Çocuğu Okula Göndermeyle İlgili Ahkâm
İçerisinde yaşadığımız küfrî toplumlarda, sistemlerde mümeyyiz olmayan çocuğu okula gönderen"Küfre Rıza Küfürdür" kaidesinden dolayı tekfir edilir.
"Küfre Rıza Küfürdür, Harama Rıza Haramdır" kaidesi kat'i ve açık bir delildir.
Küfür ahkâmının hakim olduğu, eğitim müfredatının bu günkü haliyle uygulandığı toplumlarda, çocuğu okula göndermenin genel hükmü küfürdür.
Mümeyyiz olmayan çocuğu okula göndermek küfürdür. Şahsa hüküm vereceğimiz zaman mutlaka babasına sormamız, durumunu araştırmamız gerekir. Niçin? Belki tedbir almıştır. Eğer geçerli tedbiri almışsa babası veya velisi tekfir edilmez. Burada mümeyyiz olmayan çocuk için alınan geçerli tedbir, Müslüman bir öğretmenin olması ve onun kontrolünde, onun takibinde olması veya anne-babadan birinin, çocuğun yanında sürekli bulunması gibi geçerli yahut da istisnaî durumlar olabilir ki bu da araştırılınca ortaya çıkar.
Yaşadığımız toplumun okulları şirk, küfür, fısk ve batıl inançlar, ideolojiler üzerine kurulmuş eğitim müesseseleridir. Özellikle daha aklî melekeleri gelişmemiş, kendi benliğini tanımamış körpe beyinleri; zayıf, kırılgan bir evrede olan çocukları toplayıp onlara küfür, şirk üzerine kurulu batıl ideolojilerini benimsetmek, aşılamak temeli, gayesi üzerine kurulmuştur bu okullar...
Daha "Lâ ilâhe illAllah Muhammed ur rasulullah"ı idrak etmeden, küfür ve ilhâd olan laikliği benimsetiyorlar.
Rabbi karşısında kulluğa durmadan, sahte ilâhları karşısında saygı duşunda bulunduruyorlar.
İlahî kelamı okuyup anlamadan, demokratik laisizm kurallarını anlatıp benimsetiyorlar.
Daha henüz Allah’ı Rabb olarak tanımamış beyinler “ulu önder, yüce kurtarıcı” yaftalarıyla sahte rabler ediniyorlar...
Allah ve Resulünün sevgisini kalplere yerleştirmeden, beşerî sahte kurtarıcıların sevgisi ve azameti aşılanıyor, yerleştiriliyor körpe beyinlere, tertemiz kalplere... Evet, tertemiz beyinlere, saf kalplere, bozulmamış fıtratlara; kendilerini yoktan var eden, nimetleriyle, rahmetiyle her şeyi kaplayan, kuşatan âlemlerin Rabbi olan Allah'ın sevgisinin yerine; vatan, millet, bayrak ve sahte kurtarıcının sevgisi nakşediliyor...
Hayatın gayesi olan iman ve cihad, hâşâ çağdışı, insanlık dışı olarak sunuluyor bu şirk ve küfür yuvalarında, istikbalin mirasçılarına...
Onun yerine, hortumcuların, faizci-bankerlerin, fuhuş çetelerinin, sömürgeci kartellerin, kandırılmış kitlelerin alın terini, emeğini sömüren, asrın Karunlarının, İslam’ın amansız düşmanı olan çağdaş Ebu Cehillerin uğrunda savaşmayı, onları savunmayı, onların emniyetini sağlamayı, onlar için ölmeyi süslü gösteriyor ve teşvik ediyorlar ve dahi vatanî bir vazife, kutsal bir vazife diyerek benimsetiyorlar, şirk ve küfür yuvaları olan okullarda...
Eğitim müfredatı diye hazırladıkları kitaplarda, özellikle; hayat bilgisi, sosyal bilgiler isimli ders kitaplarında, yirmi üniteden fazla ders ünitesinde hep sahte ilâhları, sahte kahramanları övüyor, yüceltiyor ve sevdiriyorlar... O'nun ne kadar lahuti, yüce (!) kudretli (!) ve kuvvet'lere sahip, olağanüstü, dünyada eşi benzerinin bulunmadığı (!) anlatılıyor, geleceğin mirasçısı çocuklara...
Yukarıda genel bir şekilde bahsettiğimiz okullara, mümeyyiz olmayan çocuğu göndermek küfürdür. Çünkü velinin ameliyle, küfre rızası vardır. Çocuk muhakkak ya korkudan, ya taklitten, ya gevşeklik, tembellik yahut da iradesizlikten şirk, küfür işleyecektir. Ayrıca bu gibi okullarda bir gün iki gün kalmıyor senelerce kalıyor çocuklar, onun için muhakkak küfre girecektir.
Şirk'in ve küfrün öğretildiği, benimsetildiği bu okulların durumunu bilen ebeveyn, ameliyle küfre rıza göstermiştir.
Okulun kendisi bizzat şirk ve küfür değildir. İçerisinde verilen eğitim, söylenen sözler, yapılan ameller, yazılan şirk ve küfür içerikli yazılar küfürdür, şirktir... Okulun kendisi bizzat şirk ve küfür olsaydı, okula giden, mümeyyiz - gayrı mümeyyiz ayrımı yapılmaksızın, şahısların durumunu araştırmaksızın, geçerli tedbirlerin alınıp alınmadığına bakılmaksızın, bilâ istisna küfür hükmü verilirdi.
Oysaki mümeyyiz olan çocuğunu, güzel bir şekilde eğiten, bu konuda gerekli tedbirleri alan, öğrendiklerini amele döken, aklî melekeleri gelişmiş, belli bir zihinsel olgunluğa erişmiş olan ve bunu da tevhidî bilgilerle bütünleştiren ve mümeyyizlik vasfını da ispatlayan çocuğun velisi elbette tekfir edilmez. Zira Ehli Sünnet'tin görüşü ve ölçüsü budur.
Temyiz çağına geldiği halde eğitilmemiş, yani mümeyyizliği ispatlanmamış, gerekli tedbirleri alınmamış çocuk, ister on yaşında, ister on bir yaşında, ister on iki, on üç yaşında olsun fark etmez, asla okula gönderilemez. Velisi, onun amellerinden sorumludur.
Velisi eğittiği halde, tedbirlerini aldığı halde çocuk korkaklığından, zayıflığından ya da gevşek ve umursamazlığından küfür sözü söyler ve işlerse, velisi bu durumu öğrenir öğrenmez onu okuldan almalıdır ve göndermemelidir.
Velisi çocuğa eğitimi verdi, lâkin eğitimi eksik oldu; tedbir aldığını söyledi, fakat araştırıldı ve görüldü ki, verdiği eğitim ve aldığı tedbirlerde eksiklik var, bunun suçu velinindir. Yani hata çocuğun kendisinde değil, velinin verdiği eksik eğitimden, aldığı eksik tedbirlerden kaynaklanmaktadır. Böyle bir durumda çocuk okuldan alınır ve eğitimi eksiksiz verilir, gereken tedbirler alınır, sonra test edilerek okula gönderilir. Eksiklik ve hata, veliden değil de, çocuktan kaynaklanıyorsa, çocuk bir daha okula gönderilmez. Çünkü eksiklik eğitimde, alınan tedbirlerde değil, zira bunlar hakkıyla yapılmışsa, çocuğun kendi yapısındadır. Ne kadar eğitim verilirse verilsin, bilinçlendirme yapılırsa yapılsın, çocuk hâlâ dikkat etmiyor, şirk ve küfür şeyleri işliyorsa, o çocuk okuldan alınır ve bir daha gönderilmez. Çünkü çocuk eğitim verildiği, tedbirler doğru bir şekilde alındığı halde kendisini şirkten ve küfürden koruyamamaktadır. Velisi böyle bir çocuğu okula göndermemelidir. Çocuğunun kendisini şirkten ve küfürden koruyamadığını bildiği halde gönderirse veli tekfir edilir.
Zamanımızda ve içerisinde yaşadığımız toplumun okulları konusunda verilen hükümler zanna, ihtimale, şek ve şüpheye göre verilen hükümler değil, ortada var olan, yaşanan hakikatlere göre verilen hükümlerdir. Günümüz okullarında verilen eğitim, İslâm’ın zıddı küfür ideolojisi ve laisizmleri bilinçaltına işlemeleri açıktır, gündüzün aydınlığı gibi ortadadır. İslâm’a yeni girenlerin ya da başka bir ülkeden, başka toplumlardan gelenlerin bu konularda bilgisizlikleri varsa, ehemmiyetle üzerinde durularak öğretilir. Bu coğrafyada yaşadığı halde, şirk'i ve küfrü tanıyan, bilen -zaten bilmese, uzak durmasa Müslümanlığı söz konusu olamaz- her veli, mümeyyiz olmadan çocuğunu okula gönderirse veyahut mümeyyiz olup da eğitimini ve gerekli tedbirini almadan çocuğunu okula gönderirse "Küfre Rıza Küfürdür" kaidesinden dolayı hükmü küfürdür. Çocuğunu göndermek veya göndermemek, velisinin elindedir ve açık bir "Fiili Rıza" vardır. Çocuğu küfür işleyeceği bir ortama bile bile göndermektedir. Zira veli, fiiliyle rızasını ortaya koymuştur, diliyle söylemese bile... Aynen şunun gibi; yüzme bilmeyen çocuğunu denize salması gibi veya suyu bol bir nehre bırakması gibi. Trafiği yoğun olan, arabaların sel gibi aktığı bir yola çocuğunu bırakması gibi… Motorlu Araç kullanmasını öğrenmemiş bir çocuğun, direksiyon başına oturtularak trafiğe bırakılması gibi. Bilmeyen veya kendinde olmayan çocuğun eline Kur'an-ı Kerimin verilmesi gibi… Çünkü yere mi atacak, pisliğe mi atacak veya ayağının altına mı alacak, zira çocuktur ne yapacağı bilinemez...
Buradaki verilen hüküm geneldir, istisnai duruma göre değildir. Buradaki hüküm yaygın olanadır, nadir olana göre değildir.
Yukarı da verdiğimiz misallerin istisnaları yok mudur? Elbette vardır. Denize bırakılan çocuk, şiddetli bir dalganın sürüklemesiyle sahile atılabilir veya Allah'ın yarattığı deniz canlılarından biri, onu karaya taşıyabilir veyahut o esnada, oradan geçen bir balıkçı teknesi, bir feribot çocuğu fark edip kurtarabilir. Bunların hepsi farazadır ve mümkündür de. Peki, aklıselim olanlar hep bu nadir olan şeylere göre mi karar verirler?
Araç sürmesini bilmeyen çocuk, direksiyon başına geçer geçmez araba istop edebilir veya yanlışlıkla ayağını frene basıp aracı durdurabilir veyahut hiç düşünmediğimiz bir ihtimalden dolayı kaza yapmayabilir. Bunların hepsi de mümkünâttan ve mukadderattandır. Lâkin aklıselim olan ve ölçüsü olanlar; genel geçer kaideleri, ölçüleri bırakıp nadir olan şeylere göre genel hüküm vermezler, zira hüküm geneledir. İstisnai haller ortaya çıkınca, o istisnai hal, durum incelenir ve ona göre hüküm verilir. Biz bu iki misali, mesele biraz daha iyi anlaşılsın diye detaylandırdık aklıselim, ölçü sahiplerine...
Okul konusunda verdiğimiz fetvaları iyice tetkik edenler görecektir ki, 1-Genele göre hüküm veriyoruz. 2-Hükmü şahsa indirgediğimizde, araştırmamızı yapıyor, istisnai haller, durumlar varsa onları göz önünde bulunduruyor ve ona göre hüküm veriyoruz. Genele verdiğimiz hükmü, şahısların durumlarını incelemeden, araştırmadan şahıslara vermiyoruz.
"Küfre Rıza Küfürdür" Kaidesinin istisnaları elbette vardır. Bunun istisnalarını, âlimler ortaya koyacaktır. Küfre rızanın esas yeri kalptir. Göstergesi, alâmetleri; bazı ameller ve tavırlardır. Allah ve Resulü ile alay edilen yerde oturan şahıs, zahiren küfre rıza göstermiştir. Lâkin o bir hafiye de olabilir ve orada görevi gereği bulanan şahsın küfre rızası yoktur. İslam’ın şiarlarıyla alay edip eğlenip gülen kimselerle gülen kimse, zahiren küfre rıza göstermiştir. Lâkin o kimse, alay ve eğlenceye alan şahısların yaptıklarından bir şey anlamadığı halde onlar güldü diye gülüyorsa burada küfre rıza yoktur.
