Ebu Zerkanın Vela Ve Bera Konuşmasına Reddiye Abdulhakim Mervan Islam-tr.net Sunar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

IsLaM4eVeR

لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah
Admin

AhluSunnah

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Bu sitede bizler Ebu Zerka ahlaksız dediğimizde "Vay karşısına çıkın" gibi laflar ediyordunuz, .... ne zaman karşısına çıktıda onun sesini paylaşıyorsunuz? .... de bu ses kaydında Ebu Zerka'nın bizimde dediğimiz gibi kibirli, ahlaksız birisi olduğunu söylüyor? Ayrıca ....'in itikadı sizin itikadınıza bire bir zıt. Cehalet ve halkların hükmü konusunda sizin harici ve tekfirci dediğiniz kimselerin akidesine sahip. Yoksa eski itikadından rücû mu ettide gizlicede yanındakilere duyurmadan?
 

IsLaM4eVeR

لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah
Admin
Bu sitede bizler Ebu Zerka ahlaksız dediğimizde "Vay karşısına çıkın" gibi laflar ediyordunuz, .... ne zaman karşısına çıktıda onun sesini paylaşıyorsunuz? ....'de bu ses kaydında Ebu Zerka'nın bizimde dediğimiz gibi kibirli, ahlaksız birisi olduğunu söylüyor? Ayrıca ....'in itikadı sizin itikadınıza bire bir zıt. Cehalet ve halkların hükmü konusunda sizin harici ve tekfirci dediğiniz kimselerin akidesine sahip. Yoksa eski itikadından rücû mu ettide gizlicede yanındakilere duyurmadan?
Kardesim son uyarim konuyu saptirma. Dogru olan her calisma bizimdir.

Ebu zerka ile ilgili bu sitenin tutumu bellidir. Konunun amacindan sapmamasi icin simdilik susuyorum.

Konu Ebu zerkanin sohbetine reddiyedir. Bu baglamdan cikmazsaniz sevinirim.
 

ehlisünnet76

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Meselenin adil sonuclanmasi icin, mulaka karsilikli ayni Mzrat Gezenler - Ebu Zerka münazarasi gibi bir telefon görüsmesi olmasi lazim.

Abdulhakim Mervanin Hatib bin ebu beltea kissasini anlatma seklini ilk defa böyle olarak duyuyorum ve bunu ehli sünnetin bu konuda böyle düsündügünü ihtimal vermiyorum.
Bakiniz tartusi bu meseleyi nasil ele almis:

Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem), Fetih senesinde,
Hatıb’ın mektubunu Kureys müsriklerine tasıyan kadının öldürülmesini
emretmesi de bu konu ile ilgilidir. Sa’d bin Ebi
Vakkas’dan söyle rivayet edilir: “Mekke’nin fethi gününde,
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), dört erkek ve iki kadın dısında
herkese eman verdi.”114 Kureys kâfirlerine Hatib’in mektubunu
tasıyan Sara adlı bu kadın, o ikisinden biriydi.
İmam Sahnun söyle der: “Eğer bir Müslüman, harp ehline
(Müslümanların sırları hakkında) mektup yazarsa, öldürülür ve
ona istitabe (tevbe etmeye çağırma) uygulanmaz. Bu kimsenin
malı da varislerine kalır.”
Müstahrec’de, İbn-i Kasım casus hakkında söyle der: “Öldürülür,
onun tevbesi kabul edilmez. O, zındık gibidir.”115
İbn-i Teymiyye söyle der: “Malik ve Ahmed’in ashabından
bazıları, casusun öldürülmesi gerektiği görüsündedirler.”116
Eğer, “Hatıb bin Ebi Belta, Kureys kâfirlerine, Nebi
(sallallahu aleyhi ve sellem) ve onunla beraber olan ordunun
Mekke’yi fetih için yaptığı hazırlığı bildirmek istedi. Ancak
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu tekfir etmedi ve öldürülmesini
de emretmedi.
Buraya kadar aktarılanlar ile Hatıb’ın durumunu nasıl
bağdastıracağız?” denirse, söyle cevap verilir:
Hatib bin Ebi Belta’nın yaptığı fiil bir küfür fiiliydi. Ancak
Hatıb, kendisine küfür hükmünün verilmesine mani olacak bir
takım engellere ve yönlere sahip olduğu için tekfir edilmedi.
Ömer ibnu’l-Hattab’ın, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve
113 Müttefekun Aleyhi
114 Sahihu Sünen-i Nesei, 3791.
115 Muhammed bin Ferac’ın “Akziyetu’r-Resul” isimli kitabından.
116 Mecmuu’l-Fetava, 28/109.
Müsriklerle Dostluk Kurmak
106
sellem) önünde söylemis olduğu su söz, Hatıb’ın yaptığının küfür
olduğunu göstermektedir: “Ey Allah’ın Resulü, o Allah’a, Resulüne
ve mü’minlere ihanet etmistir. Bırak da bu münafığın boynunu
vurayım.” Baska bir rivayette de söyle geçer: “O küfre düstü,
nifak isledi, ahdini bozdu ve size karsı düsmanlarınıza yardım
etti!”
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Ömer’i dinlemis ve
Hatib’in yaptığını müsriklere dostluk, küfür ve nifak olarak nitelendirmesine
karsı çıkmamıstır. Ancak Resulullah (sallallahu aleyhi
ve sellem), Hatib’a nifak ve küfür hükmünün verilmesini
kabul etmedi. Zira Hatıb, asağıdaki yönler nedeniyle nifağa düsmedi
ve tekfir edilmedi.
Birincisi: O, bu isi, te’vili sonucu yaptı. Yaptığı bu fiilin,
küfür ya da kisiyi İslam’dan çıkaran bir amel derecesine ulasacağını
bilmiyordu -veya zannetmiyordu-. Bununla Resulullah’ı
aldatmayı ya da ona ihanet etmeyi de kasdetmemisti. Bu nedenle,
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona Kureys kâfirlerine
yazmıs olduğu mektubun nedenini sorduğunda söyle cevap verdi:
“Hakkımda hüküm vermede acele etme ey Allah’ın
Resulü. Ben Kureysli olan fakat onların nesebinden olmayan
birisiyim. Senin çevrendeki muhacirlerin ise, Mekke’de
bulunan yakınlarını ve mallarını koruyan akrabaları
bulunmaktadır. Bende onların arasında nesebim olmadığı
için akrabalarımı korusunlar diye kendilerine bir iyilikte
bulunmak istedim. Bunu ne kâfir olduğum, ne dinimden
döndüğüm ve ne de İslam’dan sonra küfre razı olduğum
için yapmıs değilim.”
Onun bu cevabına karsılık Resulullah (sallallahu aleyhi ve
sellem) söyle buyurdu: “O size doğruyu söylüyor. O, Bedir’de
bulunmustur. Nereden biliyorsunuz; belki de Allahu Tealâ
Bedir ehline baktı ve onlara; “Ne yaparsanız yapın sizi affettim”
dedi.”
İbn-i Hacer (rahimehullah) söyle der: “Hatıb’ın mazereti,
sözünde geçtiği gibidir. O, bunun zarara neden olmayacağını
İslam Dininden Çıkaran Ameller
107
te’vil ederek yaptı.”117 Bilindiği gibi te’vil, kisi hakkında küfür
hükmünün verilmesinin engellerinden biridir. Buna dikkat
edilmesi gerekir.
İkincisi: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), -vahiy yoluyla-
Hatıb’ın kastının ve batınının bozuk olmadığını öğrenmisti.
Bu nedenle onun hakkında: “O size doğruyu söylüyor”
dedi. Ancak kisinin kastının ve batınının vahiy yoluyla bilinebilmesi,
Resulullah’tan baska kimse için geçerli değildir. Bu nedenle
Ömer, Hatıb’a zahirine göre muamele etti.
Eğer, “Dünya hükümleri zahire göredir. Nasıl oldu da
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Hatıb’ın niyetine ve batınına
göre muamelede bulundu?” denirse, söyle cevap verebiliriz:
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), had ve tazir cazaları konusunda,
bilse dahi kisinin batınına göre değil ancak zahirine göre
muamelede bulunurdu. Münafıkların batıni durumlarını bilmesine
rağmen, onlara zahiri durumlarına göre muamelede bulunması
bu kabildendir.
İbn-i Teymiye (rahimehullah) söyle der: “Nebi (sallallahu
aleyhi ve sellem) onların münafık olduklarını bildiği halde,
had cezasını gerektiren seyler delil ile sabit oluncaya ya da
kisinin kendisi ikrar edinceye kadar, ne tek kisinin haberi
ile ne mücerred olarak vahiy ile ne de deliller ve sahitler
ile onlara hadleri uygulamıyordu.”118
Ancak Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), özellikle ilklerden
olan, musibetlere maruz kalmıs ve cihada katılmıs olan
ashabının, bir takım hataları konusunda, onların batınlarının
bozuk olmadığına dair vahiy ile kendisine bildirilenlere itibar
ediyordu. Bunun delili, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem),
Hatıb’a olan tutumudur.
Su olay da bunun örneklerindendir: “Ensar’dan bir adam,
hurma ağaçlarını suladıkları Harre’nin su arkı yüzünden Zübeyr
ile ihtilafa düsüp Resulullah’ın yanına gittiler. Resulullah (ihti-
117 Fethu’l-Bari, 8/503.
118 Es-Sarimu’l-Meslul, 356.
Müsriklerle Dostluk Kurmak
108
laflarını dinledikten sonra) Zübeyr’e: “Ey Zübeyr (önce) sen sula,
sonra da suyu komsuna sal” buyurdu. Ensari bu hükme kızdı ve:
“Halanın oğlunu sevdiğini görüyorum” dedi.”119
Ensari’nin bu sözü, büyük küfürdür. Zira Nebi’nin hükmünü
beğenmeme kabilindendir. Ancak Nebi (sallallahu aleyhi ve
sellem), bu kisinin kastının ve batının bozuk olmadığını bildiği
için, onun bu sözünü tekfiri gerektirmeyen bir hata olarak kabul
etti. Bu sekilde hükmetmek, Nebi’den (sallallahu aleyhi ve sellem)
sonra kimse için geçerli değildir.
İbnu’l-Arabî söyle der: “Hüküm konusunda Resulullah’ı
töhmet altında bırakan herkes kâfirdir. Fakat Ensarinin söylemis
olduğu söz hakkında, bunun kötü bir kasıt olmadan meydana
geldiğini yakıni olarak bildiğinden dolayı Resulullah
(sallallahu aleyhi ve sellem), ona sırtını dönmekle yetindi. Bu sekilde
hüküm vermek, Resulullah’tan sonra kimse için geçerli
değildir.”120
Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bu Ensariye olan
konumu hakkında ve yine Hatib Ebi Belta’ya olan konumu hakkında
söylenilen budur.
Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi, Resulullah’ın
(sallallahu aleyhi ve sellem) vefatı ile vahyin kesilmesinden dolayı,
insanların batınlarına itibar etmek ve buna göre muamelede bulunmak
kimse için geçerli değildir. Ömer ibnu’l-Hattab’ın su sözünden
kastedilen de budur: “İnsanlar, Resulullah (sallallahu aleyhi
ve sellem) döneminde vahiy alıyorlardı, daha sonra vahiy
kesildi. Simdi ise amellerinizden gördüğümüzü alıyoruz. Kimin
hayırlı bir is yaptığını görürsek, onu korur ve ona yaklasırız,
onun gizledikleri bizi ilgilendirmez. Gizlediklerinden dolayı onu
hesaba çekecek olan Allahu Tealâ’dır. Kimin bir kötülük islediğini
görürsek, gizlediği seylerin iyi olduğunu söylese dahi ona
inanmayız ve onu korumayız.”121
119 Buhari
120 el-Ahkam, 5/267
121 Buhari
İslam Dininden Çıkaran Ameller
109
Bundan dolayı, hakkında muteber bir engel bulunmadığı
sürece, açık bir küfrü izhar eden kisiyi tekfir ederiz.
Üçüncüsü: Hatıb’ın (radıyallahu anh) doğru olduğunun
isaretlerinden biri de, vermis olduğu cevabı, Resulullah’ın
(sallallahu aleyhi ve sellem) doğrulamasıdır. Sorulduğunda, kendisinde
mektup olmadığını söylemeyen kadının yaptığı gibi, islemis
olduğu suçu Resulullah’tan gizlemedi ve bunu inkâr etmedi.
Hatıb münafık olsaydı, olayı mutlaka yalanlardı. Çünkü
münafığın özelliklerinden biri de, yalan söylemesidir. Ancak
Hatıb, doğruyu söyledi.
Yine bunun örneklerinden biri de Ka’b bin Malik’in
(radıyallahu anh) kıssasıdır. Tebük gazvesinden geri kalmasının
nedeni olarak Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) doğruyu
söyledi. Bu nedenle bağıslandı ve Resulullah’a söyle dedi: “Ey
Allah'ın Resulü, biliyorum ki, Allah beni sıdkımdan, doğru sözlülüğümden
dolayı kurtardı. Benim tevbemden biri de artık, yasadığım
müddetçe hep doğru söylemek olacaktır... Allah’a yemin
ederim ki, Allah beni İslam ile sereflendirdikten sonra, bana
göre, Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) söylediğim doğru
sözden daha büyük bir nimet vermemistir. Aksi takdirde, diğer
yalan söyleyenler gibi ben de helak olacaktım. Nitekim
Allahu Tealâ, vahiy indirdiği zaman, yalan söyleyenler hakkında,
bir kimse için söylenebilecek en ağır seyi söylemistir. Allahu
Tealâ söyle buyurmustur:
“Kendilerine döndüğünüz vakit size özür beyan edeceklerdir.
De ki: Özür dilemeyin, size kesinlikle inanmayız. Allah
bize, size dair haberler vermistir. Allah ve Resulü sizin davranısınızı
görecek, sonra görüneni de görünmeyeni de bilene
döndürüleceksiniz. O da size yaptıklarınızı haber verecektir.
Kendilerinden hosnut olmanız için size yemin ederler. Siz onlardan
hosnut olsanız da, süphesiz Allah, o fasıklar topluluğundan
hosnut olmaz.” (9 Tevbe/95-96)
Allahu Tealâ, aralarında Ka’b bin Malik’in bulunduğu doğru
sözlü üç kisi hakkında söyle buyurur:
“Andolsun ki Allah, Peygamberini de, içlerinden bir gruMüsriklerle
Dostluk Kurmak
110
bun gönülleri az kalsın eğrilmek üzere iken dar zamanda ona
tabi olan muhacirle ensarı da tevbeye muvaffak etti. Sonra onların
bu tevbelerini kabul buyurdu. Çünkü O, onları çok esirgeyendir,
çok bağıslayandır. Geri bırakılan üç kisinin de
(tevbesini kabul buyurdu.) Öyle ki, yeryüzü bunca genisliğine
rağmen onlara dar gelmis, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıstı.
Nihayet Allah’tan –yine O’ndan- baska sığınacak hiçbir
yer olmadığını anlamıslardı. Sonra tevbe etsinler diye onları
tevbeye muvaffak buyurdu. Süphesiz Allah, tevbeyi kabul
edendir, hakkıyla merhamet edendir. Ey iman edenler! Allah’tan
korkun ve sadıklarla beraber olun.” (9 Tevbe/117-119)
Doğru olmaları onların kurtulmalarına neden olduğu gibi,
yalancı olmaları da yalan söyleyenlerin helakına neden olmustur.
Hatıb hakkında konusulduğunda bunların göz önünde bulundurulması
gerekir.
Dördüncüsü: Hatıb’ın, Bedir ehlinden olması da, mazur
kabul edilmesinde etkili olmustur. Bedir, ayak kayması sonucu
meydana gelen hataları ve kötülükleri gideren büyük bir iyiliktir,
katılımcıları hakkında hüsn-ü zannı gerektirir. Hata ettiklerinde
veya ayakları kaydığında, onlar için te’vil dairesini genisletir. Bu
nedenledir ki Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) söyle buyurmustur:
“Nereden biliyorsunuz; belki de Allahu Tealâ
Bedir ehline baktı ve onlara; “Ne yaparsanız yapın sizi affettim”
dedi.”
Yine Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) söyle buyurur:
“Bedir ve Hudeybiye’ye katılanlardan kimsenin –İnsaallah- cehenneme
girmeyeceğini umarım.”122
Hatıb (radıyallahu anh), hem Bedir’de ve hem de
Hudeybiye’de bulunanlardandır.
Buradan anlasılmaktadır ki, iyilikleri artan ve çoğalan ve
Allah yolunda musibetlere katlanmıs olan kimse için, ayağının
kayması veya bir takım hatalara düsmesi halinde te’vil dairesinin
genisletilmesi gerekir. Allahu Tealâ en doğrusunu bilir.
122 Müslim
İslam Dininden Çıkaran Ameller
111
Besincisi: Hatıb’ın (radıyallahu anh) yapmıs olduğu bu fiil,
sürekli olarak yaptığı birsey değildi. Hatıb, hayatında sadece bir
defa bu fiili isledi. Casususun durumu ise böyle değildir. Çünkü
casusluk, bu fiilin daima yapılmasını gerektirir. Yapılan casusluğun
sıfatını ve bu isi yapanın hakikatini belirlemek yönünden,
sadece bir defa bunu yapan ile birçok defa bunu yapan arasında
fark bulunmaktadır.
Dolayısıyla, Hatıb’ın (radıyallahu anh) fiili küfür ve kisiyi
dinden çıkaran dostluk olsa da, yukarıda aktardığımız sebeplerden
dolayı Hatıb’ın tekfir edilmesi caiz değildir. Allahu Tealâ en
doğrusunu bilir.
 

asrinsirri

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Meselenin adil sonuclanmasi icin, mulaka karsilikli ayni Mzrat Gezenler - Ebu Zerka münazarasi gibi bir telefon görüsmesi olmasi lazim.

Abdulhakim Mervanin Hatib bin ebu beltea kissasini anlatma seklini ilk defa böyle olarak duyuyorum ve bunu ehli sünnetin bu konuda böyle düsündügünü ihtimal vermiyorum.
Bakiniz tartusi bu meseleyi nasil ele almis:

Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem), Fetih senesinde,
Hatıb’ın mektubunu Kureys müsriklerine tasıyan kadının öldürülmesini
emretmesi de bu konu ile ilgilidir. Sa’d bin Ebi
Vakkas’dan söyle rivayet edilir: “Mekke’nin fethi gününde,
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), dört erkek ve iki kadın dısında
herkese eman verdi.”114 Kureys kâfirlerine Hatib’in mektubunu
tasıyan Sara adlı bu kadın, o ikisinden biriydi.
İmam Sahnun söyle der: “Eğer bir Müslüman, harp ehline
(Müslümanların sırları hakkında) mektup yazarsa, öldürülür ve
ona istitabe (tevbe etmeye çağırma) uygulanmaz. Bu kimsenin
malı da varislerine kalır.”
Müstahrec’de, İbn-i Kasım casus hakkında söyle der: “Öldürülür,
onun tevbesi kabul edilmez. O, zındık gibidir.”115
İbn-i Teymiyye söyle der: “Malik ve Ahmed’in ashabından
bazıları, casusun öldürülmesi gerektiği görüsündedirler.”116
Eğer, “Hatıb bin Ebi Belta, Kureys kâfirlerine, Nebi
(sallallahu aleyhi ve sellem) ve onunla beraber olan ordunun
Mekke’yi fetih için yaptığı hazırlığı bildirmek istedi. Ancak
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu tekfir etmedi ve öldürülmesini
de emretmedi.
Buraya kadar aktarılanlar ile Hatıb’ın durumunu nasıl
bağdastıracağız?” denirse, söyle cevap verilir:
Hatib bin Ebi Belta’nın yaptığı fiil bir küfür fiiliydi. Ancak
Hatıb, kendisine küfür hükmünün verilmesine mani olacak bir
takım engellere ve yönlere sahip olduğu için tekfir edilmedi.
Ömer ibnu’l-Hattab’ın, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve
113 Müttefekun Aleyhi
114 Sahihu Sünen-i Nesei, 3791.
115 Muhammed bin Ferac’ın “Akziyetu’r-Resul” isimli kitabından.
116 Mecmuu’l-Fetava, 28/109.
Müsriklerle Dostluk Kurmak
106
sellem) önünde söylemis olduğu su söz, Hatıb’ın yaptığının küfür
olduğunu göstermektedir: “Ey Allah’ın Resulü, o Allah’a, Resulüne
ve mü’minlere ihanet etmistir. Bırak da bu münafığın boynunu
vurayım.” Baska bir rivayette de söyle geçer: “O küfre düstü,
nifak isledi, ahdini bozdu ve size karsı düsmanlarınıza yardım
etti!”
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Ömer’i dinlemis ve
Hatib’in yaptığını müsriklere dostluk, küfür ve nifak olarak nitelendirmesine
karsı çıkmamıstır. Ancak Resulullah (sallallahu aleyhi
ve sellem), Hatib’a nifak ve küfür hükmünün verilmesini
kabul etmedi. Zira Hatıb, asağıdaki yönler nedeniyle nifağa düsmedi
ve tekfir edilmedi.
Birincisi: O, bu isi, te’vili sonucu yaptı. Yaptığı bu fiilin,
küfür ya da kisiyi İslam’dan çıkaran bir amel derecesine ulasacağını
bilmiyordu -veya zannetmiyordu-. Bununla Resulullah’ı
aldatmayı ya da ona ihanet etmeyi de kasdetmemisti. Bu nedenle,
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona Kureys kâfirlerine
yazmıs olduğu mektubun nedenini sorduğunda söyle cevap verdi:
“Hakkımda hüküm vermede acele etme ey Allah’ın
Resulü. Ben Kureysli olan fakat onların nesebinden olmayan
birisiyim. Senin çevrendeki muhacirlerin ise, Mekke’de
bulunan yakınlarını ve mallarını koruyan akrabaları
bulunmaktadır. Bende onların arasında nesebim olmadığı
için akrabalarımı korusunlar diye kendilerine bir iyilikte
bulunmak istedim. Bunu ne kâfir olduğum, ne dinimden
döndüğüm ve ne de İslam’dan sonra küfre razı olduğum
için yapmıs değilim.”
Onun bu cevabına karsılık Resulullah (sallallahu aleyhi ve
sellem) söyle buyurdu: “O size doğruyu söylüyor. O, Bedir’de
bulunmustur. Nereden biliyorsunuz; belki de Allahu Tealâ
Bedir ehline baktı ve onlara; “Ne yaparsanız yapın sizi affettim”
dedi.”
İbn-i Hacer (rahimehullah) söyle der: “Hatıb’ın mazereti,
sözünde geçtiği gibidir. O, bunun zarara neden olmayacağını
İslam Dininden Çıkaran Ameller
107
te’vil ederek yaptı.”117 Bilindiği gibi te’vil, kisi hakkında küfür
hükmünün verilmesinin engellerinden biridir. Buna dikkat
edilmesi gerekir.
İkincisi: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), -vahiy yoluyla-
Hatıb’ın kastının ve batınının bozuk olmadığını öğrenmisti.
Bu nedenle onun hakkında: “O size doğruyu söylüyor”
dedi. Ancak kisinin kastının ve batınının vahiy yoluyla bilinebilmesi,
Resulullah’tan baska kimse için geçerli değildir. Bu nedenle
Ömer, Hatıb’a zahirine göre muamele etti.
Eğer, “Dünya hükümleri zahire göredir. Nasıl oldu da
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Hatıb’ın niyetine ve batınına
göre muamelede bulundu?” denirse, söyle cevap verebiliriz:
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), had ve tazir cazaları konusunda,
bilse dahi kisinin batınına göre değil ancak zahirine göre
muamelede bulunurdu. Münafıkların batıni durumlarını bilmesine
rağmen, onlara zahiri durumlarına göre muamelede bulunması
bu kabildendir.
İbn-i Teymiye (rahimehullah) söyle der: “Nebi (sallallahu
aleyhi ve sellem) onların münafık olduklarını bildiği halde,
had cezasını gerektiren seyler delil ile sabit oluncaya ya da
kisinin kendisi ikrar edinceye kadar, ne tek kisinin haberi
ile ne mücerred olarak vahiy ile ne de deliller ve sahitler
ile onlara hadleri uygulamıyordu.”118
Ancak Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), özellikle ilklerden
olan, musibetlere maruz kalmıs ve cihada katılmıs olan
ashabının, bir takım hataları konusunda, onların batınlarının
bozuk olmadığına dair vahiy ile kendisine bildirilenlere itibar
ediyordu. Bunun delili, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem),
Hatıb’a olan tutumudur.
Su olay da bunun örneklerindendir: “Ensar’dan bir adam,
hurma ağaçlarını suladıkları Harre’nin su arkı yüzünden Zübeyr
ile ihtilafa düsüp Resulullah’ın yanına gittiler. Resulullah (ihti-
117 Fethu’l-Bari, 8/503.
118 Es-Sarimu’l-Meslul, 356.
Müsriklerle Dostluk Kurmak
108
laflarını dinledikten sonra) Zübeyr’e: “Ey Zübeyr (önce) sen sula,
sonra da suyu komsuna sal” buyurdu. Ensari bu hükme kızdı ve:
“Halanın oğlunu sevdiğini görüyorum” dedi.”119
Ensari’nin bu sözü, büyük küfürdür. Zira Nebi’nin hükmünü
beğenmeme kabilindendir. Ancak Nebi (sallallahu aleyhi ve
sellem), bu kisinin kastının ve batının bozuk olmadığını bildiği
için, onun bu sözünü tekfiri gerektirmeyen bir hata olarak kabul
etti. Bu sekilde hükmetmek, Nebi’den (sallallahu aleyhi ve sellem)
sonra kimse için geçerli değildir.
İbnu’l-Arabî söyle der: “Hüküm konusunda Resulullah’ı
töhmet altında bırakan herkes kâfirdir. Fakat Ensarinin söylemis
olduğu söz hakkında, bunun kötü bir kasıt olmadan meydana
geldiğini yakıni olarak bildiğinden dolayı Resulullah
(sallallahu aleyhi ve sellem), ona sırtını dönmekle yetindi. Bu sekilde
hüküm vermek, Resulullah’tan sonra kimse için geçerli
değildir.”120
Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bu Ensariye olan
konumu hakkında ve yine Hatib Ebi Belta’ya olan konumu hakkında
söylenilen budur.
Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi, Resulullah’ın
(sallallahu aleyhi ve sellem) vefatı ile vahyin kesilmesinden dolayı,
insanların batınlarına itibar etmek ve buna göre muamelede bulunmak
kimse için geçerli değildir. Ömer ibnu’l-Hattab’ın su sözünden
kastedilen de budur: “İnsanlar, Resulullah (sallallahu aleyhi
ve sellem) döneminde vahiy alıyorlardı, daha sonra vahiy
kesildi. Simdi ise amellerinizden gördüğümüzü alıyoruz. Kimin
hayırlı bir is yaptığını görürsek, onu korur ve ona yaklasırız,
onun gizledikleri bizi ilgilendirmez. Gizlediklerinden dolayı onu
hesaba çekecek olan Allahu Tealâ’dır. Kimin bir kötülük islediğini
görürsek, gizlediği seylerin iyi olduğunu söylese dahi ona
inanmayız ve onu korumayız.”121
119 Buhari
120 el-Ahkam, 5/267
121 Buhari
İslam Dininden Çıkaran Ameller
109
Bundan dolayı, hakkında muteber bir engel bulunmadığı
sürece, açık bir küfrü izhar eden kisiyi tekfir ederiz.
Üçüncüsü: Hatıb’ın (radıyallahu anh) doğru olduğunun
isaretlerinden biri de, vermis olduğu cevabı, Resulullah’ın
(sallallahu aleyhi ve sellem) doğrulamasıdır. Sorulduğunda, kendisinde
mektup olmadığını söylemeyen kadının yaptığı gibi, islemis
olduğu suçu Resulullah’tan gizlemedi ve bunu inkâr etmedi.
Hatıb münafık olsaydı, olayı mutlaka yalanlardı. Çünkü
münafığın özelliklerinden biri de, yalan söylemesidir. Ancak
Hatıb, doğruyu söyledi.
Yine bunun örneklerinden biri de Ka’b bin Malik’in
(radıyallahu anh) kıssasıdır. Tebük gazvesinden geri kalmasının
nedeni olarak Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) doğruyu
söyledi. Bu nedenle bağıslandı ve Resulullah’a söyle dedi: “Ey
Allah'ın Resulü, biliyorum ki, Allah beni sıdkımdan, doğru sözlülüğümden
dolayı kurtardı. Benim tevbemden biri de artık, yasadığım
müddetçe hep doğru söylemek olacaktır... Allah’a yemin
ederim ki, Allah beni İslam ile sereflendirdikten sonra, bana
göre, Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) söylediğim doğru
sözden daha büyük bir nimet vermemistir. Aksi takdirde, diğer
yalan söyleyenler gibi ben de helak olacaktım. Nitekim
Allahu Tealâ, vahiy indirdiği zaman, yalan söyleyenler hakkında,
bir kimse için söylenebilecek en ağır seyi söylemistir. Allahu
Tealâ söyle buyurmustur:
“Kendilerine döndüğünüz vakit size özür beyan edeceklerdir.
De ki: Özür dilemeyin, size kesinlikle inanmayız. Allah
bize, size dair haberler vermistir. Allah ve Resulü sizin davranısınızı
görecek, sonra görüneni de görünmeyeni de bilene
döndürüleceksiniz. O da size yaptıklarınızı haber verecektir.
Kendilerinden hosnut olmanız için size yemin ederler. Siz onlardan
hosnut olsanız da, süphesiz Allah, o fasıklar topluluğundan
hosnut olmaz.” (9 Tevbe/95-96)
Allahu Tealâ, aralarında Ka’b bin Malik’in bulunduğu doğru
sözlü üç kisi hakkında söyle buyurur:
“Andolsun ki Allah, Peygamberini de, içlerinden bir gruMüsriklerle
Dostluk Kurmak
110
bun gönülleri az kalsın eğrilmek üzere iken dar zamanda ona
tabi olan muhacirle ensarı da tevbeye muvaffak etti. Sonra onların
bu tevbelerini kabul buyurdu. Çünkü O, onları çok esirgeyendir,
çok bağıslayandır. Geri bırakılan üç kisinin de
(tevbesini kabul buyurdu.) Öyle ki, yeryüzü bunca genisliğine
rağmen onlara dar gelmis, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıstı.
Nihayet Allah’tan –yine O’ndan- baska sığınacak hiçbir
yer olmadığını anlamıslardı. Sonra tevbe etsinler diye onları
tevbeye muvaffak buyurdu. Süphesiz Allah, tevbeyi kabul
edendir, hakkıyla merhamet edendir. Ey iman edenler! Allah’tan
korkun ve sadıklarla beraber olun.” (9 Tevbe/117-119)
Doğru olmaları onların kurtulmalarına neden olduğu gibi,
yalancı olmaları da yalan söyleyenlerin helakına neden olmustur.
Hatıb hakkında konusulduğunda bunların göz önünde bulundurulması
gerekir.
Dördüncüsü: Hatıb’ın, Bedir ehlinden olması da, mazur
kabul edilmesinde etkili olmustur. Bedir, ayak kayması sonucu
meydana gelen hataları ve kötülükleri gideren büyük bir iyiliktir,
katılımcıları hakkında hüsn-ü zannı gerektirir. Hata ettiklerinde
veya ayakları kaydığında, onlar için te’vil dairesini genisletir. Bu
nedenledir ki Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) söyle buyurmustur:
“Nereden biliyorsunuz; belki de Allahu Tealâ
Bedir ehline baktı ve onlara; “Ne yaparsanız yapın sizi affettim”
dedi.”
Yine Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) söyle buyurur:
“Bedir ve Hudeybiye’ye katılanlardan kimsenin –İnsaallah- cehenneme
girmeyeceğini umarım.”122
Hatıb (radıyallahu anh), hem Bedir’de ve hem de
Hudeybiye’de bulunanlardandır.
Buradan anlasılmaktadır ki, iyilikleri artan ve çoğalan ve
Allah yolunda musibetlere katlanmıs olan kimse için, ayağının
kayması veya bir takım hatalara düsmesi halinde te’vil dairesinin
genisletilmesi gerekir. Allahu Tealâ en doğrusunu bilir.
122 Müslim
İslam Dininden Çıkaran Ameller
111
Besincisi: Hatıb’ın (radıyallahu anh) yapmıs olduğu bu fiil,
sürekli olarak yaptığı birsey değildi. Hatıb, hayatında sadece bir
defa bu fiili isledi. Casususun durumu ise böyle değildir. Çünkü
casusluk, bu fiilin daima yapılmasını gerektirir. Yapılan casusluğun
sıfatını ve bu isi yapanın hakikatini belirlemek yönünden,
sadece bir defa bunu yapan ile birçok defa bunu yapan arasında
fark bulunmaktadır.
Dolayısıyla, Hatıb’ın (radıyallahu anh) fiili küfür ve kisiyi
dinden çıkaran dostluk olsa da, yukarıda aktardığımız sebeplerden
dolayı Hatıb’ın tekfir edilmesi caiz değildir. Allahu Tealâ en
doğrusunu bilir.
Kardeş görüşlerine muhalif olmak için yazmıyorum, fakat; Abdulhakim hoca'nın video'da söylediği sözler Ehl-i Sünnet alimlerinin icma ettiği, birleştiği konular...
 

ehlisünnet76

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Kardeş görüşlerine muhalif olmak için yazmıyorum, fakat; Abdulhakim hoca'nın video'da söylediği sözler Ehl-i Sünnet alimlerinin icma ettiği, birleştiği konular...
Kardes hatib kissasini yeniden dinledigin zaman iyi fark edersin. ben bu kissayi ebu zerkadan dinledikten sonra didik didik kendi ders halkamizdada iki kere isledik. benim abdulhakim ahiye katilmadigim nokta hatib kissasinda celiskili ifadeleri. reddiyeni 1:07:40 itibaren dinlersen iyi anlarsin. meger hatibin yaptigi kesinlikle müslümanlara karsi kafirlere yardim eylemi degilmis? Basinda casuslugun acik küfür oldugunu hatta böyle eylem yapanlarin öldürüp öldürülmiyecegini zikr ederken 4 noktada bunu söylüyor.
sonuc olarak yukarida tartusi hocanin bu kissayi izah ederken, hatibin yaptigi bilmeyerek olsada casusluk büyük küfür oldugunu yanliz hatib b. ebi belteanin teviline bakarak rasulullah onu tekfir etmedi.
Sen Tartusinin hatib kissasini yeniden oku ve bana tartusi nerede hata yapiyor unu izah et.
Ayrica Abdulhakim mervanin bu kissa hakkinda bende söyle bir kanaat olustu. Abdulhakim ahi diyorki hatibin yaptigi eyleminin zarar vermiyecigini biliyordu o yüzden hatibin yaptigi acik küfür degil diyor.
sohbetin basinda daha casuslugun hükmünü neden anlatti. ayrica birisi kumar oynayip devamli kazanirsa nasil olsa bu kumar bana zarar vermiyor hep kazaniyorum o yüzden kumar oynamasi onu günahtan kurtarmiyacagi gibi. hatibin yaptigi islamda casusuluk bölümüne giriyor. yalniz bedir ehli olmasi onun tevil kapisini genisletti bu yüzden rasulullah hatibin teviline bakti,


yani
 
E

Ebu & Dücane

Guest
Peki Ömer (Radiyallah'u anh) Hatib (Radiyallahu anh)'ı tekfir etti fakat Rasulullah (Aleyhissalatu vesselam) neden itiraz etmedi? denirse, Alleme İbnul Kayyım Ömer (Radiyallahu anh)'ın Hatib (Radiyalahu anh)'a "Münafık" demesi ve onu tekfir etmesi meselesi hakkında diyor ki:

"Eğer bir kişi bir müslümanı, tevil ederek ve nefsi için değil de Allah için gazaplanarak nifaka ve küfre nispet ederse, bununla kafir olmaz. Bilakis günahkar da olmaz. Niyeti ve kastı üzere ecir dahi alır. "

(İbnul Kayyım El Cevziyye - Zadu'l Mead 3/372)

Hatib (Radiyallahu anh)'ın bu yaptığını delil alarak bugün açık bir şekilde İslam'a savaş açan Amerika, İsrail, Türkiye gibi kafir devletlere askerlik yapmanın, onlara destek olmanın küfür olmadığını söylemek, yahudilerin yaptığının aynısını yapmaktır.

Allah Yahudiler hakkında buyuruyor ki: "Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerli yerinden oynattılar"

İşte günümüzde amelde selefi fakat itikadda yahudi olan bu kafirler, Hatib(Radiyallahu anh) kıssaları kendilerine delil alarak ulemanın "icma" ettiği zahir meselelere muhalefet ettiler. Açık bir şekilde İslam'a savaş açan kafirlere yardım etmenin küfür olmadığını söylediler. Birde şunu iddia ettiler "Dini sebebiyle yardım ederse kafir olur"

Bu beynine tümör sireyet etmiş mecnunlara birinin şunu izah etmesi gerekir; Eğer bir kimse kafirlerin dinini doğru bularak veya İslam'a karşı gelerek bunu yapıyorsa, bu ameli yapmadan da bu kimse kafirdir. Bu adam zaten İslam'ın düşmanıdır. Kafir olması içinde Müslümanlar aleyhine kafirlere yardım etmesine gerek yoktur, zaten kafirdir.

Zaten kafirler de biz islamla karşı savaşmıyoruz,müslüman halka yardımcı oluyoruz diyorlar ve müslüman ülkelerdeki kukla rejimlerle işbirliği yaparak güya kukla müslümanlara yardım ediyorlar,onlara karşı gelen direnişçileri de terörist olarak vasfediyorlar.Hatta terörist olarak vasfettikleri direnişçileri öldürenlere şehitlik makamı tahsis edip direk cennete gönderiyorlar.Kafirin hükmüne de razı oluyorlar.Kimse de bu kuklaları tekfir edemiyor,dolayısıyla kafirler de yardım ettikleri için müslümanların kardeşi olmuş oluyorlar.Beraber cennete gidiş anlaşması yapıyorlar halkları ile beraber.Anlaşılıyor ki bunlar vela verdikleri kafirleri de yanlarında cennete götürmeyi düşünüyorlardır.
 

ehlisünnet76

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Hatib İbn Ebi Belta'nın Mekke müşriklerine yazdığı mektup:

"Ey Kureyş topluluğu! Şüphesiz Allah’ın Resulü size gece gibi bir ordu ile, sel gibi geliyor. Allah adına yemin ederim ki; o tek başına bile gelse, Allah ona yardım edecek ve sözünü yerine getirecektir. Nefislerinizin derdine bakın. Vesselam."

(İbn Hacer el Askalani - Fethu'l Bari, Şerh'u Sahih'i Buhari - 7/520)


Hatib (Radiyallahy anh)'ın yaptığının açık bir şekilde Müslümanlar aleyhine kafirlere yardım etmek olduğunu iddia eden kimsenin delil getirmesi gerekir. Hatib'in yazdığı mektubu okuyan her akıl sahibi kimse bunun Müslümanlar aleyhine kafirlere yardım etmek olmadığını anlar. Allah Rasulü(Aleyhissalahu vesselam)'ın:"Allah bedir ehlini affetmiştir" demesi de bu amelin Allah'a ve Rasulüne isyan olan bir günah olduğunu gösterir. Çünkü Allah şirki bağışlamadığı gibi küfrü de bağışlamaz. Tıpkı Tebük seferinden dönerken "istihza" ederek kafir olanlar gibi.

kardes hernekadar hatibin mektupu müslümanlarin zaferini anlatmis olsa bile. ortada istemiyerek veya bilmeyerek casusuluk var. bunuda zaten abdulhakim ahi vurguluyor.
casuslukta normal sartlarda büyük küfür ve müslümanlarin bir sirrini vermektir. yalniz hatibin bedir ehli olmasi onun tevil kapisini büyültmüs oldu.
 

musademirel

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
ESSELAMU ALEYKUM EBU ZERKA SİTESİNDE AÇIKÇA EBU UBEYDE VE A.MERVANA ÇAGRI YAPIYOR KARŞILAŞMAKTAN KORKUYORMUSUNUZ SİZLERİ MUNAZARAYA DAVET EDİYOR YUREGİNİZ YETİYORSA EBU ZERKANIN MUNAZARA DAVETİNE İCABET EDİNDE KİMİN CAHİL OLDUGUNU GÖRELİM BUYRUN YUREKLİ YİGİTLER
 

