Çözüldü Keramet ve İstidraç ile İlgili Bazı Sorular

Abdullah el Hanbeli

İyi Bilinen Üye
Üye
Es selamu aleykum hocam,

Bilindiği gibi islamda ehli sünnette keramet, ilham, keşif, feraset haktır ve takva sahibi büyük günahlara bulaşmayan ehli sünnet evliyasından bazen iradesi dışında, tesadüfen bazen (Allahın izin vermesiyle) kendi iradesiyle islama aykırı olmayacak şekilde gerçekleşir, peygamberlere mucize olarak ne verilmişse, evliyaya da keramet olarak verilmesi mümkündür, Allahu alem. Ama evliya dedikleri kafir, bidatçi, fasık ise ondan zuhur eden olağanüstü hallerin istidraç olduğuna hükmedilir, sihir kullanarak veya olağanüstü haller vuku bulduğunda riyaya kapılan, kibirlenip gururlananın veya kendisine secde edildiğinde buna mani olmayıp rıza gösteren kişinin olağanüstü halleri de istidraçtır. Yanılıyorsam düzeltin inşallah.

Sorularım:
1.) Evliyadan vuku bulan bu kerametin sınırı nedir? Mesela bir evliya bir kişinin yatağında kaç kere döndüğünü haber alması mümkün müdür? Allah ona o yeteneği istediği zaman kullanabilme hakkı vermiş midir yoksa bu tarz gaybi bilgiler tesadüfen mi vuku bulur?

2.) Keramet sıradan bir müslümanda da görülebilir mi? Ve Fasıktan zuhur eden her olağanüstü haller istidraç mıdır yoksa duruma göre keramet olabilir mi? Mesela harici bir taifenin müşriklerle savaşması durumunda harici bir taifeden olağanüstü haller zuhur ederse ne ile hüküm verilir? (Günümüzde olan bir şeydir)

3.) Velinin şeriatın hükümlerine aykırı olmayacak şekilde meleklerle görüşmesi, konuşması mümkün müdür?


Bir de şunu buldum, bunu açıklar mısın hocam:

İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, hocası İbn Teymiyye’nin çok feraset sahibi olduğunu anlatıyor ve buna iki misal getiriyor.
Birincisinde, Tatarların Şam’a saldıracaklarını önceden haber veriyor. Ve dediği gibi oluyor.
Ama en önemlisi ikinci misal. Burada İbn Teymiyye Tatarların kesinlikle mağlup olacaklarını, Müslümanların muzaffer olacaklarını anlatıyor. Ve bu konuda 70’ten fazla yemin ediyor. Ona diyorlar ki: “İnşaallâh de! “O da cevap veriyor: “Tahkik için inşaallâh diyeyim, ama buna bağlamıyorum, yani kesin olacağını biliyorum.
Ve öğrencisi diyor ki: Sonra şöyle dedi:
“Beni zorladıklarında dedim ki: Çok konuşmayın! Allah Levh-i Mahfuz’da onların bu toprakta mağlup olacaklarını yazdı!” Ve dediği gibi oluyor. İbnü’l-Kayyim bu tür ferasetlerin, hocasında yağmur kadar çok olduğunu anlatıyor.
قال ابن القيم: (ولقد شاهدت من فراسة شيخ الإسلام ابن تيمية رحمه الله أمورا عجيبة وما لم أشاهده منها أعظم وأعظم ووقائع فراسته تستدعي سِفراً ضخماً. أخبر أصحابه بدخول التتار الشام سنة (699) وأن جيوش المسلمين تكسر,وأن دمشق لا يكون بها قتل عام ولاسبي عام,وأن كلَب الجيش وحدته في الأموال :وهذا قبل أن يهم التتار بالحركة. ثم أخبر الناس والأمراء (سنة702) لما تحرك التتار وقصدوا الشام :أن الدائرة والهزيمة عليهم,وأن الظفر والنصر للمسلمين. وأقسم على ذلك أكثر من سبعين يمينا. فيقال له: قل إن شاء الله، فيقول (إن شاء الله تحقيقا لا تعليقا) وسمعته يقول ذلك ، قال: فلما أكثروا علي. قلت: لا تكثروا. كتب الله تعالى في اللوح المحفوظ: أنهم مهزومون في هذه الكرة. وأن النصر لجيوش الإسلام. قال: وأطعمت بعض الأمراء حلاوة النصر قبل خروجهم إلى لقاء العدو. وكانت فراسته الجزئية في خلال هاتين الواقعتين مثل المطر.) (مدارج السالكين ج2ص 489) [1]
Bu sözü bir sûfî dese, ne derlerdi? Elbette tekfir ederek kâfir müşrik
derlerdi.
Evet, Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler görüşlerinizin kaynağı olan İbn Teymiyye böyle diyor. Ne diyeceksiniz? Ne diyeceğinizi bilmiyoruz, ama biz İbn Teymiyye’nin bu sözünden dolayı onu tekfir etmeyiz. O sözünü tevil etmeye çalışırız.
Belki İbn Teymiyye’nin eline, bu yönde bir hadis geçmiş, o hadise göre bunu söylemiş olabilir. O olayı Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bildirdiği için İbn-i Teymiyye Levh-i Mahfuz’da yazılı demiş olabilir, diyerek bu sözünü tevil etmek gerekir.
Biz de Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin ümmetin birliği adına âlimlerden sadır olan zahirdeki o sözleri, böyle tevil yoluna gitmelerini beklerdik.
[1]İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, Medâricü’s-Sâlikîn, II. s. 489.
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
Es selamu aleykum hocam,

Bilindiği gibi islamda ehli sünnette keramet, ilham, keşif, feraset haktır ve takva sahibi büyük günahlara bulaşmayan ehli sünnet evliyasından bazen iradesi dışında, tesadüfen bazen (Allahın izin vermesiyle) kendi iradesiyle islama aykırı olmayacak şekilde gerçekleşir, peygamberlere mucize olarak ne verilmişse, evliyaya da keramet olarak verilmesi mümkündür, Allahu alem. Ama evliya dedikleri kafir, bidatçi, fasık ise ondan zuhur eden olağanüstü hallerin istidraç olduğuna hükmedilir, sihir kullanarak veya olağanüstü haller vuku bulduğunda riyaya kapılan, kibirlenip gururlananın veya kendisine secde edildiğinde buna mani olmayıp rıza gösteren kişinin olağanüstü halleri de istidraçtır. Yanılıyorsam düzeltin inşallah.

Sorularım:
1.) Evliyadan vuku bulan bu kerametin sınırı nedir? Mesela bir evliya bir kişinin yatağında kaç kere döndüğünü haber alması mümkün müdür? Allah ona o yeteneği istediği zaman kullanabilme hakkı vermiş midir yoksa bu tarz gaybi bilgiler tesadüfen mi vuku bulur?

2.) Keramet sıradan bir müslümanda da görülebilir mi? Ve Fasıktan zuhur eden her olağanüstü haller istidraç mıdır yoksa duruma göre keramet olabilir mi? Mesela harici bir taifenin müşriklerle savaşması durumunda harici bir taifeden olağanüstü haller zuhur ederse ne ile hüküm verilir? (Günümüzde olan bir şeydir)

3.) Velinin şeriatın hükümlerine aykırı olmayacak şekilde meleklerle görüşmesi, konuşması mümkün müdür?


Bir de şunu buldum, bunu açıklar mısın hocam:

İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, hocası İbn Teymiyye’nin çok feraset sahibi olduğunu anlatıyor ve buna iki misal getiriyor.
Birincisinde, Tatarların Şam’a saldıracaklarını önceden haber veriyor. Ve dediği gibi oluyor.
Ama en önemlisi ikinci misal. Burada İbn Teymiyye Tatarların kesinlikle mağlup olacaklarını, Müslümanların muzaffer olacaklarını anlatıyor. Ve bu konuda 70’ten fazla yemin ediyor. Ona diyorlar ki: “İnşaallâh de! “O da cevap veriyor: “Tahkik için inşaallâh diyeyim, ama buna bağlamıyorum, yani kesin olacağını biliyorum.
Ve öğrencisi diyor ki: Sonra şöyle dedi:
“Beni zorladıklarında dedim ki: Çok konuşmayın! Allah Levh-i Mahfuz’da onların bu toprakta mağlup olacaklarını yazdı!” Ve dediği gibi oluyor. İbnü’l-Kayyim bu tür ferasetlerin, hocasında yağmur kadar çok olduğunu anlatıyor.
قال ابن القيم: (ولقد شاهدت من فراسة شيخ الإسلام ابن تيمية رحمه الله أمورا عجيبة وما لم أشاهده منها أعظم وأعظم ووقائع فراسته تستدعي سِفراً ضخماً. أخبر أصحابه بدخول التتار الشام سنة (699) وأن جيوش المسلمين تكسر,وأن دمشق لا يكون بها قتل عام ولاسبي عام,وأن كلَب الجيش وحدته في الأموال :وهذا قبل أن يهم التتار بالحركة. ثم أخبر الناس والأمراء (سنة702) لما تحرك التتار وقصدوا الشام :أن الدائرة والهزيمة عليهم,وأن الظفر والنصر للمسلمين. وأقسم على ذلك أكثر من سبعين يمينا. فيقال له: قل إن شاء الله، فيقول (إن شاء الله تحقيقا لا تعليقا) وسمعته يقول ذلك ، قال: فلما أكثروا علي. قلت: لا تكثروا. كتب الله تعالى في اللوح المحفوظ: أنهم مهزومون في هذه الكرة. وأن النصر لجيوش الإسلام. قال: وأطعمت بعض الأمراء حلاوة النصر قبل خروجهم إلى لقاء العدو. وكانت فراسته الجزئية في خلال هاتين الواقعتين مثل المطر.) (مدارج السالكين ج2ص 489) [1]
Bu sözü bir sûfî dese, ne derlerdi? Elbette tekfir ederek kâfir müşrik
derlerdi.
Evet, Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler görüşlerinizin kaynağı olan İbn Teymiyye böyle diyor. Ne diyeceksiniz? Ne diyeceğinizi bilmiyoruz, ama biz İbn Teymiyye’nin bu sözünden dolayı onu tekfir etmeyiz. O sözünü tevil etmeye çalışırız.
Belki İbn Teymiyye’nin eline, bu yönde bir hadis geçmiş, o hadise göre bunu söylemiş olabilir. O olayı Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bildirdiği için İbn-i Teymiyye Levh-i Mahfuz’da yazılı demiş olabilir, diyerek bu sözünü tevil etmek gerekir.
Biz de Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin ümmetin birliği adına âlimlerden sadır olan zahirdeki o sözleri, böyle tevil yoluna gitmelerini beklerdik.
[1]İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, Medâricü’s-Sâlikîn, II. s. 489.
Âleykum selam we rahmetullâhi we berakâtuh kardeşim;
Demişsin ki ;

"... bazen iradesi dışında, tesadüfen bazen (Allahın izin vermesiyle) kendi iradesiyle islama aykırı olmayacak şekilde gerçekleşir
Kerâmet, evliyanın kendi iradesiyle (istediği zaman, istediği şekilde) zuhur etmez. Kerâmet kulun sıkıştığı, lâzım olduğu anda iradesi dışında Allah (c.c.) tarafından verilen bir lutuftur.
Hiçbir elçi, Allah’ın izni olmadan bir mucize getirme yetkisine sahib değildir. (Râd 38)
Konunun detaylı açıklaması aşağıdaki konuda bulacaksınızdır.




1.) Evliyadan vuku bulan bu kerametin sınırı nedir? Mesela bir evliya bir kişinin yatağında kaç kere döndüğünü haber alması mümkün müdür? Allah ona o yeteneği istediği zaman kullanabilme hakkı vermiş midir yoksa bu tarz gaybi bilgiler tesadüfen mi vuku bulur?
C 1- Kerâmet, kişinin yatakta dönmesini bilmek gibi boş beleş işler için meydana gelmez. Kerâmet, İslama, müslüman(lar)a faydalı olabilecek sıkıntılı anlarda Allah (c.c.)'nın lutfuyla velide görülen olağanüstü hallerin meydana gelmesidir. Kişi (veli) kafasına göre istediği zaman istediğini yapacağı, gaybdan haber verebileceği , kendisine has bir özellik değildir.

2.) Keramet sıradan bir müslümanda da görülebilir mi? Ve Fasıktan zuhur eden her olağanüstü haller istidraç mıdır yoksa duruma göre keramet olabilir mi? Mesela harici bir taifenin müşriklerle savaşması durumunda harici bir taifeden olağanüstü haller zuhur ederse ne ile hüküm verilir? (Günümüzde olan bir şeydir)
C 2- Kerâmet, sıradan bir müslümandan yahud fâsıkta görülmez, aksine şeriata bağlı sâlih müslümanlarda zuhur edebilecek bir nîmettir.
Kerâmet, ancak şerîata bağlı kimselerden sadır olur. Şerîata bağlı olmayan kimselerin gösterdiği harikulâdelikler keramet değildir. Ayrıca kerâmetin kendisi, mubah olan şeyler cinsinden olmalıdır. Keramette şerîatın emirlerine muhalif unsurlar bulunamaz.
Keramet, ilmin yollarından sayılmaz ve başkalarına delil olamaz. Hele onu, kişinin mâsumiyetine ve söylediği her şeyin doğruluğuna yormak, İslam'ın prensipleriyle taban tabana zıttır. (İbn Teymiyyle, el-Furkan beyne Evliyai'r-Rahmân ve Evliyâi'ş-Şeytan, Beyrut 1390 h. sf: 48-49)


3.) Velinin şeriatın hükümlerine aykırı olmayacak şekilde meleklerle görüşmesi, konuşması mümkün müdür?
C 3- Normal durumda melekler nurdan yaratılmış lâtif varlıklar olup insan gözüyle görünmezler. Zaten genel olarak meleklerin insanlarla diyalogları olmaz. Kur'an-ı Kerimde zikredilen
فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَابًا فَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًاسَوِيًّا
"Onlardan öte bir perde çekti derken kendisine ruhumuzu gönderdik de düzgün bir beşer halinde ona temessul ediverdi" (Meryem 17) ayetinde Meryem (a.s.)'a mujde ile gönderilen ruh / melekten kasıt Cumhur'a göre Cibril / Cebrail'dir ve melek olarak değil, temessul ederek insan şekliyle görünmüştür. Yine Cebrail Rasulullah (s.a.v.) zamanında da birkaç kez insan suretinde (Sahabeden Dıhye a.s. ve Hendek savaşının akabinde Kurayzaoğulları üzerine gidilmesi için atlı bir mucahid) görünmüştür. Dikkat edileceği üzere gelen, görünen Cibril, Allah (c.c.) tarafından vâzifeli olarak insan suretinde gelmiştir. Cibril kendine has şekliyle de geldiği mevcud olsa da, geldiği vahy için rasuldur, sıradan bir kişi değildir.


İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, hocası İbn Teymiyye’nin çok feraset sahibi olduğunu anlatıyor ve buna iki misal getiriyor.
Birincisinde, Tatarların Şam’a saldıracaklarını önceden haber veriyor. Ve dediği gibi oluyor.
Ama en önemlisi ikinci misal. Burada İbn Teymiyye Tatarların kesinlikle mağlup olacaklarını, Müslümanların muzaffer olacaklarını anlatıyor. Ve bu konuda 70’ten fazla yemin ediyor. Ona diyorlar ki: “İnşaallâh de! “O da cevap veriyor: “Tahkik için inşaallâh diyeyim, ama buna bağlamıyorum, yani kesin olacağını biliyorum.
Ve öğrencisi diyor ki: Sonra şöyle dedi:
“Beni zorladıklarında dedim ki: Çok konuşmayın! Allah Levh-i Mahfuz’da onların bu toprakta mağlup olacaklarını yazdı!” Ve dediği gibi oluyor. İbnü’l-Kayyim bu tür ferasetlerin, hocasında yağmur kadar çok olduğunu anlatıyor.
قال ابن القيم: (ولقد شاهدت من فراسة شيخ الإسلام ابن تيمية رحمه الله أمورا عجيبة وما لم أشاهده منها أعظم وأعظم ووقائع فراسته تستدعي سِفراً ضخماً. أخبر أصحابه بدخول التتار الشام سنة (699) وأن جيوش المسلمين تكسر,وأن دمشق لا يكون بها قتل عام ولاسبي عام,وأن كلَب الجيش وحدته في الأموال :وهذا قبل أن يهم التتار بالحركة. ثم أخبر الناس والأمراء (سنة702) لما تحرك التتار وقصدوا الشام :أن الدائرة والهزيمة عليهم,وأن الظفر والنصر للمسلمين. وأقسم على ذلك أكثر من سبعين يمينا. فيقال له: قل إن شاء الله، فيقول (إن شاء الله تحقيقا لا تعليقا) وسمعته يقول ذلك ، قال: فلما أكثروا علي. قلت: لا تكثروا. كتب الله تعالى في اللوح المحفوظ: أنهم مهزومون في هذه الكرة. وأن النصر لجيوش الإسلام. قال: وأطعمت بعض الأمراء حلاوة النصر قبل خروجهم إلى لقاء العدو. وكانت فراسته الجزئية في خلال هاتين الواقعتين مثل المطر.) (مدارج السالكين ج2ص 489) [1]
Bu sözü bir sûfî dese, ne derlerdi? Elbette tekfir ederek kâfir müşrik
derlerdi.
Evet, Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler görüşlerinizin kaynağı olan İbn Teymiyye böyle diyor. Ne diyeceksiniz? Ne diyeceğinizi bilmiyoruz, ama biz İbn Teymiyye’nin bu sözünden dolayı onu tekfir etmeyiz. O sözünü tevil etmeye çalışırız.
Belki İbn Teymiyye’nin eline, bu yönde bir hadis geçmiş, o hadise göre bunu söylemiş olabilir. O olayı Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bildirdiği için İbn-i Teymiyye Levh-i Mahfuz’da yazılı demiş olabilir, diyerek bu sözünü tevil etmek gerekir.
Biz de Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin ümmetin birliği adına âlimlerden sadır olan zahirdeki o sözleri, böyle tevil yoluna gitmelerini beklerdik. [1]İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, Medâricü’s-Sâlikîn, II. s. 489.
C 4- Sofilerin algılayamadığı Şeyhu'l İslam ibn Teymiyye (rahimehullah)'ın gaybdan haber vermesi değil, kendisinin bir âlimin haricinde gerçek bir mucâhhid olması, vakıaları, toplulukları, orduların askeri güçlerini iyi analiz yapabilmesi sonucu ferasetli, basiretli davranıp konu hakkında öngörüde bulunmasıdır. Bu da zaten câizdir.

Ebu Said el-Hudrî (r.anh) diyor ki:
"Rasulullah (s.a.v.) : "
اتقوا فراسة المؤمن فإنه ينظر بنور الله
Mûminin firasetin (anlayış ve keskin zekasın)'den sakının. Çünkü o, Allanın nuruyla bakar" buyurdu ve sonra: -'Şubhesiz ki bunda, sezebilenler için nice ibretler vardır." âyetini okudu.
(Tirmizî, K. Tefsir el-Kur'an, Sure: 16, Hadis No: 3127; Suyûtî, el Câmiu’s Sağir, 1, 24; Kuzâî, Şihâbu'I-Ahbâr, Sf: 136, Hadis no: 430; Beyhakî, Kitabu'z-Zuhd, Sf: 231, Hadis no: 810; Aclunî, Keşfu'l-Hafa, C. 1, Sf: 41, Hadis no: 80
Tirmizî dedi ki: Bu gârib bir hadistir.)


Ebu Ubeyde ise, basiret sahibi olanlar diye açıklamıştır. Hepsinin anlamlan birbirine yakındır. et-Tirmizî el-Hakîm'de Sabit b. Enes b. Mâlik'in şöyle dediğini nakleder: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Şubhesiz, aziz ve celil olan Allah'ın, insanları tevessum ile (feraset ile) tanıyan kulları vardır."
(el-Tirmizî el-Hakim, Nevâdiru'l-Usûl, II, 222)

Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur:

لَقَدْ كَانَ فِيما قَبْلَكُمْ مِنَ اُمَمِ مُحَدَّثُونَ فإنْ يَكُ في اُمَّتِى اَحَدٌ فَاِنَّهُ عُمَر ُ
"Sizden önceki ummetlerde muhaddesler (yani ilhama mazhar olanlar, feraset sahibleri) vardı. (Bunlar peygamber olmadıkları halde hakkı dile getirirlerdi.) Eğer ummetimde bunlardan biri varsa o da Ömer'dir."
(Buhârî, "Fezâilu ashâbı'n-nebî", 6,"Enbiyâ 3", 54; Muslim, "Fezâ'ilus-sahâbe", 23)


İbn Teymiyye'yi kendileri gibi sapkınlıkları olduğu fehmiyle "bak bize sapık diyorsanız, sizin şeyhiniz de sapık, yahud, o sahih akide üzerine ise, biz de aynı sahih akide üzerineyiz" mantığıyla kendilerine delil almaya çalışan sofiye, İbn Teymiyye'den ayrıca şöyle bir kıssayla da cevab vermiş olalım;

"Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye rahimehullah, Rufâi tarikatının bir kolu olan “Betaihiye-i Ahmediyye”ye mensub sihirbazlarla yaptığı munazarasını şöyle anlatır:

“Betaihiye şeyhi sesini yükselterek şöyle dedi: - Bizim şöyle şöyle hallerimiz, kerametlerimiz vardır.

Ateşe girmek ve buna benzer harikulade haller gibi şeylere sadece kendilerinin sahib olduklarını ve bu sebeble kendilerine teslim olunmasını iddia etti.

Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye devamla der ki: “Bunun üzerine ben sesimi yükselttim ve hiddetlenerek şöyle dedim: - Ben yeryüzünün doğu ve batısında bulunan her Ahmediyye mensubuna sesleniyor ve diyorum ki; Ateş konusunda ne yapmışlarsa bende sizin yaptığınızı yapacağım. Ateş kimi yakarsa o mağlubdur, belki de ateş kimi yakarsa Allah’ın lâneti onun üzerine olsun demişimdir. Fakat vücutlarımızı sirke ve sıcak suyla yıkadıktan sonra ateşe gireceğiz."

Bunun üzerine yöneticiler ve halk niçin bunu istediğimi sorunca, bende onlara şöyle dedim: "- Çünkü onlar ateşe girmeden önce bazı hileler yaparlar ve ateş kendilerini yakmasın diye vücutlarına kurbağı yağı, turunç kabuğu ve talk (sabun taşı) gibi şeyleri sürerler."

İnsanlar bunu duyunca bir gürültü kopardılar.
Betaihiyye şeyhi gücünü göstermeye başladı ve şöyle dedi: - Ben ve Sen vücudumuzu kükürt ile sıvadıktan sonra bir elbiseyi kendimize dolayacağız.

Bunun üzerine ben: -O halde ayağa kalk, dedim ve sürekli ayağa kalkmasını ona tekrarlamaya başladım.

Elini uzattı ve gömleğini çıkarır gibi yaptı.

Ben ona: -Hayır! Sıcak su ve sirke ile yıkanmadan olmaz, dedim.

Bunun üzerine her zamanki alışkanlıkları gibi aldatmaya başladı ve: - Kim emîri seviyorsa ağaç veya bir bağ odun getirsin dedi.

Bunun üzerine ben: - Bu işi uzatmaya ve toplanan halkı dağıtmaya yöneliktir ve bununla arzulanan şey hasıl olmaz, aksine bir kandil yakılsın ellerimizi yıkadıktan sonra ben ve sen parmaklarımızı yanan kandile sokacağız. Allah’ın lâneti parmağı yananın üzerine olsun veya parmağı yanan mağlubdur, dedim.

Ben böyle deyince yüzü değişti ve zelil oldu. ” (Şeyhu'l İslam İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, C. 11, Sf: 446 - 465)





İlgili Konular:


Osman (r.anh), Gelen Kişinin Daha Önceden Ne Yaptığını Bilmesi Gaybdan Haber Vermek midir?


İslam'da Kerâmet

Ömer (r.anh)'in Kerâmetini Nasıl Anlamamız Gerekiyor?


Ehl-i Sunnet Âlimlerine Göre; Belkıs'ın Tahtı Nasıl geldi?

ŞEHİDLERİN DÜNYAYA TEKRAR DÖNÜP SAVAŞMALARI
ve
Bâzı Milli Ütopik Efsanelerimiz


Gavs - Kutub Efsanesi
 
Üst Alt