Soru Keyfi Şekilde Kılınmayan Namazın Hükmü ve Hanefi Mezhebinde Namazın Terkinin Küfür Olmaması Nedendir?

U Çevrimdışı

Ubeyde b. Cerrah

Üye
İslam-TR Üyesi
Selamun aleykum. Birkaç soru sormak istiyorum fakat lütfen alta bir konu linki bırakmadan az ve öz cevap verin inşallah. Çok fazla konu var ve çok uzun metinler, o kadar vaktim yok, müsait olduğum zaman okuyacağım inşallah.
1- Uyku halinde, seferiyken vs kılınmayan namazın kazasını biliyorum, peki benim keyfi olarak kılmadığım zamanında önem vermediğim 2-3 senelik kılmadığım namaz var, onların kazasını kılmalı mıyım yoksa tevbe edip önüme mi bakmalıyım?
2- Sahabe arasında namazın terkinin küfür olduğuna dair icma varken nasıl oluyor da hanefiler vs mezhep uleması namaz kılmayanları tekfir etmiyor? Bunu gideyim de kılmayanları tekfir edeyim diye sormuyorum, sahabe icması varken o icmaya aykırı nasıl görüş oluştu onu öğrenmek icin. Bildiğim kadarıyla bir yerde sahabe icması varsa orada net nas gibi hüküm bina edilir. İckinin haram olmasında ihtilafın olmaması gibi. Yanlış mıyım? Allah razı olsun.
 
Nysa Çevrimdışı

Nysa

Üye
İslam-TR Üyesi
Selamun aleykum. Birkaç soru sormak istiyorum fakat lütfen alta bir konu linki bırakmadan az ve öz cevap verin inşallah. Çok fazla konu var ve çok uzun metinler, o kadar vaktim yok, müsait olduğum zaman okuyacağım inşallah.
1- Uyku halinde, seferiyken vs kılınmayan namazın kazasını biliyorum, peki benim keyfi olarak kılmadığım zamanında önem vermediğim 2-3 senelik kılmadığım namaz var, onların kazasını kılmalı mıyım yoksa tevbe edip önüme mi bakmalıyım?
2- Sahabe arasında namazın terkinin küfür olduğuna dair icma varken nasıl oluyor da hanefiler vs mezhep uleması namaz kılmayanları tekfir etmiyor? Bunu gideyim de kılmayanları tekfir edeyim diye sormuyorum, sahabe icması varken o icmaya aykırı nasıl görüş oluştu onu öğrenmek icin. Bildiğim kadarıyla bir yerde sahabe icması varsa orada net nas gibi hüküm bina edilir. İckinin haram olmasında ihtilafın olmaması gibi. Yanlış mıyım? Allah razı olsun.
Ve aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuh,

Keyfi Olarak Kılınmayan Geçmiş Namazların Kazası Gerekir mi?
Evet, dört hak mezhebe (Hanefi, Maliki, Şafii, Hanbeli) göre keyfi olarak kılınmayan namazların kazası kesinlikle gereklidir. * Usulü: Kul, geçmişte namazı keyfi olarak terk ettiği için öncelikle samimi bir şekilde tevbe etmeli, ardından da o kılamadığı 2-3 yıllık namazları gücü yettiğince (örneğin her vakit namazının arkasından o vaktin geçmiş bir kazasını kılarak) kaza etmelidir.
Delili: Rasulullah (s.a.v.) "Allah’a olan borç, ödenmeye daha layıktır" (Buhari) buyurmuştur. Unutarak veya uyuyarak kılınmayan namazın bile kazası farz iken, bilerek ve keyfi terk edenin borcu haydi haydi durmaktadır; tevbe günahı siler ama borcu düşürmez. (Not: Selef ulemasından İbn Teymiyye ve İbn Hazm gibi bazı alimler kazasının olmayacağını, sadece tevbe ve nafileye yönelmek gerektiğini söyleseler de, 4 mezhebin ittifakı kazanın farz olduğu yönündedir).

Sahabe İcması Varken Mezhepler (Hanefiler vb.) Namazı Terk Edeni Nasıl Tekfir Etmedi?
Senin de belirttiğin gibi fıkıh usulünde Sahabe İcması kesin bir delildir. Ancak Hanefi, Şafii ve Maliki alimleri namazı tembellikten (keyfi) terk edeni kâfir görmezken sahabe icmasını çiğnememişlerdir. Onların bu görüşe varma mantığı şu iki esasa dayanır:

A) Sahabe Arasında "Mutlak Bir İcma" Olmadığı Tespiti:

Mezhep imamlarına göre, namazı terk edenin kâfir olacağı fıkhi hükmünde sahabe arasında "Sükuti veya Sarih bir İcma" yoktur. Evet; Ömer, İbn Mesud, Muaz b. Cebel (r.anhum) gibi birçok sahabe "Namazı terk eden kâfirdir" demiştir. Ancak başta Ebu'd-Derda, İbn Abbas ve Hz. Ali olmak üzere bazı sahabelerin, namazı terk edeni doğrudan dinden çıkaran "büyük küfürle" değil, nimete nankörlük veya amelî küfür ("küfür duna küfür" / küçük küfür) ile vasfettikleri nakledilmiştir. İhtilaf olan yerde ise mutlak icmadan söz edilemez.

B) Nassları Cem Etme (Bütünsel Bakış) Usulü:
Hanefiler ve cumhur ulema, "Namazı terk eden kâfirdir" tarzındaki sert hadisleri ve sahabe sözlerini bütünüyle reddetmez; aksine diğer nasslarla birleştirirler:

Kur'an'da ve Sünnet'te Kelime-i Tevhid getiren, kalbinde zerre kadar iman olan herkesin eninde sonunda cennete gireceğini bildiren "Umumi İman Nassları" vardır. (Örn: Müslim'deki "Şefaatim sayesinde kalbinde zerre hayır olanlar cehennemden çıkacaktır" hadisi).
Cumhur ulema der ki: Eğer namazı bilerek kılmayan doğrudan kâfir (müşrik) olsaydı, kalbinde zerre iman kalmazdı ve cehennemden asla çıkamazdı.
Bu yüzden Hanefiler bu iki grup nassı şöyle birleştirmiştir: Namazı inkâr ederek terk eden kâfirdir. Ancak farziyetine inanıp tembellikten ve keyfilikten dolayı kılmayan kimse kâfir değil; asidir, fasıktır, büyük günahkardır ve dünyada ta'zir (hapis/ceza) edilmeyi hak eder. Sahabenin "kâfirdir" sözü ise, kişiyi bu feci günahtan sakındırmak için söylenmiş şiddetli bir tehdit (zeer) veya ameli bir küfür vurgusudur.

Özetle: İçkinin haramlığında sahabe arasında hiçbir zıt görüş yokken, namazın sadece terkinin (inkâr etmeksizin) dinden çıkarıp çıkarmayacağı hususunda nasların yorumlanma farkından dolayı sahabe döneminden itibaren fıkhi bir ihtilaf doğmuştur. Mezhepler de kendi usullerince en kuvvetli gördükleri delili tercih etmişlerdir.

Allah senden de razı olsun. VAllahu Alem.
 
U Çevrimdışı

Ubeyde b. Cerrah

Üye
İslam-TR Üyesi
Ve aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuh,

Keyfi Olarak Kılınmayan Geçmiş Namazların Kazası Gerekir mi?
Evet, dört hak mezhebe (Hanefi, Maliki, Şafii, Hanbeli) göre keyfi olarak kılınmayan namazların kazası kesinlikle gereklidir. * Usulü: Kul, geçmişte namazı keyfi olarak terk ettiği için öncelikle samimi bir şekilde tevbe etmeli, ardından da o kılamadığı 2-3 yıllık namazları gücü yettiğince (örneğin her vakit namazının arkasından o vaktin geçmiş bir kazasını kılarak) kaza etmelidir.
Delili: Rasulullah (s.a.v.) "Allah’a olan borç, ödenmeye daha layıktır" (Buhari) buyurmuştur. Unutarak veya uyuyarak kılınmayan namazın bile kazası farz iken, bilerek ve keyfi terk edenin borcu haydi haydi durmaktadır; tevbe günahı siler ama borcu düşürmez. (Not: Selef ulemasından İbn Teymiyye ve İbn Hazm gibi bazı alimler kazasının olmayacağını, sadece tevbe ve nafileye yönelmek gerektiğini söyleseler de, 4 mezhebin ittifakı kazanın farz olduğu yönündedir).

Sahabe İcması Varken Mezhepler (Hanefiler vb.) Namazı Terk Edeni Nasıl Tekfir Etmedi?
Senin de belirttiğin gibi fıkıh usulünde Sahabe İcması kesin bir delildir. Ancak Hanefi, Şafii ve Maliki alimleri namazı tembellikten (keyfi) terk edeni kâfir görmezken sahabe icmasını çiğnememişlerdir. Onların bu görüşe varma mantığı şu iki esasa dayanır:

A) Sahabe Arasında "Mutlak Bir İcma" Olmadığı Tespiti:

Mezhep imamlarına göre, namazı terk edenin kâfir olacağı fıkhi hükmünde sahabe arasında "Sükuti veya Sarih bir İcma" yoktur. Evet; Ömer, İbn Mesud, Muaz b. Cebel (r.anhum) gibi birçok sahabe "Namazı terk eden kâfirdir" demiştir. Ancak başta Ebu'd-Derda, İbn Abbas ve Hz. Ali olmak üzere bazı sahabelerin, namazı terk edeni doğrudan dinden çıkaran "büyük küfürle" değil, nimete nankörlük veya amelî küfür ("küfür duna küfür" / küçük küfür) ile vasfettikleri nakledilmiştir. İhtilaf olan yerde ise mutlak icmadan söz edilemez.

B) Nassları Cem Etme (Bütünsel Bakış) Usulü:
Hanefiler ve cumhur ulema, "Namazı terk eden kâfirdir" tarzındaki sert hadisleri ve sahabe sözlerini bütünüyle reddetmez; aksine diğer nasslarla birleştirirler:

Kur'an'da ve Sünnet'te Kelime-i Tevhid getiren, kalbinde zerre kadar iman olan herkesin eninde sonunda cennete gireceğini bildiren "Umumi İman Nassları" vardır. (Örn: Müslim'deki "Şefaatim sayesinde kalbinde zerre hayır olanlar cehennemden çıkacaktır" hadisi).
Cumhur ulema der ki: Eğer namazı bilerek kılmayan doğrudan kâfir (müşrik) olsaydı, kalbinde zerre iman kalmazdı ve cehennemden asla çıkamazdı.
Bu yüzden Hanefiler bu iki grup nassı şöyle birleştirmiştir: Namazı inkâr ederek terk eden kâfirdir. Ancak farziyetine inanıp tembellikten ve keyfilikten dolayı kılmayan kimse kâfir değil; asidir, fasıktır, büyük günahkardır ve dünyada ta'zir (hapis/ceza) edilmeyi hak eder. Sahabenin "kâfirdir" sözü ise, kişiyi bu feci günahtan sakındırmak için söylenmiş şiddetli bir tehdit (zeer) veya ameli bir küfür vurgusudur.

Özetle: İçkinin haramlığında sahabe arasında hiçbir zıt görüş yokken, namazın sadece terkinin (inkâr etmeksizin) dinden çıkarıp çıkarmayacağı hususunda nasların yorumlanma farkından dolayı sahabe döneminden itibaren fıkhi bir ihtilaf doğmuştur. Mezhepler de kendi usullerince en kuvvetli gördükleri delili tercih etmişlerdir.

Allah senden de razı olsun. VAllahu Alem.
Teşekkür ederim, Allah razı olsun. Bu konudan sonra araştırdım, evet sahabe icması yokmuş tam olarak, bazı sahabelerden nakiller var sadece. Peki çok da sahih değilse bu icma neden muasır selefi alimler namaz kılmayanı tekfir eden görüşü esas alıyor da cumhura uymuyorlar? Çoğu konuda cumhura uymayı tavsiye ediyorlar halbuki.
 
مراد Çevrimdışı

مراد

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
Kur'an'da ve Sünnet'te Kelime-i Tevhid getiren, kalbinde zerre kadar iman olan herkesin eninde sonunda cennete gireceğini bildiren "Umumi İman Nassları" vardır. (Örn: Müslim'deki "Şefaatim sayesinde kalbinde zerre hayır olanlar cehennemden çıkacaktır" hadisi).
Cumhur ulema der ki: Eğer namazı bilerek kılmayan doğrudan kâfir (müşrik) olsaydı, kalbinde zerre iman kalmazdı ve cehennemden asla çıkamazdı.
İşte selef itikadı ile maturidi-eşari arasındaki fark.Selef itikadı,iman:söz ve ameldir,artar-azalır.Maturidi-eşariye göre iman tasdiktir.Bu yüzden selef alimlerinin bir kısmı bu iki mezhebi irca(mürcie) ye meyletmekle tenkit ediyor.Her iki tarafın da bu konuda delilleri var.Alıntıdaki bölüm maturidi-eşari itikadını destekler nitelikte.Bu arada maturidiliğe göre "iman artmaz-azalmaz ancak güçlü ve zayıf olabilir".
 
Nysa Çevrimdışı

Nysa

Üye
İslam-TR Üyesi
Teşekkür ederim, Allah razı olsun. Bu konudan sonra araştırdım, evet sahabe icması yokmuş tam olarak, bazı sahabelerden nakiller var sadece. Peki çok da sahih değilse bu icma neden muasır selefi alimler namaz kılmayanı tekfir eden görüşü esas alıyor da cumhura uymuyorlar? Çoğu konuda cumhura uymayı tavsiye ediyorlar halbuki.
Çok güzel bir noktayı yakalamışsın. "Madem kesin bir icma yok, muasır Selefi ulema neden cumhurun (Hanefi, Maliki, Şafii) görüşünü bırakıp bu konuda bu kadar sert bir duruş sergiliyor?" sorusu gerçekten yerinde.

Bunun arkasında tamamen usul, hadisleri anlama yöntemi ve içinde bulunulan çağın getirdiği bazı fıkhi endişeler var. Meseleyi çok boğmadan, onların neden bu yolu seçtiğini birkaç temel maddede özetleyelim:

1. Hadislerin zahirine (dış manasına) bağlılık
muasır Selefi ulemanın (İbn Baz, Useymin, Elbani gibi isimlerin) en temel usulü, bir konuda açık ve sahih bir hadis varsa, o hadisi tevil etmeden (başka manaya çekmeden) doğrudan zahiriyle kabul etmektir.

Müslim'de geçen "Kişi ile şirk ve küfür arasındaki bağ namazın terkidir" hadisini veya "Onlarla bizim aramızdaki ahit namazdır, kim onu terk ederse kâfir olur" (Tirmizi) nassını görüyorlar.

Cumhur ulema bu hadislerdeki küfrü "küçük küfür / amelî küfür" diye tevil ederken, muasır Selefiler "Nass o kadar açık ki, buradaki küfür doğrudan dinden çıkaran büyük küfürdür, tevil etmek hadisin ağırlığını hafifletir" mantığıyla hareket ediyorlar.

2. "İcma Yok" desek Bile, Sahabe sözlerinin ağırlığı. Evet, mutlak bir icma olmadığını sen de araştırıp görmüşsün. Fakat Selefi ulema, Tabiun'un büyüklerinden Abdullah b. Şakîk’in şu sözünü çok önemser: "Muhammed’in (s.a.v.) ashabı, namazdan başka hiçbir amelin terkini küfür saymazlardı." (Tirmizi).

Her ne kadar bazı sahabelerden muhalif rivayetler gelse de, Selefi alimler namazı terk edenin kâfir olacağını söyleyen sahabe kadrosunu (Ömer, İbn Mesud, Muaz, İbn Abbas'ın bazı rivayetleri) sayıca ve fıkhen daha baskın görüyorlar. "Sahabenin en büyük fıkhı buydu" diyerek bu tarafa ağırlık veriyorlar.

3. Çağın fitnesi: "Mürcie" korkusu ve amelsizlik
Belki de en önemli pratik sebep bu. Muasır Selefi alimler, günümüz Müslümanlarında korkunç bir gevşeklik, amelsizlik ve "kalbim temiz, namaz kılmasam da olur" fikri görüyorlar. Hanefilerin veya Şafiilerin "namaz kılmayan kâfir olmaz" fetvasının, avam halk tarafından suistimal edildiğini ve insanları tembelliğe ittiğini düşünüyorlar.
Toplumun tamamen amelsizleşmesini, imanın sadece kelime-i şehadetten ibaret kalmasını engellemek için, tabiri caizse barajı yüksek tutuyorlar. "İman sadece söz değildir, amel imanın aslındandır ve namaz yoksa iman da biter" diyerek toplumdaki gevşekliğin önüne geçmek istiyorlar.

4. Neden her konuda cumhura uymuyorlar?
Selefi usulde "Cumhur" (çoğunluk) tek başına mutlak bir delil değildir. Onlara göre asıl olan "delilin kuvvetidir". Eğer cumhurun görüşü, hadisin zahirine göre zayıf kalıyorsa, çoğunluğa bakılmaz, nassın doğrudan işaret ettiği azınlık görüşü (Hanbelilerin veya hadis ashabının görüşü) tercih edilir. Namaz meselesinde de Hanbeli mezhebinin ve kadim hadis ashabının görüşünü, nasslara daha yakın buldukları için cumhura tercih ediyorlar.

Kısacası kardeş; Muasır Selefi alimlerin cumhura uymama sebebi tamamen metodolojik. Onlar hadisin lafzını korumayı ve ahir zaman Müslümanlarını namaz konusunda sert bir tehditle uyandırmayı hedefliyorlar. Cumhur ise nassların tamamını (iman hadislerini) uzlaştırmak adına daha kucaklayıcı ve fıkhi bir sistem kurmuş durumda.
VAllahu Alem. Hayırlı forumlar inşAllah.
 
Nysa Çevrimdışı

Nysa

Üye
İslam-TR Üyesi
İşte selef itikadı ile maturidi-eşari arasındaki fark.Selef itikadı,iman:söz ve ameldir,artar-azalır.Maturidi-eşariye göre iman tasdiktir.Bu yüzden selef alimlerinin bir kısmı bu iki mezhebi irca(mürcie) ye meyletmekle tenkit ediyor.Her iki tarafın da bu konuda delilleri var.Alıntıdaki bölüm maturidi-eşari itikadını destekler nitelikte.Bu arada maturidiliğe göre "iman artmaz-azalmaz ancak güçlü ve zayıf olabilir".
Çok önemli bir noktaya değinmişsin fakat usul açısından küçük bir netleştirme yapmamız gerekiyor. Benim alıntıladığım o "şefaat ve umumi iman hadisleri" bölümü, sadece müteahhirun dediğimiz Maturidi ve Eş'ari itikadını değil; bizzat İmam Malik, İmam Şafii, İmam Zühri, İbn Şihab gibi ilk dönem en büyük Selef ulemasının da namaz kılmayanı tekfir etmeme gerekçesidir.

Yani namaz kılmayan kâfir olmaz diyen sadece Maturidiler veya Eş'ariler değildir; Ahmed bin Hanbel dışındaki 3 mezhep imamı ve sahabenin/tabiunun çok büyük bir kısmı da bu görüştedir. Dolayısıyla bu argüman fıkhi olarak "Selef itikadı dışı" bir argüman değildir; bilakis Selef'in cumhurunun da itimat ettiği bir nass bütünüdür.

Gelelim iman-amel ilişkisindeki o ince ayrıma:
Senin de belirttiğin gibi, Selef akidesinde "İman; kalbin tasdiki, dilin ikrarı ve azaların amelidir; taatle artar, masiyetle azalır." Bu konuda hiçbir şüphe yok. Ancak Selef uleması (mesela İmam Şafii veya İmam Malik), "Amel imanın bir cüzüdür/parçasıdır" derken, ameli imanın "sıhhat şartı" (yani amel yoksa iman tamamen biter) olarak değil, imanın "kemal şartı" (yani amel azaldıkça iman da zayıflar, geriye imanın aslı kalır) olarak görmüşlerdir.

Eğer her ameli imanın sıhhat şartı yaparsak, o zaman büyük günah işleyeni (örneğin zina edeni, içki içeni veya namazı terk edeni) doğrudan dinden çıkaran Harici ve Mu'tezile çizgisine kaymış oluruz. İşte Selef'in cumhuru (Malik, Şafii vb.), namazı tembellikten kılmayanı kâfir görmezken tam olarak bu hassas çizgide durmuşlardır: "Ameli terk eden harici gibi kâfir olmaz ama Mürcie'nin iddia ettiği gibi imanı tam da kalmaz; imanı korkunç derecede zayıflamış, büyük günahkar bir mümin (fâsık-ı millî) olur."

Maturidilikteki "İman artmaz-azalmaz, sadece güçlenir-zayıflar" bahsi ise lafzi bir tartışmadır. Zira imanın "güçlenip zayıflaması" ile "artıp azalması" pratikte aynı kapıya çıkmaktadır; ikisi de kalpteki imanın sabit bir seviyede kalmadığını, amellerle dalgalandığını kabul eder.

Özetle Murad kardeşim; paylaştığım argümanlar bir mezhep savunması değil, Ahmed bin Hanbel dışındaki erken dönem Selef ulemasının ve fıkıh mezheplerinin hadisleri cem etme (birlikte değerlendirme) metodudur. Yoksa hepimiz biliyoruz ki namaz dinin direğidir ve onu terk eden kişi, kâfir olmasa bile her an küfre kayma tehlikesiyle burun buruna olan büyük bir fâsık konumundadır.

Değerli katkın için tekrar teşekkürler, hayırlı forumlar olsun inşallah.
 
Son düzenleme:
Geri
Üst Ana Sayfa Alt