Neler yeni
İslami Forum, Dini Forum, islami site, islami sohbet, radyo, islami bilgiler

İslam-tr.org'a hoş geldiniz! Hemen üye olun ve kendi konularınızı, düşüncelerinizi paylaşarak bu platforma katılın. Oturum açtıktan sonra, İslam dini, tarih ve güncel konularla ilgili paylaşımlarda bulunabilirsiniz.

Günün Nasihati

hamza01 Çevrimdışı

hamza01

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Hased Ve Kibir Basireti Köreltir
İblis (aleyhillane)’in Allah (c.c)’a vermiş olduğu cevap onun ne kadar cahil olduğunu göstermektedir. Aslında İblis, ilim bakımından meleklerden bile üstün idi. Bu sebeple meleklerin arasında bulunuyordu ve yine bu sebeple meleklere verilen secde emrine muhatap olmuştu. Buna rağmen Adem’i kıskanması, ona verilen nimete hased etmesi, onun yersiz bir şekilde kibirlenmesine sebep oldu. Sonunda olan oldu, haset ve kibir onun basiretini yok etti. Aklını başından aldı. İlmiyle hareket etmesine engel oldu ve seviyesine yakışmayan cahilce bir iş yaptı. Rabbinin emrine itaat etmedi, Rabbine karşı geldi. İblis, ilmi olmayan cahil biri değildir. Bilakis o, ilmi olduğu halde ilmiyle hareket etmeyip cahillerin amelini yaptığı için cahillerden sayılır. Bu tür cehalet, yani; bilip de bildiğinin aksi-ne hareket etmek, ilimsiz cahillikten daha beterdir. İblis, böyle kimselere açık bir örnektir.

İblis (aleyhillane)’in verdiği cevapta, alınması gereken bazı dersler vardır:

1 - İblis (aleyhillane), kendisini yaratan ve kendisine her türlü nimetleri veren Allah (c.c)’ın emrine karşı gelmiş, o emre boyun eğmemiş, böylece büyüklük taslayarak kafirlerden olmuştur.

Aynı şekilde, Allah (c.c)’ın emir ve hükümlerine, heva ve hevesine uymadığı için karşı gelen herkes İblis gibi kafir olur. Çünkü böyle bir hareket, kişinin kafir olduğunu gösteren açık bir delildir.

Mü’min kimseler ise böyle değildir. Onlar, arzularına, nefislerine ve menfaatlerine ters gelse, hatta verilen emrin hikmetini anlamasalar bile, Allah (c.c)’tan gelen emre asla karşı gelmezler. Meleklerin secde emrine itaat ettikleri gibi, Rablerinin hükmüne derhal boyun eğerler.

Allah (c.c)’ın şeriatini bir kenara atarak beşer ürünü olan kanunları uygulayan tagutlar da aynen İblis’in Allah (c.c)’a karşı takındığı tavrı takınmış ve kafir olmuşlardır .

2 - Allah (c.c)’ın emirlerine ancak, heva ve hevese uygun olduğunda ya da beşer aklı iyi ve doğru gördüğünde boyun eğmek gerektiğini ileri sürmek, Allah (c.c)’a itaati reddederek kulluk mertebesinden ilahlık mertebesine çıkmak demektir. Çünkü bu, kişinin kendisini Allah’a denk tutması demektir. Bu ise apaçık şirk ve küfürdür. Bunlar ancak, ahmak olan ve aklını kullanmayan basit insanların amelidir.

Günlük yaşamda, olağan konular da bile, sadece nefse uygun olan emirlere itaat edilir, fakat nefse uygun olmayanlara itaat edilmezse düzen bozulur, sosyal yaşamda kargaşa meydana gelir. Hal böyle iken herşeyin yaratıcısı, herşeyi en ince ayrıntısına kadar bilen ve hikmet sahibi olan Allah (c.c)’ın emirleri, kısır bir akılla elemeye tabi tutulur ve nefse hoş gelenleri alınıp, nefse hoş gelmeyenleri terkedilirse sonuç, ilkinden çok daha kötü olur.
 
Muwahhide Tevhid Çevrimdışı

Muwahhide Tevhid

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Screenshot_20170218-000201.jpg
 
hamza01 Çevrimdışı

hamza01

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Bil ki! Bütün rasullerin getirdiği İslam’ın rükunlarının en büyüğü; tek olan Allah-u Teâlâ'ya iman etme ve tagutu reddetme rüknudur. Zaten bu rükun, rasullerin gönderilme ve kitapların indirilme gayesidir. Namaz, zekat, oruç, beyti hac etme ve bunlar gibi diğer ibadetlerden önce bu rüknu yerine getirmek, kul üzerine öncelikle farzdır. Tagutu reddetmedikçe asla iman geçerli olmaz, hiçbir amel kabul edilmez ve kan korunmaz.
 
hamza01 Çevrimdışı

hamza01

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Şükür : Herhangi bir varlığa bir şey karşılığı olarak yapılan övgüdür. Hamd ise; karşılık beklemeksizin, belli bir takım sıfatlardan dolayı bir varlığı övmektir.

“İstediğiniz herşeyden size verdi. Şayet Allah’ın nimetini saymaya kalksanız onu bitiremezsiniz. Muhakkak ki insan, çok zalim ve çok nankördür.” (İbrahim: 34)

“Kullarımdan şükredenler azdır.” (Sebe: 13)

Vermiş olduğu nimetlere karşılık Allah (c.c)’a şükür, şöyle olur:

1 - Nimetlerin gerçek sahibi olan Allah (c.c)’ı çok iyi tanımak, O’nu hakettiği şekilde yüceltmek, her türlü noksan sıfatlardan münezzeh bilmek ve herşeyden çok sevmekle,

2 - Allah’a ait olan hak, sıfat ve yetkilerden herhangi birini hiçbir mahluka vermemekle,

3 - İbadetleri sadece Allah’a, O’nun istediği ve razı olduğu şekilde yapmakla,

4 - Vermiş olduğu nimetleri, O’nun rızasına uygun şekilde kullanmakla.

İşte ancak bu şekilde Allah (c.c)’a şükredilmiş olunur. Dünya ve ahiret mutluluğu ancak bu şekilde elde edilir. Allah (c.c)’ın vermiş olduğu nimetlerin devamı ancak bu şekilde sağlanır.
 
hamza01 Çevrimdışı

hamza01

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Ey muvahhid!

Bil ki sen evinde bir çobansın ve çocukların da senin güttüğündür. Öyleyse sakın bu görevi yerine getirmemezlik yapma ve bu göreve riayet etmeyen, onu yerine getirmeyen bir kimse olarak Allah-u Teâlâ'ya kavuşma!

Bu mesele ihmale gelmeyecek derecede ciddi, önemli ve tehlikeli bir meseledir. Bu konuda sakın gevşek davranma!

Küçüklüklerinden itibaren çocuklarına tevhidi, lâ ilâhe illallah'ın gerçek manasını öğret!

Onları, şirk ve tağutun her çeşidinden, bunlara bağlı olanlardan uzak kalabilecekleri ve onlara düşman olabilecekleri bir şekilde yetiştir. Sen bu konuda sorumlusun ve ahirette bundan sorulacaksın. Sakın ihmal etme!
 
hamza01 Çevrimdışı

hamza01

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
"İslam şerlatiyle değil de beşer ürünü kanunlarla hükmeden, buna rağmen kendisinin adil, yaptığının ise adelet olduğunu söyleyen kimse, yeryüzündeki en büyük yalancıdır. İşte bu sebeple, Allah (c.c)'ın şeriatiyle hükmetmeyen mahkemeleree "Adelet Mahkemesi" olarak isimlendirmek hem İslam dinini inkardır hem de insanları aldtamaktan başka birşey değildir.

Ancak Allah (c.c)'tan gelen haktır, onun dışındakiler ise batıldır. Allah (c.c), bu konuda şöyle buyuruyor:

"öyleyse, haktan sonra sapıklıktan başka ne vardır?" (Yunus: 32)
 
hamza01 Çevrimdışı

hamza01

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Mü’min, Sövmez, Lanet Etmez, Kötü Söz Söylemez


İbni Mes’ud radiyallahu anh’dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

"Mü’min, insanların nesebine sövmez. Mü’min, lanetçi değildir. Mü’min, kötü ve pis söz söylemez."(Buhari-Edebül Müfret, Tirmizi, İbni Hibban, Hakim, Ahmed sahih senedle rivayet ettiler.)


Ebu Hureyre radiyallahu anh’den, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

"Doğru olan kişi, lanetçi ve sövücü olmamalıdır." (Müslim)


İbn Hibban şöyle dedi:

"Akıllı olan kimse kendisine yapılan kötülüğe, kötülükle karşılık vermez. Sövme ve lanetlemeyi düşmanına karşı silah olarak kullanmaz. Bu sebeble düşmanına karşı bir silah kullanmak istiyorsan öncelikle onun ayıbını düzelt ve sana laf atmasını sağlayacak bir kötülük yapma! Aileni de koru ki, düşmanının sana söyleyebileceği bir sözü olmasın." (Ravdatul Ukala s: 94)


Mü’minin her türlü sövgü, kötü söz ve mü’mine yakışmayacak amellerden uzak durması gerekir. Mü’minin böyle amellerden uzak durması, onun kalitesinin iyi olduğunu gösterir.

Bazı kimseler, bir kavme ya da birtakım kimselere laf atar, onlar hakkında ağza alınmayacak sözler söyler. İşte bunların her biri yapılmaması gereken birer sövgüdür. Gerçek mü’min, bu gibi hallerden kendisini sakındırır. Bu gibi hallerden sakınmayanlar ise imanın kalblerine yerleşmediği, cahiliye kirinden tam temizlenmemiş ve hastalıklı kimselerdir.

Yine gerçek mü’min, kendisine söven kimseye sövgüyle karşılık vermez. Zira kendisine sövülmesi, karşısındakine sövme hakkını ona vermez. Kaldı ki sövme işine ilk başlayan daha büyük günah işlemiştir. Bunu kızarak yapmak ise mazeret değildir.
 
hamza01 Çevrimdışı

hamza01

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Fasık ve günahkar kimselerle arkadaş olmaktan kaçın, çünkü kötülük kötülüğe kavuşur.

Faziletlerin başı ilimdir.

Fazilet sahibinin kıymetini, ancak fazilet sahibi bilir.

Fırsat karınca yürüyüşü ile gelir, yıldırım hızı ile gider.

Fırsat yaz bulutu gibi gelip geçer, elinize geçtiğinde faydalanmasını bilin.

Fikir sahibi her şeyden ibret alır.
 
hamza01 Çevrimdışı

hamza01

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Mü’min, Kendi Nefsi İçin Sevdiğini Diğer Mü’min İçin de Sever


Enes radiyallahu anh’den, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

"Kendi nefsiniz için sevdiğinizi, kardeşiniz için de sevmedikçe hiç biriniz mü’min olmaz."(Buhari, Müslim, Nesei)

Bu hadiste bildirildiği üzere, mü’min bir kimse kendi nefsine yapılmasını istemediği şerrin mü’min kardeşine de isabet etmesini istememesi gerekir. Aynı şekilde kendi nefsi için istediği hayrı mü’min kardeşi için de istemesi gerekir.

Mü’min, kendi ticaretinin iyi olmasını istediği gibi mü’min kardeşlerinin de ticaretinin iyi olmasını ister. Kendi menfaatini istediği her meselede mü’min kardeşinin de menfaatini ister.

İslam dini, mü’minlerin her türlü konuda birbirlerine yardımcı olmalarını emretmiştir. Bu sebeble mü’minin, diğer mü’min kardeşini kendi nefsinden ayırmaması gerekir.
 
hamza01 Çevrimdışı

hamza01

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Mü’min İçin Dünya Zindandır


Ebu Hureyre radiyallahu anh’den, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

"Dünya mü’minin zindanı, kafirin cennetidir."(Müslim, Tirmizi, İbn Hibban, İbn Mace, Ahmed)

Dünya, kendisi için zindan olmayan, mü’min değildir. Zindan; bir şeyin belli bir sınır içinde tutulduğu yerdir. Allah-u Teâlâ da mü’min için sınırlar çizmiştir. Bu sınırlar şunlardır:


Birinci sınır:

Kalpte sadece Allah-u Teâlâ'nın sevgisini ve rızasını bulundurmak ve sürekli olarak Allah-u Teâlâ'nın rızasını gözetmektir. Mü’min kul, kalbini işte bu şekilde Allah-u Teâlâ'nın sınırları içine hapsetmiştir. Kafir ise böyle değildir. Çünkü kafir, Allah-u Teâlâ'nın razı olmadığı insanları sever ve onların rızasını elde etmek için çalışır. Böylece kalbini, insanların çizdiği sınırlara açık tutar. İnsanların sunduğu şeyleri, Allah-u Teâlâ'nın razı olup olmadığına bakmaksızın hemen kabullenir. Hiçbir kaygı duymadan rahatlıkla günah işler ve oldukça rahat yaşar.


İkinci sınır:


Mü’minin dili, ancak Allah-u Teâlâ'nın razı olduğu ve sevdiği şeyleri konuşur. Bu sebeple mü’minin dili, Allah-u Teâlâ'nın sınırları içine hapsedilmiştir. Zira mü’min, konuştuğunda hep Allah-u Teâlâ için konuşur, Allah-u Teâlâ'yı zikretmekten bir an geri kalmaz. Kafir ise böyle değildir. Kafir dilini, ancak dünyalık için, insanların hoşnutluğunu kazanmak için ve Allah-u Teâlâ'ya isyan olan sözleri sarfetmek için kullanır. Böylece kendince güzel bir yaşam sürer.


Üçüncü sınır:

Mü’minin bütün uzuvları Allah-u Teâlâ’nın razı olduğu ve sevdiği işleri yaparlar ve böyle işlere koşarlar. Çünkü mü’minin bütün uzuvları Allah-u Teâlâ'nın sınırları içine hapsedilmiştir. Kafir ise böyle değildir. Onlar uzuvlarını, Allah-u Teâlâ'nın haram kıldığı fiilleri yapmaktan engellemezler. Zira onlar, hayatlarını Allah-u Teâlâ'nın sınırları dahilinde şekillendirmemektedirler. Nefislerinin, heva ve heveslerinin istedikleri şekilde hayatlarını sürdürürler. Böylece güzel bir hayat yaşadıklarını sanırlar. Oysa bu hayatta her türlü pislik, çirkeflik vardır. Buna rağmen kendilerini, güzel yaşadıklarına inandırırlar. Ama hayat, sadece dünyadaki hayat değildir. Bir de ahiret hayatı vardır. Kafirler, ahiret hayatını hiç mi hiç akıllarına getirmezler. Fakat onların dünyada rahat yaşamaları ve Allah-u Teâlâ'nın koyduğu sınırları tanımamaları, maalesef onları cehenneme sürükleyecektir.

Fakat mü’min böyle değildir. Mü’min sürekli olarak ahireti hatırlar. Zira mü’min bilir ki, kendisini Allah-u Teâlâ'nın sınırları içine hapsetmezse ahiret mutluluğunu elde edemez. Bu sebeple kendisini dünyada hapsederek ahiret mutluluğunu elde etmek ister.


İbni Kayyım şöyle dedi:

"Allah-u Teâlâ'nın rızasını ve ahiret mükafatını isteyen kimse, kendisini şu iki hapse sokmalıdır:

Birincisi; kalbini sadece Allah-u Teâlâ'ya yönelterek hapseder. Böylece sadece Allah-u Teâlâ'nın rızasını elde etmeye çalışır. O’ndan başkasının rızasını istemez ve O’ndan başkasının rızasını önemsemez.

İkincisi; dilini, Allah-u Teâlâ'yı çokça zikretmek, imanını ve bilgisini artıracak şeyleri söylemek gibi faydalı şeyler için hapseder. Yine bütün uzuvlarını, her türlü günahı işlemekten alıkoyarak sadece Allah-u Teâlâ'nın farz kıldığı ve mendup olan ameller için hapseder.

Mü’min kul, Allah-u Teâlâ'ya kavuşuncaya kadar böyle yapar. Böyle yaptığı içindir ki, Allah-u Teâlâ onu bu hapis hayatından kurtarır, ona çok geniş ve çok güzel bir hürriyet verir. Kul, ne zaman bu iki hapse sabretmez, ondan kaçar ve şehvetinin esiri olursa, bu dünyadan ayrıldığı zaman en dar ve en korkunç hapse girer.

Bu sebeple, dünyadan ayrılan her bir insan ya hapisten çıkıp mutlak hürriyete kavuşur ya da hürriyetini kaybedip hapse girer. Muvaffak kılan Allah-u Teâlâ’dır." (El-Fevaid s: 54)


el-Menavi Feth’ul Kadir kitabında şöyle bir rivayet zikretti:

"Hafız İbni Hacer, kadılar kadısı olduğu zaman çok gösterişli ve heybetli konvoyla çarşıya girdi. Bu sırada sıcak yağ satan bir yahudi koşarak onun yanına geldi. Yahudinin elbisesi, yağla kirlenmiş, pis ve çirkin bir elbiseydi. Yahudi, İbni Hacer’in katırının gemini tuttu ve ona şöyle dedi:

"Ey İslam şeyhi! Sizin nebinizin:

"Dünya; mü’minin zindanı, kafirin cennetidir." dediğini iddia ediyorsunuz. Sen bu durumdayken hangi hapiste, ben ise hangi cennetteyim, bana haber verir misin?"

Hafız ibni Hacer ona şöyle cevap verdi:

"Allah-u Teâlâ'nın kıyamet gününde bana hazırlayacağına nazaran ben şimdi bir hapisteyim. Sen ise Allah-u Teâlâ'nın ahirette senin için hazırladığı azaba nazaran cennettesin."

Bunu duyan yahudi müslüman oldu." (Fethül Kadir c: 2 s: 546)
 
hamza01 Çevrimdışı

hamza01

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Mü’min, Allah-u Teâlâ İçin Sever, Allah-u Teâlâ İçin Buğzeder


Ebi Umamete radiyallahu anh’den, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

"Allah-u Teâlâ için seven, Allah-u Teâlâ için buğzeden, Allah-u Teâlâ için veren ve Allah-u Teâlâ için vermeyen kimsenin imanı tamamlanmış olur."(Ebu Davud, Ahmed, Tirmizi senedi hasendir)


Bir başka hadiste şöyle buyuruyor:

"İmanın en sağlam düğümü; Allah-u Teâlâ için sevmek, Allah-u Teâlâ için buğzetmektir."
(Müslim)

Mü’min, ancak müslümanları sever. En yakın akrabası bile olsa kafirleri asla sevmez. Mü’min, bütün bunları Allah için yapar; mü’minleri Allah-u Teâlâ için sever, kafirlere Allah-u Teâlâ için buğzeder.

Allah-u Teâlâ için sevmek; Allah-u Teâlâ'nın sevdiği insanları sevmek, sevmediklerini sevmemektir.

Allah-u Teâlâ ise sadece mü’minleri sever, kafirleri sevmez. Bu sebeple mü’mine düşen görev, bütün mü’minleri sevmektir. Fakat mü’minleri sevmek de yeterli değildir. Aynı zaman da kafirlere de buğzetmek gerekir. İşte, ancak bu iki unsur sağlandığı zaman iman gerçek keyfiyetini bulur.

Bir kimsenin diğer bir kimseye olan sevgisi, ancak hareketlerinden belli olur. Zira seven kimse, sevgisini bozacak hareketlerden uzak durur. Bilakis, sevgisini artıracak ve doğrulayacak ameller yapar. Hatta mü’min bir kardeşinde bir hata görse onun hatasını desteklemez, bilakis düzeltmeye çalışır. Zira mü’min, mü’min kardeşinin hatasını düzeltmediğinde onu gerçekten sevmediğini, sevginin sadece sözlerden ibaret olduğunu veya böyle bir sevgiyi Allah-u Teâlâ için değil, nefsi için yaptığını bilir. Çünkü bu sevgi Allah-u Teâlâ için olsaydı, kardeşinde Allah-u Teâlâ'nın sevmediği amelleri gördüğü zaman hemen onu düzeltirdi. Fakat hata işleyen kimseyi hatasında desteklemek, onun kötü amellerini arttırmasına sebep olur. Bunun için mü’minler, mü’minlerin hatalarını düzeltmek için çalışmalıdırlar. İşte, kalbteki mü’minlere olan sevginin alametlerinden birisi de budur!


Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:

"İster zalim olsun ister mazlum olsun müslüman kardeşinize yardım edin!"

Bunun üzerine sahabeler şöyle dediler:

"Ya Rasulullah! Mazluma yardım ederiz, fakat zalime nasıl yardım edeceğiz?"

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onlara şöyle cevap verdi:

"Mazluma, onun zulüm yapmasını engelleyerek yardım edersiniz."
(Buhari)


Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Muhakkak ki mü’minler kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını ıslah edin!" (Hucurat: 10)


O halde mü’min, diğer mü’min kardeşine her halukarda yardım etmelidir. Yardım etmede, mü’mini ya da kafiri tercih etme söz konusu olduğunda kesinlikle mü’mini seçmelidir. Çünkü bu, mü’min kalabilmenin şartıdır.

Kafirler, ancak buğzedilmeyi hakeden kimselerdir.

Buğz; Allah-u Teâlâ'nın sevmediğini sevmemek ve bunun gereğince ameller yapmaktır. Allah-u Teâlâ, kafirleri asla sevmez. Bu sebeble kafirler asla sevilmemelidir.

Onlarda sevilecek bir tek şey vardır. O da hidayetleridir. Bu sebeple, bu konuda mü’mine düşen görev; kafir olan insanların, özellikle de akrabalarının müslüman olması için gayret sarfetmek, tebliğini, tebliğ şartlarına uygun olarak yaymaktır.

Yine mü’min, özellikle dini ve toplumsal konularda hatasını düzeltmeyen, hatasında ısrar eden ve bilinçli olarak hata yapan müslüman kardeşlerine karşı da tavır alabilir. Böyle kişilere sevgisi azalabilir. Mü’minin bu tavrı da meşrudur ve mü’minleri sevmesinin bir alametidir.

Çünkü, hatalı müslüman, bir konuda diğer kardeşlerinden sert tavır gördüğünde, eğer gerçekten müslümanları seven bir mü’min ise düşünecek, hatasından mutlaka dönecek ve ısrar etmeyecektir.

Fakat hatasında ısrar ettiği zaman, müslümanlar onunla haşır neşir olmayacak böylece hem kendi nefislerini hem de diğer müslüman kardeşlerini böyle insanların fitnelerinden koruyabilecekler, böyle kimseler de fitnelerini İslam toplumunda yayma ortamı bulamayacaklardır. İşte, mü’minin bu tavrı da mü’minleri sevmesinin bir alametidir.
 
hamza01 Çevrimdışı

hamza01

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Hayata Hakim Kılınacak Tek Sistem Allah (c.c)’ın Şeriatidir
Allah (c.c)’ı tam manasıyla tanıyan, Allah (c.c)’ın herşeye kadir olduğunu, herşeyi en incesiyle bildiğini bilen ve rahmetinin herşeyi kapladığına inanan bir kimse, Allah (c.c) tarafından gönderilen ve insan hayatını düzenleyen bir şeriate ihtiyaç olduğunu, insanları dünya ve ahiret mutluluğuna ancak bu şeriatin ulaştıracağını muhakkak bilir ve bu sistemi hayata hakim kılarak en mükemmel, en modern, en düzgün yaşantıyı yaşar.
Allah (c.c)’ın şeriatine uyan kimseler, kullara kulluk etmezler. Çünkü onlar, Allah (c.c)’ın şeriatine uyarak sadece Allah (c.c)’a kul olurlar.

Allah (c.c)’ın şeriatine uymayanlara ise heva ve hevesler hakim olur. Böylece zayıfların hakları kaybolur ve zulüm yayılır. Orman kanunları denilen hayvan kanunları hayata hakim olur ve güçlüler zayıfları ezer, yani haklarını yerler.

Herkese hakkını veren, kimseye zulmetmeyen, her nefsi mutmain eden, adil tek şeriat, sadece Allah (c.c)’ın şeriatidir. Allah (c.c)’ın şeriati dışındaki şeriatlerde hak aramak veya hakkı bulmak mümkün olmadığı gibi hak arayanlar da kafasız kimselerdir.
 
hamza01 Çevrimdışı

hamza01

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Allah-u teala Dinini Muhammed Aleyhisselam İle Tamamladı


Allah-u teala dinini Muhammed aleyhisselam ile tamamladı. Bu din Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'den sonra hiçbir şeye muhtaç değildir.

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'dan razı oldum." (Maide: 3)

Allah-u teala bu ayeti kerimede akidenin tamamlandığını ve Allah'ın şeriatini ve kanununu kemale erdirdiğini ilan ediyor. İşte din budur!....

Hiçbir müslümanın İslam'da eksikliklerin bulunduğunu veya birtakım ilavelerin yapılması gerektiğini düşünmesi asla mümkün değildir. Onda herhangi bir ilaveyi gerektirecek eksiklik yoktur. Allah-u teala İslam dinini kıyamete kadar bütün insanlığa din olarak seçtiği için geliştirilip değiştirilmeye de ihtiyacı yoktur.

Kim Allah'ın şeriatini ve kanunlarını bir tarafa bırakıp tatbik etmez, başka kanunlara uygun olarak hareket ederse, Allah'ın mü'minler için beğendiğini beğenmemiş ve dolayısıyla Allah'ı inkar etmiş olur ve dinden çıkar.

Bir yahudi Ömer radiyAllahu anh'e gelerek dedi ki:

"Siz Kur'an'dan öyle bir ayet okuyorsunuz ki bu ayet yahudilere inmiş olsaydı o günü bayram ilan ederdik."

Ömer radiyAllahu anh:

"Bu hangi ayettir?" diye sordu.

Yahudi dedi ki:

"Bugün sizin dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Ve size din olarak İslam'dan razı oldum"
ayetidir.

Ömer radiyAllahu anh dedi ki:

"VAllahi ben bu ayetin Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'e nerede ve ne zaman indiğini biliyorum. Cuma günü Arafat'ta indi. Allah'a hamdolsun ki bu iki gün de bizim için bayramdır." (Buhari-Müslim-Tirmizi-Nesei)
 
hamza01 Çevrimdışı

hamza01

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
güzel ahlak
Rasulullah (a.s) "İyi biliniz ki sizin en hayırlı olanınız, en güzel ahlaka sahip olanınızdır."(Buhari: Edep, 6029. Muslim: Fazilet, 5987)

İmam Nevevi bu hadisin şerhinde şunları söylemiştir:

"İyi biliniz ki sizin en hayırlı olanınız, en güzel ahlaka sahip olanınızdır." buyruğunda, güzel ahlak teşvik edilmekte ve güzel ahlak sahibinin fazileti beyân edilmektedir. Güzel ahlak ise Allah'ın nebilerinin ve gerçek dostlarının niteliğidir. Hasan-ı Basri dedi ki: Güzel ahlakın gerçek mahiyeti karşılıksız iyilik yapmak, başkalarını rahatsız etmekten uzak durmak ve güler yüzlü olmak demektir.

Kadı İyad dedi ki: Güzel ahlak, insanlarla güzel ve güleç bir yüzle oturup kalkmak, onlara sevgi göstermek, onlara şefkat ve merhamet edip onlara katlanmak, kusurlarını bağışlamak (hilm), hoşlanılmayan hallerde onlara sabır ile katlanmak, büyüklenmeyi terk etmek, onlara haksızlık yapmaya kalkışmamak, kabalıktan, öfkelenmekten ve sorgulamaktan uzak durmaktır." (İmam Nevevi: Müslim Şerhi el-Minhac, c. 10, s. 109, 110)
 
Üst Ana Sayfa Alt