Tarihe baktığımızda şunu görüyoruz: Müslümanlar, başlarında kimin olduğu fark etmeksizin hac ve umreyi imkân buldukça yapmaya devam etmişler. Moğol İmparatorluğu gibi büyük yıkımların yaşandığı dönemlerde bile bu ibadet tamamen terk edilmemiş. Fatımi Devleti zamanında zaten hac düzenli bir şekilde sürdürülmüş. Karmatiler döneminde ise işler çok zorlaşmış ama yine de tamamen bırakılmamış.
Yani mesele şu: Hac ve umre, şartları tutan Müslüman için bir farz. Bunu yapıp yapmamak, o toprakları kimin yönettiğine bağlı bir şey değil.
Bugün de benzer tartışmalar var. “Paramız şuraya gidiyor, buraya gidiyor” deniyor. Ama açık konuşmak gerekirse, yaşadığımız dünyada tamamen izole bir şekilde yaşamak zaten mümkün değil. Vergi veriyoruz, alışveriş yapıyoruz, farkında olmadan birçok sisteme katkı sağlıyoruz. Bu, sadece hacla ilgili bir durum da değil.
O yüzden burada asıl mesele niyet ve imkân. Bir insan gücü yetiyorsa bu ibadeti yerine getirir. Ortaya çıkan dolaylı sonuçların sorumluluğu da o sistemi kuran ve yönetenlere aittir. İnsan, elinden gelen kadarından sorumludur.