asrinsirri

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
ESSELAMU ALEYKUM. A.MERVANIN EBU ZERKAYA YAPMIŞ OLDUGU REDDİYEYİ BİRAZ TAFARSIZ VE ADALETLE DİNLEYEN HERKES EBU ZERKANIN BU MESELEDE NE KADAR HAKLI OLDUGUNU GÖRECEKTİRA.MERVAN EBU ZERKANIN GETİRMİŞ OLDUGU
ŞÜPHELERİN HİÇ BİRİSİNE CEVAP VERMİYOR TAMAMIYLA HEVA VE HEVESİNE GÖRE TEVİL EDİYOR
CASUSLUK YAPTI AMA YARDIM ETMEDİ DİYOR BU PERHİZ BUNE LAHANA TURŞUSU BUNE CEHALET CASUSLUKTAN BÜYÜK YARDIMMI OLUR.
HİÇMİ AKLETMİYORSUNUZ
EBUZERKANIN BU DERSİNİ DİNLEYEN GÖRÜRKÜ ONLARCA DELİL GETİRİYOR.A.MERVAN İSE BU ŞUPHELERİN HİÇ BİRİNE DEGİNMİYOR.
HAYDİ CESARETİNİZ VARSA ÇIKIN KARŞISINADA KONUŞUN HEPİNİZ BİLİYORSUNUZKİ
BUNLAR EBUZERKANIN KARŞISINA ÇIKMAYA ÇEKİNİRLER ÇÜNKÜ EBUZERKANIN BU MESELELERDE NE KADAR MÜTEMEKKİN OLDUGU ORTADA
Abdulhakim hoca, reddiye boyunca deliller ile konuşuyor. Ebu Zırva ise konuşması boyunca; ben bunlarla çiğköfte yemeğe gittim, Samimiyetsizler gibi saçma sapan işkembeden konuşmalar yapıyor... Burada 44 dakika boyunca konuşuyor, hangi delili getirmiş ? Ebu Hanzala ( Allah c.c Onu Kurtarsın ) Maide Suresi 44. Ayet ile ilgili görüşlerini bu linkte vermişti
Bu video'yu neden göz önüne almıyor ? Bu videosuna cevap gelecektir eminim, Ebu Zerka'nın hareketlerinden de kibirli olduğu,herşeye tahammülsüz olduğu Allah şahid'tir ki ortadadır... 44 Dakika boyunca etrafa saldırmaktan başka birşey yok, REDDİYE'yi hazmedememiş...
 

jihat fisabilillah

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
şimdi benim bu konularda derin bir bilgim yok ama şu videoyu dinleyince aklıma şöyle sorular geldi .bahsi geçen hadisdeki sahabe ailesine zarar gelmesinden korktuğu için peygamberimiz sallallahu aleyhi vesselemin yalnız gideceği bir yeri kureyşe ihbar etse küfre düşer miydi?veya islam ordusuna baskın verilmesine yardım etseydi ne olurdu?ve bunların birbirinden ve kendim işgale uğramaktan korktuğum için diğer müslüman ülkelerin işgal edilmesine,öldürülmesine yardım ediyorum demekten farkı varmıdır

ikincisi acaba feda ettiği şey karşılığında aldığı dünyalık ne?Gerçekten suud işgale uğramaktan mı korkuyor (yani anne baba kadar değerli şeyleri kaybetmekten mi korkuyor) yoksa bu dünyalık, dünya zevkinin rahatının gitmesine ilişkin bir korku mu?Böyle olduğu takdirde yani para kaybedeceğim rahatım kaçacak korkusuyla müslümanlar aleyhinde çalışmak kişiyi küfre sokar mı?Peki suud un veya türkiyenin gerçekten işgal tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyleyebiliyor muyuz?Böyle bir varsayım ile korkaklık ile müslüman kardeşinin satmak caiz mi?

Konuyla alakalı başka sorular geliyor.Madem kendini güçsüz hissediyor,suud ümmeti birleştirip bu zilletten kurtulmak için ne yapıyor.Hem taht derdine düşüp ümmeti birleştirme için faaliyet sergimeyeceksin hem de ne yapalım biz zayıfız o yüzden müslümanları satıyoruz diyeceksin.Suud hanedanı ümmetin birleşip bu zilletten kurtulması için tahtını devretmeye hazır mı?
 

Ansar1

Üyeliği İptal Edildi
Banned
Omer ibn AbdulAziz kardesim Allah senin be bizlerin ilmini imanini derecesini arttirsin, maasAllah ne guzel yorumlar birakmissin.
 

Zuhri

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Ebu zerka taraftarı olmamakla beraber Vela Bera dersini ve Abdulhakim mervan tarafından ona verilen reddiyeyi dikkatli bir şekilde dinleyen reddiyenin yerli yerinde olmadığını görür. Bu iş ancak munazara ile çözümlenir, en azından iki tarafın anlaşılması noktasından.
 
E

Ebu & Dücane

Guest
atib İbn Ebi Belta'nın Mekke müşriklerine yazdığı mektup:

"Ey Kureyş topluluğu! Şüphesiz Allah’ın Resulü size gece gibi bir ordu ile, sel gibi geliyor. Allah adına yemin ederim ki; o tek başına bile gelse, Allah ona yardım edecek ve sözünü yerine getirecektir. Nefislerinizin derdine bakın. Vesselam."

(İbn Hacer el Askalani - Fethu'l Bari, Şerh'u Sahih'i Buhari - 7/520)
Peygamberimizin,küfür adına casusluk yapanlara karşı çok sert muamelede bulunduğunu okumuşsunuzdur.O zaman böyle bir şey olmuşsa karşılığında hüküm verilmiştir ki olsaydı verilmiş olurdu.Bu sözün Allahın peygamberine yardımcı olacağına ve galip geleceğine inanıp açıkça bir karşı tarafa meydan okuma ve onları korkutma anlamında söylendiği de anlaşılabilinir diye düşünüyorum.Bu konuda bizim eleştiride bulunma hakkımız yok.Muhterem akhiler,burada casusluk var mıydı yok muydu,olay hakkında farklı senaryolar üreterek bizi aşacak ve cedel konusu olacak bir fitneye uzamadan konunun casusluk vakıasından arındırılmasını rica ederiz.
Şu anda içinde bulunduğumuz zaman diliminde daha kötü bir fitneler ile karşı karşıyayız.Bu kadar küçük meseleleri aşamıyorsak başka meselelerde de bir arpa boyu yol alınmaz.İslama ve müslümana gelen zararlar konusunda kafa yormak gerek.Kişilerin kendisine kazandıracağı menfaatten çok kendisinin islama ne kazandırabileceği hususlarında kafa yorması gerek.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt