Çocuk Eğitimi Üzerine Notlar

عبيد

فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ
İslam-TR Üyesi
السلام عليكم و رحمة الله و بركاته

Çocuğu olan, olmayan her birimiz doğrudan veya dolaylı çocuklarla iletişimde etkileşimdeyiz. Bir toplumun değiştirilmesi, ıslah edilmesi için en elzem şeylerden birinin eğitim olduğu ma'lumdur. Ben de çocuk eğitimi ile ilgilendiğim için forumda biraz da eksik gördüğüm bu konuda bir şeyler yapmak istedim. Rabbim bana ve bizlere içinde rızası dışında başka bir şey olmayan ihlas, hidayete ulaştıran bir ilim ve rızasına tabi kılan bir amel versin.
Konuyla ilgili ilk açıklamanın Allah azze ve celleninin kelamı ile olması bereket olacaktır İnşâAllah.

Çocuk nedir?

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَٓاءِ وَالْبَن۪ينَ وَالْقَنَاط۪يرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِۜ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ
Kadınlar, evlatlar, kantar kantar altın ve gümüş, besili atlar, hayvanlar ve ekinlerden oluşan şehvetlerin sevgisi insanlara süslü gösterildi. Bu, dünya hayatının (kendinden faydalanılan geçici) metaıdır. (Ebedî ve hakiki nimetlerin olduğu) güzel dönüş, Allah katındadır.
(Dünya nimetlerine bakış açısı için bk. 11/Hûd, 15-16.)
(3/Âl-i İmran, 14)


يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَث۪يرًا وَنِسَٓاءًۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي تَسَٓاءَلُونَ بِه۪ وَالْاَرْحَامَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَق۪يبًا

Ey insanlar! Sizleri tek bir nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan ve o ikisinden de birçok erkek ve kadın türetip (yeryüzünde) yayan Rabbinizden korkup sakının. Kendisiyle istediğiniz Allah’tan ve akrabalık bağlarını koparmaktan korkup sakının. Şüphesiz ki Allah, sizin üzerinizde gözetleyicidir.
(4/Nîsa, 1)

Rasulullah da sallahu aleyhi we sellem şöyle buyurmaktadır;

Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Allah Rasulü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.”
(Buhari, Tefsir (Rûm), 2.)

Konuyla ilgili daha başka ayetler ve hadisler de bulunmaktadır. Diğer ayet ve hadisler, İnşâAllah konunun devamı gelirse orda verilecektir.
Yaşantılar üzerinden yapılan açıklamaların, uygulamadaki karşılığı gözlemlenebildiği için kendi çocukluğumdan bir örnekle ilk detaylı açıklamaya başlamak istiyorum.

Evimizi G..... ilçesinden B........'a taşındıktan sovra her yaz ilçeye giderdim.
Boyum otların arasından henüz görünürken, dedem beni uzun yıllar emek verdiği, içinde yüz yıldan fazla ömrü bulunan ağaçların da bulunduğu bahçeye götürmüştü. Rabbimizin çeşit çeşit nimetinin bulunduğu bir koruluk... Dedem oraya gidince rahatladığını hissederdim. Sabahın ilk vakitlerinde, kimi zaman da gece 2 gibi, yabani hayvanların da bulunmasına çok da aldırış etmeden o bahçeye giderdi sulama, bakım, meyve ve sebze toplama gibi işler için. Beni ilk götürdüğü gün veya ilk defa bir şeyler yapmak için gittiğimde 6-8 yaşlarındaydım galiba. Elime eski bir salça kutusu vermiş, olgun eriklerin nasıl olduğunu tarif etmiş ve beni dalları birbirine karışmış erik ağaçlarına yönlendirmişti. O gün veya bir sonraki gidişimde boyu benden uzun dut ağaçlarının dallarını kesmiş birbirine bağlamış, kolumun altına vermiş, eve yollamıştı. İneğimize veya yavrusuna yedirmemiz için... Dedem öleli 11 yıl oldu. İnek satılalı ise daha fazla geçti. Nedense o günler aklımdan çıkmaz, hatırladıkça da bende bir huzur oluşturur.

Nedenini Allah celle ve alânın şu ayeti ve benzeri ayetlerine bağlıyorum;
اِنَّ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِۚ
Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün peşi sıra yer değişmesinde akıl sahipleri için (üzerinde düşünüp, bunları yapanın tek ilah olduğu, kulluğun sadece kendisine yapılması gerektiğine dair sonuçlar çıkaracakları) ayetler vardır.
(3/Âl-i İmran, 190)

اَلَّذ۪ينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًاۚ سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Onlar ki ayakta, otururken ve yanları üzere yatarken Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler ve (derler ki): “Rabbimiz! Sen bunu boşa yaratmadın. Seni eksikliklerden tenzih ederiz, bizi ateşin azabından koru.”
(3/Âl-i İmran, 191)

İnsan ve doğa bir bütündür. İnsanın Rabbini tanıması için belki de en önemli vesile bozulmamış doğaya ve ona bağlı olarak varlığını devam ettiren varlıklara bakıp tefekkür etmektedir. Sadece bakmak, düşünmek, araştırmak ve incelemek Allah azze ve celleninin Rububiyetini güzelce kavramak için yeterli olmayabilir. Bunu El Hakîm olan Allah şöyle ifade etmektedir;

وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ خِلْفَةً لِمَنْ اَرَادَ اَنْ يَذَّكَّرَ اَوْ اَرَادَ شُكُورًا
Dileyenin öğüt alması ya da şükretmesi için geceyi ve gündüzü birbiri ardınca kılan O’dur.
(25/Furkân, 62)

Doğa da gece ve gündüzün ard arda gelir şekilde kılınması gibi ibret almak için araçtır. Onda da öğüt almak ya da şükretmek için insanı aciz bırakan deliller vardır.
Bu virüs vesilesiyle uzun zaman sonra baharda memlekete gitme imkanım oldu. Allah'a yemin olsun ki bu baharda insan, ölümünün ardından dirilişi görünce Allah'ın azameti karşısında şaşırıp kalıyor.
Bunca açıklama çocukların da doğadan koparılmadan yetiştirilmesi içindi. Doğadan kopuk yaşayan bir çocuğun akıl sağlığının ve fıtratının sağlam kalabileceğine inanmıyor ve mümkün görmüyorum. Az çok herkes bunun farkındadır, fakat konuyla ilgilendiğim için bunu biraz daha detaylandırmak ve düzenli bir hâle sokmak istedim.
Umarım Rabbim benden kabul eder, bana ve size bütün ümmete faydalı olur.

Rububiyet tevhidi çocuklara uygun bir dille ( bu sadece sözün ilk anlamında kullanılan dil değil, beden dili vb. de kapsamaktadır) özümsetildiğinde, çocuğun Uluhiyyet tevhidinde de Allah'ı sabit kıdem birlemesinde vesile olacaktır.

Not: Konuyla ilgili faydalı olduğunu düşündüğünüz bilgileri, yazıları veya yaşantıları vs. başlık altında paylaşabilirsiniz. Bu konuda çocuk/lar yetiştirmiş anne ve babaların hassaten annelerin tecrübelerini paylaşmaları önemli bilgiler olarak yer burda bulacaktır.
 
Son düzenleme:

عبيد

فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ
İslam-TR Üyesi
Çocuklarda asıl olanın fıtrat (İslam) üzere olmalarıyla ilgili;
Çocuğun Müslüman olduğuna hükmedilmesinin sebebi İslam ülkesinde yaşayanlarda yaygın olan durumun Müslümanlık olması ve aslolanın kişinin fıtrat dini olan İslam üzerine doğmasıdır. Kişiyi ana-babası sonradan yahudi, hristiyan veya mecusi yapar.
Buluntu çocuğun ana babasının Müslüman olup çocuğun yaratılışı üzerine Müslüman olarak kaldığı veya ana babasının kâfir olup çocuğu kâfir yaptıklarından şüphe etmekteyiz. Aslolan çocuğun yaratılışı üzere Müslüman kalması ve kafir kabul edilmemesidir.
İzz bin Abdüsselam, kavaidü'l Ahkam fi Mesalihil En'am, İz Yayıncılık, s. 475

Bu hükmün delili ise şu hadistir;
“Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” (Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvut, sünne 17; Tirmizî, kader 5)
 

Ummu Aişe

حسبي الله ونعم الوكيل
Site Emektarı
Ve aleykum selamu ve rahmetullahi ve berakatuhu kardeşim

Screenshot_20200521-002813_Instagram.jpg

Çocuklara değer verdiğimizi göstermenin en yegane yollarından biri de her hatamızda özür dilemek.. Buna "yaptıkları hatalara karşılık fazlaca kızmak" da dahil, çünkü onlar çocuk ve bu gerçeğe göre narin davranılmayı hakediyorlar.

Bu arada özrümüz kuru kuru olmasın; duruma göre gerektiğinde bize kısas için ceza vermelerini de isteyebilmeliyiz.. Hem her çizgiyi aşanın ceza yiyeceğini bilip, adalet duyguları gelişir; hem de küçücük cüsselerine rağmen haklarını alabilmeleri sonucu özgüvenlerine katkıda bulunmuş oluruz inşeAllah.

Yine bu arada küçücük çocuklar yüzünden ceza yiyebileceğimizi bildiğimizde, her geçen gün daha iyi, dengeli, kontrollü bireyler olmak zorunda kalacağız. Yoksa birlikte oyun oynamak, parkta gezmek, sevdiği zor yemekleri yapmak vs.. Cezaları bazen çok acımasız olabiliyor )
 

عبيد

فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ
İslam-TR Üyesi
Çocukların özgüven eğitimi üzerine;

Çocuklar ortalama 2 yaşından itibaren adeta bir kâşif edasıyla çevrelerini gözlemlerler. 2 yaş ile 6 yaş dönemi çocuk karakterinin %80i veya fazlası oluştuğu için bu döneme dikkat edilmelidir.
Allah azze ve celle tedriciliği sünnetullahın bir parçası kılmıştır. Çocuklar da yavaş yavaş, adım adım çevrelerini tanırlar. Bu süreç içerisinde çözümleyemediklerini ya çevrelerindeki kişilere sorarlar veya daha önceden öğrendikleri bilgiler üzerinden kendilerince bir çözüm üretirler. Çocukların yetişkinlere sormayıp kendince bir çözüm getirmelerinin nedenlerden biri de yetişkinler ile sağlıklı bir iletişim içerisinde olmamalarıdır. Yetişkinlerle iletişimden kaçmalarının nedenlerinden biri de özgüven yoksunluğudur. Aşırı baskıcı veya koruyucu ya da şiddet uygulayan ailelerde yetişen çocuklar özgüven yoksunu olarak yetişen çocuklardır. Bu yaklaşımlar, hayatların ileriki dönemlerinde atılımlar sağlamalarını, insanlar ile sağlıklı bir iletişim kurmalarını, kendileriyle barışık olmalarını, empati paylaşma gibi teşvik edilen davranışların veya duyguların bu çocuklarda karakteristik olarak bulunmasını engelleyecektir.
Bu 3 yaklaşımın dışında günümüzde demokratik eğitim yaklaşımı da aileler içerisinde yer bulmaktadır. Demokratik ailelerde yetişen çocuklara gereğinden fazla özgüven aşılandığı için bencil bir karaktere sahip olabilmektedirler. Günümüzde Türkiye ile beraber Avrupa'da yetişen çocukların ailelerine ve insanlara karşı bencil bir tutum sergilemelerinin temellerinde bu yaklaşım da bulunmaktadır.
En tehlikeli yaklaşım türü tutarsız bir yaklaşım sergilemektedir. Çocuk, bir davranışı veya sözü nedeniyle bir zaman dilimi içerisinde önce övünmekte, takdir edilmekte başka bir zaman diliminde çocuk aynı davranışı yaptığında veya sözü telaffuz ettiğinde bu defa cezalandırılmaktadır veya tam tersi bir durumla karşılaşmaktadır.
Çocuk bu durumda neyin doğru neyin yanlış olduğunu kestirmeyecek, şüpheci, saldırgan çekingen, özgüven yoksunu ya da bu özelliklerden birini- bir kısmını taşıyan bir birey olarak karşımıza çıkacaktır.

Bütün bu yaklaşım türlerinin dışında Allah azze ve cellenin Nebi'si vasıtasıyla bize öğrettiği Nebevi eğitim metodu vardır. Resulullah diyalektik materyalizm ve benzeri düşünce sahiplerinin öne sürdükleri yaklaşımları daveti ve kıyamıyla çürütmüştür. Özgüven sahibi olup bencil olmayan, gerektiğinde kendisi muhtaç olmasına rağmen kardeşine verebilecek kadar fedakar fakat ezik ruhlu olmayan, Abdullah ibni Mesud gibi müşrikler nezdinde hemen hiçbir değeri olmayan bir "koyun çobanı" koca bir yüreğe sahip olduğu için Mekke'nin tağutlarını karşısına alıp onlara Rahman olan Allah'ın ayetlerini okuyacak kadar cesaretli fakat aynı zamanda da gayet mütevazi kişilikler yetiştirebilmiştir. Bütün bunlara binaen hiçbir beşeri sistemin devlet yönetiminde, insani ilişkilerde, mahkemelerde çözüm olamayacağı gibi çocuk eğitiminde de çözüm olamayacağı zahir olmuştur.
Allah Rasûlü'nün ashabının talebeleri olan tabiinin talebelerinden Süfyan eş Sevri'nin şu kıssası küçük yaşta nasıl büyük insanların yetiştirileceğini gözler önüne sermektedir:

Tebe-i tabiin âlimlerinden, bin yıldan fazla zamandır görüşleri önemsenen, ümmetin kendisine değer verdiği Süfyan bin Uyeyne’nin konumuza ışık tutan şu sözlerine bakalım:
Döneminin önde gelen âlimlerinden Süfyan bin Uyeyne’nin tefsir dersi yaptığı meclise küçük bir çocuk giriyor. Bu âlim çocuğu yanına alıp onunla oynuyor. Meclistekiler bu durumu yadırgamış olmalılar ki,
Süfyan bin Uyeyne mecliste bulunanlara şöyle hitap ediyor;
“Bu çocukla ilgilenmem sizi rahatsız mı etti? Bir zamanlar ben de çocuktum ve alimlerin meclislerine böyle girerdim.” Hatta tarifinde, “beş karış boyum, demir para kadar yanaklarım vardı, parlak bir çocuktum ve mum gibi yanar görünürdüm, kollarım gömleğimin içinde kaybolur giderdi, terliklerim de fare kulağı kadar küçüktü.”
Devamla şöyle anlatıyor: “ âlimlerin ortasında otururdum. Onların ortasında ağaçtaki çivi kadar kalırdım. Annem bana kalem verirdi, ceviz kadar bir kalemim vardı ve onunla bir şeyler yazardım. Bu halimle Abdullah bin Dinar’ın, Zühri’nin (Tabiin büyükleri) meclislerine girerdim. Ben gelince ‘ şeyh efendiye yer açın’ diye şakalaşırlardı. O gün beni büyük adam yerine koyduklar için şimdi size ders okutuyorum. Bu çocuğa da yarın onun ‘ Allah ve Rasulullah’ demesi için büyük tutmam lazımdır’
 

عبيد

فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ
İslam-TR Üyesi
Kitabında Allah azze ve celle bize birçok nimeti hibe ettiğinden bahsetmektedir. Elde edip edemediğimiz bütün nimetler onun hibesiyle olsa da önemine binaen olsa gerek bazı nimetler üzerinde özellikle durulmuştur. Verdiği nimetlerin en çok bağlantılı olduğu isim Allah'ın el Vehhâb ismidir. Türkçede kullandığımız hibe kelimesi de Allah azze ve celle nin el Vehhâb ismi ile aynı kökten olan وهب ile aynen kelimeden türemiştir.
Bu isim Kur'an-ı Kerim'de 3 defa geçmekte 20 defa da bu isminin tecellisi olarak verdiği nimetlerin hibe edilmesi zikredilmektedir. Zikredilen nimetlerin 18'i ise çocuk ve aile ile ilgilidir. Direkt olarak el Vehhâb isminin zikredildiği üç yerin ikisinde de yine çocuklardan bahsedilmektedir.
Dikkat çeken diğer bir nokta ise Kur'an'da övülen Meryem, Asiye ve İmran'ın eşi radıyallahu anhunne olan bu üç kadının ismin İsa, Meryem ve Musa aleyhimusselam gibi seçkin insanları yetiştirmiş olmalarıdır.
Bu bilgiler annelerin çocuklara verecekleri eğitimin öneminin ne kadar büyük olduğu, annelerin çocuk eğitimindeki etkisine vurgu yapmaktadır.
Çocukların annelerle diğer insanlardan çok farklı bir bağları vardır. Henüz anne karnındayken annenin konuşurken oluşturduğu titreşimler çocuğun fonolojik altyapısını oluşturmakta, çocuk normal bir aile yapısına sahip ise büyük oranda annesini ve babasını örnek almakta, anne karnındayken annesinin yaşadığı duygusal durumlar onu da etkilemekte ve henüz anne karnındayken çocuğun duygusal yapısına etkide bulunmaktadır.
Konuyla ilgili olarak zikredilmiş ayetlerden bazıları;

هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُۚ قَالَ رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةًۚ اِنَّكَ سَم۪يعُ الدُّعَٓاءِ
(Meryem’e verilen olağanüstü rızıkları görünce, Allah’ın rahmetini ümit edip) Zekeriyya Rabbine orada dua etti: “Rabbim! Bana kendi katından temiz bir zürriyet bahşet. Şüphesiz ki sen, duaları işiten/icabet edensin.” dedi.
(3/Âl-i İmran, 38)
رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنَ الصَّالِح۪ينَ
“Rabbim, bana salihlerden (bir evlat) ver.”
(37/Saffât, 100)
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt