin o gün Abdullah abi şehid oldu"
L K adlı başka bir mücahid ise "Abi bana rüyasını anlattı, rüyasında kendisini, Rasulullah'ın tasfir ettiği gibi misk kokusu ve safran rengi içinde görmüştü"
O gün yoğun çatışmaların olacağını kimse bilemezdi, zira PYD'ye karşı ribat tutmaya gidiyordu Şehid Abdullah. PYD ile ise o zamanlar herhangi bir öatışma hali yoktu.
Velakin işler fena halde kızışacaktı zira bir grup YPG'li , Ribat bölgesinin yakınlarında taşkınlık çıkarmıştı ve Mücahidler ile aralarında bir çatışma çıkmıştı. Bu çatışma o günde kalacak ve bir savaşa dönüşmeyecek bir olay olarak kalacaktı ama Abdullah Köksal gibi bir isme mal olacaktı.
Silahlar çekildikten sonra ribat bölgesini defaatle savunduktan sonra saldırıya geçildi, YPG'liler kendi bölgelerine kadar kovalandılar ama bu saldırı esnasında Abdullah Köksal, Şehid olacaktı...
M B isimli bir mücahid derki "Abdullah abi, çatışma çıkar çıkmaz, toparlandıktan sonra üzerlerine yürümeye başadı, bize sanki 'gelmezseniz gelmeyin' dercesine. Onun bu hali üzerine bizde düşmana saldırdık, YPG'liler patır patır dökülüyor ve kaçıyordu, ancak arka tarafa saklanmış birisi abinin üzerine 30 mermilik keleş şarjörünü boşalttı. Abi her ne kadar ona bir el sıktıysada getişmedi ve maksimim iki saniye içinde şehadet şerbetini yudumladı"
Allah na ve bize rahmet etsin
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt