Merhabalar, foruma üye olmamın sebebi sorularımı yanıtlayacak birini aramam. Müslüman bir ailede Müslüman olarak doğdum. Ailemden gördüğüm dini, lise yıllarıma kadar pek sorgulamadım. Ara sıra “Acaba cennet ve cehennem gerçekten var mı?” veya “Gerçekten Allah var mı?” diye düşünürdüm ama cevap bulamazdım. Sonra tövbe deyip normal hayatıma devam ederdim.
Şu an 20 yaşındayım ve belki size çok saçma gelebilir ama son zamanlarda kafamı kurcalayan bir soru var: Simülasyonda olup olmadığımızı nereden bilebiliriz? Örnek veriyorum. yeni teknoloji ile ölmüş bir sineğin nöronlarını kopyalayıp dijital bir ortama aktarmışlar. Sineğin davranışlarını dijital ortamda simüle edebiliyor ve internet üzerinden bu dijital modeli kontrol edebiliyorlar. Bu beni bilinç ve gerçeklik hakkında düşünmeye itti.
Belki de teorik olarak bizi de bir varlık, insanlığı böcek gibi görüp bu teklonojiyi kullanmıştır. Milyarlarca insanın bilincini dijital bir evrene aktarıp farklı dünyalara veya boyutlara yerleştirmiş olabilir. Hatta belki de çoklu evren ve alternatif “ben” düşüncesinin bize bu kadar mantıklı gelmesinin sebebi budur. Belki de gördüğümüz bazı rüyalar, başka bir dijital dünyadaki alternatif benliğimizin yaşadığı şeylerdir.
Tabii ki bunun gerçek olduğunu kanıtlayamam ama kanıtlayamamam bunun gerçek olmadığı anlamına da gelmiyor. Bunlar sadece aklıma gelen ihtimaller. Fakat aynı şekilde din konusunda da kesin bir kanıtım olmadığını düşünüyorum.
Bunu zamanında din hocama da söylemiştim. Hocam bana dünyanın ne kadar özenli ve düzenli yaratıldığını ve bunun bir yaratıcının varlığına işaret ettiğini söylemişti. Lise zamanında bu cevap bana biraz mantıklı gelmişti. Fakat şimdi düşündüğümde, bunun sorduğum soruyu tam olarak cevaplamadığını hissettim.
Bir yandan bir yaratıcının olması gerektiğini düşünüyorum. Diğer yandan ise bu tür ihtimaller ve sorular kafamı karıştırıyor. Simülasyonda olup olmadığımızı, evrenin neden var olduğunu veya bir yaratıcının gerçekten var olup olmadığını kesin olarak bilemiyorum.
Bu yüzden kendimi şu anda ne tamamen inançsız ne de tamamen inançlı olarak görüyorum. Daha çok, gerçekten doğru cevabı bulmaya çalışan ve bu konuda arada kalmış biriyim.
Ek olarak aklımda başka bir soru daha var. Bunun insanlığın aklını aşan bir soru olduğunu ve kesin bir cevabının belki de mümkün olmadığını biliyorum.
“Allah ezelidir ve başlangıcı yoktur” deniliyor. Ezelî bir varlığın nasıl mümkün olduğunu insan aklı tam olarak idrak edemiyor ama buna inanıyoruz. Benim aklımdaki soru ise şu. Evrendeki bir cisim veya varlık da ezelî olabilir mi?İnsan aklı ezelî bir varlığın nasıl mümkün olduğunu kavramakta zorlanıyorsa, neden bunun sadece yaratıcı için mümkün olduğunu düşünüyoruz? Belki evrenin kendisi veya evrendeki başka bir şey de ezelî olabilir ve biz bunu insan aklımızla kavrayamıyor olabiliriz. Bunu inançlı bir insana söylediğimde ise genellikle saçma bir düşünce olarak görülüyor. Ben ise bunun neden mantıken imkânsız olduğunu anlamaya çalışıyorum.Yine de bir yaratıcının olduğunu düşünüyorum ya da düşünmek istiyorum. hristiyan veya yahudi olduğun için sonsuza kadar cehennemde cezalandıran tanrıyı değilde, iyilik ve kötülüğe göre cennet ve cehennemin olduğuna inanıyorum ama böyle birşeyinde %100 olup olmadığını bilemiyorum belki de yaratıcı evreni yarattı ve hiç umursamadı. not: bu yazımın benzerini birkaç forumda da paylaştım ancak yine cevabımı alamadım bazıları delirdiğimi söylüyor ama harbidende cevabını alamadığım için deliriyorum
Öncelikle şunu söyleyeyim: Bunlar “delirmiş bir insanın soruları” değil. Tam tersine, doğduğun çevreden aldığın dini ilk defa ciddi biçimde sorgulayıp “Ben buna neden inanıyorum?” diye sorman felsefi ve dinî açıdan meşru bir arayıştır. Fakat birkaç farklı meseleyi aynı anda düşündüğün için hepsi birbirine karışmış durumda. Bunları ayırarak ilerlemek daha sağlıklı olur.
1. Simülasyonda olabilir miyiz? Teorik olarak “simülasyonda olduğumuz” düşünülebilir; fakat bir şeyin düşünülebilir veya mantıksal olarak mümkün olması, onun gerçek olduğunu göstermez. “Bizi çok gelişmiş bir varlık simüle etmiş olabilir” dediğimizde de asıl soru ortadan kalkmaz: O varlık nereden geldi? Onun gerçekliği neden var? Onun kullandığı teknoloji ve yasalar nereden geldi? Dolayısıyla simülasyon hipotezi Allah'a alternatif nihai bir açıklama değildir; yalnızca “gördüğümüz gerçekliğin arkasında daha temel bir gerçeklik olabilir” der. Hatta simülasyon fikri doğru olsa bile “simülasyonu yapan nihai varlık neden var?” sorusu yine sorulur. İslam'ın söylediği ise evrendeki herhangi bir şeyin değil,
Allah (SWT)'ın ezelî ve yaratılmamış olduğudur. Kur'an'da Allah (SWT) için “O Evvel'dir ve Âhir'dir” (Hadîd 57:3) buyurulur.
2. “Allah (SWT) ezelîyse evren neden ezelî olamasın?” Bence sorundaki en güçlü felsefi noktalardan biri bu ve bunu “saçma” diye geçiştirmek doğru olmaz. Fakat burada “ezelî olması mümkün olabilir” ile “evren gerçekten ezelîdir” ifadelerini ayırmak gerekir. Allah (SWT)'ın ezelî olduğunu söylediğimizde, O'nun yaratılmış olmadığını ve varlığının başka bir şeye bağlı olmadığını söylüyoruz. Evren ise değişen, parçalardan oluşan ve içindeki şeyleri birbirine bağlı olan bir gerçekliktir. Klasik İslam düşüncesinde bu nedenle evren “mümkün/yaratılmış varlık” olarak değerlendirilir. “Peki evren ezelî olamaz mı?” sorusu felsefi bir sorudur ve tarih boyunca evrenin ezelî olduğunu savunan filozoflar olmuştur. Dolayısıyla sana “Bunu düşünmek bile saçma” denmesi doğru değildir. Ancak evrenin ezelî olabileceğini düşünmek, onun gerçekten ezelî olduğunu kanıtlamaz. Burada asıl soru “Ezelî olan ne olabilir?”den ziyade “Varlığı başka hiçbir şeye bağlı olmayan nihai gerçeklik nedir?” sorusudur. İslam'ın cevabı Allah (SWT)'tır.
3. “Ama insan aklı ezelîliği kavrayamıyor.” Burada da önemli bir ayrım var: Bir şeyin nasıl olduğunu zihnimizde tamamen canlandıramamamız, onun varlığının çelişkili olduğunu göstermez. Sonsuzluğu da zihnimizde fiziksel bir nesne gibi deneyimleyemeyiz ama “sonsuz” kavramını kullanabiliriz. Allah (SWT)'ın zatının nasıl olduğunu tamamen kuşatamayız. Kur'an'da “Onlar O'nu ilmen kuşatamazlar” (Tâhâ 20:110) buyurulur. Fakat İslam'ın yöntemi “anlamıyorum, o yüzden inanıyorum” değildir. Önce Allah (SWT)'ın varlığına dair deliller değerlendirilir; ardından O'nun ezelî olduğu vahiyden öğrenilir ve O'nun mahiyetinin insan zihni tarafından tamamen kuşatılamayacağı kabul edilir.
4. Hristiyan veya Yahudi olarak doğan insanın durumu nedir? Burada İslam'ın çok önemli bir ayrımı var. Kendisine peygamberin mesajı hiç ulaşmamış kişiyle, İslam'ın mesajını açıkça ve doğru biçimde öğrenmiş, delilleri anlamış ve buna rağmen bile bile reddeden kişi aynı durumda değildir. Kur'an'da “Biz bir elçi göndermedikçe azap etmeyiz” (İsrâ 17:15) buyurulur. Yine Allah (SWT), peygamberlerin insanlara karşı mazeret kalmaması için gönderildiğini bildirir (Nisâ 4:165). Dolayısıyla “Bir Hristiyan ailede doğdu, hayatı boyunca İslam hakkında yalnızca yanlış bilgiler duydu ve Müslüman olmadı; demek ki kesin olarak sonsuza kadar cehennemdedir” şeklinde basit bir hüküm vermek doğru değildir. Allah (SWT) o kişinin ne bildiğini, neyi bilmediğini, kendisine neyin ulaştığını, ne kadarını anlayabildiğini ve niyetini bizden çok daha iyi bilir.
5. “İslam kendisine ulaşan ama mantıksız bulup reddeden kişi?” Burada “İslam ulaştı” ifadesini biraz açmak gerekiyor. Bir insanın İslam'ın adını duyması, İslam'ın kendisine bütün hüccetiyle ulaştığı anlamına gelmez. Örneğin bir insan İslam'ı yalnızca “Müslümanlar teröristtir, kadın düşmanıdır, Kur'an sonradan yazılmıştır” şeklinde çarpıtılmış bir anlatımdan öğrenmiş olabilir. Sonra da bunu reddedebilir. O kişinin gerçekten İslam'ı mı, yoksa kendisine anlatılan yanlış resmi mi reddettiğini Allah (SWT) bilir. Bu yüzden belirli bir insan hakkında “kesin cehennemlik” demek bizim yetkimiz değildir. Genel olarak ise İslam'ın hak din olduğunu reddetmek ile hakikatin kendisine hiç ulaşmamış olması aynı şey değildir.
6. “Ahlaken çok iyi bir insan sadece inancı farklı diye sonsuza kadar cehennemde mi?” Burada iki şeyi ayırmak gerekiyor. İslam'a göre Allah (SWT)'a iman ve tevhid insanın temel sorumluluklarından biridir; dolayısıyla yalnızca “iyi insan olmak” kurtuluşun otomatik garantisi değildir. Fakat aynı zamanda belirli bir insanın ahiretteki nihai hükmünü bizim vermemiz de doğru değildir. Senin örneğindeki “Avrupa'da yaşayan, Müslüman olmayan fakat zulme karşı çıkan, insanlara yardım eden iyi insan” için Allah (SWT)'ın onun durumunu bizden daha iyi bildiğini söyleyebiliriz. Onun hakkında “kesinlikle cennet” veya “kesinlikle sonsuz cehennem” şeklinde bireysel hüküm vermeyiz. Allah (SWT) kimseye zulmetmez.
7. “Bütün dinleri araştırmak zorunda mıyım?” Hayır. İnsan dünyadaki bütün dinlerin, mezheplerin ve küçük inanç sistemlerinin tamamını okuyup bitirmek zorunda değildir. Hakikati araştırırken temel iddiaları karşılaştırabilir: Tanrı anlayışı nedir? Tanrı bir midir? Vahiy mümkün müdür? Peygamberlik nedir? Kutsal metin nasıl aktarılmıştır? Peygamberlik iddiasının delilleri nelerdir? İnanç sistemi kendi içinde tutarlı mıdır? Böylece “dünyadaki binlerce dini aynı anda araştırmalıyım” gibi imkânsız bir yükün altına girmezsin.
8. “Sadece Kur'an'ı okuyup İslam'ın doğru olduğunu nasıl bilebiliriz?” Selefî anlayış “sadece Kur'an” anlayışı değildir. Kur'an ve sahih sünnet birlikte değerlendirilir. Fakat İslam'ın doğruluğunu araştırırken bütün meseleyi aynı anda ele almak yerine bir zincir şeklinde ilerlemek daha mantıklıdır: Allah (SWT) var mı? Allah (SWT) insanlara vahiy gönderebilir mi? Peygamberlik mümkün mü? Muhammed ﷺ gerçekten peygamber miydi? Kur'an gerçekten Allah (SWT)'ın kelamı mı? Eğer bu soruların sonucunda peygamberliğin doğruluğu ortaya konulabiliyorsa, daha sonra sünnetin ve diğer delillerin değerlendirilmesine geçilir.
9. Mucizeyi gören insanla bugün yaşayan insan aynı durumda mı? Hayır. Bu senin çok önemli bir noktan. Mekke'de Peygamber ﷺ'in mucizesine bizzat şahit olduğu bildirilen bir insan ile 1.400 yıl sonra bu olayı kitaplardan öğrenen insanın bilgi durumu aynı değildir. Kur'an zaten insanların kendilerine gönderilen peygamberler ve hüccet üzerinden sorumlu tutulduğunu bildirir. Bu nedenle “Mucizeyi gözleriyle gördüğü halde reddeden kişi ile 1.400 yıl sonra rivayeti okuyup ikna olmayan kişi tamamen aynı şeydir” demek doğru değildir.
10. Ay'ın yarılması meselesi: Klasik Sünnî ve Selefî anlayışta Ay'ın yarılması gerçek bir mucize olarak kabul edilir. Kur'an'da Kamer 54:1'de “Saat yaklaştı ve Ay yarıldı” buyurulur. İbn Kesîr de bu ayetin tefsirinde sahabilerden gelen rivayetleri aktararak olayı gerçek bir mucize olarak açıklar. Fakat burada senin sorduğun tarihsel soru gerçekten ciddidir: “Eğer Ay fiziksel olarak ikiye ayrıldıysa neden Çin, Hindistan veya başka toplumların bağımsız kayıtlarında bunu görmüyoruz?” Buna dürüstçe cevap vermek gerekirse,
Ay'ın yarılması için İslami kaynaklar dışında herkesçe kabul edilen bağımsız bir tarihsel kayıt elimizde yoktur. İnternette dolaşan “Hindistan kralı Ay'ın yarılmasını gördü ve Müslüman oldu” hikâyesini de kesin tarihsel delil gibi kullanmak doğru değildir. Aynı şekilde NASA'nın Ay'daki çatlakları “Ay'ın yarılmasının bilimsel kanıtı” olarak kabul ettiği iddiası da doğru değildir. Dolayısıyla burada Müslüman olarak söylememiz gereken şey “Bilim bunu kesin olarak doğruladı” değildir. Daha dürüst ifade şudur:
İslam'ın kendi kaynaklarında Ay'ın yarılması güçlü biçimde aktarılmıştır; bunun dışında bağımsız tarihsel kanıtın sınırlı olması ise ayrıca değerlendirilebilecek bir tarihsel sorudur. “Bağımsız kayıt yok, o halde kesinlikle gerçekleşmedi” sonucu da zorunlu değildir; çünkü o dönemde dünyanın her yerinin aynı anda Ay'ı görmesi, gökyüzünün açık olması ve olayın gözlemlenip kayıt altına alınması gerekecekti. Ancak “neden bağımsız kayıt yok?” sorusunun tamamen anlamsız olduğunu da söylememeliyiz.
11. Ay'ın yarılması neden bütün dünyaya gösterilmedi? Çünkü mucizenin amacı bütün insanlığın aynı anda gözünün önünde gerçekleşen bir astronomi deneyi yapmak değildi. Peygamberlerin mucizeleri onların peygamberliklerini destekleyen Allah (SWT)'ın ayetleriydi. Musa عليه السلام'ın asası bütün dünyanın önünde yılana dönüşmedi; İsa عليه السلام'ın mucizeleri bütün dünyanın önünde gerçekleşmedi. Aynı şekilde Ay'ın yarılması da belirli bir topluluğun şahit olduğu bir mucize olabilir. Fakat senin söylediğin şu noktaya katılıyorum:
Bugün yaşayan insan için bunun epistemolojik durumu, olayı bizzat gören insanın durumuyla aynı değildir. Bu nedenle senin imanının bütün yükünü “Ay'ın yarılması” gibi tarihsel bir olaya bağlaman doğru olmaz.
12. Asıl mesele Ay'ın yarılması değil, Hz. Muhammed ﷺ'in peygamberliği ve Kur'an'dır. Senin bugün araştırman gereken asıl soru “Ben Ay'ın gerçekten yarıldığını nasıl bileceğim?” değil, daha temel olarak “Muhammed ﷺ gerçekten Allah'ın elçisi miydi ve Kur'an gerçekten Allah (SWT)'ın vahyi miydi?” sorusudur. Çünkü bunu araştırdığında Ay'ın yarılması da diğer mucizeler de yerine oturur.
13. “Doğduğum dinin doğru olduğuna neden inanayım?” Aslında doğduğun aile İslam'ın doğruluğuna delil değildir. Bir Hristiyan'ın Hristiyan ailede doğması Hristiyanlığın delili olmadığı gibi, senin Müslüman ailede doğman da İslam'ın delili değildir. Ancak bunun sonucu “İslam da diğer dinler kadar rastgele bir tercihtir” değildir. Doğduğun dinin doğru olup olmadığını
delilleriyle araştırman gerekir. Şu anda yaptığın şeyin değerli tarafı da bu.
14. Şüphe etmek küfür veya şirk midir? Aklına “Allah (SWT) gerçekten var mı?” sorusunun gelmesi tek başına şirk değildir. Şirk, Allah (SWT)'a ortak koşmakla ilgilidir. Bir sorunun cevabını samimiyetle araştırmak ile bilinçli olarak Allah (SWT)'a ortak koşmak aynı şey değildir. Hatta insanın içine gelen her düşünceden dolayı günahkâr olması da söz konusu değildir. Burada önemli olan düşüncenin peşinden ne yaptığın ve sonunda hangi sonuca ulaştığındır.
15. Bence senin şu anda yapmaman gereken şey: “Ya İslam doğru değilse? Ya simülasyondaysak? Ya evren ezelîyse? Ya iyi Hristiyan cehenneme gidecekse? Ya Ay gerçekten yarılmadıysa?” sorularının hepsini tek bir dev problem haline getirip aynı anda çözmeye çalışmak. Böyle yaptığında zihnin doğal olarak yorulur. Bunların yerine soruları sıraya koy:
Birinci soru: Allah (SWT) var mı? İkinci soru: Allah (SWT) nasıl bir varlık olmalı? Üçüncü soru: Vahiy mümkün mü? Dördüncü soru: Peygamberlik mümkün mü? Beşinci soru: Muhammed ﷺ gerçekten peygamber miydi? Altıncı soru: Kur'an gerçekten Allah (SWT)'ın kelamı mı? Yedinci soru: İslam'ın ahiret, cennet, cehennem ve diğer dinlere mensup insanların sorumluluğu hakkındaki öğretisi nedir?
Böyle ilerlediğinde mesele çok daha yönetilebilir hale gelir.
Son olarak sana samimi bir şey söyleyeyim: “Ben gerçekten hakikati bulmak istiyorum ama şu anda emin değilim” demen, “Allah (SWT) kesinlikle yoktur” demenden çok farklıdır. Kendine hemen “Ben artık Müslüman değilim” veya “Ben kesinlikle iman ediyorum” gibi bir etiket koymak zorunda değilsin. Hakikati araştır. Kur'an'ı meallerden değil, mümkünse güvenilir bir tefsirle birlikte oku. Peygamber ﷺ'in hayatını güvenilir siyer kaynaklarından incele. Allah (SWT)'ın varlığına dair kozmolojik ve felsefî delilleri hem Müslümanlardan hem de bunlara itiraz eden filozoflardan oku. Sonra karşılaştır. Bir Müslüman olarak da şu duayı samimiyetle edebilirsin:
“Allah'ım, ben hakikati bulmak istiyorum. Eğer Sen varsın ve İslam hak ise beni hakikate ulaştır; yanlış düşünüyorsam beni yanlıştan çıkar.” Allah (SWT) adildir ve kimseye zulmetmez. Senin görevin ise şu anda bütün evrenin sırrını tek gecede çözmek değil;
hakikati samimiyetle aramak ve bulduğunda ona teslim olmaktır.