Küfür toplumlarında, her yerde putların yaygın olduğu yerlerde, çarşıda, pazarda dolaşan, alış-veriş yapan kimse, zahiren putlara müdahale etmiyor, onları yıkmıyor; burada da zahiren küfre rızası varmış gibi bir durum ortaya çıksa da, o kimsenin küfre rızası yoktur. Fakat İslamî bir devlette ve toplumda böyle bir hal vaki olursa, küfre rızadan dolayı küfür olur. Elbette bu konuların ayrıntılarını âlimler izah ederler, açıklarlar.
Okul konusunda küfrün ve şirkin okutulduğu, öğretildiği, davranışlara yansıtıldığı ve hatta bir düşüncenin, bir ideoloji haline dönüştürüldüğü bir ortama çocuğunu gönderen velinin rızası neyedir? Kimedir? Veli kendi rızası ile göndermekte, ikrah hâli yaşanmamaktadır. Çocuğunu kaçırması, koruması, mahalle ve şehir değiştirmesi mümkün iken onları düşünmemesi, işinden, ticaretinden, rahatından, hoşlandığı meskeni ve memleketinden vazgeçmemekte, aslı esası olmayan, şer'i hiç bir geçerliliği olmayan bahanelere, aldatıcı, zayıf mazeretlere sarılmaktadır. Ama her şeyi bilen, her şeyi gören, Hakimi Mutlak olan Allah katında bu tür şeytani ve nefsi bahanelerin yeri yoktur.
Çocuktur diye iş yerinde para kasasını teslim etmeyenler, borçlarının ödenmesi çeki-senedi, nakit parayı eline verip çocuğuna güvenmeyenler, trafikte karşıdan karşıya geçerken arabanın önüne atlar diye elinden tutanlar ki -bu davranışların hepsi de makuldür- çocuğum kaçırılır veya başına olumsuz bir hal gelir diye çarşıya, pazara tek başına göndermeyenler, çocuklarını şirk ve küfrün çokça öğretildiği okullara gayet müsterih bir şekilde göndermekteler ve kendilerince birçok mazeret bulmaktalar... Hayatın birçok alanında güvenemedikleri çocuklarına, benim evlâdım, benim kızım küfür işlemez diyerek, gayet müsterih, ferah ve fahur bir şekilde umursamamakta ve önemsememekteler. Neymiş, velinin küfre rızası yokmuş (!) Bir de küfre rızam var deseydi bari... Her halde o zaman küfre girerdi (!), bu veli kendince, şeytanın aldatmasıyla, nefsinin fısıldadıklarıyla... İman eden bir muvahhid bilmez mi? Kalben, küfürden razı olmak, istisnasız her hâlükârda küfürdür. Kalbinden küfre razı olan ve küfür işlemeyi isteyen, amele dökmese bile kâfir olur.
Küfre rıza göstermek demek; küfür ameli işlemek demek değildir ( her zaman), küfrün kendisine veya küfür işlenmesine rıza göstermek demektir. Bu rıza kalben de olabilir, söz, tavır ve amelle de olabilir. Kesin küfür işleyeceği veya küfür sözü söyleyeceği, yazacağı bir okula veya ortama bilerek göndermek küfre rızadır. Çünkü veli, kendisi gönderiyor; zira bu gönderme fiili, küfre razı olduğunu ameliyle ortaya koymaktadır. Baba, çocuğunu küfür öğreten bir okula bile bile gönderdiği zaman, "ben küfür işlesin diye göndermiyorum" sözüne itibar edilmez. Zira bu söz yalandır. Çünkü küfür işlesin diye gönderiyorsa, çocuk küfür işlemeden de kâfir olur velisi... Küfür işlesin diye göndermiyorum diyen baba, okulda çocuğa öğretilecek küfre, şirke rıza gösterdiğinden dolayı küfre girmektedir. Çocuğunu okula gönderen babanın küfre rızam yoktur sözünü, ameli yalanlamıştır. Milletvekili olan kimse de, ben İslam'a hizmet etmek için meclise giriyorum demektedir. Niyeti küfür işlemek olmasa da, tâğut üzerine ettiği yeminle ve amelleriyle küfür işlemektedir. Kastı, niyeti kendisini kurtarmamaktadır. Yoksa hiç bir Müslüman baba, çocuğum küfür işlesin diye okula gönderiyorum demez. Bizler de, sen çocuğunu küfür işlesin diye gönderiyorsun veya küfür işlemesini kastediyorsun diye tekfir etmiyoruz. Evet, sen, küfür öğrensin diye göndermiyorsun (böyle bir söz söylemiyorsun), küfür işlemesini kastetmiyorsun (bu niyette olduğunu da zaten söylemiyorsun). Lâkin sen, küfrün yoğun olarak okutulduğu, öğretildiği ve amellerinin çokça yapıldığı yere çocuğunu göndermekle, amelinle çocuğun küfür işlemesine rıza gösterdin. İşte bundan dolayı tekfir ediyoruz. Buradaki illet, küfre rızadır. Küfrün öğretildiği, küfür, şirkle dolu eğitim-öğretim müfredatının uygulandığı ortamda mümeyyiz olmayan çocuk nasıl kendini küfürden, şirkten koruyacak veya nasıl korunacak, nasıl kurtarılacak? Bilakis korumaya, himayeye, yönlendirilmeye muhtaç olan bir çocuk, nasıl yüzlerce küfür öğreten bir okula gönderilir? Büyükleri taklit eden, papağan gibi kendisine öğretilenleri ve söylenenleri yapan bir çocuk küfürden nasıl korunacak?
Küfre rıza konusunu bitirmeden şunları ifade etmemiz gerekir. Elbette bu gün hiç bir Müslümanın, küfrün yaygın ve egemen olmasına asla rızası olamaz. Lâkin küfrün hâkim olduğu toplumlarda yaşamaktayız. Tâğutların hükmetmesini, şirk'in ve küfrün yaygınlığını değiştirmeye, küfrî ve şirkî unsurları yok etmeye, yıkmaya; kuru temenniler, kalbimizin istememesi kâfi gelmemekte... Şer'i gerekçeler hariç, kalplerimizde olanlar fiillerimize, yani amellerimize yansımadıkça, kalplerimiz, sözlerimiz, amellerimiz bir olmadıkça bizlere bir fayda sağlamayacak, bizler tevhid ehliyiz diye tekrarladığımız ifadelerimiz, kuru bir iddiadan öteye geçemeyecektir.
Allah(c.c) şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Yakıtı insanlarla taşlar olan o ateşten, nefislerinizi ve ailelerinizi koruyunuz. Onun üzerinde (görevli) iri yarı, sert tabiatlı melekler vardır. Bunlar kendilerine verdiği emirlerde, Allah'a isyan etmezler. Kendilerine ne emredilirse onu yaparlar."(Tahrim: 6)
Allah (c.c) bu emriyle, insanın kendisini ve aile halkını ateşten korumayı emretmektedir. Ed-Dahhakdedi ki: “Emrin anlamı şudur: Kendinizi de ateşten koruyunuz, aile halkınız da kendilerini ateşten korusunlar.”
Ali b. Talha, İbni Abbas'tan (r.a) şöyle dediğini rivayet etmektedir: “Siz kendinizi koruyunuz, aile halkınıza da zikir ve dua etmelerini emrediniz ta ki Allah sizin vasıtanızla onları da korusun.”
Ali (r.a), Katade ve Mücahid şöyle demişlerdir: "Yaptığınız işlerle kendinizi koruyunuz, onlara yapacağınız tavsiyelerle de aile halkınızı koruyunuz."
İbni Arabî dedi ki: "Doğru olan da budur. Kendisine atfedilen ile atfolunanın ortak bir noktada birleşmelerini gerektiren atfın verdiği ince anlam ise, fiilin ihtiva ettiği manadadır."
O halde kişinin kendisini ıslah etmesi, aile halkını da tıpkı çobanın sürüsünü ıslah etmesi gibi ıslah etmesi gerekir. Sahih Hadis'te Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürüsünden sorumludur. İnsanların başında ki imam bir çobandır ve tebaasından sorumludur. Adam , aile halkı üzerinde bir çobandır ve onlardan sorumludur...."
(Buhari, Müslim)
El-Hasen bu ayeti kerime hakkında: " Onlara emreder ve onlara yasaklar koyar" sözleriyle bu emri ilâhi'nin anlamını ifade etmektedir.
Kimi Âlimler de şöyle demişlerdir: “Yüce Allah'ın "Nefislerinizi koruyunuz" emrinin kapsamına çocuklar da girmektedir. Çünkü çocuk, insanın bir parçasıdır. Tıpkı yüce Allah'ın: "Kendi evlerinizden.....yemek yemenizde size de bir sakıncası yoktur." (Nur:61) ayetin de olduğu gibi, diğer akrabaların bağımsız olarak anıldığı gibi, ayrıca bağımsız olarak zikredilmemişlerdir. Kişi çocuğuna, helâli ve haramı öğretir, masiyet olan işlerden uzak kalmasını sağlar ve buna benzer diğer hükümleri yerine getirir.”
Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Çocuğun baba üzerindeki hakkı; ona güzel bir isim vermesi, yazı yazmayı öğretmesi ve ergenlik yaşına geldiğinde onu evlendirmesidir."(Beyhaki, Şuabul iman, Heysemi; Mecmuz-Zevaid)
Yine Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Hiç bir baba oğluna, güzel bir terbiyeden daha üstün bir bağışta bulunmamıştır." (Ahmed, Hâkim, Tirmizî)
Amr b. Şuayb babasından, onun da dedesinden rivayet ettiğine göre Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Çocuklarınıza yedi yaşında namaz kılmalarını emrediniz. (Kılmazlarsa) on yaşında onları dövünüz ve yataklarını birbirinden ayırınız" (Ebu Davud, Hakim, Müsned, Darekutnî) – Kurtubî el-Cami'ul Ahkam'ul Kur'an-
Yukarıdaki açıklamalar, Kurtûbî’de geçmektedir.
"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında iri gövdeli, sert yapılı, Allah'ın kendilerine emrettiklerine isyan etmeyen ve emrolunduklarını yapan melekler vardır."(Tahrim: 6)
Hz. Ali, bu ayet hakkında şu açıklamayı yapmıştır: Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun demek, kendinize ve ailenize hayrı öğretiniz demektir. (Hakim; Müstedrek)
Fahreddin er-Razi de şunları söylemiştir: Ayet; "Allah'ın yasakladığı şeylerden vazgeçmek suretiyle kendinizi koruyun" demektir.
Mukatil de: "Müslüman’ın, kendisini ve aile fertlerini eğitmesi, onlara iyiliği emretmesi ve kötülülükten alıkoyması" şeklinde tefsir etmiştir.
İbnül Kayyım şu açıklamayı yapmıştır: Bazı Alimler şöyle demişlerdir; "Şüphesiz Allah, kıyamet gününde babasından ötürü çocuğunu hesaba çekmeden önce, çocuğundan ötürü babasını hesaba çeker. Zira babanın oğlu üzerinde bir hakkı olduğu gibi, oğlun da babası üzerinde bir hakkı vardır."
Peygamber (s.a.s) şöyle buyuruyor: "Şüphesiz Allah, elinin altındakilerden sorumlu herkese görevini yapıp yapmadığını soracaktır. Hatta kişi, aile fertlerinden de sorumlu tutulacaktır."(Nesâî, İbni Hibban, Abdurrezzak; Musannefinde)
Müfessirlerin tefsirlerini, Hadisçilerin şerhlerini incelediğimizde, anne-babaların veya çocuğun eğitim -öğretim ve terbiyesinden sorumlu kimselerin, çocuklarına öğretecekleri ilk şeylerin şunlar olduğunun görmekteyiz: Her hayrın, her iyiliğin başı olan iman, İslâm, tevhid gelmektedir. İmansız, İslâmsız, tevhitsiz her bilgi, her öğretilen şey eksiktir, batıldır. Avrupa toplumlarında bunları görmekteyiz. Tabiî ilimleri mükemmel şekilde okutmalarına, öğretmelerine rağmen, yetişen nesiller şirkin, küfrün, ilhâdın, sapkınlığın bataklığında yüzmekteler. Alet ilimleri, teknik-fenni ilimler, tıp ilimleri alanlarınki gelişmeler ne kadar ileri ve yüksek seviyelerde olsalar da (istisnalar dışında), tabiî ilimlerdeki bu başarılar onları İslâmi açıdan bir kurtuluşa, bir huzura ve saadete götürmedi. Bilakis bu toplumlar inkıraza, toplusal yozlaşmaya, kokuşmuşluğa, çirkefliğe sürüklenmiş ve toplumsal iflâsın eşiğine gelmişlerdir. Tabiî bilgiler, ilmî buluşlar, keşifler, maddi kalkınmalar ve terakkiler; hepsi de İslâmi, İmani, tevhidî çizgide, Allah'ın temiz-pak şeriatı doğrultusunda olmalıdır ki, insanlığın huzurunu, mutluluğunu, saadetini temin etsin; insanlık, onur, haysiyet ve şeref kazanmış olsun.
Çocuklarını namaza ve islâmın şiarlarını yerine getirmeye mecbur tutan hatta zorlayan aileler, tevhidi öğretmez, çocuğunu her türlü olumlu, güzel davranışını boşa çıkarıcı şirk ve küfürden, batıl düşüncelerden sakındırmazlarsa, her türlü gayret ve çabaları boşa gidecek, Allah katındaki sorumluluklarından kurtulamayacak ve sonları hüsran olacaktır. Kendileri namazı emrederken, islâmın ve imanın şartlarını öğretirken, çocuklarının eğitimi için teslim ettikleri küfür ve şirk yuvaları, çocuklarına şirki ve küfrü emredecek, sevdirecek ve Allah'a isyan etmenin eğitimini vereceklerdir. Bu durum hiç şüphesiz İslâm'a göre en büyük çelişki, en büyük münkerdir.
Ey muvahhid! Bil ki sen evinde bir çobansın ve çocukların da senin güttüğündür. Öyleyse sakın bu görevi yerine getirmezlik yapma ve bu göreve riayet etmeyen, onu yerine getirmeyen bir kimse olarak Allah (c.c)'a kavuşma! Bu mesele ihmale gelmeyecek derecede ciddi, önemli ve tehlikeli bir meseledir. Bu konuda sakın gevşek davranma! Küçüklüklerinden itibaren çocuklarına tevhidi, Lâ ilâhe illallâh'ın gerçek manasını öğret! Onları şirk ve tağutun her çeşidinden, bunlara bağlı olanlardan uzak kalabilecekleri ve onlara düşman olabilecekleri bir şekilde yetiştir. Sen bu konuda sorumlusun ve ahrette bundan sorulacaksın. Sakın ihmal etme.
Ye'sak kullarının yayın organlarından ve çocukları terbiye metotlarından uzak tut! Çünkü onlar çocuklara, tâğutları sevdirmeye, ona dost olmaya, onun hükümlerine bağlı kalmaya, onu korumaya teşvik ederler ve bu zihniyetle onları yetiştirirler. Böyle tuzaklardan çocuklarını koru! Televizyon, radyo, gazete ve bunlar gibi her türlü bozgunculuğa sebep olan yayın organlarından da uzak tut. Çünkü bu yayın organları, nesli bozucu, tâğut ve hükümlerini yüceltici yayınlarla insanların zihinlerini bulandırırlar. Yine tağutun okullarına karşı çok dikkatli ol! Çünkü onların okulları adeta zehir saçmaktadır. Saçtığı bu küfür, şirk zehriyle nesilleri gerçek tevhidden uzaklaştırır, tâğutu ve kanunlarını yücelttirir, onlara bağlandırır, onlara saygı göstertir. Ordularını, askerlerini sevdirir, küfrün her çeşidini onlara işlettirir ve böylece çocukları ye'sak'ın kulu yapar.
ALLAH c.c tüm müslümanları böyle küfür amellerinden korusun ve tüm müslümanları ayaklarını islam üzere sabit kılsın ALLAH c.c yar ve yardımcın olsun hem dünya hemde ahirette