Rububiyet Konusunda Sapıklığa Düşen Bazı Kavimlerin Görüşleri

:)sümeyye:)

Yeni Üye
Üye
Bizim sapık kavimlerin rububiyetle ilgili görüşlerini incelememiz Kur'an-ı Kerim'in onları hangi noktalardan ve niçin reddetme yoluna gittiğini ve buna karşılık Kur'an'ın insanları nasıl bir rububiyet anlayışına çağırdığını gözden geçirmemiz gerekir.Bu noktada meselenin tamamen açıklığa kavuşabilmesi için Kur'an'da söz konusu edilen sapık kavimlerin ayrı ayrı incelenip,görüşlerinin tartışılması daha uygun gözükmektedir.

Nuh (a.s)'un Kavmi:

Kur'an-ı Kerim'den açıkça anlaşılmaktadır ki bu kavmin mensupları Allah'ın varlığını inkar etmiyorlardı.Hz.Nuh (a.s)'un kendilerini hak dine davet etmesine karşılık olarak bu kavmin verdiği cevabı Kur'an-ı Kerim aynen şöyle aktarmaktadır:

"Bu kişi,sizin gibi insandan başka bir şey değildir.Size üstün gelmek (size hakim olmak) istiyor.Eğer Allah herhangi bir elçi göndermek isteseydi melekleri gönderirdi."(Müminun, 24)

Onlar Allah'ın yaratıcı olduğunu kabul ediyor ve hatta Rabbin birinci ve ikinci manasıyla Rab olduğunu yadsımıyorlardı.Nitekim Hz.Nuh (a.s) onlara:

"O rabbinizdir ve O'na döndürüleceksiniz." (Hud, 34)

"Rabbinizden bağışlanma dileyin,O bağışı oldukça bol olandır." (Nuh, 10)

"Allah'ın yedi göğü nasıl kat kat yarattığını,aralarında aya aydınlık verip güneşin ışık saçmasını sağladığını ve Allah'ın sizi yerden bitki bitirir gibi nasıl bitirdiğini görmez misiniz?" (Nuh, 15-17)
şeklinde hitap ettiğinde,onlardan hiçbiri Allah'ın rableri olmadığını veya gökleri,yeri ve kendilerini O'nun yaratmadığını ya da kainat nizamını O'nun yürütmediğini söylememiştir.

Onlar,Allah'ın ilahları olduğunu da inkar etmiyorlardı.Bu yüzdendir ki,Hz.Nuh (a.s) davetini onlara "Sizin Ondan başka ilahınız yoktur" ibaresiyle sunmuştur.Aksi taktirde,eğer onlar Allah'ın ilahlığını yadsır bir pozisyonda olsalardı,Hz.Nuh (a.s) davetini "Allah'ı ilah tutun" şeklinde sunardı.

O halde onlarla Hz.Nuh (a.s) arasındaki çekişmenin özü ne idi? Kur'an-ı Kerim ayetleri dikkatlice incelenirse,söz konusu çekişmenin temelini iki noktanın oluşturduğunu gözlemleriz:


1. Hz.Nuh (a.s)'un öğretisi şuna dayanmaktaydı;Sizlerin de benimsediğiniz gibi, (ey kavmim) alemlerin rabbi,tüm kainatın yaratıcısı ve tüm gereksinimlerinizin karşılayıcısı ve kefili olan Allah,aslında sizin tek ilahınızdır.Ondan başka hiçbir ilah yoktur.Sizin ihtiyaçlarınızı giderecek,sorunlarınızı çözecek,niyazlarınızı işitecek ve yardımınıza koşacak başka bir varlık yoktur.O halde O'na boyun eğiniz.

"Ey milletim,Allah'a ibadet edin,O'ndan başka ilahınız yoktur� Ben ancak alemlerin Rabbinin elçisiyim ve size rabbimin çağrılarını iletiyorum." (A'raf, 59-62)

(Hz.Nuh'un) aksine kavmi,alemlerin Rabbi'nin yalnızca bir tek Allah olduğunu kabul etmekle birlikte,başkalarının da ilahlık düzeninde az çok katkısı bulunduğu,gereksinimlerinin onlara da bağlı olduğu ve bu yüzden de Allah'la birlikte,başkalarını da ilah olarak benimsedikleri üzerinde ısrar ediyorlardı.

"Onların önderleri ve ileri gelenleri (ey kavmimiz),ilahlarınızı sakın bırakmayın, ved,suva,yegus,yeuk ve nesr'den sakın vazgeçmeyin dediler." (Nuh, 23)


2. Nuh kavmi, Allah'ı yalnızca yaratıcıları, yer ve göklerin maliki ve kainat düzeninin en yüce yürütücüsü anlamında rab olarak görüyordu. Ancak onlar ahlak,davranış,medeniyet, siyaset ve hayatın her muamelesinde yüce otoritenin O'nun hakkı olduğuna kail değildiler.O'nun tek başına önder,kanun koyucu,emretme ve nehyetme selahiyetine sahip olduğunu bir türlü kabullenemiyor,yalnızca O'na itaat edilmesi gerektiğini onaylamak istemiyorlardı.Onlar,bütün bu muamelelerde kavmin ileri gelenleri ve dini önderlerini rabler edinmişlerdi.Onların bu davranışı hilafına Hz.Nuh (a.s) onlardan rububiyeti parçalamamalarını,tam ve bütün anlamıyla yalnız Allah'ı rab olarak kabul etmelerini ve O'nun elçisi olması hasebiyle,kendilerine iletmekte olduğu kanun ve hükümlere tabi olmalarını istiyordu.


"Ben,Allah'ın sizlere gönderdiği güvenilir elçisiyim.Öyleyse Allah'tan korkun da bana itaat edin." (Şuara, 107-108)
 

:)sümeyye:)

Yeni Üye
Üye
İbrahim (a.s) Kavmi ve Nemrud:


Bu kavmin kralı Nemrud hakkında yanlış bir genel anlayış vardır.O'nun Allah'ı inkar ettiği ve bizzat kendisini ilah olarak gördüğü sanılmaktadır.Oysa,Nemrud Allah'ın varlığını kabul etmekte ve O'nun yaratıcı ve kainat nizamının yürütücüsü olduğuna inanmaktadır.Ancak,rab teriminin üçüncü,dördüncü ve beşinci anlamları itibariyle kendisinin de Rab olduğu davasını gütmekteydi� Yine aynı şekilde,Semud kavminin de Allah'ı hiç tanımadığı ve O'nu ilah ve Rab olarak kabul etmediği şeklinde genel bir yanlış anlayış vardır.Halbuki bu kavmin durumunu da Nuh (a.s), Ad ve Semud kavimlerinden farklı değildir.Onlar da Allah'ın varlığını kabul ediyor,O'nun rab olduğunu,yerin ve göklerin yaratıcısı ve kainat nizamının yürütücüsü olduğunu biliyorlardı.Allah'a ibadet etmeyi inkar da etmiyorlardı.Ancak,terimin birinci ve ikinci anlamıyla gök cisimlerini de rububiyete ortak görüyor,bu nedenle Allah'la birlikte onları da mabud kabul ediyorlardı.Öte yandan üçüncü,dördüncü ve beşinci manaları itibariyle de padişahlarını rabler edinmişlerdi.
Kur'an'ın bu konudaki izahları o denli açık olmasına karşın,insanların bu meseleyi anlamaktan uzak kalmalarına şaşırmamak elde değil.Her şeyden önce,Hz.İbrahim (a.s) henüz peygamber değilken,onun hakkı arama yolunda izlediği aşamaları gösteren ve aklını kullanarak onu hakka ulaştıran olayı ele alalım:

"Üzerine gece (karanlığı) çökünce bir yıldız gördü.İşte benim rabbim dedi.Yıldız batınca da 'Batanları sevmem' dedi.Ayı parlarken görünce 'İşte benim rabbim' dedi.Ancak o da batınca 'eğer rabbim bana doğru yolu göstermeseydi şüphesiz sapıklardan olurdum' dedi.Güneşi parlarken görünce 'işte benim rabbim,bu hepsinden büyük' dedi. Ancak,o da batınca, 'Ey kavmim! Ben,sizin (Allah'a) şirk koştuklarından uzağım' dedi. Doğrusu ben yüzümü gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve ben şirk koşanlardan değilim." (En'am, 76-79)

Yukarıdaki ayetlerden Hz.İbrahim (a.s)'in içinde gözlerini dünyaya açtığı toplumda gök cisimlerinin rabliği düşüncesinin yanında göklerin ve yerin yaratıcısı ve bu yaratıcının rab olduğu düşüncesinin,mevcut olduğu açıkça anlaşılmaktadır.Böyle bir düşüncenin var olmaması için bir sebep yoktur.Çünkü bu kavim Hz. Nuh(a.s.)'a iman etmiş olan müslümanların neslindendi ve bunların yakın akrabaları ve komşuları olan Ad ve Semud kavimlerine peyderpey gönderilen peygamberler vasıtasıyla İslam dini yenilenerek ihya ediyordu.

"Onlara önlerinden ve arkalarından peygamberler geldi"(Fussilet,14) ayet buna delalet etmektedir. O halde Hz.İbrahim(a.s.) Allah'ın göklerinde ve yerin yaratıcısı ve rabbi olduğu düşüncesini çerçevesinden almıştı.Tabii ki onun kafası kurcalayan şöyle bir soru vardı; Rububiyet Allah'la birlikte ay, güneş ve yıldızların ortak olması şeklinde kavmi içerisinde doğup yaygınlaşan düşünce ve buna dayanarak bu insanların ubudiyette de onların Allah'a ortak koşmaları ne ölçüde gerçeklere uyuyordu?
Nitekim, İbrahim (a.s.) nübüvvetinden önce, bu soruyu cevaplandırmanın peşine düşmüş ve gök cisimlerinin doğuş ve batışındaki eksiksiz düzen İbrahim (a.s.) için yerin ve göğün yaratıcısından başka rab olmadığı hakikatini yakalamada yoldaki işaretler vazifesini görmüştür.Bu nedenle Hz. İbrahim (a.s.) ayı batarken görünce "eğer rabbim,yani Allah,beni doğruya yöneltmeseydi benim de hakikate ulaşamamamdan ve etrafımdaki yüzbinlerce insan gibi dış görünüşlere aldanmamdan korkulurdu"demektedir.
Daha sonraları Hz. İbrahim (a.s.) nübüvvet makamıyla şereflenince Allah'a davete başladı. O'nun bu daveti sunarken kullandığı ibareler üzerinde durulursa bizim yukarıda açıklamaya çalıştığımız konu biraz daha aydınlanacaktır.İbrahim(a.s.)şöyle buyurmaktadır:

"Kendilerinin uluhiyet ve rububiyete ortak olduklarına dair Allah sizlere hiçbir senet (delil) göndermediği halde, siz onları Allah'a ortak koşmaktan korkmazken,ben neden sizin Allah'a ortak koştuklarınızdan korkayım?" (En'am,81)

"Sizden de, sizin Allah'tan başka çağırdıklarınızdan da uzak duruyor ve Rabbime sığınıyorum." (Meryem,48)

"O (İbrahim) 'Hayır, rabbimiz ancak, göklerin ve yerin rabbidir. Bütün bunları O yaratmıştır' dedi ... O halde Allah'ı bırakıp ta size hiçbir fayda ve zarar vermeyecek olan başkalarına mı tapıyorsunuz?" (Enbiya,56-66)

"Bir zaman İbrahim babası ve kavmine şöyle demişti: Siz kime tapıyorsunuz? Allah'ı bırakıp ta kendi uydurduğunuz ilahlara kulluğu mu istiyorsunuz? O halde alemlerin rabbi hakkında düşünceniz nedir?" (Saffat, 85-87)

"(İbrahim (a.s) ve O'na inananlar kavimlerini muhatap alarak) şöyle dediler: Biz sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız.Sizi(n dininizi) inkar ettik.Artık bizimle sizin aranızda bir tek Allah'a iman edinceye kadar ebedi düşmanlık ve öfke baş göstermiştir." (Mümtehine, 4)

Hz.İbrahim'in bütün bu sözlerinden açıkça anlaşılmaktadır ki,O'nun muhatapları Allah'tan kesinlikle habersiz,O'nun alemlerin rabbi ve mabudu olduğunu bilmeyen ya da inkar eden kimseler değillerdi.Bilakis Hz.İbrahim'in kavmi Allah'a rububiyet (birinci ve ikinci anlamda) ve uluhiyette başkalarını ortak koşmaktaydı.Bu yüzden Kur'an'ın hiçbir yerinde Hz.İbrahim (a.s)'in kavmini Allah'ın varlığına ve O'nun rab ve tek ilah olduğuna inandırmaya çalıştığını gösteren bir ayet yoktur.Bilakis konuyla ilgili her ayette sadece Allah'ın rab ve ilah olduğu olgusu işlenmektedir.

Konunun Nemrud'la ilgili boyutuna gelince;Onun Hz.İbrahim (a.s)'le yaptığı tartışma Kur'an-ı Kerim'de aynen şöyle nakledilmektedir:

"Allah kendisine hükümdarlık verdi diye İbrahim'le,Rabbi hakkında tartışanı gördün mü? İbrahim ona 'Ölüm de hayat ta Rabbimin elindedir' deyince,o da 'Ben de öldürür ve diriltirim' demişti.İbrahim 'doğrusu,Allah güneşi doğudan doğduruyor,sen de onu batıdan doğdursana' deyince de afallayıp kalmıştı." (Bakara, 258)

Kur'an'ın naklettiği bu konuşmadan,asıl tartışmanın Allah'ın var olması ya da yok olması hakkında değil de,İbrahim'in (a.s) kimi "rab" olarak gördüğü konusunda olduğu açıkça anlaşılmaktadır.Şöyle ki;ilk olarak,Nemrud Allah'ın varlığını kabul eden bir kavme mensuptu.İkinci olarak,Nemrud'un yerin ve göğün yaratıcısı,ayın ve güneşin yürütücüsü olmak gibi ahmakça bir iddiaya kalkışabilmesi için,katıksız bir deli olması gerekirdi.O halde o "Ben Allah'ım" veya "Ben göklerin ve yerin rabbiyim" gibi bir iddiaya kalkışmamıştı.Bilakis Nemrud, İbrahim (a.s)'in de bir fert sıfatıyla yaşadığı ülkenin rabbi olduğunu savunuyordu.Onun bu rablik iddiası,rububiyetin birinci ve ikinci anlamları itibariyle değildi.Çünkü bu bağlamda bizzat Nemrut ta ;ay,güneş ve yıldızların rububiyetine inanıyordu.Şu da varki,o kendisini ubudiyetin üçüncü,dördüncü ve beşinci manaları itibariyle,ülkesinin rabbi olarak görüyordu.
Yani,onun iddiası şuydu; "Ben bu ülkenin sahibiyim,ülkenin tüm sakinleri benim kulumdur.Benim merkezi otoritem onların toplum düzeninin temelini oluşturmaktadır.Benim buyruklarım vatandaşlarım için kanundur."

Ayette geçen "Allah kendisine hükümranlık verdi diye" ibaresiyle onun,bu rububiyet iddiasının temelini hükümranlık sanısına dayandırdığına işaret edildiği açıkça anlaşılmaktadır.Nemrud,kendi tebaasından İbrahim isimli bir gencin ne ayın,güneşin ve yıldızların olağanüstü rububiyetini ve ne de vaktin padişahının siyasi ve toplumsal rububiyetini kabul etmediğini duyunca şaşırır ve Hz.İbrahim (a.s)'i çağırarak "öyleyse kimi rab kabul ediyorsun?" diye sorar.İbrahim (a.s) buna cevap olarak ilk önce, "ölüm ve hayat benim Rabbimin gücü dahilindedir" demiştir.Ancak Nemrud bu sözdeki inceliği yakalayamadığından "Ölüm ve hayat benim de gücüm dahilindedir,istediğimi öldürür istediğimin canını bağışlarım" diyerek kendi rububiyetini kanıtlamak ister.Bunun üzerine Hz.İbrahim (a.s) "Ben yalnızca Allah'ı rab olarak kabul ediyorum,rububiyetin bütün anlamları itibarı ile,bana göre rab,sırf Allah'tır.Güneşin doğuş ve batışı üzerinde zerre kadar bile etkisi olamadığı halde bu kainat nizamında başkasının rububiyetine nasıl yer verilebilir?" diye cevap verince,zeki bir kişi olan Nemrud,bu delili işitince hakikati kavramıştı.Gerçekten de Allah'ın bu saltanatında onun rablik iddiası batıl bir kuruntudan başka bir şey değildi.Bu yüzden sesi soluğu kesilip öylece kalakalır.Ancak,bencilliği,şahsi ve ailevi menfaatlere kölelik derecesinde bağımlılığı,hakkın gün gibi ortaya çıkmasına karşılık Nemrud'un keyfince yürüttüğü hükümranlık makamından inip Allah ve O'nun rasulüne itaata yanaşmasına engel oldu.Bu nedenle Nemrud'la İbrahim (a.s) arasındaki tartışmadan sonra Allah Teala; "Hayır,Allah zalimleri hidayete erdirmez" buyurmaktadır.Yani Nemrut,hakkın ortaya çıkmasından sonra,tutması gereken yolu tutmayıp,despotça idaresini sürdürmüş,hem başkalarına ve hem de kendisine zulmetmeyi tercih etmiş,Allah da onu hidayet aydınlığından mahrum bırakmıştır.Çünkü,bizzat istemeyene hidayetini zorla dayatması Allah'ın sünnetinden değildir.
 

Benzer konular

Üst Alt