Kurani kerim'den belagat bahcesi

EBU HANİFE Çevrimdışı

EBU HANİFE

İslam-tr Mudâvimi
İslam-TR Üyesi
54. Üzerine de o kaynar sudan içeceksiniz.

55. Hem de susuzluk hastalığına yakalanmış develerin suya saldırışı gibi saldırarak içeceksiniz.

56. Onlara hesap gününde verilecek ziyâfet işte budur!

Vakıa suresi


والهِيمُ:

جَمْعُ أهْيَمَ، وهو البَعِيرُ الَّذِي أصابَهُ الهُيامُ بِضَمِّ الهاءِ، وهو
داءٌ يُصِيبُ الإبِلَ يُورِثُها حُمّى في الأمْعاءِ فَلا تَزالُ تَشْرَبُ ولا تُرْوى، أيْ شارِبُونَ مِنَ الحَمِيمِ شُرْبًا لا يَنْقَطِعُ فَهو
مُسْتَمِرَّةُ آلامَهُ.

el-Hîm, ‘ehyem’in çoğuludur. Ehyem ise başına ‘huyâm’ (hâ harfi ötreli) hastalığı gelmiş deve demektir. Huyâm, develere isabet eden bir hastalıktır; bağırsaklarda ateş (hummâ) meydana getirir. Bu yüzden deve durmadan su içer fakat bir türlü kanmaz. Yani (cehennem ehli de) kaynar sudan kesintisiz bir şekilde içerler; böylece onların acısı sürekli olur.
 
EBU HANİFE Çevrimdışı

EBU HANİFE

İslam-tr Mudâvimi
İslam-TR Üyesi
مِنْ لَطَائِفِ الْقُرْآنِ
قَالَ تَعَالَى فِي «الْأَنْعَامِ»:
﴿قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا﴾
قَالَهُ بِـ«ثُمَّ» الدَّالَّةِ عَلَى التَّرَاخِي، وَفِي غَيْرِ هَذِهِ السُّورَةِ قَالَ:
﴿سِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُرُوا﴾
بِالْفَاءِ الدَّالَّةِ عَلَى التَّعْقِيبِ، مَعَ اشْتِرَاكِهِمَا فِي الْأَمْرِ بِالسَّيْرِ؛
لِأَنَّ مَا فِي سُورَةِ «الْأَنْعَامِ» وَقَعَ بَعْدَ ذِكْرِ الْقُرُونِ، فِي قَوْلِهِ:
﴿كَمْ أَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ﴾
وَقَوْلِهِ:
﴿وَأَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُونًا آخَرِينَ﴾
فَتَعَدَّدَتِ الْقُرُونُ فِي أَزْمِنَةٍ مُتَطَاوِلَةٍ، فَخُصَّتِ الْآيَةُ هُنَا بِـ«ثُمَّ»؛
بِخِلَافِ مَا فِي غَيْرِهَا، إِذْ لَمْ يَتَقَدَّمْهُ شَيْءٌ مِنْ ذَلِكَ، فَخُصَّتْ بِالْفَاءِ.
(فَتْحُ الرَّحْمَنِ لِزَكَرِيَّا الْأَنْصَارِيِّ)


Kur’an’ın İnceliklerinden
Yüce Allah, En‘âm Suresi’nde şöyle buyurmuştur:
“De ki: Yeryüzünde dolaşın, sonra bakın (ibret alın).”
Burada “sonra” anlamına gelen “ثم” kelimesi kullanılmıştır ki bu, gecikmeli ve aralıklı bir sıralamaya delalet eder.
Hâlbuki bu sûrenin dışında başka yerlerde:
“Yeryüzünde dolaşın da bakın.”
şeklinde, “ف” (fe) harfiyle ifade edilmiştir. Bu harf ise hemen ardından gelmeyi (peş peşe oluşu) gösterir. Her iki ifade de yeryüzünde dolaşmayı emretmektedir; ancak kullanılan harf farklıdır.
Bunun sebebi şudur: En‘âm Suresi’nde bu emir, önceki nesillerin zikredilmesinden sonra gelmiştir. Nitekim Allah Teâlâ:
“Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik.”
ve
“Onlardan sonra başka nesiller var ettik.”
buyurmuştur.
Burada nesillerin uzun zaman dilimleri boyunca art arda gelip geçtiği anlatılmaktadır. Bu yüzden ayette “ثم” (sonra) kullanılmıştır; yani zaman bakımından aralıklı ve uzun süreçleri düşündüren bir sıralama kastedilmiştir.
Diğer yerlerde ise öncesinde böyle uzun zaman dilimlerine yayılan bir anlatım bulunmadığından, hemen peşinden gelen sonucu ifade eden “ف” (fe) harfi kullanılmıştır.
 
EBU HANİFE Çevrimdışı

EBU HANİFE

İslam-tr Mudâvimi
İslam-TR Üyesi
مِنْ بَلَاغَةِ الْقُرْآنِ
قَالَ اللَّهُ تَعَالَى:
﴿أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ الْخَالِقِينَ﴾
مَا الْحِكْمَةُ فِي اسْتِعْمَالِ الْفِعْلِ (تَذَرُونَ) دُونَ (تَدَعُونَ)، مَعَ أَنَّهُمَا بِمَعْنًى وَاحِدٍ؟
قَالَ الزَّرْكَشِيُّ فِي «الْبُرْهَانِ»:
وَأَجَابَ أَخِي عَنْ هَذَا بِمَا يُمْكِنُ أَنْ يُتَلَخَّصَ مِنْهُ:
أَنَّ «تَذَرَ» أَخَصُّ مِنْ «تَدَعَ»؛
وَذَلِكَ لِأَنَّ «يَدَعُ» بِمَعْنَى تَرْكِ الشَّيْءِ اعْتِنَاءً، وَيَدُلُّ عَلَيْهِ الِاشْتِقَاقُ، نَحْوُ: «الْإِيدَاعِ»؛
فَإِنَّهُ عِبَارَةٌ عَنْ تَرْكِ الْوَدِيعَةِ مَعَ الِاعْتِنَاءِ بِحَالِهَا، وَلِهَذَا يُخْتَارُ هَا مَنْ هُوَ مُؤْتَمَنٌ عَلَيْهَا.
وَمِنْ ذَلِكَ «الدَّعَةُ» بِمَعْنَى الرَّاحَةِ.
وَأَمَّا «تَذَرُ» فَمَعْنَاهَا التَّرْكُ مُطْلَقًا، أَوِ التَّرْكُ مَعَ الْإِعْرَاضِ وَالرَّفْضِ الْكُلِّيِّ.
وَلَا شَكَّ أَنَّ السِّيَاقَ إِنَّمَا يُنَاسِبُ هَذَا دُونَ الْأَوَّلِ؛
فَأُرِيدَ هُنَا تَشْنِيعُ حَالِهِمْ فِي الْإِعْرَاضِ عَنْ رَبِّهِمْ، وَأَنَّهُمْ بَلَغُوا
الْغَايَةَ فِي الْإِعْرَاضِ.

Kur’an’ın belâgatından bir örnek:
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Ba‘l’e mi tapıyorsunuz da yaratıcıların en güzelini terk ediyorsunuz?”
Burada “تذرون” (terk ediyorsunuz) fiilinin, “تدعون” yerine kullanılmasının hikmeti nedir? Halbuki ikisi de benzer anlamdadır.
Zerkeşî, el-Burhân adlı eserinde şöyle açıklar:
“Tezer” fiili, “tedea” fiilinden daha özeldir.
Çünkü “yeda‘a”, bir şeyi özen göstererek bırakmak anlamına gelir. Bu anlam, “îdâ‘” (emanet bırakmak) kelimesinden de anlaşılır. Emanet bırakmak, bir şeyi korunsun diye güvenilir birine bırakmaktır.
Ayrıca “da‘a” kökünden gelen “da‘a” kelimesi rahatlık anlamına da gelir.
Fakat “tezer” ise mutlak terk etmek, hatta yüz çevirerek ve tamamen reddederek bırakmak anlamına gelir.
Ayetin bağlamı da işte bu ikinci anlamı gerektirir. Çünkü burada onların Rablerinden yüz çevirmeleri kınanmakta ve yüz çevirmede en ileri noktaya ulaştıkları vurgulanmaktadır.
 
EBU HANİFE Çevrimdışı

EBU HANİFE

İslam-tr Mudâvimi
İslam-TR Üyesi
"Istâ'û" ve "Istetâ'û" Fiillerindeki İncelik
"Artık onu ne aşabildiler ne de delebildiler." (Kehf Suresi, 97. Ayet)
Kehf Suresi'nde, Kur'an Zülkarneyn'in inşa ettiği setten bahsederken "Istâ'û" (اسطاعوا) ve "Istetâ'û" (استطاعوا) kelimelerini kullanır:
"Onu aşmaya güçleri yetmedi" derken (فَمَا اسْطَاعُوا أَنْ يَظْهَرُوهُ):
Seddine tırmanmak/aşmak, daha hafif ve daha hızlı bir iştir.
"Onu delmeye de güçleri yetmedi" derken (وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا):
Delmek (gedik açmak); zaman, çaba ve daha büyük bir meşakkat gerektiren bir iştir.
Açıklama:
Birinci kelimede "te" (ت) harfi hazfedilmiştir (atılmıştır); çünkü seddi aşmak daha hafif ve hızlıdır. İkinci kelimede ise "te" harfi korunmuştur; çünkü delme işlemi daha fazla zaman, çaba ve zorluk gerektirir. Arapça kuralına göre: "Lafızdaki (kelime yapısındaki) artış, manadaki artışa delalet eder."
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt