Çözüldü İslam'a Meyleden Yahudi Gencin Sorusu

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Üyenin çekincelerinden ve ısrarından dolayı sorumlu yazısı kaldırıldı.

Kardeşim;

Yazını okuyunca gerçekten senin adına hem çok sevindim, hem de Allah sana hak olan Hidayet yolunu kalbine aydınlatması için dua ediyorum. Hidâyet Allahtandır .
"Onlara dedik ki: "Hepiniz oradan inin. Size benim tarafımdan bir hidayet rehberi geldiğinde, kim o hidayetçimin izinde giderse, onlar için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır." (Bakara 38)

"Bir de: "yahudi veya hıristiyan olunuz ki, hidayet bulasınız." dediler. Sen onlara de ki: "Hayır! Hanif olarak hakka tapan İbrahim'in dinine (uyarız) ki, o hiçbir zaman muşriklerden olmadı." (Bakara 135)

"O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hak ile indirdi. Daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat'ı ve İncil'i de yine O indirmişti.. Evet bu Furkan'ı da O indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azab vardır. Allah çok güçlüdür, intikamını alır." (Âl-i imran 3 - 4)

"Allah kimi hidayete erdirmek isterse, onun gönlünü İslâm'a açar. Kimi de saptırmak isterse, sanki göğe yükseliyormuş gibi, göğsünü dar ve sıkıntılı yapar. Allah, inanmayanları işte böyle pislik içinde bırakır." (En'am 125)

İnşeAllah daha ciddi , disiblinli , sabırlı ve insaflı olarak İslamı gerçekten sağlam yollardan araştırmaya devam edersen, kalbinin ısınarak meyletmeye başladığı bu yolun / İslam hak olduğuna daha da iman edecek ve kendini daha mutlu ve huzurlu hissedeceksin.
Kafandaki soruların cevablarını delilleriyle öğrendiğin zaman da, seni bu yoldan döndürmek isteyenlerin aciz kalışına şahid olacak daha da İslama sarılacaksın.

Bizler anne babamızı, ırkımızı seçme hakkı olmadan dünyaya geldik fakat dinimizi aklımızla seçerek imtihana Tâbi oluruz. Bu durumda senin imtihanın çok daha zor olmakla beraber, imtihanı başarman durumunda bizim gibi müsluman aile ve toplulukta dünyaya gelerek kısmen daha şanslı olanlardan mükafatın daha büyük olması mümkündür. Yine de İslamda ölçü takva iledir.

Senin durumunda (Ailenin gayr-ı muslim / yahudi olmasından dolayı ) olan kardeşlerin anlattıklarından yaşadıklarından öğrendiğimiz kadarıyla, senin musluman olmandan dolayı sıkıntı vermeleri, karşı çıkmaları doğaldır. Fakat bu ilk zamanlar için böyle olabilir, daha sonra bu durumu kabullenmeleri mumkundur. Hatta onların da hidayetine ve cennetine vesile olabilirsin inşeAllah.


İslam'ın farz olan ibadetleri yerine getirmeniz gerekmektedir. Çünkü İman ; kalb ile tasdik, dil ile ikrar (kelime-i şehâdet) ve azalarla amel(dir) etmeyi gerektirir!

Yaşınız 25, ve sanırım Avrupa'dan bir ülkedesiz. Yâni etrafınızda muslumanlar da var bilgi alabiliyorsunuz ve inanıyorum bir sıkıntı durumunda size yardım da edeceklerdir, yeter ki siz samimi olun.

İslam'ın ilk dönemleri değil ki, bazı amelleri gizleyebilesin yahud yapmayasın. Namaz, Hac, zekat, oruc gibi ibadetler vakitlerle tayin edilmiştir.
Amelsiz, saklanıp gizlenerek, riyakarlık ve bir nevî munafıklık yaparak nereye kadar yaşanabilir? Böyle kişilik ve şahsiyetten yoksun bir tavır, vakarlı olmakla emredilen muslumana yakışmayacaktır. Aksine olan imanla birlikte tevhidi bir duruş sergilemeniz şahsiyetinizi ortaya koyacaktır.

İslam'a girmek geçmişi (günahları) siler.

Yahudi Âlim Abdullah bin Selâm (r.anh)'ın Musluman Oluşu
Yusuf (a.s.)'ın sülâlesinden olan Abdullah bin Selâm, Medine Yahudîlerinin ileri gelen âlimlerinden biri idi.
Büyük bir âlim olan babası Selâm'dan birçok şeylerle birlikte, Tevrât'ı ve tefsirini öğrenmişti. Ayrıca babası âhirzamanda gelecek peygamberin sıfat ve alâmetleriyle yapacağı işleri de kendisine anlatmış ve "Eğer, o Hârun neslinden gelirse, ona tâbi olurum. Yoksa tâbi olmam" demişti.
Selâm, Efendimiz henüz Medine'ye gelmeden önce vefât etmişti.
Rasûl-u Kibriyâ Efendimizin Medine'ye gelişini Müslümanlara müjdeleyen Yahudinin sesini Abdullah bin Selâm da işitmiş ve kendisini tutamayarak, "Allahu Ekber" deyip tekbir getirmişti.
Bunu duyan halası, "Allah seni umduğuna erdirmesin! Vallahi, Mûsa Peygamberin geleceğini duymuş olsaydın bundan fazlasını yapmazdın" diyerek ona çıkışmıştı.
Abdullah ise, "Ey hala! Vallahi, gelen onun kardeşidir. O da onun gibi bir peygamberdir!" demişti.
Bunun üzerine halası, "Yoksa kıyâmete yakın gönderileceği bize haber verilen peygamber bu mudur?" diye sormuştu.
Abdullah, "Evet" cevabını verince de,
"Öyle ise davranışında haklısın" demişti.
(İbn Hişam, Sîre, 2/163; Belâzuri, 1/266)

Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz Medine'ye teşrif buyurdukları zaman, Abdullah bin Selâm da onu görmek için gitmiş ve Efendimizin nûrlar saçan mubârak simasını görünce, "Şu simâda yalan yok! Şu yüzde hile olamaz" diye kendi kendine söylenmişti.
(İbn-i Sa'd, Tabakât, 1/235; İstiâb, 3/922)

Rasulullah (s.a.v.) henüz Ebû Eyyûb el-Ensarî (r.anh)'ın evinde misafir kaldığı bir sıradaydı. Abdullah bin Selâm da Efendimizi ziyarete geldi ve ona bir takım suâller sordu. Tevrat'tan sorduğu suâllerine yine Tevrat'a uygun cevaplar alınca şehâdet getirerek Müslüman oldu. (Buharî, 2/335; Musned, 3/108)
Sonra da şöyle dedi: "Yâ Rasûlallah! Yahudî milleti iftiracı, yalancı bir millettir. Yarın benim Müslüman olduğumu duyunca türlü yalanlar uydurup iftirâda bulunurlar. Müslümanlığım duyulmazdan önce beni onlardan sorup mevkiimi tasdik ettiriniz!"
Peygamber Efendimiz, onu bir tarafa gizleyip Yahudî ileri gelenlerinden bazılarını dâvet etti ve onlara, "Ey Yahudî cemaâtı, siz benim Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğumu pek iyi bilirsiniz. Ben hak dinle geldim, Müslüman olunuz" dedi.
Yahudîler, "Biz, senin peygamber olduğunu bilmiyoruz" diye karşılık verdiler ve bu sözlerini üç sefer tekrarladılar.
Rasulullah (s.a.v.), "Sizin içinizde Abdullah bin Selâm adında birisi var, o nasıl bir kişidir?" diye sordu.
Yahudîler, "O, bizim içimizde hayırlı bir babanın oğludur. Kendisi de, babası da en faziletlimiz, en âlimimizdir" diye şehâdet ettiler.
Rasûlullah, "Abdullah bin Selâm Müslüman olursa siz ne dersiniz?" diye sordu.
Yahudîler, "Hâşâ! Abdullah İbn-i Selâm, hiç bir vakit Müslüman olamaz" dediler.
Efendimiz suâlini üç sefer tekrarladı. Onlar, her seferinde de aynı inkârî cevabı verdiler.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Abdullah İbn-i Selâm'ı yanına çağırdı, "Yâ İbn-i Selâm, gel!" buyurdu.
Abdullah saklı bulunduğu yerden çıktı ve kelime-i şehâdet getirerek Müslüman olduğunu ilân etti. Yahudilere de, "Ey Yahudî cemâatı! Allah'dan korkunuz! Size geleni kabul ediniz. Vallahi, siz de bilirsiniz ki; o yanınızdaki Tevrat'ta ismini ve sıfatını bulduğunuz Resûlullahdır" diyerek onları İslâma dâvet etti. (İbn Hişam, Sîre, 2/164; Buhari, 2/335)
Fakat Yahudîler, "Sen yalan söylüyorsun! Sen şerir oğlu şerîrimizsin" dediler ve onu, kıymetini düşürmek için türlü türlü kusur ve kabahatlar isnad ederek kötülediler.
Abdullah bin Selâm, "Yâ Rasûlallah! Korktuğum işte bu idi. Ben, sana onların gaddar, yalancı, fâcir ve mufteri bir millet olduğunu haber vermemiş miydim? İşte dediğim çıktı!" dedi. (İbn Hişam, Sîre, 2/164)
Rasulullah (s.a.v.), Yahudîleri huzurundan çıkardı. Abdullah bin Selâm ise evine gitti. Onun dâveti ile bütün ev halkı ve halası da Müslüman oldu. (İbn Hişam, Sîre, 2/164)
Yahudîlerin bazı ileri gelenleri Abdullah bin Selâm'ı türlü türlü desise ve sözlerle Müslümanlıktan vazgeçirmeye çalıştılarsa da muvaffak olmadılar.
Abdullah bin Selâm'la birlikte bir çok Yahudî âlimi de samimi olarak İslâmı kabul edip Müslümanlıkta sebât gösterdiler. İman etmeyen diğer Yahudî âlimleri ise, "Muhammed'e bizim şerlilerimiz tâbi oldu. Eğer hayırlı olsalardı atalarının dinini terketmezlerdi" diye ileri geri konuşmaya başladılar.
Bunun üzerine Cenâb-ı Hak indirdiği âyet-i kerimede meâlen şöyle buyurdu:
"Ancak onların hepsi bir değildir. Kitap ehlinden dosdoğru bir topluluk vardır ki, geceler boyu Allah'ın âyetlerini okurlar ve namaz kılıp secde ederler." (Âl-i İmran 113)

***

Mucaşi b. Mesud (r.anh) anlatıyor: "(Mekke'nin fethinden sonraydı.) Kardeşimle beraber Allah'ın Rasûlu'ne gelerek şöylece ricada bulundum: (Ya Rasûlâllah! Medine'ye) Hicret edeceğimize dair yapacağımız biatımızı kabul buyurup bizimle biatlaşınız.
(Bu ricamı kabul etmedi.) - Hicret edecekler etti. (Medine'ye Hicret dönemi kapandı.) buyurdu.
Ben de sordum: - Peki ya Rasûlallah! Ne üzere (yapacağımız biatımızı kabul buyurub) bizimle biatlaşırsınız?
Şöyle buyurdu: - Ancak İslâm Dini (üzerinde yaşayacağınıza) ve cihâd (edeceğinize dair yapacağınız biatınızı kabul edip sizinle biatlaşabilirim.)"

(Buhârî, Cihad, 110; Muslim, İmare, 83; Et-Tac,4/343)

Namaz kılmak ve Zekât vermek üzere biat et
Cerir (r.anh) rivayet ediyor:
"Allah'ın Rasûlu'ne geldim. (Diğer mu'minlerle) biatlaşıyordu.
Ben de şöylece ricada bulundum: - Ya Rasûlallah! Siz daha iyi bilirsiniz. (Bu sebeble hangi hususlar üzerinde biat etmem gerektiğini) bana şart koşup açıklayınız ve elinizi de lutfediniz de size biat edeyim.
Allah'ın Rasûlu (bana) şöyle duyurdu: - (Biatleşme dileğini kabul ediyorum ve emirleri ve yasaklarına itâat ederek) Allah'a ibâdet etmen, namaz kılman, zekât vermen, müslümanlara karşı samimi; nasihatçi olman ve putperestlerle (ilişkini kesip ayrılman şartı) üzere seninle biatlaşıyorum."

(Nesaî, Biat , 17; Musned, 4/465)

Kadınlar olarak Peygamber'le biatlaşdık
Umeyme b. Rakika (isimli sahâbîye) anlatıyor:
"(Ensar'dan) bir kadın topluluğu ile birlikte biât etmek üzere Peygamber'e geldim.
Kur'ân(ın Mumtehine Sûresi'nin 12. âyetinde Rabb'imizin kendisine emrettiği şekle ve sıray)a göre hiçbir varlığı Allah'a ortak koşmamaya... dair Peygamber bizden (biât) aldı ve kadınlar güç yetirebileceği ölçüde biâtlarına bağlı kalacaklardır, buyurdu.
(Gücümüz ölçüsünde mesul oluşumuz bizi sevindirdi de)
- Allah ve O'nun Peygamber'i, bize öz canlarımızdan daha merhametlidir, dedik.
(Peygamber'in erkeklerle olduğu gibi bizimle de el ele tutuşarak biâtlaşacağını zan ediyorduk. Fakat bizimle böyle biatlaşmadı. Sözle iktifa buyurdu, biz de sorduk)
- Bizimle musafaha etmeyecek; el sıkışmayacak mısınız, ya Rasûlallah?
- Ben kadınlarla tek tek el sıkışarak biat etmiyorum. Bir kadına söz söylemem yüz kadına söz söylemem gibidir.

Aişe validemiz mevzu ile ilgili olarak şu açıklamayı yapıyor:
Allah'ın Rasûlu; kadınlardan biât aldığı zaman "
sizinle sözlü olarak biâtlaşdım, artık gidebilirsiniz..." buyururdu."
(Alûsî, Rûhul-Meânî, Mumtehine (71) (28/81); Musned 6/357, 114; Nesâî, Biat, 18; İbn-i Mâce ,Cihad 43; Buharî, Ahkâm 1; Muslim, İmâre, 88;
M. Zevaid, 6/37-39)


"Allah kime hidayet ederse, o hidayete erer, kimi de dalalette bırakırsa, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileri olurlar." (Â'raf 178)

"De ki: "Ey insanlar! İşte size Rabbinizden hak geldi. Artık kim hidayeti kabul ederse kendi canı için kabul etmiş olur. Kim sapıklık ederse kendi zararına sapıklık etmiş olur. Ve ben sizin üzerinize vekil değilim." (Yunus 108)

"Doğru yolu göstermek Allah'a aittir. Onun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi" (Nahl 9)



Not :

1- Kardeşim; konuyu sizin durumunuzda olanlar için faydalı olabilmesi için İsminizi gizleyerek genele koyacağım.
2- Konuyla ilgili soracaklarınızı özel mesaj atabilirsiniz.



 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt