Soru Dini Sohbet ve Derslerde İhtilat Sınırları Nelerdir?

E Çevrimdışı

EbulHalid

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Selamun Aleyküm değerli forum üyeleri, aranıza yeni katıldım. Bir süredir üye olmadan, dışarıdan takip ettiğim bu güzel ortama elhamdülillah artık ben de dahil oldum. İlk paylaşımla birlikte, son dönemde canımı sıkan ve ümmetin gençliği adına dertlendiğim bir meseleyi istişareye açmak istiyorum.

Son dönemde, kamuoyunda kısaltmasıyla ACM, yani Altay Cem Meriç olarak bilinen şahsın İslam adına düzenlediği konferanslarda kaç defa ihtilat (kadın-erkek karışık oturma düzeni) yapıldığına hepimiz şahit olduk. Kendisinden —bir kelamcıdan çok şey beklediğimin farkında olsam da— en azından şu erdemi göstermesini beklerdim: "Evet, bu bir hatadır. Allah bizi affetsin, kastî olmamıştır." Ne yazık ki o, bunu yapmak yerine bu ihtilatı meşru gibi gösterecek videolar çekmeyi tercih etti. Dahası, Twitter üzerinden kendisini fıkhi ölçülerle tenkit edenlere karşı adeta bir kitle hareketi başlatarak, "Bu dini sizin Katolik anlayışlarınıza teslim etmeyeceğiz" minvalinde sert ve üslupsuz açıklamalarda bulundu. Allah adına konuşulurken sergilenen bu lakayıt kadın-erkek karışık oturma hadisesi, bugüne kadar geleneksel tasavvuf camialarında bile zemin bulamamış tehlikeli bir bidattır.

Hülasa, bu çirkin gidişat artık sadece ACM ve takipçileriyle de sınırlı kalmadı. Son dönemde TikTok'ta kendisini Selefiliğe nispet eden bazı sosyal medya "allameleri" (!), kadın-erkek karışık canlı yayınlar açmaya başladılar. Kendilerini usulünce ikaz ettiğimizde ise bu sosyal medya şeyhülislamları bizleri yayınlarından engelliyor. Kastî olarak takip etmesek de önümüze düşen bu yayınlar, meselenin vahametini gözler önüne seriyor.

Yine benzer şekilde, Mürcie zihniyetine sahip bazı şahısların özellikle de gençlerin kendilerini İslam'a nispet edip fıkıh meselelerini kadın-erkek karışık bir ortamda, gülüşmeler ve kahkahalar eşliğinde sulandırdıklarını görüyoruz. Üstelik bu yayınlarda, özelden de samimi şekilde konuştuklarını bizzat itiraf ediyorlar. Sırf bu gayriislami durumu tenkit etmek ve yayına fıkhi deliller sunmak istediğimizde ise malum hanımlar tarafından "off eski kafalı adamlar" denilerek engelleniyoruz. Şahsımızın engellenmesi hiç problem değil;

Esas sorun, kendisini selefe nispet eden gençlerin, bu popüler figürlerin ihtilat hadiselerinden güç alarak benzer çirkinlikleri rahatça sergilemesidir. İşin acı tarafı, bunun günah olduğunu bile bile, bilerek ve isteyerek bu hatada ısrar etmeleridir.

Bu bağlamda forumdaki ilim sahibi kardeşlerime sorum şudur: > İhtilatın (kadın-erkek karışık bulunmanın) haramlığı, sınırları ve İslam ahlakındaki yeriyle alakalı net, sarsılmaz fıkhi deliller nelerdir? Bu hususta nassları ve muteber alimlerin görüşlerini paylaşarak bizleri aydınlatırsanız çok memnun olurum.


​

 
Son düzenleme:
Nysa Çevrimdışı

Nysa

Üye
İslam-TR Üyesi
Ve aleyküm selam ve rahmetullah EbulHalid kardeş, foruma hoş geldin, üyeliğin hayırlı ve mübarek olsun. İlk konunla ümmetin kanayan yaralarından birine, modern çağın popülizm rüzgarıyla fıkhî sınırların nasıl aşındırıldığına çok yerinde ve dertli bir tespitle değinmişsin. Allah hassasiyetini artırsın.

Bahsettiğin figürlerin veya sosyal medya mecralarının fıkhî gevşeklikleri ne yazık ki usul bilmemekten ve modern dünyanın "normal" kabul ettiği kalıpları İslam'a dayatma çabasından kaynaklanıyor. Dini bir sohbet, ilmi bir ders veya bir konferans dahi olsa, gaye vasıtayı meşru kılmaz. İslam’da tebliğ ve eğitim en yüce amellerdendir ancak bunlar icra edilirken şer'î sınırlar ihlal edilemez.

Meseleyi bütünüyle, hiçbir açık kapı bırakmayacak şekilde kavramak ve fıkhî sarsılmazlığını idrak etmek adına; Islam fıkhında ihtilatın haramlığı, sınırları, ek ayet, hadis, sahabe asarından deliller ve ümmetin icma boyutuyla genişletilmiş analizi şöyledir:

1. İhtilat Nedir? Fıkhî Tanımı ve Sınırları
Fıkıh ıstılahında ihtilat (الإختلاط); aralarında mahremiyet (akrabalık veya evlilik) bağı bulunmayan yabancı (namahrem) erkek ve kadınların, şer'î bir sınır ve zaruret olmaksızın, sınırları belirsiz bir şekilde bir arada bulunması, fiziksel olarak birbirine karışmasıdır.

İslam hukukunda kadın ve erkeğin hayatın içinde zorunlu olarak (ticaret, şahitlik, hac, mahkeme, tıbbi zorunluluklar vb.) karşı karşıya gelmesi mutlak olarak yasaklanmamıştır. Yasaklanan şey; "ihtiyacın ötesine geçen sosyalleşme, laubalilik, şer'î tesettüre riayetsizlik ve kalbi fitneye düşürecek gevşeklikleri barındıran kontrolsüz ihtilat" halidir.

2. Kur'an-ı Kerim'den Sarsılmaz Ayet Delilleri
İslam, namahrem kadın ve erkek arasındaki mesafeyi korumak için doğrudan kalplerin temizliğini ve iffeti merkeze alan ayetler indirmiştir:
  • Ahzâb Suresi, 53. Ayet (Hicab Ayeti):
وَإِذَا سَأَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَاسْأَلُوهُنَّ مِن وَرَاءِ حِجَابٍ ذَلِكُمْ أَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ​
"Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman odanın dışından, bir perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için daha temiz bir yoldur."​
​
Fıkhî Çıkarım: Bu ayet, yeryüzünün en temiz insanları olan sahabe nesli ile müminlerin anneleri hakkında inmiştir. Kalpleri vahiy ve takva ile yoğrulmuş o zatlar için bile "perde arkasından konuşmak kalpler için daha temizdir" buyruluyorsa; kalbinde hastalık bulunabilecek modern dönem insanının konferans salonlarında veya yayınlarda dip dize, yüz yüze, perdesiz ve sınır gözetmeksizin ihtilat etmesi nasıl temiz kabul edilebilir?​


  • Ahzâb Suresi, 32. Ayet (Lafız ve Üslup Sınırı):
فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذِي فِي قَلْبِهِ مَرَضٌ وَقُلْنَا قَوْلًا مَّعْرُوفًا​
"...Yabancı erkeklerle yumuşak, edalı, cazibeli bir üslup ile konuşmayın; aksi takdirde kalbinde hastalık (şehvet ve nifak) bulunan kimse ümide kapılır. Hep meşru ve ciddi söz söyleyin."​
​
Fıkhî Çıkarım: Şeriat, kadının ses tonundaki ve hitabındaki esnekliği bile fitneye sebep olmasın diye sınırlandırmıştır. Sosyal medyadaki canlı yayınlarda kahkahalar, şakalar ve espri adı altında fıkıh meselelerini sulandırarak konuşmak bu muhkem ayetin sınırlarını doğrudan ihlal etmektir.​
​

  • Nur Suresi, 30 ve 31. Ayetler (Gözlerin Muhafazası):
    Rabbimiz sırasıyla mümin erkeklere ve mümin kadınlara, «يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ» "Gözlerini harama bakmaktan sakınmalarını" emretmiştir. Kadın ve erkeğin yüz yüze oturup sürekli birbirini süzdüğü, jest ve mimiklerini takip ettiği ihtilat ortamlarında gözü muhafaza etmek fıtri olarak imkansızdır. İslam, haramı yasakladığı gibi harama götüren ortamları da yasaklar.

3. Sünnet-i Seniyye ve Asr-ı Saadet Uygulamasından Geniş Deliller
Dini bir sohbet, ilmi bir ders veya bir ibadet ortamı dahi olsa, haremlik-selamlık (kadın ve erkeğin yerlerinin ayrılması) uygulamasının asıl olduğunu gösteren nebevi kanıtlar şunlardır:

  • Mesciddeki Saf Düzeni Hadisi: Yeryüzünün en şerefli ve en temiz mekânı olan Mescid-i Nebevî'de, arkasında namaz kılınan zat bizzat kainatın efendisi Rasulullah (s.a.v.) iken bile kadın ve erkek safları kesin olarak ayrılmıştır:
خَيْرُ صُفُوفِ الرِّجَالِ أَوَّلُهَا، وَشَرُّهَا آخِرُهَا، وَخَيْرُ صُفُوفِ النِّسَاءِ آخِرُهَا، وَشَرُّهَا أَوَّلُهَا​
"Erkek saflarının en hayırlısı ilk saf, en şerlisi (kadınlara yakınlığı sebebiyle) son saftır. Kadın saflarının en hayırlısı ise (erkeklerden uzaklığı sebebiyle) son saf, en şerlisi ilk saftır."​
(Kaynak: Müslim, Salât 132; Ebû Dâvûd, Salât 97)​
​
Düşünelim: İbadet esnasında, kalplerin en müteyakkız olduğu anda bile araya fiziksel mesafe koymayı emreden; erkeklerin arkasında saf tutan kadınların, erkeklerin en uzağında durmasını "en hayırlı saf" olarak niteleyen bir şeriat; konferans salonlarında, ekranlarda veya panellerde kadın ve erkeği yan yana, yüz yüze oturtmayı nasıl meşru görebilir?​

  • Giriş ve Çıkışlardaki Fiziki Ayrım (Mescit Kapısı):
Hz. Ömer (r.a.) anlatır: Rasulullah (s.a.v.) mescidin kapılarından birini göstererek: "Bu kapıyı sadece kadınlara ayırsak ne güzel olur" buyurdu. Nafî (r.h.) der ki: İbn Ömer (r.a.) vefat edene kadar o kapıdan bir daha asla mescide girmedi. (Kaynak: Ebû Dâvûd, Salât 53, No: 462)​
​
Mescide giriş ve çıkış anlarında bile namahrem erkek ve kadınlar arasında bir izdiham, birbirine sürtünme ve ihtilat meydana gelmesin diye kapıları ayıran sarsılmaz bir nebevi metod vardır.​


  • Eğitimde Meclislerin Ayrılması Hadisi:
Kadın sahabiler Rasulullah (s.a.v.)’e gelerek, "Ya Rasulullah, erkekler sizin meclislerinizde sözlerinizi dinleme konusunda bizi geçiyorlar. Bize kendi zatınızdan özel bir gün ayırın" dediler. Efendimiz (s.a.v.) de onlara özel bir gün ayırdı, o gün sadece kadınların toplandığı yere giderek onlara özel ders anlattı, vaz u nasihatte bulundu. (Kaynak: Buhârî, İlim 36; Müslim, Birr 152)​
​
Fıkhî Çıkarım: Eğer karma (ihtilatlı) bir eğitim modeli dinen meşru, mubah veya daha evla olsaydı, Efendimiz (s.a.v.) kadın sahabileri erkeklerin arkasına oturtup tek mecliste eğitime devam ederdi; kadınlara müstakil bir gün, müstakil bir mekan ve ayrı bir meclis ayırma ihtiyacı duymazdı.​
​

  • Yolda Yürüme Adabı Hadisi:
Rasulullah (s.a.v.) mescitten çıkmıştı. Yolda erkeklerle kadınların birbirine karıştığını görünce kadınlara dönerek şöyle buyurdu: "Siz geride durun (yolun ortasından yürümeyin), yolun ortasından yürümek sizin hakkınız değildir, yolun kenarlarından yürüyün." Bunun üzerine kadınlar duvara o kadar yakın yürürlerdi ki, elbiseleri duvara sürtünürdü. (Kaynak: Ebû Dâvûd, Edeb 168, No: 5272)​


4. Sahabe ve Tabiun Âsârından Deliller

  • Hz. Ömer (r.a.)'in Uygulaması: Hz. Ömer halifeliği döneminde, kadın ve erkeklerin bayram yerlerinde, çarşılarda ve su kuyularının başında kontrolsüzce ihtilat etmesini, birbirine karışmasını sert bir dille yasaklamış; buralarda görevliler görevlendirerek fiziki ayrımı bizzat otorite eliyle sağlamıştır. *(Musannef Abdürrezzâk, 10/248)*

  • İmam Ali (r.a.)'nin Irak Halkına Hutbesi: Hz. Ali, Kufe'de çarşı ve pazarlarda ihtilatın başladığını görünce minbere çıkıp halkı sertçe azarlamış ve şöyle buyurmuştur:
"Duyduğuma göre kadınlarınız çarşı-pazarlarda yabancı erkeklerin arasında geziyor, onlarla omuz omuza ihtilat ediyorlar. Sizde hiç kıskançlık duygusu (gayret) kalmadı mı? Şunu bilin ki, kıskanmayan kimsede hayır yoktur!" (Kaynak: İmam Zehebî, Kitâbü'l-Kebâir, s. 149; İbnü'l-Esîr, en-Nihâye, 2/176)​
​
5. Ümmetin Bu Husustaki Net İcmaı
İslam fıkıh tarihinde dört hak mezhebin (Hanefî, Malikî, Şafiî, Hanbelî) müctehid imamları ve fıkıh otoriteleri; zaruret ve şer'î ihtiyaç sınırları dışında namahrem kadın ve erkeklerin laubali bir şekilde bir arada bulunmasının (ihtilatın) haram olduğu hususunda icma etmişlerdir. Bu icma, dinin zaruriyatından olan "Irz ve Neslin Korunması" makasidına dayanır. İslam fıkhında "Sadd-ı Zerîa" (kötülüğe ve harama giden yolları erkenden kapama) ilkesi gereği, zinaya ve kalbi marazlara kapı aralayan her türlü serbest ihtilat ortamı icmaen men edilmiştir.

  • İmam İbnü'l-Kayyim el-Cevziyye (r.h.) et-Turuku'l-Hükmiyye adlı eserinde yöneticilerin şer'î görevlerini sayarken şöyle der:​
"Yöneticilerin; erkeklerle kadınların çarşılarda, meclislerde ve erkeklerin umumi toplandığı yerlerde karışık bir şekilde (ihtilat halinde) bulunmalarını yasaklaması üzerlerine vaciptir (farzdır)... Kadınların erkeklerle bu şekilde ihtilat etmesi; fitnelerin, şerrin, umumi azapların, depremlerin ve ahlaki çöküşün en büyük kapısıdır." (Kaynak: İbnü’l-Kayyim, et-Turuku’l-Hükmiyye fî Siyâsetiş-Şer’iyye, s. 235-236)​
  • İmam Nevevî (r.h.) el-Minhâc adlı Müslim şerhinde, kadınların erkek saflarından ayrılması ve cenazelere katılırken ihtilattan kaçınmaları gerektiğini anlatırken, kadın-erkek karışımının şer'an reddedilen bir bidat ve haram olduğunu uzunca zikreder:​
"İslam şeriatının aslı; kadınların erkeklerden bütünüyle tecrit edilmesi, karışıklıktan (ihtilattan) uzak tutulması üzerinedir. Kadın-erkek karışımı şer'an reddedilen bir bidat ve haramdır." (Kaynak: Nevevî, el-Minhâc fî Şerhi Sahîhi Müslim b. el-Haccâc, 4/159)​
​
Hülasa: Sosyal Medya Gevşekliği ve ACM Örneği
EbulHalid kardeş; işaret ettiğin gibi, bir hatayı nefsine yenik düşerek işlemek bir günahtır; ancak o hatayı "Katolik zihniyeti", "bağnazlık" veya "gelenekte yok" diyerek fıkhî kavramlarla meşrulaştırmaya çalışmak, harama kılıf uydurmaktır ki vebali çok daha büyüktür.

Ne asr-ı saadette, ne selef-i salihînin akidesinde, ne de mezhep imamlarımızın hukuk fıkhında; namahrem kadın ve erkeklerin bir salonda veya bir dijital ekranda bu derece lakayıt, esprili ve kontrolsüz bir şekilde ihtilat etmesinin, peşinden de özelden samimi konuşmalar yapılmasının asla ve kat'a caiz bir yönü yoktur. Tebliğ yapmak veya din anlatmak, Allah'ın koyduğu sınırları çiğneme imtiyazı vermez.

Kendisini selefe veya sahih itikada nispet eden gençlerin bu popüler figürleri taklit ederek haramı kanıksaması, ümmetin ahlak kalelerini içeriden çökerten bir tehlikedir. Mümin bir kusur işlediğinde nassları bükmemeli, "Yarabbim affet, doğrusu senin koyduğun sınırdır ama biz bu şartlarda kusur işledik" diyerek acziyetini itiraf etmelidir.

Bu dertli ve geniş fıkhî gayretin, ümmetin gençliği adına takındığın bu vakur duruş için Allah senden razı olsun. Forumdaki yerin ve katkıların daima daim olsun kardeş.
VAllahu Âlem.
 
E Çevrimdışı

EbulHalid

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Ve aleyküm selam ve rahmetullah EbulHalid kardeş, foruma hoş geldin, üyeliğin hayırlı ve mübarek olsun. İlk konunla ümmetin kanayan yaralarından birine, modern çağın popülizm rüzgarıyla fıkhî sınırların nasıl aşındırıldığına çok yerinde ve dertli bir tespitle değinmişsin. Allah hassasiyetini artırsın.

Bahsettiğin figürlerin veya sosyal medya mecralarının fıkhî gevşeklikleri ne yazık ki usul bilmemekten ve modern dünyanın "normal" kabul ettiği kalıpları İslam'a dayatma çabasından kaynaklanıyor. Dini bir sohbet, ilmi bir ders veya bir konferans dahi olsa, gaye vasıtayı meşru kılmaz. İslam’da tebliğ ve eğitim en yüce amellerdendir ancak bunlar icra edilirken şer'î sınırlar ihlal edilemez.

Meseleyi bütünüyle, hiçbir açık kapı bırakmayacak şekilde kavramak ve fıkhî sarsılmazlığını idrak etmek adına; Islam fıkhında ihtilatın haramlığı, sınırları, ek ayet, hadis, sahabe asarından deliller ve ümmetin icma boyutuyla genişletilmiş analizi şöyledir:

1. İhtilat Nedir? Fıkhî Tanımı ve Sınırları
Fıkıh ıstılahında ihtilat (الإختلاط); aralarında mahremiyet (akrabalık veya evlilik) bağı bulunmayan yabancı (namahrem) erkek ve kadınların, şer'î bir sınır ve zaruret olmaksızın, sınırları belirsiz bir şekilde bir arada bulunması, fiziksel olarak birbirine karışmasıdır.

İslam hukukunda kadın ve erkeğin hayatın içinde zorunlu olarak (ticaret, şahitlik, hac, mahkeme, tıbbi zorunluluklar vb.) karşı karşıya gelmesi mutlak olarak yasaklanmamıştır. Yasaklanan şey; "ihtiyacın ötesine geçen sosyalleşme, laubalilik, şer'î tesettüre riayetsizlik ve kalbi fitneye düşürecek gevşeklikleri barındıran kontrolsüz ihtilat" halidir.

2. Kur'an-ı Kerim'den Sarsılmaz Ayet Delilleri
İslam, namahrem kadın ve erkek arasındaki mesafeyi korumak için doğrudan kalplerin temizliğini ve iffeti merkeze alan ayetler indirmiştir:
  • Ahzâb Suresi, 53. Ayet (Hicab Ayeti):
وَإِذَا سَأَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَاسْأَلُوهُنَّ مِن وَرَاءِ حِجَابٍ ذَلِكُمْ أَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ​
"Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman odanın dışından, bir perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için daha temiz bir yoldur."​
​
Fıkhî Çıkarım: Bu ayet, yeryüzünün en temiz insanları olan sahabe nesli ile müminlerin anneleri hakkında inmiştir. Kalpleri vahiy ve takva ile yoğrulmuş o zatlar için bile "perde arkasından konuşmak kalpler için daha temizdir" buyruluyorsa; kalbinde hastalık bulunabilecek modern dönem insanının konferans salonlarında veya yayınlarda dip dize, yüz yüze, perdesiz ve sınır gözetmeksizin ihtilat etmesi nasıl temiz kabul edilebilir?​


  • Ahzâb Suresi, 32. Ayet (Lafız ve Üslup Sınırı):
فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذِي فِي قَلْبِهِ مَرَضٌ وَقُلْنَا قَوْلًا مَّعْرُوفًا​
"...Yabancı erkeklerle yumuşak, edalı, cazibeli bir üslup ile konuşmayın; aksi takdirde kalbinde hastalık (şehvet ve nifak) bulunan kimse ümide kapılır. Hep meşru ve ciddi söz söyleyin."​
​
Fıkhî Çıkarım: Şeriat, kadının ses tonundaki ve hitabındaki esnekliği bile fitneye sebep olmasın diye sınırlandırmıştır. Sosyal medyadaki canlı yayınlarda kahkahalar, şakalar ve espri adı altında fıkıh meselelerini sulandırarak konuşmak bu muhkem ayetin sınırlarını doğrudan ihlal etmektir.​
​

  • Nur Suresi, 30 ve 31. Ayetler (Gözlerin Muhafazası):
    Rabbimiz sırasıyla mümin erkeklere ve mümin kadınlara, «يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ» "Gözlerini harama bakmaktan sakınmalarını" emretmiştir. Kadın ve erkeğin yüz yüze oturup sürekli birbirini süzdüğü, jest ve mimiklerini takip ettiği ihtilat ortamlarında gözü muhafaza etmek fıtri olarak imkansızdır. İslam, haramı yasakladığı gibi harama götüren ortamları da yasaklar.

3. Sünnet-i Seniyye ve Asr-ı Saadet Uygulamasından Geniş Deliller
Dini bir sohbet, ilmi bir ders veya bir ibadet ortamı dahi olsa, haremlik-selamlık (kadın ve erkeğin yerlerinin ayrılması) uygulamasının asıl olduğunu gösteren nebevi kanıtlar şunlardır:

  • Mesciddeki Saf Düzeni Hadisi: Yeryüzünün en şerefli ve en temiz mekânı olan Mescid-i Nebevî'de, arkasında namaz kılınan zat bizzat kainatın efendisi Rasulullah (s.a.v.) iken bile kadın ve erkek safları kesin olarak ayrılmıştır:
خَيْرُ صُفُوفِ الرِّجَالِ أَوَّلُهَا، وَشَرُّهَا آخِرُهَا، وَخَيْرُ صُفُوفِ النِّسَاءِ آخِرُهَا، وَشَرُّهَا أَوَّلُهَا​
"Erkek saflarının en hayırlısı ilk saf, en şerlisi (kadınlara yakınlığı sebebiyle) son saftır. Kadın saflarının en hayırlısı ise (erkeklerden uzaklığı sebebiyle) son saf, en şerlisi ilk saftır."​
(Kaynak: Müslim, Salât 132; Ebû Dâvûd, Salât 97)​
​
Düşünelim: İbadet esnasında, kalplerin en müteyakkız olduğu anda bile araya fiziksel mesafe koymayı emreden; erkeklerin arkasında saf tutan kadınların, erkeklerin en uzağında durmasını "en hayırlı saf" olarak niteleyen bir şeriat; konferans salonlarında, ekranlarda veya panellerde kadın ve erkeği yan yana, yüz yüze oturtmayı nasıl meşru görebilir?​

  • Giriş ve Çıkışlardaki Fiziki Ayrım (Mescit Kapısı):
Hz. Ömer (r.a.) anlatır: Rasulullah (s.a.v.) mescidin kapılarından birini göstererek: "Bu kapıyı sadece kadınlara ayırsak ne güzel olur" buyurdu. Nafî (r.h.) der ki: İbn Ömer (r.a.) vefat edene kadar o kapıdan bir daha asla mescide girmedi. (Kaynak: Ebû Dâvûd, Salât 53, No: 462)​
​
Mescide giriş ve çıkış anlarında bile namahrem erkek ve kadınlar arasında bir izdiham, birbirine sürtünme ve ihtilat meydana gelmesin diye kapıları ayıran sarsılmaz bir nebevi metod vardır.​


  • Eğitimde Meclislerin Ayrılması Hadisi:
Kadın sahabiler Rasulullah (s.a.v.)’e gelerek, "Ya Rasulullah, erkekler sizin meclislerinizde sözlerinizi dinleme konusunda bizi geçiyorlar. Bize kendi zatınızdan özel bir gün ayırın" dediler. Efendimiz (s.a.v.) de onlara özel bir gün ayırdı, o gün sadece kadınların toplandığı yere giderek onlara özel ders anlattı, vaz u nasihatte bulundu. (Kaynak: Buhârî, İlim 36; Müslim, Birr 152)​
​
Fıkhî Çıkarım: Eğer karma (ihtilatlı) bir eğitim modeli dinen meşru, mubah veya daha evla olsaydı, Efendimiz (s.a.v.) kadın sahabileri erkeklerin arkasına oturtup tek mecliste eğitime devam ederdi; kadınlara müstakil bir gün, müstakil bir mekan ve ayrı bir meclis ayırma ihtiyacı duymazdı.​
​

  • Yolda Yürüme Adabı Hadisi:
Rasulullah (s.a.v.) mescitten çıkmıştı. Yolda erkeklerle kadınların birbirine karıştığını görünce kadınlara dönerek şöyle buyurdu: "Siz geride durun (yolun ortasından yürümeyin), yolun ortasından yürümek sizin hakkınız değildir, yolun kenarlarından yürüyün." Bunun üzerine kadınlar duvara o kadar yakın yürürlerdi ki, elbiseleri duvara sürtünürdü. (Kaynak: Ebû Dâvûd, Edeb 168, No: 5272)​


4. Sahabe ve Tabiun Âsârından Deliller

  • Hz. Ömer (r.a.)'in Uygulaması: Hz. Ömer halifeliği döneminde, kadın ve erkeklerin bayram yerlerinde, çarşılarda ve su kuyularının başında kontrolsüzce ihtilat etmesini, birbirine karışmasını sert bir dille yasaklamış; buralarda görevliler görevlendirerek fiziki ayrımı bizzat otorite eliyle sağlamıştır. *(Musannef Abdürrezzâk, 10/248)*

  • İmam Ali (r.a.)'nin Irak Halkına Hutbesi: Hz. Ali, Kufe'de çarşı ve pazarlarda ihtilatın başladığını görünce minbere çıkıp halkı sertçe azarlamış ve şöyle buyurmuştur:
"Duyduğuma göre kadınlarınız çarşı-pazarlarda yabancı erkeklerin arasında geziyor, onlarla omuz omuza ihtilat ediyorlar. Sizde hiç kıskançlık duygusu (gayret) kalmadı mı? Şunu bilin ki, kıskanmayan kimsede hayır yoktur!" (Kaynak: İmam Zehebî, Kitâbü'l-Kebâir, s. 149; İbnü'l-Esîr, en-Nihâye, 2/176)​
​
5. Ümmetin Bu Husustaki Net İcmaı
İslam fıkıh tarihinde dört hak mezhebin (Hanefî, Malikî, Şafiî, Hanbelî) müctehid imamları ve fıkıh otoriteleri; zaruret ve şer'î ihtiyaç sınırları dışında namahrem kadın ve erkeklerin laubali bir şekilde bir arada bulunmasının (ihtilatın) haram olduğu hususunda icma etmişlerdir. Bu icma, dinin zaruriyatından olan "Irz ve Neslin Korunması" makasidına dayanır. İslam fıkhında "Sadd-ı Zerîa" (kötülüğe ve harama giden yolları erkenden kapama) ilkesi gereği, zinaya ve kalbi marazlara kapı aralayan her türlü serbest ihtilat ortamı icmaen men edilmiştir.

  • İmam İbnü'l-Kayyim el-Cevziyye (r.h.) et-Turuku'l-Hükmiyye adlı eserinde yöneticilerin şer'î görevlerini sayarken şöyle der:​
"Yöneticilerin; erkeklerle kadınların çarşılarda, meclislerde ve erkeklerin umumi toplandığı yerlerde karışık bir şekilde (ihtilat halinde) bulunmalarını yasaklaması üzerlerine vaciptir (farzdır)... Kadınların erkeklerle bu şekilde ihtilat etmesi; fitnelerin, şerrin, umumi azapların, depremlerin ve ahlaki çöküşün en büyük kapısıdır." (Kaynak: İbnü’l-Kayyim, et-Turuku’l-Hükmiyye fî Siyâsetiş-Şer’iyye, s. 235-236)​
  • İmam Nevevî (r.h.) el-Minhâc adlı Müslim şerhinde, kadınların erkek saflarından ayrılması ve cenazelere katılırken ihtilattan kaçınmaları gerektiğini anlatırken, kadın-erkek karışımının şer'an reddedilen bir bidat ve haram olduğunu uzunca zikreder:​
"İslam şeriatının aslı; kadınların erkeklerden bütünüyle tecrit edilmesi, karışıklıktan (ihtilattan) uzak tutulması üzerinedir. Kadın-erkek karışımı şer'an reddedilen bir bidat ve haramdır." (Kaynak: Nevevî, el-Minhâc fî Şerhi Sahîhi Müslim b. el-Haccâc, 4/159)​
​
Hülasa: Sosyal Medya Gevşekliği ve ACM Örneği
EbulHalid kardeş; işaret ettiğin gibi, bir hatayı nefsine yenik düşerek işlemek bir günahtır; ancak o hatayı "Katolik zihniyeti", "bağnazlık" veya "gelenekte yok" diyerek fıkhî kavramlarla meşrulaştırmaya çalışmak, harama kılıf uydurmaktır ki vebali çok daha büyüktür.

Ne asr-ı saadette, ne selef-i salihînin akidesinde, ne de mezhep imamlarımızın hukuk fıkhında; namahrem kadın ve erkeklerin bir salonda veya bir dijital ekranda bu derece lakayıt, esprili ve kontrolsüz bir şekilde ihtilat etmesinin, peşinden de özelden samimi konuşmalar yapılmasının asla ve kat'a caiz bir yönü yoktur. Tebliğ yapmak veya din anlatmak, Allah'ın koyduğu sınırları çiğneme imtiyazı vermez.

Kendisini selefe veya sahih itikada nispet eden gençlerin bu popüler figürleri taklit ederek haramı kanıksaması, ümmetin ahlak kalelerini içeriden çökerten bir tehlikedir. Mümin bir kusur işlediğinde nassları bükmemeli, "Yarabbim affet, doğrusu senin koyduğun sınırdır ama biz bu şartlarda kusur işledik" diyerek acziyetini itiraf etmelidir.

Bu dertli ve geniş fıkhî gayretin, ümmetin gençliği adına takındığın bu vakur duruş için Allah senden razı olsun. Forumdaki yerin ve katkıların daima daim olsun kardeş.
VAllahu Âlem.
Allah razı olsun, verdiğiniz kapsamlı cevab için çok teşekkür ederim Allah benim hakkımdaki temennilerinizi ve güzel sözlerinizi hayırlı kılsın ve fazlasıyla sizi mükafatlandırsın.
 
Kararsız. Çevrimdışı

Kararsız.

Üye
İslam-TR Üyesi
Telegramda diraase adlı kanaldan .

Kadın ve Erkeklerin Karma Ortamlarda Bulunmalarının Haramlığına Dair Yirmi Delil

Muhammed b. Abdurrahmân el-Arîfî



İHTİLÂTIN HARAMLIĞINA DAİR YİRMİ DELİL

Bismillahirrahmanirrahim.

Hamd, yerde ve gökte kendisinden gizli hiçbir şeyin olmadığı Allah’a (c.c) aittir. O, gizli ve açık tüm sırlara ve niyetlere vakıftır. Bizleri
hidayete erdiren Rabb’imize hamdederiz. Çünkü o bizi hidayete ulaştırmasa idi, biz hidayete eremezdik. Bizleri iyiliği emreden, kötülükten sakındıran, insanlar içerisinden seçilmiş en hayırlı
ummetten kılmasını Rabb’imizden niyaz ederiz.

Şahidlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Ortağı da yoktur. O, kendisinden başkasına ibadet edilmemesini emretmiştir. İşte bu
dosdoğru dindir. Ancak insanların çoğu bilmezler. Yine şahidlik ederim ki, Muhammed onun kulu ve elçisidir. İnsanlara müjdeleyici, uyarıcı ve bir rahmet olarak gönderilmiştir. Ona uyun! Umulur ki
kurtuluşa erersiniz. Salât ve selam, onun ve ashabının üzerine olsun.
Allah (c.c) insanları kendisinden kaçamayacakları bazı hasletlerle yaratmıştır. Örneğin, mal sevgisi... Rabb’imiz Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır: “Malı aşırı derecede seviyorsunuz.” (Fecr 20)

Ancak Rabb’imiz bu duyguyu bizlere verirken, birtakım kurallar da koydu. Mesela hırsızlığı, rüşveti ve faizi haram kıldı.
Yine yaratılışımızda bizlere verilen bir başka haslet yeme içme sevgisidir. Yine bu duyguyu veren Rabb’imiz, bizlere bazı sınırlar çizdi. Domuz eti yemek, içki içmek ve yırtıcı hayvanların etini yemek
bunlardan bazılarıdır.
Yine Rabb’imizin insan fıtratına yerleştirdiği bir diğer duygu ise kadın ve erkeklerden her birinin diğerine olan arzusudur. Bundan dolayı

Rabb’imiz Âdem (a.s)’ı cennete yerleştirip dilediği tüm nimetlerden faydalanmasını sağladığında bu ona yetmedi. Yanında kendisine yoldaşlık edecek birini arzuladı. Allah (c.c) da ona, bineceği bir binek ya da vakit geçireceği bir hayvan vermedi. Birbirleri ile kaynaşıp mutluluğa ermeleri için Allah (c.c) Âdem’e kendi cinsinden bir kadın ihsan etti. Allah (c.c) şöyle buyurmuştur: “Sizi tek bir nefisten yaratan, kendisiyle mutlu olsun diye ondan da eşini yaratan O’dur.” (Araf 189)

Yine Rabb’imiz Allah (c.c) bu duyguyu kullarına verirken aşmamaları

gereken birtakım sınırlar belirlemiştir. “Kim Allah’a ve

Peygamberine isyan eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa,

Allah onu ebedî kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için

alçaltıcı bir azap vardır.” (Nisa 14)

Günümüzde kadın olsun erkek olsun her birimiz haramlık arz eden

durumlara maruz kalabiliyoruz. Mesela kendisinden

kaçınamayacağımız hastalık tedavisi gibi. Biliyoruz ki bu gibi

durumlar, mecburiyet gündeme geldiği için günah sayılmaz.

Bizim üzerinde duracağımız konu, bu gibi mecburiyet arz eden

durumlar değil; bilakis okullar, hastaneler, yolculuklar, toplantılar,

konferanslar gibi kadın ve erkeğin karışık bulunduğu ortamlardır.

Birçok kadın ve erkek bu ortamlarda boş konuşur ve amaçsızca gülerler.

İşte bu sebeble Allah (c.c) tüm şeriatlarda kadın ve erkeğin birbirine

karışmasını yasaklamıştır. Musa (a.s.)’nın kıssasında şöyle

geçmektedir: “Medyen suyuna varınca, suyun başında

(hayvanlarını) sulamakta olan bazı insanlar gördü. Bunların

yanında da koyunlarını suya salmamak için uğraşan iki kız gördü.

Mûsâ onlara, ‘(Koyunlarınızı burada tutmaktaki) maksadınız ne?’

dedi. Onlar, ‘Çobanlar sulayıp çekilinceye kadar biz koyunlarımızı

sulayamayız. Babamız ise çok yaşlı bir adamdır’ dediler. Bunun

üzerine Mûsâ onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilip,

‘Rabb’im! Bana göndereceğin her hayra muhtacım’ dedi. Derken,

kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip, ‘Bizim için

koyunlarımızı sulamanın ücretini vermek üzere babam seni

çağırıyor’ dedi. Mûsâ, onun (Şuayb’ın) yanına gelip başından

geçenleri ona anlatınca (Şuayb), ‘Korkma, o zalim kavimden

kurtuldun’ dedi.” (Kasas 23-25)

Ayetin manası şu şekildedir:

Musa (a.s) Medyen suyuna vardığında orada hayvanlarını sulayan

bir kalabalık gördü. Bunların biraz uzağında da iki tane kız hayvanları

sulamaya gelmişti. Hayvanları suya gitmemeleri için zor

zaptediyorlardı. Çünkü erkeklerin arasına girmek istemiyorlardı.

Musa onlara yaklaşıp neden orada durduklarını ve hayvanların suya

gitmelerini engellediğini sorduğunda, onlar “Biz erkeklerin çekip

gitmelerini bekliyoruz” dediler.

Kadınların hayvanları sulamaya çıkarması ise bir mecburiyetten

ötürüydü. O da babalarının çokça yaşlı olup buna güç yetirememesi

ve evde başka erkeğin bulunmamasıydı. Yine anlaşılıyor ki, kızlardan

biri tek başına hayvanları sulamaya gitmiyor; bilakis diğer kardeşi ile

gidiyor. Bunu da şubheden kaçınmak ve tehlikelerden korunmak için yapıyor.

Ayetteki “...kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip...” kısmını

iyi düşün! Çünkü gelen kız utanarak, çekinerek ve ciddiyet içerisinde

gelip söyleyeceğini söylemiştir. Rahatça ve yılışık bir tavırla değil!

Bu kıssa, meramımızı anlatmaya yetiyor, fazla söze hacet yok! Bir de

günümüz kadınlarına bak! Bazıları erkeklerle gereksiz ve boş muhabbete giriyorlar.

Musa (a.s.)’nın bu kıssası, kadınlarla erkeklerin bir arada durmasının haram olduğuna dair dört delili barındırmaktadır.



Beşinci delil:

Aziz’in karısının Yusuf’la olan kıssasıdır:

“Evinde bulunduğu kadın ondan arzuladığı şeyi elde etmek için

yumuşaklıkla onu kendisine çağırdı ve kapıları kilitleyerek, “Hadi

gel” dedi. O da ‘Hâşâ, Allah’a sığınırım! O (eşin) benim efendimdir,

bana iyilik edip evini açtı. Gerçekten zalimler iflah olmaz.’ dedi.”

(Yusuf 23)

Erkek ve kadın, harekete geçirilen hisleri olmayan birer kukla veya

taş değillerdir. Aksine onlar, hisleri, duyguları ve şehvetleri olan

varlıklardır. Aziz’in karısı da soylu, zengin ve güzel bir kadındı. Hizmetçisi olan
Yusuf (as.) onunla çokça vakit geçirdi. Onunla muhatab oldu ve sürekli yanında bulundu.
Sonuç olarak çokça vakit geçirmek duygusal bir bağ oluşturur. Bir zaman sonra hislerine engel olamadı

ve nefsine uydu ve “Haydi gel!” dedi.

Allah (c.c) mûmin erkek ve kadınlara gözlerini haramlardan

sakınmalarını emretmiştir.



Altıncı delil:

“Mûmin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını

korusunlar. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır.

Şubhe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.

Mûmin kadınlara da söyle, gözlerini (harama bakmaktan)

korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları

mustesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler.

Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları,

babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları,

erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin

oğulları, kendi kadınları (mûmin kadınlar), ellerinin altında

bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet

duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler yahud henüz kadınların gizli

kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan

başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları

zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri

üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey mûminler! Hep birden

Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur 30-31)



Bu, vücubu gerektiren bir emirdir. Allah (c.c) bir anlık ilk bakış

dışında harama bakmayı affetmez. Peygamberimiz (s.a.v) Ali (r.anh)’ye

(r.a) hitaben şöyle buyurmuştur: “Ey Ali, yabancı kadınlara ansızın

bakış ardından bakışını sürdürme çünkü önceki bakış senin için

bağışlanmış ise de sonraki bakışta hakkın yoktur.” (Ebu Davud,

Nikâh 44)

Peki insan, kadın erkeğin karışık olduğu mekânlarda bu ayetin

emrine nasıl uyup da gözlerini haramdan sakınıp harama tekrar

tekrar bakmadan durabilir?



Yedinci delil:

Nebi (s.a.v) kadın için aslolanın erkeklerden gizli kalmak olduğunu

ifade etmiştir. Çünkü kadın erkeklerle aynı yerde durmaya devam

ederse, şeytan kadın ile orada fitne çıkarır.

Abdullah b. Mesud’dan rivayetle, Peygamber (s.a.v) şöyle

buyurmuştur: “Kadın bir avrettir (kendisine karşı hayâ beslenen bir

varlıktır). Dışarı çıktığında şeytan onu erkeklere süslü göstermeye

çalışır.” (Tirmizî, Rada’ 18)

Kadının avret olması, onun ziynetine ya da vücudunun başka bir

yerine bakılmasının caiz olmadığını/haram olduğunu ifade eder.

Erkeklerle karma ortamlarda bulunmak da bu sözlere zıt bir

davranıştır.



Sekizinci delil:

Allah (c.c) kadınlara ziynet eşyalarını takmayı ve süslenmeyi mubah

kılmıştır. Ancak yine Rabb’imiz Allah (c.c) Onlara ayaklarına halhal

taktıklarında, erkeklerin yanlarından geçerken ayaklarını yere

vurmamalarını ve dikkatlerini çekmemelerini emretmiştir. Dolayısı

ile kadının yürürken erkeklere duyurmak için ayaklarını yere vura

vura yürümesi caiz değildir. Bir önceki ayette, bu konu şu şekilde

geçmektedir; “Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye

ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda

yürümesinler).” (Nur 31)

Kadının takısı olan halhalın sesini erkeğe bilerek işittirmesi

cilveleşmek babından olduğu için haram kılınmıştır. Bu kadar ufak

bir detay bile bu sebeble haram kılınıyorsa; karma ortamlarda

çalışmak, kadınların kahkahalarını işitmek, telefon konuşmalarını

duymak veya kadın-erkek arkadaşları ile muhabbet etmelerine şahid

olmak nasıl helal olabilir?

“Oysa ki seste, nezaket ve sevecenlik vardır.

Bazen kulak gözlerden önce âşık olur.”



Dokuzuncu delil:

Allahu Teâlâ’nın şu sözüdür: “Allah gözlerin art niyetli bakışını da

kalplerin gizlediği şeyleri de bilir.” (Mûmin 19)

İbn Abbas (r.anhuma) şöyle demiştir: “O harama bakan kimse öyle bir

adamdır ki, insanlarla beraber oturur. Yanlarından bir kadın

geçtiğinde, onlara çaktırmadan kadına bakar. Allah, göğüslerin

gizlediği gizli sırları da bilir.”

Allah’ın (c.c) yabancı kadınlara bakmayı, neden art niyetli bakışlar

olarak vasıflandırdığını iyi düşün. Bu durumda karma ortamlarda

bulunmak nasıl caiz olabilir?



Onuncu delil:

Allah (c.c) kadınlar ve erkeklerin bazı durumlarda ihtiyaç ve

mecburiyetten ötürü birbirleri ile konuşması gerektiğini bildiğinden

ötürü, bu konuda da bizi bilgisiz bırakmamış ve bu durumlarda nasıl

davranmamız gerektiğini bizlere bildirmiştir: “Nebînin

hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından

isteyin. Bu, hem sizin kalbleriniz hem de onların kalbleri için daha

temiz bir davranıştır.” (Ahzâb 53)

Bu Ebubekr, Ömer ve Aişe (r.anhum) gibi Kur’an’ın ilk

olarak kendilerine indirildiği topluluğa Allah’ın (c.c) emridir. Onlar

bizlerden iman ve kalp temizliği olarak çok çok üstün olmalarına

rağmen Allah (c.c) ‘Onlarla perdelerin ardından muhatap olun’ diye

emretmiştir. Neden? Çünkü bu davranış, hem onların hem sizlerin

kalpleriniz için en temiz ve en hayırlı olanıdır.

Kadın ve erkeğin aralarında bir örtü olarak muhatap olması kadın ve

erkeğin birbirine karışmasına ve fitnelere engel olur.



On birinci delil:

Allah (c.c) kadına mescidte namaz kılmayı ve erkeklerle birlikte

namaz kılmayı mubah kılmıştır. Ancak kendisini muhafaza etmesi

gerekmektedir. Bununla beraber kadının namazını evinde kılması

daha faziletlidir. Bir hadis-i şerifte şöyle geçmektedir: Ebu Humeyd

es-Saidi'nin eşi olan Ummu Humeyd'den rivayet edildiğine göre, o bir

gün Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına geldi ve dedi ki: ''Ya

Rasulallah, ben seninle birlikte namaz kılmak istiyorum'' Rasulullah

sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: ''Benimle namaz kılmak istediğini

biliyorum. Fakat senin evinin iç tarafındaki odanda namaz kılman,

dış tarafındaki odanda namaz kılmandan hayırlıdır. Dış tarafındaki

odanda namaz kılman da avluda namaz kılmandan hayırlıdır.

Evinin avlusunda namaz kılman, senin için mahalle mescidinde

namaz kılmandan hayırlıdır. Mahalle mescidinde kılacağın namaz,

benim mescidimde kılacağın namazdan hayırlıdır." (Ravi dedi ki:

“Bunun üzerine Ummu Humeyd emir verdi ve onun için evinin en dip ve

en karanlık yerinde kendisine bir mescid yapıldı. Aziz ve Celil olan

Allah’ın huzuruna varıncaya kadar namazını orada kılardı.” (Mecmeuz-

Zevaid 2/33-34, İbn Kesir Nur 36-37. ayetlerin tefsiri)



On ikinci delil:

Şu hadisi şeriftir; Ebu Hureyre (r.a)’tan rivayet edildiğine göre,

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur;

"Erkeklerin safının en hayırlısı birinci saftır, hayrı en az olanı en

sonuncu saftır. Kadınların saflarının en hayırlısı en sonu, hayrı en

az olanı birinci saftır.” (İbn Mace, İkame 52)



Yani eğer kadınlar mescide gittikleri vakit, erkeklerin namaz kıldığı

yerle aralarında perde yahud bir sutre yoksa, namaz kılabilecekleri

en hayırlı yer en arka saftır. Çünkü erkeklerin saflarına en uzak saf,

en arka saflardır.

İbadet esnasında bile kadının erkekle bir arada durması sakıncalı

iken, saatler boyunca kadın ve erkeklerin aynı ortamı paylaştıkları

yerde durmaları, küçücük bir odayı veya sınıfı paylaşmaları tehlikeli

olmaz mı? Aynı şekilde sekreter olarak çalışan kadının, dakika başı

patronuna rapor verip ona gelen telefonları iletmesi tehlikeli değil midir?



On üçüncü delil:

Allah (c.c) kadınların mescide gelmesini mubah kılarken, yine onların

süslenip kokular sürüp gelmelerini yasaklamıştır. Çünkü bir hadis-i

şerifte şöyle geçmektedir: “Sizden biriniz mescide giderse kokuya

el sürmesin.” (Muslim, Salât 142)

Bir diğer hadis-i şerifte ise şöyle geçmektedir: “Allah’ın kadın

kullarını Allah’ın mescidlerinden men etmeyin/namaza gelmelerine

engel olmayın. Fakat onlar da süslenmemiş ve koku sürünmemiş

olarak camiye gelsinler.” (Ebu Davud, Salât 52)



On dördüncü delil:

Nebi (s.a.v) önceki ummetlerin helak olmalarının sebebleri arasında

şunları da saymıştır:

“Cihadı terk etmek, zekâtı vermemek ve kadın-erkeğin iç içe

ortamlarda vakit geçirmesi.”

Hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:

“Dünya tatlı, göz kamaştırıcı ve çekicidir. Allah, onu sizin

kullanmanıza verecek ve nasıl davranacağınıza bakacaktır.

Dünyaya aldanmaktan sakının. Kadınlara kapılmaktan korunun.

Çünkü İsrailoğullarında ilk fitne kadınlar yüzünden çıkmıştır.”

(Muslim, Zikir 99; Tirmizî, Fiten 26; İbni Mâce, Fiten 19)

Yani İsrailoğullarının erkekleri, kadınlarla bir arada vakit geçirmeye,

oturup kalkmaya ve samimi olmaya başladığında.



On beşinci delil:

Şu hadis-i şeriftir: Ebu Said el-Hudrî (r.a) Rasulullah (s.a.v)’in bir gün

mescidten çıkarken, mescidin çıkışında erkek ve kadınların yolda

birbirine karıştığını görünce, şöyle dediğini rivayet eder: “Rasulullah

sallallahu aleyhi ve sellem kadınlara yönelik şöyle dedi: ‘Geri çekilin!

Sizin caddenin ortasında yürümeniz uygun değildir, sizler yolun

kenarından geçiniz.” (Ebu Davud, Kitabu’l edeb, Peygamber (a.s.)’in

kadın ve erkeklerin yolda yürürken sünneti hadisi.)



On altıncı delil:

Medine Mescidi’nin üç kapısı vardı. Başlangıçta kapılardan herhangi biri kadınlara tahsis edilmemişti. Ancak camiye devam eden kadınlara tahsis edilmemişti.
Ancak camiye devam eden kadınların sayısında artış görülmesi üzerine Nebi (s.a.v) “Keşke şu kapıyı kadınlara ayırsaydık” buyurarak, kapılardan birinin onlara tahsis

edilmesinin daha uygun olacağını belirtmiştir. Nitekim onun bu isteği

daha sonra yerine getirilmiş ve kapılardan biri kadınlara tahsis

edilmiştir. (Ebu Davud, Salât 17)

Bir başka rivayette ise “Bu kapıdan hiçbir erkek geçmesin” buyrulmaktadır. Tarihu’l Kebir’de geçen rivayette ise, Efendimiz (s.a.v), “Kadınlar kapısından mescide girmeyiniz” buyurmuşlardır.



On yedinci delil:

Ummu Seleme (r.a)’dan rivayetle; “Rasûlullah (s.a.v) selam verip

namazı bitirir bitirmez kadınlar hemen kalkarlar, Rasûlullah ise

yerinde oturarak onların dışarı çıkmalarını beklerdi.” (Buhari, Ezan 164)

Bir başka rivayette ise şöyle demiştir: “İbadet bittiğinde camiden

önce kadınlar, sonra Peygamber (a.s.)ve daha sonra da erkek cemaat

ayrılırdı.” (Buhari, Ezan 152)





On sekizinci delil:

İbn Abbas (r.anhuma)’dan rivayetle Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Sakın bir erkek, yanında mahremi olmadıkça yabancı bir kadınla

yalnız kalmasın.” (Buhârî, Nikâh 111, Cezâu's-Sayd 26, Cihâd 140, 181;

Muslim Hacc 424, (1341)



On dokuzuncu delil:

Rasulullah (s.a.v) kardeş dahi olsalar erkek ve kız çocuklarının

döşeklerini ayırmayı emretmiştir.

Amr ibnu’l-As (r.a) anlatıyor: Resulullah (s.a.v) buyurdular ki:

“Çocuklarınıza, onlar yedi yaşında iken namazı emredin. On

yaşında olunca namaz(daki ihmalleri) sebebiyle onları dövün,

yataklarını da ayırın.” (Ebu Davud, Salât 25, (495,496)





Yirminci delil:

Ukbe b. Âmir’den rivayetle, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Sizleri (beraberinde mahremi bulunmayan) kadınların yanlarına

girmekten men ederim.” Bunun üzerine Ensâr’dan bir adam “Ya

Rasûlallâh! (Kocanın babası ve çocuklarının haricinde diğer) erkek

akrabalarına ne dersin (onlar kadının yanına girebilir mi)?” diye sordu.

Rasûlullâh cevaben şöyle buyurdu: “Onlarla baş başa kalmak

ölümdür!” (Buhârî, Nikâh, 112; Müslim, Selâm, 20 (2172)

Bir kadının erkeklerle birlikte çalışması mecburi bir durumsa şöyle diyorum:

“Bazı kimseler tavaf ve çarşı gibi yerlerde erkeğin kadınlarla

karışmasını ve Veda Haccı’nda topluca tavaf edilirken kadın ve

erkeklerin beraber olduklarını delil getiriyorlar. Bazıları ise hasta bir

kadının hastalığından ötürü Rasulullah’ın (s.a.v) yanına gelmesini

delil getirerek bu işi caiz görüyorlar.

Bu gibi şeylerde onların delil getirebileceği bir şey yoktur. Bunlar

zaruri durumlardır. Tavaf esnasında ise erkekler ön tarafta kadınlar

ise arka saflarda yer almışlardır.

İbnu Cureyc anlatıyor: “Ata, İbn Hişâm'ın kadınları erkeklerle karışık

olarak tavaftan yasakladığı zaman bana dedi ki: “O bunu nasıl

yasaklar, Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın zevceleri bile

erkeklerle birlikte haccettiler!" Ben Atâ'ya sordum: "Onların beraber

hacları örtünme emrinden önce miydi, sonra mıydı?" "(Evet, yemin

olsun) buna, ben örtünme emrinden sonra şâhid oldum!" diye cevab

verdi. Ben tekrar sordum: "Pekâlâ, erkeklere nasıl karışırlardı?" Şu

cevabı verdi: "Erkeklere karışmazlardı, Aişe (radıyallahu anhâ)

erkeklerden ayrı olarak tavaf ederdi, onlara karışmazdı." Hatta bir

kadın kendisine: "Ey mûminlerin annesi, yürü (Haceru'l-Esved'e elimizi

değerek) istilâm edelim!" demişti de Hz. Aişe ona “Sen dilediğin şekilde

git!” deyip kendisi gitmekten imtina etmişti. Onlar geceleyin, kim

oldukları bilinmez halde çıkarlar, (erkeklerle beraber tavaf yaparlardı.)

Beytullah'a girmek istedikleri zaman da erkeklerin tamamen çıkarılmış

olmalarına kadar durup beklerler, sonra girerlerdi. (Buhârî, Hacc 64)

Rasulullah (s.a.v) Ummu Seleme annemize şöyle demiştir:

“İnsanların arka tarafından kalarak bineğinin üzerinde olduğun

halde tavaf et.” (Müslim, 1981: “Hac”, 258, 1276)

Değerli kardeşlerim bugün bizlere ne oluyor da Rasulullah’ın (s.a.v)

ve ashabının hilafına işler yapıyoruz? Kadın ve erkeklerin iş

yerlerinde ve hastanelerde birbirine karışmasını helal görüyoruz.

Hastalığın tedavi edilmesi için belirli bir süre mazeretten dolayı

kadının erkekle mahremi olan biri yanındayken muhatap olması

elbette caizdir. Ancak bu gerekli olanın dışına çıkmamak şarttır.

Kardeşlerim, tecrübe ve analizler göstermektedir ki, kadın

erkeklerle iç içe olduğunda bu durum nefsin hoşuna gidiyor ve

nefsanî ve şehevi duyguları harekete geçiriyor. Bu durum toplumun

ahlakını tehdit eden bir durum haline gelmiştir.

Karma toplulukların olduğu yerlere bir bakalım, bir Lübnan

gazetesinin yaptığı araştırmalara göre, okullarda ve üniversitelerde

yapılan karma eğitimler sebebi ile öğrenciler kafalarını toplayamıyor.

Akılları aşk vb. şeylerde olduğu için sınavlardan düşük notlar

alıyorlar. Öğrencilerden %60’ı bu sebeble sınavlardan geçemiyorlar.

Bazı Avrupa ülkeleri ve Amerika, okullarda hamile kalmama yöntemlerini öğretme kararı aldılar. Bu ve benzeri durumların sebebi karma eğitimdir.

Gelin, kendimizi neslimizi ve toplumumuzu, zinaya sürükleyen

sebeblerin başında gelen karma ortamlardan uzak tutmaya gayret edelim.



Çeviri alıntıdır. Muhammed Talha Sekman tarafından çevrilmiştir.
 

Ekli dosyalar

  • İhtilâtın Haramlığına Dair Yirmi Delilpdf_260612_011212.pdf
    484.8 KB · Görüntüleme: 73
Moderatör tarafında düzenlendi:
E Çevrimdışı

EbulHalid

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Telegramda diraase adlı kanaldan .

Kadın ve Erkeklerin Karma Ortamlarda Bulunmalarının Haramlığına Dair Yirmi Delil

Muhammed b. Abdurrahmân el-Arîfî



İHTİLÂTIN HARAMLIĞINA DAİR YİRMİ DELİL

Bismillahirrahmanirrahim.

Hamd, yerde ve gökte kendisinden gizli hiçbir şeyin olmadığı Allah’a (c.c) aittir. O, gizli ve açık tüm sırlara ve niyetlere vakıftır. Bizleri
hidayete erdiren Rabb’imize hamdederiz. Çünkü o bizi hidayete ulaştırmasa idi, biz hidayete eremezdik. Bizleri iyiliği emreden, kötülükten sakındıran, insanlar içerisinden seçilmiş en hayırlı
ummetten kılmasını Rabb’imizden niyaz ederiz.

Şahidlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Ortağı da yoktur. O, kendisinden başkasına ibadet edilmemesini emretmiştir. İşte bu
dosdoğru dindir. Ancak insanların çoğu bilmezler. Yine şahidlik ederim ki, Muhammed onun kulu ve elçisidir. İnsanlara müjdeleyici, uyarıcı ve bir rahmet olarak gönderilmiştir. Ona uyun! Umulur ki
kurtuluşa erersiniz. Salât ve selam, onun ve ashabının üzerine olsun.
Allah (c.c) insanları kendisinden kaçamayacakları bazı hasletlerle yaratmıştır. Örneğin, mal sevgisi... Rabb’imiz Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır: “Malı aşırı derecede seviyorsunuz.” (Fecr 20)

Ancak Rabb’imiz bu duyguyu bizlere verirken, birtakım kurallar da koydu. Mesela hırsızlığı, rüşveti ve faizi haram kıldı.
Yine yaratılışımızda bizlere verilen bir başka haslet yeme içme sevgisidir. Yine bu duyguyu veren Rabb’imiz, bizlere bazı sınırlar çizdi. Domuz eti yemek, içki içmek ve yırtıcı hayvanların etini yemek
bunlardan bazılarıdır.
Yine Rabb’imizin insan fıtratına yerleştirdiği bir diğer duygu ise kadın ve erkeklerden her birinin diğerine olan arzusudur. Bundan dolayı

Rabb’imiz Âdem (a.s)’ı cennete yerleştirip dilediği tüm nimetlerden faydalanmasını sağladığında bu ona yetmedi. Yanında kendisine yoldaşlık edecek birini arzuladı. Allah (c.c) da ona, bineceği bir binek ya da vakit geçireceği bir hayvan vermedi. Birbirleri ile kaynaşıp mutluluğa ermeleri için Allah (c.c) Âdem’e kendi cinsinden bir kadın ihsan etti. Allah (c.c) şöyle buyurmuştur: “Sizi tek bir nefisten yaratan, kendisiyle mutlu olsun diye ondan da eşini yaratan O’dur.” (Araf 189)

Yine Rabb’imiz Allah (c.c) bu duyguyu kullarına verirken aşmamaları

gereken birtakım sınırlar belirlemiştir. “Kim Allah’a ve

Peygamberine isyan eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa,

Allah onu ebedî kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için

alçaltıcı bir azap vardır.” (Nisa 14)

Günümüzde kadın olsun erkek olsun her birimiz haramlık arz eden

durumlara maruz kalabiliyoruz. Mesela kendisinden

kaçınamayacağımız hastalık tedavisi gibi. Biliyoruz ki bu gibi

durumlar, mecburiyet gündeme geldiği için günah sayılmaz.

Bizim üzerinde duracağımız konu, bu gibi mecburiyet arz eden

durumlar değil; bilakis okullar, hastaneler, yolculuklar, toplantılar,

konferanslar gibi kadın ve erkeğin karışık bulunduğu ortamlardır.

Birçok kadın ve erkek bu ortamlarda boş konuşur ve amaçsızca gülerler.

İşte bu sebeble Allah (c.c) tüm şeriatlarda kadın ve erkeğin birbirine

karışmasını yasaklamıştır. Musa (a.s.)’nın kıssasında şöyle

geçmektedir: “Medyen suyuna varınca, suyun başında

(hayvanlarını) sulamakta olan bazı insanlar gördü. Bunların

yanında da koyunlarını suya salmamak için uğraşan iki kız gördü.

Mûsâ onlara, ‘(Koyunlarınızı burada tutmaktaki) maksadınız ne?’

dedi. Onlar, ‘Çobanlar sulayıp çekilinceye kadar biz koyunlarımızı

sulayamayız. Babamız ise çok yaşlı bir adamdır’ dediler. Bunun

üzerine Mûsâ onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilip,

‘Rabb’im! Bana göndereceğin her hayra muhtacım’ dedi. Derken,

kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip, ‘Bizim için

koyunlarımızı sulamanın ücretini vermek üzere babam seni

çağırıyor’ dedi. Mûsâ, onun (Şuayb’ın) yanına gelip başından

geçenleri ona anlatınca (Şuayb), ‘Korkma, o zalim kavimden

kurtuldun’ dedi.” (Kasas 23-25)

Ayetin manası şu şekildedir:

Musa (a.s) Medyen suyuna vardığında orada hayvanlarını sulayan

bir kalabalık gördü. Bunların biraz uzağında da iki tane kız hayvanları

sulamaya gelmişti. Hayvanları suya gitmemeleri için zor

zaptediyorlardı. Çünkü erkeklerin arasına girmek istemiyorlardı.

Musa onlara yaklaşıp neden orada durduklarını ve hayvanların suya

gitmelerini engellediğini sorduğunda, onlar “Biz erkeklerin çekip

gitmelerini bekliyoruz” dediler.

Kadınların hayvanları sulamaya çıkarması ise bir mecburiyetten

ötürüydü. O da babalarının çokça yaşlı olup buna güç yetirememesi

ve evde başka erkeğin bulunmamasıydı. Yine anlaşılıyor ki, kızlardan

biri tek başına hayvanları sulamaya gitmiyor; bilakis diğer kardeşi ile

gidiyor. Bunu da şubheden kaçınmak ve tehlikelerden korunmak için yapıyor.

Ayetteki “...kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip...” kısmını

iyi düşün! Çünkü gelen kız utanarak, çekinerek ve ciddiyet içerisinde

gelip söyleyeceğini söylemiştir. Rahatça ve yılışık bir tavırla değil!

Bu kıssa, meramımızı anlatmaya yetiyor, fazla söze hacet yok! Bir de

günümüz kadınlarına bak! Bazıları erkeklerle gereksiz ve boş muhabbete giriyorlar.

Musa (a.s.)’nın bu kıssası, kadınlarla erkeklerin bir arada durmasının haram olduğuna dair dört delili barındırmaktadır.



Beşinci delil:

Aziz’in karısının Yusuf’la olan kıssasıdır:

“Evinde bulunduğu kadın ondan arzuladığı şeyi elde etmek için

yumuşaklıkla onu kendisine çağırdı ve kapıları kilitleyerek, “Hadi

gel” dedi. O da ‘Hâşâ, Allah’a sığınırım! O (eşin) benim efendimdir,

bana iyilik edip evini açtı. Gerçekten zalimler iflah olmaz.’ dedi.”

(Yusuf 23)

Erkek ve kadın, harekete geçirilen hisleri olmayan birer kukla veya

taş değillerdir. Aksine onlar, hisleri, duyguları ve şehvetleri olan

varlıklardır. Aziz’in karısı da soylu, zengin ve güzel bir kadındı. Hizmetçisi olan
Yusuf (as.) onunla çokça vakit geçirdi. Onunla muhatab oldu ve sürekli yanında bulundu.
Sonuç olarak çokça vakit geçirmek duygusal bir bağ oluşturur. Bir zaman sonra hislerine engel olamadı

ve nefsine uydu ve “Haydi gel!” dedi.

Allah (c.c) mûmin erkek ve kadınlara gözlerini haramlardan

sakınmalarını emretmiştir.



Altıncı delil:

“Mûmin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını

korusunlar. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır.

Şubhe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.

Mûmin kadınlara da söyle, gözlerini (harama bakmaktan)

korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları

mustesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler.

Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları,

babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları,

erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin

oğulları, kendi kadınları (mûmin kadınlar), ellerinin altında

bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet

duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler yahud henüz kadınların gizli

kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan

başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları

zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri

üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey mûminler! Hep birden

Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur 30-31)



Bu, vücubu gerektiren bir emirdir. Allah (c.c) bir anlık ilk bakış

dışında harama bakmayı affetmez. Peygamberimiz (s.a.v) Ali (r.anh)’ye

(r.a) hitaben şöyle buyurmuştur: “Ey Ali, yabancı kadınlara ansızın

bakış ardından bakışını sürdürme çünkü önceki bakış senin için

bağışlanmış ise de sonraki bakışta hakkın yoktur.” (Ebu Davud,

Nikâh 44)

Peki insan, kadın erkeğin karışık olduğu mekânlarda bu ayetin

emrine nasıl uyup da gözlerini haramdan sakınıp harama tekrar

tekrar bakmadan durabilir?



Yedinci delil:

Nebi (s.a.v) kadın için aslolanın erkeklerden gizli kalmak olduğunu

ifade etmiştir. Çünkü kadın erkeklerle aynı yerde durmaya devam

ederse, şeytan kadın ile orada fitne çıkarır.

Abdullah b. Mesud’dan rivayetle, Peygamber (s.a.v) şöyle

buyurmuştur: “Kadın bir avrettir (kendisine karşı hayâ beslenen bir

varlıktır). Dışarı çıktığında şeytan onu erkeklere süslü göstermeye

çalışır.” (Tirmizî, Rada’ 18)

Kadının avret olması, onun ziynetine ya da vücudunun başka bir

yerine bakılmasının caiz olmadığını/haram olduğunu ifade eder.

Erkeklerle karma ortamlarda bulunmak da bu sözlere zıt bir

davranıştır.



Sekizinci delil:

Allah (c.c) kadınlara ziynet eşyalarını takmayı ve süslenmeyi mubah

kılmıştır. Ancak yine Rabb’imiz Allah (c.c) Onlara ayaklarına halhal

taktıklarında, erkeklerin yanlarından geçerken ayaklarını yere

vurmamalarını ve dikkatlerini çekmemelerini emretmiştir. Dolayısı

ile kadının yürürken erkeklere duyurmak için ayaklarını yere vura

vura yürümesi caiz değildir. Bir önceki ayette, bu konu şu şekilde

geçmektedir; “Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye

ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda

yürümesinler).” (Nur 31)

Kadının takısı olan halhalın sesini erkeğe bilerek işittirmesi

cilveleşmek babından olduğu için haram kılınmıştır. Bu kadar ufak

bir detay bile bu sebeble haram kılınıyorsa; karma ortamlarda

çalışmak, kadınların kahkahalarını işitmek, telefon konuşmalarını

duymak veya kadın-erkek arkadaşları ile muhabbet etmelerine şahid

olmak nasıl helal olabilir?

“Oysa ki seste, nezaket ve sevecenlik vardır.

Bazen kulak gözlerden önce âşık olur.”



Dokuzuncu delil:

Allahu Teâlâ’nın şu sözüdür: “Allah gözlerin art niyetli bakışını da

kalplerin gizlediği şeyleri de bilir.” (Mûmin 19)

İbn Abbas (r.anhuma) şöyle demiştir: “O harama bakan kimse öyle bir

adamdır ki, insanlarla beraber oturur. Yanlarından bir kadın

geçtiğinde, onlara çaktırmadan kadına bakar. Allah, göğüslerin

gizlediği gizli sırları da bilir.”

Allah’ın (c.c) yabancı kadınlara bakmayı, neden art niyetli bakışlar

olarak vasıflandırdığını iyi düşün. Bu durumda karma ortamlarda

bulunmak nasıl caiz olabilir?



Onuncu delil:

Allah (c.c) kadınlar ve erkeklerin bazı durumlarda ihtiyaç ve

mecburiyetten ötürü birbirleri ile konuşması gerektiğini bildiğinden

ötürü, bu konuda da bizi bilgisiz bırakmamış ve bu durumlarda nasıl

davranmamız gerektiğini bizlere bildirmiştir: “Nebînin

hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından

isteyin. Bu, hem sizin kalbleriniz hem de onların kalbleri için daha

temiz bir davranıştır.” (Ahzâb 53)

Bu Ebubekr, Ömer ve Aişe (r.anhum) gibi Kur’an’ın ilk

olarak kendilerine indirildiği topluluğa Allah’ın (c.c) emridir. Onlar

bizlerden iman ve kalp temizliği olarak çok çok üstün olmalarına

rağmen Allah (c.c) ‘Onlarla perdelerin ardından muhatap olun’ diye

emretmiştir. Neden? Çünkü bu davranış, hem onların hem sizlerin

kalpleriniz için en temiz ve en hayırlı olanıdır.

Kadın ve erkeğin aralarında bir örtü olarak muhatap olması kadın ve

erkeğin birbirine karışmasına ve fitnelere engel olur.



On birinci delil:

Allah (c.c) kadına mescidte namaz kılmayı ve erkeklerle birlikte

namaz kılmayı mubah kılmıştır. Ancak kendisini muhafaza etmesi

gerekmektedir. Bununla beraber kadının namazını evinde kılması

daha faziletlidir. Bir hadis-i şerifte şöyle geçmektedir: Ebu Humeyd

es-Saidi'nin eşi olan Ummu Humeyd'den rivayet edildiğine göre, o bir

gün Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına geldi ve dedi ki: ''Ya

Rasulallah, ben seninle birlikte namaz kılmak istiyorum'' Rasulullah

sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: ''Benimle namaz kılmak istediğini

biliyorum. Fakat senin evinin iç tarafındaki odanda namaz kılman,

dış tarafındaki odanda namaz kılmandan hayırlıdır. Dış tarafındaki

odanda namaz kılman da avluda namaz kılmandan hayırlıdır.

Evinin avlusunda namaz kılman, senin için mahalle mescidinde

namaz kılmandan hayırlıdır. Mahalle mescidinde kılacağın namaz,

benim mescidimde kılacağın namazdan hayırlıdır." (Ravi dedi ki:

“Bunun üzerine Ummu Humeyd emir verdi ve onun için evinin en dip ve

en karanlık yerinde kendisine bir mescid yapıldı. Aziz ve Celil olan

Allah’ın huzuruna varıncaya kadar namazını orada kılardı.” (Mecmeuz-

Zevaid 2/33-34, İbn Kesir Nur 36-37. ayetlerin tefsiri)



On ikinci delil:

Şu hadisi şeriftir; Ebu Hureyre (r.a)’tan rivayet edildiğine göre,

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur;

"Erkeklerin safının en hayırlısı birinci saftır, hayrı en az olanı en

sonuncu saftır. Kadınların saflarının en hayırlısı en sonu, hayrı en

az olanı birinci saftır.” (İbn Mace, İkame 52)



Yani eğer kadınlar mescide gittikleri vakit, erkeklerin namaz kıldığı

yerle aralarında perde yahud bir sutre yoksa, namaz kılabilecekleri

en hayırlı yer en arka saftır. Çünkü erkeklerin saflarına en uzak saf,

en arka saflardır.

İbadet esnasında bile kadının erkekle bir arada durması sakıncalı

iken, saatler boyunca kadın ve erkeklerin aynı ortamı paylaştıkları

yerde durmaları, küçücük bir odayı veya sınıfı paylaşmaları tehlikeli

olmaz mı? Aynı şekilde sekreter olarak çalışan kadının, dakika başı

patronuna rapor verip ona gelen telefonları iletmesi tehlikeli değil midir?



On üçüncü delil:

Allah (c.c) kadınların mescide gelmesini mubah kılarken, yine onların

süslenip kokular sürüp gelmelerini yasaklamıştır. Çünkü bir hadis-i

şerifte şöyle geçmektedir: “Sizden biriniz mescide giderse kokuya

el sürmesin.” (Muslim, Salât 142)

Bir diğer hadis-i şerifte ise şöyle geçmektedir: “Allah’ın kadın

kullarını Allah’ın mescidlerinden men etmeyin/namaza gelmelerine

engel olmayın. Fakat onlar da süslenmemiş ve koku sürünmemiş

olarak camiye gelsinler.” (Ebu Davud, Salât 52)



On dördüncü delil:

Nebi (s.a.v) önceki ummetlerin helak olmalarının sebebleri arasında

şunları da saymıştır:

“Cihadı terk etmek, zekâtı vermemek ve kadın-erkeğin iç içe

ortamlarda vakit geçirmesi.”

Hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:

“Dünya tatlı, göz kamaştırıcı ve çekicidir. Allah, onu sizin

kullanmanıza verecek ve nasıl davranacağınıza bakacaktır.

Dünyaya aldanmaktan sakının. Kadınlara kapılmaktan korunun.

Çünkü İsrailoğullarında ilk fitne kadınlar yüzünden çıkmıştır.”

(Muslim, Zikir 99; Tirmizî, Fiten 26; İbni Mâce, Fiten 19)

Yani İsrailoğullarının erkekleri, kadınlarla bir arada vakit geçirmeye,

oturup kalkmaya ve samimi olmaya başladığında.



On beşinci delil:

Şu hadis-i şeriftir: Ebu Said el-Hudrî (r.a) Rasulullah (s.a.v)’in bir gün

mescidten çıkarken, mescidin çıkışında erkek ve kadınların yolda

birbirine karıştığını görünce, şöyle dediğini rivayet eder: “Rasulullah

sallallahu aleyhi ve sellem kadınlara yönelik şöyle dedi: ‘Geri çekilin!

Sizin caddenin ortasında yürümeniz uygun değildir, sizler yolun

kenarından geçiniz.” (Ebu Davud, Kitabu’l edeb, Peygamber (a.s.)’in

kadın ve erkeklerin yolda yürürken sünneti hadisi.)



On altıncı delil:

Medine Mescidi’nin üç kapısı vardı. Başlangıçta kapılardan herhangi biri kadınlara tahsis edilmemişti. Ancak camiye devam eden kadınlara tahsis edilmemişti.
Ancak camiye devam eden kadınların sayısında artış görülmesi üzerine Nebi (s.a.v) “Keşke şu kapıyı kadınlara ayırsaydık” buyurarak, kapılardan birinin onlara tahsis

edilmesinin daha uygun olacağını belirtmiştir. Nitekim onun bu isteği

daha sonra yerine getirilmiş ve kapılardan biri kadınlara tahsis

edilmiştir. (Ebu Davud, Salât 17)

Bir başka rivayette ise “Bu kapıdan hiçbir erkek geçmesin” buyrulmaktadır. Tarihu’l Kebir’de geçen rivayette ise, Efendimiz (s.a.v), “Kadınlar kapısından mescide girmeyiniz” buyurmuşlardır.



On yedinci delil:

Ummu Seleme (r.a)’dan rivayetle; “Rasûlullah (s.a.v) selam verip

namazı bitirir bitirmez kadınlar hemen kalkarlar, Rasûlullah ise

yerinde oturarak onların dışarı çıkmalarını beklerdi.” (Buhari, Ezan 164)

Bir başka rivayette ise şöyle demiştir: “İbadet bittiğinde camiden

önce kadınlar, sonra Peygamber (a.s.)ve daha sonra da erkek cemaat

ayrılırdı.” (Buhari, Ezan 152)





On sekizinci delil:

İbn Abbas (r.anhuma)’dan rivayetle Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Sakın bir erkek, yanında mahremi olmadıkça yabancı bir kadınla

yalnız kalmasın.” (Buhârî, Nikâh 111, Cezâu's-Sayd 26, Cihâd 140, 181;

Muslim Hacc 424, (1341)



On dokuzuncu delil:

Rasulullah (s.a.v) kardeş dahi olsalar erkek ve kız çocuklarının

döşeklerini ayırmayı emretmiştir.

Amr ibnu’l-As (r.a) anlatıyor: Resulullah (s.a.v) buyurdular ki:

“Çocuklarınıza, onlar yedi yaşında iken namazı emredin. On

yaşında olunca namaz(daki ihmalleri) sebebiyle onları dövün,

yataklarını da ayırın.” (Ebu Davud, Salât 25, (495,496)





Yirminci delil:

Ukbe b. Âmir’den rivayetle, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Sizleri (beraberinde mahremi bulunmayan) kadınların yanlarına

girmekten men ederim.” Bunun üzerine Ensâr’dan bir adam “Ya

Rasûlallâh! (Kocanın babası ve çocuklarının haricinde diğer) erkek

akrabalarına ne dersin (onlar kadının yanına girebilir mi)?” diye sordu.

Rasûlullâh cevaben şöyle buyurdu: “Onlarla baş başa kalmak

ölümdür!” (Buhârî, Nikâh, 112; Müslim, Selâm, 20 (2172)

Bir kadının erkeklerle birlikte çalışması mecburi bir durumsa şöyle diyorum:

“Bazı kimseler tavaf ve çarşı gibi yerlerde erkeğin kadınlarla

karışmasını ve Veda Haccı’nda topluca tavaf edilirken kadın ve

erkeklerin beraber olduklarını delil getiriyorlar. Bazıları ise hasta bir

kadının hastalığından ötürü Rasulullah’ın (s.a.v) yanına gelmesini

delil getirerek bu işi caiz görüyorlar.

Bu gibi şeylerde onların delil getirebileceği bir şey yoktur. Bunlar

zaruri durumlardır. Tavaf esnasında ise erkekler ön tarafta kadınlar

ise arka saflarda yer almışlardır.

İbnu Cureyc anlatıyor: “Ata, İbn Hişâm'ın kadınları erkeklerle karışık

olarak tavaftan yasakladığı zaman bana dedi ki: “O bunu nasıl

yasaklar, Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın zevceleri bile

erkeklerle birlikte haccettiler!" Ben Atâ'ya sordum: "Onların beraber

hacları örtünme emrinden önce miydi, sonra mıydı?" "(Evet, yemin

olsun) buna, ben örtünme emrinden sonra şâhid oldum!" diye cevab

verdi. Ben tekrar sordum: "Pekâlâ, erkeklere nasıl karışırlardı?" Şu

cevabı verdi: "Erkeklere karışmazlardı, Aişe (radıyallahu anhâ)

erkeklerden ayrı olarak tavaf ederdi, onlara karışmazdı." Hatta bir

kadın kendisine: "Ey mûminlerin annesi, yürü (Haceru'l-Esved'e elimizi

değerek) istilâm edelim!" demişti de Hz. Aişe ona “Sen dilediğin şekilde

git!” deyip kendisi gitmekten imtina etmişti. Onlar geceleyin, kim

oldukları bilinmez halde çıkarlar, (erkeklerle beraber tavaf yaparlardı.)

Beytullah'a girmek istedikleri zaman da erkeklerin tamamen çıkarılmış

olmalarına kadar durup beklerler, sonra girerlerdi. (Buhârî, Hacc 64)

Rasulullah (s.a.v) Ummu Seleme annemize şöyle demiştir:

“İnsanların arka tarafından kalarak bineğinin üzerinde olduğun

halde tavaf et.” (Müslim, 1981: “Hac”, 258, 1276)

Değerli kardeşlerim bugün bizlere ne oluyor da Rasulullah’ın (s.a.v)

ve ashabının hilafına işler yapıyoruz? Kadın ve erkeklerin iş

yerlerinde ve hastanelerde birbirine karışmasını helal görüyoruz.

Hastalığın tedavi edilmesi için belirli bir süre mazeretten dolayı

kadının erkekle mahremi olan biri yanındayken muhatap olması

elbette caizdir. Ancak bu gerekli olanın dışına çıkmamak şarttır.

Kardeşlerim, tecrübe ve analizler göstermektedir ki, kadın

erkeklerle iç içe olduğunda bu durum nefsin hoşuna gidiyor ve

nefsanî ve şehevi duyguları harekete geçiriyor. Bu durum toplumun

ahlakını tehdit eden bir durum haline gelmiştir.

Karma toplulukların olduğu yerlere bir bakalım, bir Lübnan

gazetesinin yaptığı araştırmalara göre, okullarda ve üniversitelerde

yapılan karma eğitimler sebebi ile öğrenciler kafalarını toplayamıyor.

Akılları aşk vb. şeylerde olduğu için sınavlardan düşük notlar

alıyorlar. Öğrencilerden %60’ı bu sebeble sınavlardan geçemiyorlar.

Bazı Avrupa ülkeleri ve Amerika, okullarda hamile kalmama yöntemlerini öğretme kararı aldılar. Bu ve benzeri durumların sebebi karma eğitimdir.

Gelin, kendimizi neslimizi ve toplumumuzu, zinaya sürükleyen

sebeblerin başında gelen karma ortamlardan uzak tutmaya gayret edelim.



Çeviri alıntıdır. Muhammed Talha Sekman tarafından çevrilmiştir.
Allah razı olsun
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt