Tevessül Ve Teberrük

İlim Talebesi.

Üyeliği İptal Edildi
Banned
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM.

TEVESSÜL
Allah’u Teâlâ Hazretlerinevesile aramak, vesile edinmek yani tevessül ile ilgili özellikle münkirlertarafından birçok yazı kaleme alınıyor. Vesile edinmeyi, vesile ederek duaetmeyi, himmet istemeyi inkar ediyor ve şirk olarak kabul ediyorlar. Hattabazıları: “Allah’ımşu iyi kulun hürmetine bana ver dersen, sanane benim o kulumdan cevabıylakarşılaşabilirsin” gibi akla ziyan sözlerle iddialarınısavunmaktadırlar. Bu yazımızda Peygamberleri, evliyaları vesile edinmenin naklive akli delillerini sizlerle paylaşacağız. Böylelikle münkirlerin ağızlarınamühür vururken bizimde inancımız kuvvetlenecek.
Öncelikle şunu vurgulayalım kivesile yapmak demek, vesile yapılanı ilahlaştırmak demek değildir.
Mesela Fatiha Suresinde okuduğumuz “Ancak sana kulluk eder, ancak senden yardımisteriz” ayeti kerimesini okuyarak “Hem Ancak Allah’tanyardım isterim diyorsun, hemde şeyhten yardım istiyorsun” diyorlar.Onlara sadece şu ayeti kerimeyi okumak cevap olarak yetecektir:

Cebrail (Aleyhisselam) MeryemValideye ne demişti:
“Sana bir çocuk vereceğim” (Meryem 19)

İnkarcılara sorulacak soru şu:Ayeti Kerimede sabit olduğu üzere Cebrail “Çocuk vereceğim” diyor. O halde Çocuğu veren kim?
Eğer derlerse ki “Çocuğu veren Cebrail”dir o halde kendilerişirke düşmüş demektir. Yok eğer “Çocuğu veren Allah’tır, Cebrailvesiledir” derlerse zaten kendi iddialarını çürütmüş olacaklardır.

Dolayısıyla inkarcılarıntutunmaya çalıştığı dallar çürüktür. Ve bir mürid şeyhini vesile yaparken,himmet isterken verecek olanın Allah olduğunu bilir. Onu vesile yapar. Bu işaslında bu kadar basittir.

İkinci olarak şu hususunaltını kalın bir çizgi ile çiziyoruz. İnkârcıların inkârlarına delil olarakgetirdiği Kur’an-ı Kerimdeki “Biz onlara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diyeibadet ediyoruz.” (Zümer Suresi 3) ve benzeri ayetler bütün EhliSünnet âlimlerinin tefsirlerine göre “müşrikler” hakkındanazil olmuş ve bu gibi ayetlerin puta tapan, puta taparak vesile yaptığınıbahane eden müşrikleri haber verdiğini beyan etmişlerdir. Hiçbir Ehli Sünnetâlim, bu ayetlerin mürşitler ve veliler hakkında olduğunu beyan etmemiştir.Dolayısıyla bu ayetleri tek tek yazarak cevap vermek yersizdir.

VESİLE ARAYIN!

Öyle olmasaydı Allah’u Teâlâ: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmektensakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşaeresiniz.” (Maide 35) buyurmazdı.

Yine bazı inkarcılar bu ayetikerime işlerine gelmediği için: “Bu vesileden maksat ibadetlerdir ve insanın amelleridir” demektedirler.Bakın Allah’u Teâlâ başka bir ayeti kerimesinde ne buyuruyor:

“De ki: “Onu bırakıp da ilâhdiye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı nekaldırabilirler ne de değiştirebilirler.”(İsra 56)
“Onların yalvardıkları bu varlıklar,“hangimiz daha yakın olacağız” diye Rablerine vesile ararlar. O’nun rahmetiniumarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkunçtur.” (İsra 57)

Allah’u Teâlâ buyuruyor ki:taptığınız taşlar bile “hangimizdaha yakın olacağız “ diye Allaha vesile arıyor.

Cansız taşların bile Allah’ayakın olmak için vesile araması bizlere vesilenin sadece ibadet ile olmadığıgösteriyor.

VESİLE ARAYINIZ!

Ayeti kerimelerde degördüğünüz üzere Allah’u Teâlâ “vesile edinmeyi” emrederken cansız varlıklarınbile bizlere örnek teşkil edecek derece Allah’u Teâlâ’ya yakın olmak içinvesile aradıkları beyan ediliyor. Dolayısıyla bu konu ayeti kerimeler ile sabitoluyor.

Peki, vesile nedir? Şimdi busoruya cevap arayalım…
RuhulBeyan tefsirinde Maidesuresi 35. Ayetin tefsiri yapılırken şöyle denmiştir:
“Bil ki, ayeti kerime, açıkçavesileye yapışmayı emretmektedir, öyleyse vesile gereklidir. Çünkü Allah’uTeala’ya vuslat bir vesile ve bir vasıta ile olmaktadır. Bunun için en güzelvesile ve vuslat yolu da, hakikat alimleri ve tarikat şeyhleridir.
İnsanın kendi başına ameletmesi, benlik ve varlık duygusunu artırabilir. Fakat peygamber ve velilerintarif, mürşidin işareti ve nezareti (gözetimi) ile yapılan amelde, benlikduygusu bulunmaz.
Böyle bir amel, talibi, RabbulÂlemine ulaştırır. Ehl-i Hayrın ve Salihlerin sohbetinde büyük bir şeref vesaadet vardır.”
MerhumElmalılı Hamdi Yazır buayeti tefsir ederken diyor ki: “… Allah’u teala’ya vesile talep ediniz.” Boş durmayıp,mücerred iman ve havf ile iktifa etmeyip (sade bir iman ve Allah korkusu ileyetinmeyip) Allah’u Teâlâ’ya yakınlık için vesile teharri ediniz (araştırınız)
En münasip esbaba teşebbüs ilemuhabbet-i ilahiyye’ye şayan Allahın sevgisine layık) güzel ameller yapmayairadenizi sarfeyleyiniz.”
Bütün bunlar göstermektedirki, mü’min kendisini Allah’u Teâlâ’ya yaklaştıracak her sebepten, her vesiledenve yoldan istifade etmelidir. İşte veli, şeyh ve rabıta da, müridin, Allah’uTeâlâ’ya yaklaşmak için şeyhini vesile ve sebep yapmasından başka bir şeydeğildir.

ŞeyhHuseyn Duseri (Kuddise Sirrahu) “er-Rametü’l-habita fi hakki’r-rabıta” isimli eserinde şöyledemektedir:
“Rabıta Allah’u Teala’yaibadette huzur üzere olmaya kavuşturan vesilelere denir. Vesileler isemaksatlar hükmünde (araçlar, amaçlar değerinde) dir.”

Tevessülün ayeti kerimeler ilesabit olduğunu anladıktan sonra tevessülün iki kısmına geçebiliriz.

RESULÜLLAHIN TEVESSÜLÜ
Öncelikle Hem Peygamberi, hemde salih kimseleri vesile edinmeye delil olan bir nakil paylaşalım:
EnesRadıyallahu Anh’den den rivâyet edilmiştir ki: Halk yağmursuz kalıp kıtlığa uğradıklarızaman Ömer İbnul Hattab, (Peygamber’in amcası) Abbas İbni Abdilmuttalib’ivesîle edinerek yağmur duası yapar ve duada “Ya Allah! bizler, peygamberimizivesîle edinerek sana niyaz ettiğimizde bize yağmur ihsan ederdin.Peygamberimizin amcasını vesîle edinerek senden niyaz ediyoruz. Yağmur ihsaneyle” (Buhari, İstiska:3)

Hazreti Ömer gibi bir sahabe “Peygambere yakın olması hasebiyle” İbniAbbas’ı vesile yapıyor. Buna göre Hem Peygamberi, hem de Allahu Teala’ya vepeygamberine yakın olduğuna inandığımız kişileri vesile yapmak Hazreti Ömer(Radıyallahu Anh)ın da adetidir ve bunun önemini anlatması açısından büyük birdelildir.

Hafız İbni Kesir(Rahimehullah) ın naklettiğine göre, Yemame vakıasında Müslümanların şiarı(nişanı) “EyMuhammed! Bize yardım et” sözleriydi. (İbni Kesir,el-Bidaye ve’n-Nihaye:6/324)


Abdurrahman ibni sa’d(Radıyallahu anh) şöyle anlatıyor:
“Bir kere Abdullah ibni Ömer(Radıyallahu anhuma)nın ayağı uyuştu, o zaman bir adam ona: “En sevdiğininsanı an” dedi. O da “YaMuhammed” der demez bağlardan kurtulmuş gibi rahatladı. (Buhari,el-Edebü’l-müfred:438, No:993, sh:262)

Bu şekilde değişik birrivayeti de İmam-ı Mücahid (Radıyallahu anh) vasıtasıyla ibn-i Abbas (Radıyallahuanh) yapmıştır.

Bakınız bu sahabelerPeygamberimizin vefatından sonra onu vesile etmişlerdir (himmet istemişlerdir)

Şafii ulemasından Allame Şihaber-Remli (Rahimehullah)’a: “Bazıinsanlar zorluklarla karşılaştıklarında ‘Ya Resulallah, Ya Şeyh’ gibinidalarla, peygamberlerden, velilerden, alimler ve Salihlerden istiğasedebulunuyor (meded dileniyor)lar, bu caiz midir? Bu zatların, vefatlarından sonrabir istiğase (yardım ve destek) leri var mıdır?” diye sorulduğunda,şöyle cevap vermiştir:
“Resullerin,nebilerin ve velilerin, vefatlarından sonra da yardımları vardır. ÇünküPeygamberlerin mucizeleri ve velilerin kerametleri ölümlerinden sonra kesilmez.
Zirabirçok sağlam hadis-i şeriflerde varid olduğu üzere “Peygamberler kabirlerindediridirler, namaz kılarlar.” (EbuYa’la, El Müsned, No: 3425,6/147; İbni Hacel, el-metaibul-aliye, No:3452,3/269)
Dolayısıylaonların (peygamberlerin) yardım mucizelerinden sayılır. Şehitler de diridirler,gündüz gözüyle aşikare kafirlerle harbettikleri açıkça görülmüştür. Velilerinyardımı ise onların kerametidir.” (Fetave’r-Remli, İbni Hacer El-Haytemi’ninEl-Fetave’l-Kübra’sının hamişi-, 4/382; El-Fetave’l-Hayriyye,- ibni Abidin’inel-Ukududdürriyye fi tenkihi’l Hamidiyyesinin hamişi-, 2/279-280; Tehanevi,Ahkamu’l Kuran, 3/67; nebhani, Şevahidü’l-Hak, sh:113)

EVLİYANIN TEVESSÜLÜ

Yukarıda zikredilen EnesRadıyallahu Anh’den den rivâyet edilen hadise nasıldı: Halk yağmursuz kalıp kıtlığa uğ*radıklarızaman Ömer İbnul Hattab, (Peygamber’in amcası) Abbas İbni Abdilmuttalib’ivesîle edinerek yağmur duası yapar ve duada “Ya Allah! bizler, peygamberimizivesîle edinerek sana niyaz ettiğimizde bize yağmur ihsanederdin. Peygamberimizin amcasını vesîle edinerek senden niyazediyoruz.yağmur ihsan eyle” (Buhari, İstiska:3)
Bu nakil,bize sahabelerin açıkça vesile ile dua ettiklerini gösteriyor. Dolayısıylasahabeler bile kendilerinden üstün gördükleri bir insanı vesile ederek: “yağmur ihsan eyle” diyedua ediyorlardı.
Buradaki önemli hususpeygamberimizin amcasının bir sahabe olduğudur. Yani o bir peygamberdeğildir. Ama Hazreti Ömer gibi bir sahabe tarafından vesileyapılmaktadır.

Başka bir hadisi şerifteise:
Mus’ab ibn-i Sa’d (Radıyallahuanh)’den rivayet edilen: “Sizancak zayıflarınız hürmetine yardım olunuyor ve rızıklandırılıyorsunuz.” (Buhari,Cihad:75 No:2739, 3/1061; Nesai, Cihad:43, No:3178, 6/352, 6/45; Adurrezzak,el-Musannef, No:9691, 5/303)

Eğer bir şeyin hürmetineistenilmeyecek olsaydı, Allah’u Teâlâ bir şey hürmetine rızıklandırmazdı.
Anlamamız açısından bir misalverelim: Bir babanın 4 tane çocuğu olsun. Bu baba içlerinden en mülayim,kendisine en itaatkar olanını seviyor ve diyor ki: “Bakın, siz benimçocuklarımsınız. Sizi besliyorum ama bu kardeşiniz sebebiyle sizi besliyorum”Şimdi bu 3 kardeş babalarından bir şey isterse babaları belki yapacaktır o işiama çocuklar daha garanti olsun diye ne derler: “Baba, bu kardeşimizin hatırınabize şunu al” derler. Ve bu istekleri o çocuk hatırına daha çabuk yerine gelir.Hadisi şerifi anlamamız açısından bir temsildir bu…

İbni Mes’ud (Radıyallahu anh)dan rivayet edilen bir hadisi şerifte:
“Allah,onlar sebebiyle yer halkından belaları kaldırır.” (Ali el-Müttaki, Kenzu’l Ummal, No:34612,12/190; Ahmed İbni Hanbel, El-Müsned, No:896, 1/238) hadis-i şerifi de bazıinsanlar sebebiyle belaların def edildiğini bildiriyor.

Peki, Peygamberin hayattaolduğu zaman bile “hürmetine rızık verilen, sebebi ile belalar kaldırılan” buinsanlar kim?
Bakınız Suyuti bukonuda ne buyuruyor:
“Hadisi şerifteki zayıflardanmurat; Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanındaki fakirmuhacirlerdir. Kutup ve gavs onlardandır. “Allah’ın kulları, Rahmanın kulları” denirdi kiKur’an-ı Kerimde de (İnsan suresi 6, Furkan suresi 63) bu tabirler mevcuttur.
Zamanımızda bu zatlara “kutup”, “Ğavs” “Evtad”, Nüceba” ve “Ebdal” (birler,dörtler, yediler, kırklar, üçyüzler” şeklinde isimler verilmektedir. (Suyutiel-Havi 2/455)


Hadisi şeriflerden anlaşıldığıüzere Peygamber Efendimiz zamanında bile “hürmetine insanların rızıklandırıldığı” insanlarmevcuttu. İnsanların rızıklanmasına ve belaların kalkmasına sebep(vesile) oluyorlardı.
İşte herdönemde böyle insanlar mevcuttur.

Demek ki Allah’u TeâlâRızıklandırmak için veya belaları kaldırmak için bazı insanları vesile kılıyor.O halde bir insanın, ister “zayıfların” isterse İslamı yaşamakta son derecetitiz, Peygamberimize itaatte hata kabul etmeyen, ibadette ve ahlakta en üstseviyede olan, Allah katında sevildiğine inandığı insanları sebep edinerekistemesinin ne gibi bir sakıncası olabilir?

Buraya kadar özetlersek:Vesile edinmek ayet ile emredildiği gibi, sahabe-i kiramın da yapıştığı biraraçtır.

KULLARDAN HİMMET – İMDADİSTEMEK

Deliller son sürat devamediyor Allah’ın izniyle, batıl yok olmaya mahkumdur…
Utbe bin Gazvan (Radıyallahuanh)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte, Resulüllah (Sallallahu Aleyhi veSellem) Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
“Sizinbiriniz bir şey kaybederse yahut yanında arkadaşı bulunmadığı bir yerde yardımdilerse:
‘EyAllah’ın kulları bana yardım edin! Ey Allah’ın kulları bana imdad edin!’ Desin. Çünkü Allah’ın bizim göremediğizkulları vardır.”
(Taberani, el-Mu’cemu’l Kebir,No:290, 17/117; Haysemi, Mecme’u’zevaid, No: 17103, 10/188)

İbni Abbas (RadıyallahuAnh)dan rivayet edilen bir Hadis-i Şerifte Resulüllah (Sallallahu Aleyhi veSellem) şöyle buyurmuştur:
“Şüphesizki Allah’u Teâlâ’nın hafaza meleklerinin dışında yeryüzünde melekleri vardırki, ağaç yapraklarından düşenleri yazarlar.
Sizinbirinize çöl arazisinde bir aksaklık isabet ederse: ‘Ey Allah’ın kulları! (Bana) yardım edin’diye seslensin.”
(İbn-i Hacer El-Askalani,Muhtasar-u Zevaidi’l-Bezzar, No:2128, 2/420)





Abdullah ibn-i Mes’ud(Radıyallahu anh)den rivayet edilen diğer bir hadisi şerifte, Resulüllah(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Sizinbirinizin sahrada hayvanı kaçarsa: ‘Ey Allah’ın kulları hapsedin! Ey Alalh’ınkulları durdurun’ diye seslensin. Çünkü Allah’ın yeryüzünde hazır bulunankulları vardır ki, kısa bir zaman içinde onu tutarlar.”
(Ebu Ya’la, El-Müsned, No:5269,9/177, İbni Hacer, el-Metaibu’l Aliye, No:3375, Taberani, El-Mu’cemu’l Kebir,No: 10518, 10/217, Deylemi, Müsnedü’l Firdevs, No: 1311, 1/330”)

İşte farklı rivayetlerle gelenve aynı manayı işaret eden bu hadisi şerifler ismini dahi bilmediğiniz insanlardan himmetistemenin, meşruiyetinin açık delilleridir.

Şimdi bu hadis-i şerifler “Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardımisteriz” ayeti ile zıtlaşıyor mu? Peygamberimiz doğrudanAllah’u Teala’yı işaret etmiyor da “Ey Allahınkulları durdurun” buyuruyor. O halde PeygamberEfendimiz de mi şirk koşuyor (haşa) Ey münkirler buna nasıl cevap vereceksiniz?

Bir deveyi bulmak için bileismini dahi bilmediğiniz insanlardan “himmet” istemeyi Resulüllah (SallallahuAleyhi ve sellem) tavsiye ediyor. Bu da münkirlere büyük bir derstir.

ALLAH’U TEALA’NIN ADETİBÖYLEDİR

Nihayetinde bir şeyi Allah’uTeala’nın vereceğini bilerek Şeyhi vesile yapmak, himmet istemek ve aracıyaparak Allah’tan istemek yukarıda verilen ayet ve hadis-i şerifler ilesabittir.

Bu konuyu Allah’u Teala’nınyeryüzüne koyduğu adeti de vurgulayarak noktalayalım.

Suheyb (Radıyallahu anh)’denrivayete göre Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Büruc Suresindezikredilen Ashab-ı Uhdud kıssasındaki çocuktan bahsederken şöyle buyuruyor:
“O çocuk,körü ve alacalıyı iyi ediyor, insanları diğer hastalıklarından da tedaviediyordu” (MüslimZühd:17, No:3005, 4/2299, İbni Hıbban, Sahih-u İbni Hıbban, No:870, 2/116)




BakınızResulüllah Efendimiz ne buyuruyor: “O çocuk, körü ve alacalıyı iyi ediyor”PeygamberEfendimiz, yegâne şifa verenin Allah olduğunu bilmiyor mu? “Benimbildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız” O,bizim bilmediklerimizi bile bildiği, Allah’u Teâlâ’yı en iyi bilen olduğu haldeneden: “O çocuk, körü ve alacalıyı iyi ediyor” diyor?
Çünkü o çocuk bir vesiledir…

“O çocukiyi ediyor” derkenşifayı verenin o çocuk olduğu mu anlaşılıyor? Elbette hayır. O çocuk, Allah’uTeâlâ’nın şifa vereceği kimselere vesile oluyor. Ama Peygamber Efendimizinkullandığı cümle çok manidardır.
Haydi, Eycahil inkârcılar. Yüce Peygamberi de şirk ile suçlayın…

BakınızMevla Teala kendisi için: “Bütün işleri o yönetiyor” (Yunus3..) buyurduğu halde, başka bir ayette “İşleriyönetenler” (Nazi’at 5) buyuruyor..
“RuhlarıAllah alır” (Zümer42) buyurduğu halde, Azrail hakkında: “Ölüm meleğisizin canlarınızı alır” (Secde 11) buyurmaktadır.
En açıkmisallerden birisi şudur:
“Allahdilediğini hidayet eder” (Nur 46) buyurmuşken “Biz onları bizim emrimizlehidayet eden önderler yaptık.” (Enbiya 73) buyurarak hidayetiverenin aslında kendisi olduğu halde, hidayet için vesileler kıldığınıbelirtiyor.
Cebrail(Aleyhisselam) Meryem Valideye ne demişti:
“Sana birçocuk vereceğim” (Meryem 19)

Dolayısıyla bütün bunlarvesile edinmenin, himmet istemenin, “şeyhin yardımıyla” demenin caiz oluşunu ve şirk ile uzaktanyakından alakasının olmadığını delilleriyle ispat etmek demektir.

ALİMLER VE TEVESSÜL
İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:
Diriyken tevessül olunan, feyz alınan zata,öldükten sonra da tevessül edilerek feyz alınır. (Mişkat)
Resulullah veya evliya zatlarla, Allahü teâlâyatevessül etmek, yani bunların hürmeti için, dilekte bulunmak caizdir. Tevessületmek, şefaatini istemek demektir. Ehl-i sünnet âlimleri, bunun caiz olduğunubildirdi. Tevessül edenin duasının kabul olması, tevessül olunanın kerametiolur. Yani, öldükten sonra keramet göstermesi olur. (Hadika)
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Resulullah, muhacirlerin [hicret eden eshabıkiramın] fakirleri ile tevessül edip, fetih ve yardım talep etti. (3/93)

Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki:
Peygamberler ve evliya zatlar öldükten sonra da,bunlar vasıtasıyla Allahü teâlâya yalvararak dua etmeye, tevessül ve istigaseetmek denir; çünkü bunlar ölünce, mucizeleri ve kerametleri devam eder.(Berika)

Şihabüddin-i Remli hazretleri buyuruyor ki:
Enbiya ölünce mucizeleri, evliya ölünce dekerametleri kesilmez. Peygamberlerin mezarda diri olduklarını, namazkıldıklarını, haccettikleri, hadis-i şerifler açıkça bildirildi. Şehitlerin dediri oldukları, kâfirlerle savaşırken, yardım ettikleri bildirildi. (Şevâhid-ül-hak)

Seyyid Davud bin Süleyman buyuruyor ki:
Tevessül demek, bizim için dua etmelerinidilemektir; çünkü onlar, Allahü teâlânın dünyada da, ahirette de sevgilikullarıdır. Onların istediklerine kavuşacaklarını, her dilediklerininverileceğini, Kur’ân-ı kerim bildirmektedir. (Minhat-ül-vehbiyye)

Sebeplerden değil, yalnız Allahü teâlânınyaratacağına inanarak, dileği yalnız Allah’tan beklemek dinimize uygun tevessülolur.(Kıyametve Ahiret)

İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:
Resulullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem”ile her zaman tevessül etmek çok iyidir. Yaratılmadan önce ve yaratıldıktansonra, dünyada da, ahirette de, Onunla tevessül olunur. Yaratılmadan önceOnunla tevessül olunacağını gösteren vesikalardan biri, Peygamberlerin veümmetlerindeki Velilerin Onunla tevessül etmiş olduklarıdır. (Cevher-ül-munzam)

Yusuf Nebhani hazretleri buyuruyor ki:
Hazret-i Ömer zamanında kıtlık oldu. Eshab-ıkiramdan biri, Resulullahın kabrine gelip, (ya Resulallah! Ümmetine yağmuryağması için dua eyle! Ümmetin helâk olmak üzeredir) dedi. Resulullah bunarüyada görünüp yağmur yağacağını haber verdi. Öyle de oldu. Rüyada ayrıca, (Ömer’e selam söyle! Yağmur yağacağınımüjdele. Yumuşak hareket etmesini de söyle!) buyurdu. Hazret-i Ömer, dinin emirlerini yerinegetirmekte şiddet gösterirdi. Bu kimse, Halife’ye olanı anlattı. Halife dinledive ağladı. Burada, Eshab-ı kiramın, Resulullahın kabrine gelerek tevessül etmişolduğu bildiriliyor.(Şevâhid-ül-hak)
Abdülaziz Dehlevî hazretleri Fatiha suresinintefsirinde buyuruyor ki:
Birinden yardım istenirken, yalnız onagüvenilirse, onun Allahü teâlânın yardımına mazhar olduğu düşünülmezseharamdır. Eğer yalnız Allahü teâlâya güvenilip, o kulun Allah’ın yardımınamazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi sebeple yarattığı, o kulun da bir sebepolduğu düşünülürse caiz olur. Peygamberler ve Evliya da, böyle düşünerekbaşkasından yardım istemişlerdir. Böyle düşünerek birinden yardım istemek,Allahü teâlâdan istemek olur. (Tahkik-ul-hakkıl-mübin)

Abdülhakîm Siyalkütî hazretleri de buyuruyor ki:
Ölü yardım yapamaz diyenler, ne demek isterlerki? Dua eden, Allahü teâlâdan istiyor. Duasının kabul olması için, Allahüteâlânın sevdiği bir kulunu vasıta yapıyor. (Ya Rabbi! Kendisine bol bol ihsandabulunduğun bu sevgili kulunun hatırı ve hürmeti için bana da ver) diyor. Yahut Allahü teâlânın çok sevdiğine inandığıbir kuluna seslenerek, (EyAllah’ın Velisi, bana şefaat et! Benim için dua et! Allahü teâlânın dileğimiihsan etmesi için vasıta ol!) diyor. Dileği veren ve kendisinden istenilen, yalnız Allahü teâlâdır.Veli yalnız vesiledir, sebeptir. (Zad-ül-lebib)

Ebul-Hasan-ı Harkanî hazretleri, sefere çıkantalebelerine, (Sıkışıncabenden yardım isteyin) buyurur. Yolda talebelerini, eşkıya yakalar. Onlar, kurtulmaları içinAllahü teâlâya dua ederler; fakat kurtulamazlar. Bir talebe, (Yâ Ebel-Hasan, imdat!) der. Eşkıya o talebeyi göremez. Diğerlerinin nesivarsa alırlar. Seferden dönünce hocalarına, (Biz Allah’tan yardım istediğimizhalde soyulduk, fakat şu arkadaşımız, sizden yardım isteyince kurtuldu. Bununhikmeti nedir?) derler. O da,(Allahü teâlâ günahkâr kimselerin duasını kabul etmez. Arkadaşınız,benden yardım isteyince, onun duasını Allahü teâlâ bana duyurdu. Ben de, “YâRabbi, bu talebemi kurtar!” dedim.Allahü teâlâ da kurtardı. Ben sadece vasıta oldum, dua ettim. KurtaranRabbimizdi) diyecevap verdi. (Tezkiret-ül-evliya)




- - - Updated - - -

Maliki fakihlerinden Ebu Abdullah İbn El Hac el Abderi diğer bir Maliki fakihi olan İbnu Numan el Mağribiden naklen diyor ki;
وقد ذكَر الشيخُ الإمام أبو عبدِ اللهِ بن النعمانِ رحِمه الله في كتابه المسمَّى بسَفِينة النَّجاءِ لأهلِ الالْتجاءِ في كَراماتِ الشيخِ أبي النجاءِ في أثناءِ كلامِه على ذلك ما هذا لفْظُه : تحقَّق لذَوي البصائرِ ، والاعتبارِ أن زيارةَ قبورِ الصالحينَ محبُوبةٌ لأجلِ التبرُّكِ مع الاعتبارِ ، فإنَّ بركةَ الصالحينَ جاريةٌ بعدَ مماتِهم كما كانتْ في حياتِهم , والدعاءُ عند قبورِ الصالحينَ ، والتشفُّعُ بهم معمولٌ به عند علمائِنا المحقِّقينَ مِن أئمةِ الدينِ
Şeyh imam Ebu Abdullah bin Numan rahimehullah Sefinetun Neca li Ehlil iltica fi Kerameti Şeyh ebin Neca adlı kitabında diyor ki ;
Basiret ve itibar sahipleri için Salihlerin kabirlerini ibret alıp bereketlenmek için ziyaret etmenin güzel bir şey olması hakikattir. Çünkü hayatlarında olduğu gibi Salihlerin bereketi ölümlerinden sonrada devam eder.Salihlerin kabirleri yanında dua ve onlardan şefaat istemek. Din imamlarından olan muhakkik alimlerimiz katında amel edilen bir uygulamadır.
[İbn el Hacc : Medhal : 1/255]


Yahudilerde araci olarak Peygamber – aleyhi’s-salatu ve’s-selam –
Bi Hakki Muhammed(sav), Peygamber Efendimiz(sav)’in hakki için, bu cümle yahudiler için bile zafer vermistir, Kur’an bunu güzel kelimeleriyle kanitliyor:
Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkar ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkarcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkar ettiler. Allah’ın lâneti inkarcıların üzerine olsun. (Sure-i Bakara, 89)
1. Imam Kurtubî
imam Kurtubî bu gelenek ile ilgili, ibni Abbâs’in sözlerini aktariyor:
قال ابن عباس : كانت يهود خيبر تقاتل غطفان فلما التقوا هزمت يهود , فعادت يهود بهذا الدعاء وقالوا : إنا نسألك بحق النبي الأمي الذي وعدتنا أن تخرجه لنا في آخر الزمان إلا تنصرنا عليهم . قال : فكانوا إذا التقوا دعوا بهذا الدعاء فهزموا غطفان , فلما بعث النبي صلى الله عليه وسلم كفروا , فأنزل الله تعالى : ” وكانوا من قبل يستفتحون على الذين كفروا ” أي بك يا محمد
Hayber yahudileri, sikca Gatafan kabilesiyle savasiyorlardi. Savasin sonunda yahudiler kaybettiler. Yahudiler tekrar saldirdiklarinda, su sekilde duâ ettiler:”(Ey Allahim), Bize ahir zamanda gönderecegini söz verdigin, ümmî olan peygamberin(sav) hürmetine, bize onlara karsi yardim et.” Ibbni Abbâs sunu ekliyor: her düsmanlariyla karsilastiklarinda bu sekilde dua ettiler, ve Gatafan kabilesini yendiler. Ama peygamberimiz(sav) geldiginde, onu inkar ettiler. O zaman yüce Allah bu ayeti indirdi: “Ve önceden kendileri düsmana karsi zafer için dua ettiklerinde(Son peygamber, Muhammed(sav) ve ona inen kuran’in vesilesiyle),” bu senin vesilen ile ya Muhammed (sav).
[Kurtubi El Camiul Ahkamul Kur'an, bakara 89 tefsirinde]
2. Mahmud Alusî
وكانوا من قبل يستفتحون على الذين كفروا نزلت في بني قريظة والنضير كانوا يستفتحون على الأوس والخزرج برسول الله صلى الله عليه وآله وسلم قبل مبعثه قاله ابن عباس وقتادة والمعنى يطلبون من الله تعالى أن ينصرهم به على المشركين كما روى السدي أنهم كانوا إذا اشتد الحرب بينهم وبين المشركين أخرجوا التوراة ووضعوا أيديهم على موضع ذكر النبي صلى الله عليه وآله وسلم وقالوا:اللهم إنا نسألك بحق نبيك الذي وعدتنا أن تبعثه في آخر الزمان أن تنصرنا اليوم على عدونا فينصرون فلما جاءهم ما عرفوا كفروا به كنى عن الكتاب المتقدم بما عرفوا لأن معرفة من أنزل عليه معرفة له ووجه الدلالة من هذه الآية ظاهر فإن الله سبحانه أقر استفتاح اليهود بالرسول ولم ينكره عليهم وإنما ذمهم على الكفر والجحود بعد إذ شاهدوا بركة الاستفتاح بالنبي صلى الله عليه وآله وسلم .
Bu ayet Beni Kureyze ve Beni Nadir hakkinda inmistir, onlar Evs ve Khazraj’a karsi zafer için dua ediyordular, bu peygamber efendimiz(sav)’in peygamberliginden öncedir. Ibni Abbas ve Katâde, ayni gerçek için ifade verdi. Mânasi: Müsriklere karsi zafer için, o(peygamberimiz sav)’nun vesilesiyle, Allah’a duâ ettiler. Es-Sudiyy: Onlar ve müsrikler arasinda savas var iken, tevrati açtilar ve ellerini peygamberin(sav) yazildigi yere bastilar ve duâ ettiler: “Ey Allahim, biz sana, bize gonderecegini söz
verdigin ahir zaman peygamberinin vesilesiyle duâ ediyoruz; bize bugun düsmanlarimiza karsi zafer ver.” Ve bu duadan sonra savasi yendiler.
[Mahmud Alûsî, Rûhul mânî(1:320) ]
3. Imam Celalettin Mahallî ve Celalettin Suyûtî
Yahudiler su sekilde dua ediyordular:
“Ey Allahim, bize, ahir zaman peygamberinin vesilesiyle zafer ver”
[ Mahallî ve Suyûtî, Tefsir ul Celaleyn(s.14) ]
4. Imam ibni Kesir
Dedi ki:
Yahudiler, Arap müsrklerini yenmek için, Muhammedin(sav) vesilesiyle dua ediyordular.
[Ibni kesir, Tefsir ül, Kuranül azîm]
5.Imam Suyûtî
Imam Suyûtî, Ibni Abbas’in yetkisiyle 2 gelenek anlatiyor:
Beni Kureyzenin ve Beni Nadirin yahudileri, peygamber efendimiz(sav)’den once kafirlere karsi zafer için dua ederdiler: “Ey Allahim, ümmî olan peygamberin vesilesiyle, bize zafer nasib eyle.” Ve onlar muzaffer oldular.
Medinenin yahudileri, peygamberin(sav) gelmesinden once, kafir arap(kabileleriyle)– Esad Gatafan, Cüheyne ve Uzra – savaslarinda, onlara karsi zafer için Allah’in Resûlunu çagirirdilar. Derdiler ki: Ey Allahim, Ya Rabbim, gelecek peygamberin(sav) ve kitabin hakki için, bizi onlara karsi muzaffer eyle.
[Suyûtî, ad-Durr-ul-manthūr (1:88) ]
Benzer rivayetlerin kaynakları:
1. Abdullah bin Muslim bin Kuteybe, Tefsir Garibil Kuran,sayfa 58)
2. Ibn Cerir Taberi, Camiul Beyan, 1:325
3. Begavi, Mealimut tenzil, 1:93
4. Ebu’l Fazl al mibadi, Keşf’ul esrar ve uddetul ebrar, 1:272
5. Ibn’ul Cevzi, Ilm’it Tefsir, 1:114
6. Mucahid bin Cubeyr, Tefsir, 1:83
7. Beydavi, Tefsir, 1:122
8. Nesefi, el-Medarik, 2:61
9. Hazin, Lubebut tevil fi meani’t tenzil, 1:65
10.Ebu Hayyan Endelusi, Tefsirul Bahril muhit, 1:303
11. Ibrahim bin Ömer Bikai, Nezmud derar fi tenasubil ayet ves suver, 2:37-7
12. Abdurrahman Hasan Huseyin, Camiul beyan fi tefsiril Kuran, 1:23
13. Abu Suud Amadi, Mezeyel Kuranul kerim, 1:128
14.Ismail Hakki, Ruhul Beyan,1:179
15.Suleyman bin Ömer, el Futuhatul aliyye, 1:77-8
16. Şevkani, Fethul Kadir, 1:112
17.Muhammed Reşid Reza,tefsirul Menar, 1:381
18. Ibn Cuzey, Kitabul Taşhil li ulumit tenzil, 1:53
19. Hatib Şurbini, es Siracul munir, 1:76
20. Zuhayli, et Tefsirul Munir, 1:219-20
21. Tentavi Cevher, el Cevahir fi tefsiril Kuranul kerim, 1:96
22. Hakim, el Mustedrek, 2:263
23. Acurri, eş-şeriat, 446-8
24. Beyhaki, delailun nubuvve, 2:76-7
25.Ebu Nuaym , delailun nubuvve, 44-5
26. Ibn Kesir, el bidaye ven nihaye, 2:274-5


Şeyh Remli demiştir ki: Vefatlarından sonra enbiyaü mürselin ve evliyaullah’ın imdada erişmek tasarrufu vardır. Zira peygamberlerin
mucizesi ve velilerin kerametleri, vefatlarından sonra kesilmez. Peygamberlere gelince, onlar kabirlerinde cavidani bir hayata sahibtirler. Namaz kılarlar ve haccederler. Bu hususla ilgili haberler varid olmuştur. Binaenaleyh, onların imdada erişmesi, kendileri için mucize olmaktadır. Şehitler de hayat sahibidirler. Kafirlerle dövüştükleri müşahede edilmektedir.
Evliyaullah’ın imdada erişmesi, bir keramettir.
Sofiler topluluğuna itiraz, rüsvay olmayı mucibtir. Bunu yapan kimse, husran vadisine düşer, pe’rişan olur. Allame ibni Hacer sarahatle
ifade etmektedir: ” Kim bunlara aykın davranırsa süi hatimesinden korkulur. Nitekim bir çok insanlar, bu vartaya düşmüş ve helak
olmuşlardır.
Şeyh Halili demiştir ki: Bu hususta itirazda bulunanın, “Enbiya ve evliya ile tevessülde bulunulamaz” demesi büyük bir YALAN
ve iftiradır. lmamlarımız, sarahatle ifade etmişlerdir ki “Hayır ve salah ehli ile tevessülde bulunmak caizdir”. Seyyid Ahmed Bedevi gibi
havastan olan şöyle dursun, avamdan bir kimsenin bile böyle bir şey uyduracağı zannedilemez. Allahü tealadan dilekte bulunmada
kendi rütbelerini kısa görenler, zikredilen zatlar ile teberrüken tevessülde bulunurlar.
Bunu, nasipsizlerden ve inancı bozuk olanlardan başkası inkar etmemiştir. Böyle bir davranıştan Allah’a sığınıyoruz. ”Sen bilmelisin ki, ziyarette bulunan ve Allah’ın salih kulları ile ve bilhassa peygamberler ile, hele onların efendisi Peygamberimiz Hz. Muhammed ile meded dileyen müslümanların tamamı, bu seyyitleri bilirler ki, bu büyük zatlar Allahü tealanın kulları cümlesindendir. Ne kendi netisieri için, ne de başkaları hakkında Allahı bırakıp da bizzat kendileri zarar veya fayda vermeye malik olamazlar. Lakin onlar, Allahü
tealanın kullarının sevimlileridir. Onun katındaki yakınlığın en ileri derecesinde olanlarıdır. Allah, bunları ve bilhassa onlar arasından Peygamberleri, dini hükümleri tebliğde kendisi ile diğer kimseler arasında vasıta kılmış ve onları hatalarının bağışlanmasında ve hacetlerinin verilmesinde vazifeli tutmuştur. Enbiya ve evliyayı büyük tutmak ve onlara saygı göstermek, onları Allahü tealaya vesile kılmak; Allah’ın tevhidini ihlal etmek şöyle dursun, Allah’a kulluk vazifelerinin en güzelidir.
Şayed muhaliflerden en basit bir tedkik hasıl olsaydı, kendilerinin islami topluluktan ayrılmakla batıl bir yol üzerinde olduklarını bilirlerdi. O topluluk, Resülüllah Efendimizin ümmetinin cemaatıdır. Hatta Resülüllah Efendimizi ziyaret için yolculuk yapmanın meşru olduğu mes’elesini bilmek, ehl-i islamın alimleri ve avamı katında dinde yeri olduğu zarüri olarak bilinen işlerdendir.
Muhammed ümmetinin fıkıh, hadis, kelam ve tasawuf alimleri topluluğu; meded dilemenin, tevessülün ve Resülüllah Efendimiz ile, Allah’tan şefaat dilernenin ve Resülüllah’ı ziyaret için yolculuk yapmanın, güzel bir davranış olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir.
Sonra gelenler, bunu ewelkilerden öğrenip kabul etmişler ve tevessül, meded dilerne ve ziyaret gibi · hususların taatlerin üstünlerinden ve yakınlık vasıtalarının en kamil olanlarından bulunduğuna inanmışlardır. Onlardan ayrı yol tutan azdan az ilim adamlarının en meşhuru, ibni Teymiyye ve iki talebesidir.
[Yusuf Nebhani, Şevahidü 'l-Hakk, sayfa 139-140 ]


Hindistan’ın büyük alimlerinden Mevlânâ Muhammed Fadlurresul rahimehullah “hakkı için ” istemek hakkında şu açıklamayı yapmaktadır:
“Molla Ali el-Karî, filancanın ve başkasının hakkı için demenin mekruh olduğunu bildirdikten ve ihtilafları naklettikten sonra şöyle yazıyor: Ben derim ki, Resulullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem duasında (Ya Rabbi, senden isteyip de verdiklerinin hakkı için, senden istiyorum) derdi. Buradaki hak kelimesinden murad, hürmettir. Yahud, rahmet gereğince ona va’d olunan hakdır. Yani bihakkın demenin yasaklığı anlatılmak istenirken, delil olarak; zira kimsenin Allahü teâlâ üzerinde hakkı yokdur demektedir. O halde bundan murad, hiç kimsenin Allahü teâlâ üzerinde vacib olan bir hakkı yoktur demektir. Demek ki, filancanın hakkı için sözünü bu ma’nâda kullanmak mekruhdur. Ama hadis-i şerifde bildirilen bihakkın [hakkı için] kelimesinin buradaki ma’nâsı hürmeti için, hürmetine demektir. Yahud üstün kılınmış olmaklık hakkı demektir… Bihakkın kelimesinin içinde hürmet saklanmaktadır. Yani hakdan murad hürmettir. Filancanın hakkı için demek, onun hürmetine demek olur. Böylece bihakkın demek caiz olup, mekruh olmadı ve kullanıldı.
Sirâciyye’de yazıyor ki: Eserde, câiz olduğuna dair deliller bildirildi. Tefsir-i âzîzî’de diyor ki: Hadîs-i şerîfde, Adem aleyhisselâmın tevbesi hakkında: (Ya Rabbi, Muhammed aleyhisselamın hakkı için senden istiyorum) diye bildirilen, üstün kılınmak hakkı ile ma’nâlandırılmış olup, Ehl-i sünnet mezhebidir. Fıkıh kitaplarında yasak edilen, hak kelimesinin hakîkî ma’nâsı olup, Mutezile mezhebidir. Çünkü Mutezile mezhebine göre, kullar işlerinin yaratıcısıdırlar. Böylece o işlerin karşılığı kulların hakîkî hakkıdır. Eskiden Mutezile mezhebi çok revacta olduğundan ve bu kelimenin kullanılması, onların mezhebini akla getirdiğinden, fıkıh âlimleri bu sözü kullanmayı yasakladılar. Böylece o mezhebin akla gelmesini önlediler.”[Mevlânâ Muhammed Fadlurresul, Tashih’ül Mesail, Berekât Yay., İst, 1976, s. 158.]
 

İlim Talebesi.

Üyeliği İptal Edildi
Banned
Teberrük, bir şeyi bereket veya saadet vesilesi sayarak almak veya vermek demektir. Uğur ve bereket saymak, ilahî hayra ortak olmak anlamına da gelir. Teberrüken, bereket ve saadet vesilesi olarak demektir.

Eshab-ı kiram, Resulullah’ın kullandığı eşyalarla teberrük ederlerdi. Abdest alırken kullandığı sularla, mübarek terleriyle bereketlenirlerdi. Gömleği, bastonu, kılıcı, terlikleri, bardağı, yüzüğü ve kullanmış olduğu her şeyle bereketlenirlerdi. Müminlerin annesi Ümm-i Seleme validemizin yanında, Peygamber efendimizin mübarek sakalından bir kıl vardı. Hasta gelince, kılı suda bırakır. Sonra çıkarıp bu suyu ona içirirdi. Mübarek bardağına su koyup, şifa için içerlerdi. (Usul-ül-erbea)

İmamı Şafii hazretleri buyurdu ki:
İmam-ı a’zam Ebu Hanife ile teberrük ediyorum. Zor bir durumda kalınca, kabrine gidip iki rekât namaz kılarak Allahü teâlâya yalvarıyor ve dileğime kavuşuyorum. (Huccet-ül-İslam)

Selefiyiz diyenler, teberrük etmeye şirk diyorlar. Taştan, ağaçtan, puttan veya gayrimüslim mezarından teberrük şirk olur, fakat Enbiyanın ve Evliyanın kabirlerini ziyaret edip, onların bereketiyle Allahü teâlâdan feyz ve bereket beklemeyi bunlara benzetmek, cahilliktir. Bu yüzden milyonlarca Müslüman’a küfür ve şirk damgasını basmak da, Müslümanlar arasında bölücülüktür. (Kıyamet ve Ahiret)

Urve diyor ki:
Hudeybiye sulhu için, müşriklerin elçisi olarak, Resulullahın yanına gelmiştim. İşim bittikten sonra Mekke’ye, Kureyş büyüklerinin yanına döndüm. Onlara dedim ki, (Biliyorsunuz, Acem şahı olan Kisralara ve Bizans kralı olan Kayserlere ve Habeş padişahı olan Necaşilere çok gittim, geldim. Bunlara yapılan hürmetin, Muhammed aleyhisselamın Eshabının, Muhammed aleyhisselama yaptıkları hürmet kadar çok olduğunu görmedim. Muhammed aleyhisselamın tükrüğünün yere düştüğünü görmedim. Eshabı avuçları ile kapışıp yüzlerine, gözlerine sürüyorlardı. Abdest almış olduğu suyu da kapışıp, bereket için saklıyorlardı. Tıraş olunca, bir kılı yere düşmeden önce Eshabı kapışıyorlardı. En kıymetli cevher gibi saklıyorlardı. Saygılarından, edeplerinden, yüzüne bakamıyorlardı...)
Bunlar, maddedir. Fakat, en şerefli bir zattan, maddeden ayrıldıkları için, kıymetli olmuşlardır. Vehhabiler ve onların yolunda olanlar, hakiki din adamıyız, tevhid ehliyiz diyerek övündükleri halde, Resulullahı Lat putu ile bir tutuyorlar. Resulullahın ve Onun Eshabının yaptıklarını ve emir ettiklerini puta tapmaya benzetiyorlar. Onlar gibi söylemekten, onlar gibi düşünmekten ve onlar gibi inanmaktan Allahü teâlâya sığınırız.

Peygamberleri ve Onların yolunda olan seçilmiş, sevilmiş Velileri vasıta kılarak Allahü teâlâdan dilekte bulunmanın caiz olduğunu gösteren hadis-i şerifler o kadar çoktur ki, bunlara kötü düşmanlarımız hiç cevap veremiyor. Şaşırıp kalıyorlar: Buhari ve Müslim’de yazılı olduğu üzere, Esma binti Ebi Bekir, yanındakilere Peygamber efendimizin yeşil bir cübbesini gösterdi. Yakası ipekten idi. (Bu palto, Hazret-i Âişe’nin yanında idi. O vefat edince, ben aldım. Bu cübbeyi hastalarımıza giydirerek, tedavi etmekteyiz. Hastalarımız bununla iyi oluyorlar) dedi. Görülüyor ki, Allahü teâlânın sevgili Peygamberi ve bütün üstünlüklerin sahibi giymiş olduğu için, Eshab-ı kiram bu cübbeyi şifa bulmak için vesile etmektedirler.

Humeydi’nin, Buhari’den ve Müslim’in sahihinden topladığı kitabında, Sehl bin Sa’d diyor ki:
(Resulullah mübarek gömleğini bana hediye etmiş idi. Annem, benden almak istedi. Bunu kefen yapmak için, saklayacağım dedim. Resulullah efendimizin mübarek gömleği ile bereketlenmek istedim.)

Görülüyor ki, Eshab-ı kiram, Resulullahın mübarek gömleğini, azaptan kurtulmak için vesile ve sebep yapıyorlardı.

Buhari ve Müslimde Ümm-i Süleymden haber veriliyor:
Resulullah yanımda uyuyordu. Mübarek yüzü inci gibi terlemişti. Terlerini alıp bir yere koyarken uyandı. (Ya Ümm-i Süleym, ne yapıyorsun?) buyurdu. Ya Resulallah! Mübarek terin ile çocuklarımızın bereketlenmesini istiyorum dedim. (İyi yapıyorsun)buyurdu. İbni Melek, Mesabih kitabının şerhinde diyor ki, bu hadis-i şerif gösteriyor ki, tasavvuf büyüklerinin ve âlimlerin ve salihlerin kullandıkları şeylerle de, Allahü teâlânın rızasını kazanmak caizdir.

İmam-ı Müslim Sahihinde diyor ki:
Resulullah sabah namazını kılınca, Medine halkı, içinde su bulunan kaplarla huzuruna gelirlerdi. Her kaba mübarek ellerini sokardı.

İbn-ül Cevzi, Beyan-ül müşkilil Hadis kitabında diyor ki:
Medine ahalisi böylece, Resulullah ile bereketlenirler idi. Bir âlime gelip de böyle bereketlenmek isteyenleri, âlimin boş çevirmemesi iyi olur.

Buhari kitabında, İbni Sirin’den haber veriyor:
İbni Sirin diyor ki, Resulullah efendimizin sakal-ı şerifinden bir parça elime geçti. Bunu Ubeydeye söyledim. Bende bir sakal-ı şerif bulunmasını, dünyada olan her şeyden daha çok severim dedi.

Buhari-i şerifte diyor ki:
Resulullahın çok zaman hizmetinde bulunmakla şereflenmiş olan Enes bin Malik, kendisi ile beraber bir sakal-ı şerifin defin olunmasını vasiyet etti. Kabirde, Allahü teâlânın huzuruna sakal-ı şerif ile birlikte çıkmak istedi.

Kadi İyad, Şifa kitabında diyor ki:
Resulullahın faziletlerinden ve kerametlerinden ve bereketlerinden biri de şudur ki, Halid bin Velid, başında sarığı arasında bir sakal-ı şerif taşırdı. Bunu taşıdığı her muharebede zafer kazanırdı. Halid, mübarek bir kılı sebebi ile muradına kavuşuyor da, Resulullahın mübarek zat-ı şerifini vesile ederek Allahü teâlâdan dilekte bulunanlar kavuşmaz olur mu?

Buhari ve Müslim sahihlerinde diyor ki:
Abdullah ibni Abbas’ın haber verdiği hadis-i şerifte, Resulullah iki kabrin yanına geldi. İkisinin de azapta olduğunu anladı. Bir hurma dalı istedi. İkiye ayırıp, kabirler üzerine dikti. (Bunlar yeşil kaldıkça, azapları hafifler) buyurdu. Bir kabirde azabın hafiflemesi için, üzerine yeşil hurma dalı konulması, hadis-i şerifte bildirilmiştir.

Allahü teâlâ, yeşil otların bereketi ile kabirdeki azabı hafifletmektedir. Yeşil ot, bir zattır, bir maddedir. Bunu dikmekle azabın azalması, Resulullaha mahsus değildir. Yeşil hurma dalının her zaman kabir üzerine dikilmesini, İslam âlimleri, sözbirliği ile bildirmektedir. İslam mezarlıklarına servi ağaçları dikilmesi bundan ileri gelmektedir. Hurma dalı gibi bir madde, azabın azalmasına sebep oluyor da, varlıkların, maddelerin en kıymetlisi olanı sebep ve vesile etmek caiz olmaz mı? Aklı olan, doğru düşünebilen kimse, buna olmaz diyebilir mi?

Allahü teâlânın sevgilisi ve Peygamberlerin en üstünü için, vesile edilmez, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olmaz diyen bir kimse, o yüce Peygamberin ümmetinden midir, yoksa düşmanlarından mıdır? Kâfirlere bile rahmet olduğu, âyet-i kerimelerde bildirilmiştir. Müslümanlar için ve Ona aşık olan Ehl-i sünnet vel-cemaat için, rahmete, vesile ve sebep olmaz mı?

(Vesile arayınız!) âyet-i kerimesinin emrettiği vesile, hem ibadetlerdir, hem dualardır, hem de mübarek kıymetli zatların kendileridir. Yukarıda bildirdiğimiz hadis-i şerifler ve olaylar bunu açıkça göstermektedir.
Çok kıymetli bir itikad kitabı olan Nur-ül-İslam’da aynen şöyle buyuruluyor:
Peygamber efendimizin eşyaları ile bereketlenmek, Onun mübarek gözleri önünde yapılmış, sabit bir iştir. Resulullah da, bu işi beğenip kabul buyurdu. Onun vefatından sonra da bu iş devam etti. Çünkü Allahü teâlâ, Onun kendi eşyalarına, dokunduğu şeylere ve mübarek tenine dokunan şeylere birçok meziyetler vermiştir ki, bunlarla bereketlenilir ve faydalanılır.

Hazret-i Ebu Bekir’in kızı Hazret-i Esma, Peygamber efendimiz hayatta iken giydiği bir cübbe çıkarıp, (Şifa bulmaları için, biz bunu yıkayıp hastalara veriyoruz) dedi.

Abdülkasım bin Memun hazretlerinin yanında, Peygamber efendimizin bir çanağı vardı. Bundan su verdiği hastalar şifa bulurlardı.

Peygamber efendimiz abdest aldığı zaman, Eshab-ı kiram, onun abdest suyuna dokunmak ve düşen bir kılını almak için yarışırlar ve bununla bereketlenirlerdi. O da bu hareketlerini kabul buyururdu. Hatta, mübarek başını tıraş ettiği zaman, bereketlenmek için, mübarek saçını, Eshabı arasında paylaştırmasını Ebu Talha hazretlerine emrederdi. (Buhari)

Hazret-i Ebu Cuheyfe diyor ki:
(Resulullah, öğle sıcağında çıkıp abdest aldı. Oradakiler kalkıp, onun ellerini tutup, yüzlerine sürdüler. Bir de ben, onun mübarek ellerini tutup yüzümün üstüne koydum. O sıcakta mübarek elleri, kardan daha soğuktu ve miskten daha güzel kokuyordu.) [Buhari]
(Ellerini tutup yüzlerine sürdüler) ifadesi, faziletli ve salih kimselere dokunarak bereketlenmenin meşru olduğunu gösteriyor.

Hazret-i Âişe diyor ki:
(Resulullah bir yarası olan kimseyi tedavi ederken, işaret parmağını yere koyar ve kaldırıp, “Bismillahi türbetü erdina biriki badina liyüşfa bihi sekimüna biizni Rabbina” derdi.) [Müslim]

İmam-ı Nevevi buyuruyor ki:
(Hadis-i şerifin manası şöyledir: İşaret parmağını ağız suyu ile ıslatıp, sonra toprağın yapışması için yere koyar, sonra illetli ve yara olan yere sürer ve bu elini sürerken, Allahü teâlânın ism-i şerifiyle bereketlenmek için bu duayı okurdu.)

Hadis-i şerif kitaplarında, Eshab-ı kiramın Peygamber efendimizin eşya ve eserleriyle; teri, gözyaşı ve ağız suyu ile bereketlendiklerine dair misaller çoktur. Âlimler, buradan hareketle salih kimselerin eşya ve eserleriyle bereketlenmenin caiz olduğunu bildirmişlerdir.

Resulullahın sakal-ı şerifinin bazı telleri, halifeler, müslüman hükümdarlar tarafından korunmuş ve günümüze kadar gelmiştir. Bir kısmı Osmanlı Sultanlarının hazinelerindedir. Allahü teâlâ, onlara rahmet eylesin.

Bu mübarek tellerden birkaçı, Kuzey Irak’da Süleymaniye’ye bağlı Halepçe kazasının Beyare nahiyesindedir. Benim gözlerim önünde bunlar vesile edilerek kıtlığın bitmesi ve yağmurun yağması için dua edildi ve hemen bol bol yağmur yağdı.

Düşmanların hücumu esnasında bunlar vesile edilerek dua edilmiş ve müslümanlar, düşmanın şerrinden korunmuşlardır. Bu anlattıklarımız, buralarda yaşayan müslümanlarca malumdur. Bunlarda şüphe etmenin yeri yoktur. Bunlarda şüphe edenler, Yusuf suresinin 93-96. âyet-i kerimelerine baksınlar:
([Yusuf aleyhisselam,] şu gömleğimi götürün de, babamın yüzüne koyun, [gözleri] görecek duruma gelir ve bütün ailenizi bana getirin, dedi. Kafile ayrılınca, babaları: “Eğer bana bunamış demezseniz, inanın ben Yusuf’un kokusunu alıyorum” dedi. Çevresindekiler: “Allah’a yemin ederiz ki, sen, hâlâ eski şaşkınlığındasın” dediler. Müjdeci gelip, gömleği Yakub’un yüzüne sürünce, hemen gözleri açıldı. Bunun üzerine Yakub, “Ben size, Allah katından sizin bilmediğinizi biliyorum dememiş miydim?” dedi.) [Nur-ül-İslam s.122-125]

Nur-ül-İslam’dan aldığımız bu yazıdan da anlaşılacağı gibi, mübarek eşyalarla bereketlenmek çok güzel bir iştir, putçulukla hiçbir ilgisi yoktur. Bir misal daha verelim: Resul aleyhisselam çarşıya çıkıp, bir entari satın aldı. Giderken gördü ki, bir a’ma oturmuş, (Allah rızası için ve Cennet elbiselerine kavuşmak için, bana kim bir gömlek verir) diyordu. Almış olduğu entariyi buna verdi. A’ma, entariyi eline alınca, misk gibi güzel koku duydu. Bunun, Resul aleyhisselamın mübarek elinden geldiğini anladı. Çünkü, Resul aleyhisselamın bir kere giydiği her şey, eskiyip dağılsa bile, parçaları da misk gibi güzel kokardı. A’ma dua ederek, (Ya Rabbi! Bu gömlek hürmetine, benim gözlerimi aç) dedi. İki gözü hemen açıldı. (Zad-ül Mukvin)

Mübarek eşya ile bereketlenmek
Farisi Üsul-ül-erbeada diyor ki:
İbni Ömer, hac için Medine’den Mekke’ye giderken, Resulullahın oturduğu yerlerde durur, namaz kılar, dua ederdi. Bu mübarek yerlerle bereketlenirdi. Resulullahın minberine ellerini koyar, sonra yüzüne sürerdi. İmam-ı Ahmed, Hücre-i saadeti ve minberini öpüp bereketlendiği gibi, İmam-ı Şafii’nin gömleğini ıslatıp, bu suyu içerek de bereketlenirdi. Ebu Eyyub-el-Ensari, Resulullahın mübarek kabrine yüzünü sürerken, mani olmak isteyen birine, (Beni bırak, taşa, toprağa değil, Resulullahın huzuruna geldim) buyurdu. Eshab-ı kiram, Resulullahın eserleriyle teberrük ederdi. Abdest alırken kullandığı suyla, mübarek teriyle bereketlenirlerdi. Gömleği, asası, kılıcı, yüzüğüyle ve kullanmış olduğu her şeyle bereketlenirlerdi. Hazret-i Ümm-i Seleme’nin yanında mübarek sakalından bir kıl vardı. Hasta gelince, kılı suda bırakır, sonra çıkarıp bu suyu ona içirirdi. İmam-ı Buhari’nin kabrinden misk kokusu duyulurdu. Bereket için toprağından alıp götürürlerdi. Hiçbir âlim buna mani olmazdı. (Üsul-ül-erbea)

Cennetin eşiğini öpmeye yemin eden kişiye, Peygamber efendimiz,(Ana babanın kabirlerini öp, yeminin yerine gelir) buyurdu.(Kifaye)

Allahü teâlâdan başkasını tazim etmenin caiz olduğu, âyet-i kerime ve hadis-i şerifle, Selef-i salihin’in sözleri ve işleriyle sabittir. Hac suresinin 32. âyetinde mealen, (Kim Allahü teâlânın şeairini tazim ederse, bu, kalblerin takvasındandır) buyuruldu. Bunun için, Allahü teâlânın şeairini tazim etmek vacib oldu. Şeair, nişanlar, alametler demektir. Bekara suresinin, (Safa ve Merve, Allahü teâlânın şeairindendir) mealindeki 158. âyeti gösteriyor ki, Safa ve Merve’den başka da şeair vardır. Şah Veliyullah-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki: Allah’ın şeairinin en büyükleri, Kur’an-ı kerim, Kâbe-i muazzama, Peygamber ve namazdır. (Huccetullah-il-baliğa)

Peygamber efendimiz, (Ya Ali, eğer halk, İsa’ya dediklerini demeyecek olsaydı, seni çok överdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa için hastalarına verirdi) buyurunca, Hazret-i Ali şükür secdesi yaptı. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Oğlum M. Masumun doğduğu yıl, hocamın kapısının eşiğini öpmek şerefine nail oldum, marifetlere kavuştum) buyurdu.
Bekara suresinin, (Meleklere, “Âdem'e karşı secde edin” dediğimiz zaman, secde ettiler. Yalnız İblis secde etmedi) mealindeki 34. âyet-i kerimesi, Hazret-i Âdem'e tazim olunmasını emrediyor. Şeytan, (Allah’tan başkasına tazim edilmez) diyerek, bu emri dinlemedi. Hazret-i Yusuf’un ana-babası ve kardeşleri de kendisine secde ederek saygı gösterdiler. Allah’tan başkasına saygı, tazim putçuluk olsaydı, Allahü teâlâ, sevdiği kullarını anlatırken bununla övmezdi. Eshab-ı kiramdan hicri bin yılına kadar, Evliya çoktu. Herkes bunları ziyaret ederek bereketlenir, dualarını alırdı. Cansız eşya ile bereketlenmeye lüzum kalmazdı. Hiçbir âlim buna mani olmadı. (Ed-dürer-üs-seniyye)
İmam-ı Buhari’nin kabrinden misk kokusu duyulurdu. Bereketlenmek için toprağından alıp götürürlerdi. Hiçbir âlim buna mani olmazdı.(Üsul-ül-erbea, Faideli Bilgiler)

- - - Updated - - -

“Ahmedbin Abdülmünim birçok defa bize nakletmiştir. O şöyle demektedir: “Ebû CaferSaydalani yazılı olarak (kitabeten) Ebû Ali Haddad’tan, o da huzuren (yazılıdeğil sözlü) Ebû Naim el-Hafız’dan, o da Abdullah bin Cafer’den, o da Muhammedbin Asım’dan, o da Ebû Üsame’den, o Ubeydulah’tan, o Nafi’den, o da İbniÖmer’den nakletmiştir: (O, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’nin kabrine elsürmeyi mekruh görürdü) “Ben diyorum ki bu bir edepsizlik sayılacağı içinmekruhtur.” Ahmed bin Hanbel’e Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kabrine elsürmek ve öpmenin hükmünden sorduklarında bunda bir beis olmadığınısöylemiştir. Bunu oğlu Abdullah bin Hanbel rivayet etmiştir. Eğer, “Sahabeböyle bir şey yapmış mıdır” diye sorulacak olursa şöyle cevap vermek mümkündür:“Sahabeyi Kiram onu hayattayken görmüş ve yeteri kadar beraber olmuşlardır.Ellerinden öpmüş, abdest suyunu kapışmış ve hac yaptığı zaman onun saçlarınıbölüşmüşlerdi. Burnunu temizlediği zaman çıkanları birisi elleriyle yakalayarakyüzlerine bile sürmüşlerdi. Onun kabrine sürekli gelerek, saygıyla el sürmek veöpmek arzusu, bizlere böyle bir imkân nasip olmadığı içindir. Görülmüyor mu kisabit el-Benani “Bu eller Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’nünellerine dokunmuştur” dediğinde, Enes bin Malik onun ellerini öpüp nasıl başınakoymaktadır. Bu gibi işler sadece ve sadece Allah resulü -sallallahu aleyhi vesellem-’ne olan muhabbetin taşkınlığından kaynaklanmaktadır. Zira her MüslümanAllah’ı ve resulü’nü kendisinden, evlatlarından, tüm insanlardan, malından,cennetten ve hurilerden daha fazla sevmek ile yükümlüdür. Hatta her bir müminHz. Ebûbekir ve Hz Ömer’i kendilerinden daha fazla severler. Nerede kaldıpeygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-.Bize aktarıldı ki Cindar, Bika dağıtarafında ikamet etmekteydi. Orada bir adamın Hz. Ebûbekir-radıyallâhu anh-’ahakaret edip sövdüğünü işitmişti. Bunun üzerine derhal kılıcını sıyırarak oadamın yanına gitmiş ve boynunu vurmuştu. Eğer kendine ya da babasınasövüldüğünü işitseydi elbette ki o adamın kanını dökmeyi mübah kabul etmezdi.Sahabeyi kiramın, nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e olan muhabbetlerinintaşkınlığından dolayı “Sana secde edelim mi?” diye sormalarının sebebi iyianlaşılmalıdır. O -sallallahu aleyhi ve sellem- “hayır” diye cevaplamıştı amaeğer ki izin verseydi hepsi ona ibadet için değil, tazim için secdeedeceklerdi. Aynı Yusuf -aleyhisselâm-’ın kardeşlerinin Yusuf’a secdesi gibi.Bir Müslüman, nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’nin kabrine secde edecek olsa bilebu şekilde değerlendirilmelidir. Secde eden kişi elbette haram işleyip asi birgünahkâr olur. Ama tekfir edilmemelidir. Bunu söylemek ile böyle bir secdeninyasak olmadığını kastetmiyoruz. Kabirlere doğru kılınan namazlarda aynıböyledir.”
[Ez-Zehebi “Mucemu’ş-Şuyuh”1/73–4 ]

Büyük tabiîlerden fakih vemuhaddis Abîda b. Amr es-Selmanî’ dir (ö. 72/691). Aslen Yemen’li olan Abide,Efendimiz’in vefatından iki yıl kadar önce, Mekke fethi sıralarında müslümanoldu, fakat içinde bulunduğu şartlar sebebiyle Medine’ye gelip de ResulullahEfendimiz’i göremedi. Ancak Hz. Ömer devrinde Küfe’ye gelip yerleşti ve birçokfütühata katıldı. Fıkıh dediğimiz İslam Hukuku’nda öylesine büyük bir şöhretkazandı ki, Küfe’nin meşhur dört fakîhinin en üstünü olarak o gösterildi.Devrinin en büyük kadılarından biri olan Kadî Şüreyh bile içinden çıkamadığımeseleleri gelip ona danışırdı.
Kendisinden en çok faydalanantalebesi Enes İbni Malik’in azatlı kölesi olan şöhretli fıkıh alimi Muhammedİbni Şirin ile bir gün Efendimiz’e dair sohbet ediyorlardı. İbni Şîrîn,efendisi Enes İbni Malik sayesinde Resûlullah’ın bir tel saçına sahip olduğunusöyledi. Böyle bir devleti elden kaçıran Abide es-Selmanî üzüntüsünü şöyle dilegetirdi:- Resûlullah’ın bir tel saçına sahip olmayı, yeryüzünün bütün altın vegümüşlerine sahip olmaya tercih ederdim.
Abide es-Selmanî’nin gönülzenginliğini gösteren bu özlü sözler, Zehebî’yi (ö. 748/1348) çokduygulandırmıştır. 23 ciltten meydana gelen Siyerü a’lami’n-nübela adlıeserinde (IV , 42-43) bu sözleri naklettikten sonra, büyük bir duygu selihalindeki hislerini şöyle dile getirmiştir:
”Resûlullah’ın bir tel saçını,insanların sahip olduğu bütün altın ve gümüşlere tercih eden Abîde’nin busözleri, doruk noktasındaki bir muhabbetin göstergesidir. O büyük alim, Hz.Peygamber’in vefatının üzerinden yalnızca elli sene geçmişken böyle söylerse,onun vusülünden yedi yüz sene sonra şayet güvenli bir şekilde onun bir telsaçını veya pabucunun kayışını, yahut kesip attığı bir tırnağını, hatta suiçtiği toprak kabın bir parçasını elde edecek olsak, acaba bizim ne söylememizgerekir! Şayet zengin bir adam servetinin büyük bir kısmını böyle bir şeyi eldeetmek için sarf etse, sen ona saçıp savuran veya akılsızca para harcayan birigözüyle mi bakarsın? Hayır, hayır. Resulullah’ın mübarek elleriyle yaptığıMescid-i Nebevi’sini ziyaret edebilmek, onun aziz şehrinde Hücre-i saadet’ininyanı başında kendisine selam verebilmek için varını yoğunu harcamaktan çekinme!Medine’ye vardığında onun sevgili Uhud’una doya doya bak ve onu sen de sev!Çünkü Uhud’u senin Peygamber’in aleyhisselam da çok severdi. Onun ravzasına veoturup kalktığı yerlere defalarca giderek ruhunu iyice doyurup kandırmayagayret et! Zira Kainatın Efendisi olan o zatı canından, yavrundan, sahipolduğun her şeyden, kısacası bütün insanlardan, daha çok sevmedikçe mü’minolamazsın. Cennetten yeryüzüne inen o mübarek Hacerülesved’i öp! KainatınEfendisi’nin öptüğü yeri öğrenerek oraya dudağını yapıştır! Cenab-ı Mevla’nınsana lütfettiği bu saadet sebebiyle haydi gözün aydın olsun. Dünyada bundandaha büyük bir bahtiyarlık yoktur. Şayet Resül-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem’in Hacerülesved’e doğru kaldırıp işaret ettiği, sonra da öptüğü bastonubugün ele geçirmîş olsaydık, o bastonu görüp öpebilmek için bütün gayretimizisarf etmemiz gerekirdi. Artık şunu kesin olarak biliyoruz ki, Hacerülesved’iöpmek, onun bastonunu ve pabucunu öpmekten daha değerli ve faziletlidir. Tabiîalimlerinden Sabit el-Bünani, Enes b. Malik’i görünce elini tutar ve “bu el,Resulullah’ın eline dokunmuş bir eldir” diye öperdi. … Şayet haccagidememişsen, hacdan dönenlerden birini kucakla ve “bu ağız, sevgilimaleyhisselam’ın öptüğü taşı öpmüştür” diyerek sen de onun ağzını öp!


Ebû Bekr-i Sıddîk radıyallahuanh’ın kızı Esma radıyallahu anhâ, Kisrâ’ya mensup (Acem hükümdarlarınıngiydiği) ipekten yaması bulunan, kenarları dîba (kalın kıymetli ipek) ilegeçilmiş, taylasandan olan (iki parmak genişliğinde ipekten uzun şeritleriolan) cübbeyi çıkararak (göstererek): “İşte bu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in cübbesidir, bu cübbe vefâtına kadar Âişe radıyallâhu anhâ’nın yanındaidi. O vefât edince ben aldım. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onugiyerdi, biz de onu hastalar için yıkıyoruz, (suyunu onlara içiriyoruz) onunlaşifâ talebediliyor” dedi. (Müslim “Libas ve Zinet” 2, (no: 2069, 3/1641).
İmâm Nevevî rahimehullah’ınbeyanına göre, bu hadis-i şerif salihlerin eserleriyle teberrükte bulunmanınmüstehap olduğuna delalet etmektedir. (Sahih-i Müslim, Şerhü’n-Nevevî, XIV,44.)








Mahmud b. er-Rabî el Ensârîradıyallahu anh şöyle anlatıyor: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’inashabından, aynı zamanda Bedir’de bulunan ensardan olan Itbân İbn Mâlikradıyallahu anh bir kere Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek:
— Ya Resûlullah! Gözümübeğenmiyorum (gözüm zayıfladı veya kör oldu). Ben kavmime namaz kıldırmaktayım,yağmurlar yağınca benimle onlar arasındaki vadi(de seller) akıyor, o zaman benonların mescidine gidip kendilerine namaz kıldırmaya imkân bulamıyorum.
— Ya Resûlallah! İstedim kisen bana gelesin, evimde namaz kılasın da ben o yeri namazgâh edineyim.” dedi.Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona: “İnşallah (dediğini)yaparım.” buyurdu.
Ertesi sabah Resûlullahsallallahu aleyhi ve sellem, Ebû Bekir radıyallahu anh ile beraber günyükseldiği vakit bana geldiler. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem (içerigirmek için) izin istedi, ben de izin verdim. Eve girdiğinde oturmadı sonra:
— “Evinin neresinde namazkılmamı istersin?” buyurdu.
Ben evin bir tarafını onagösterdim, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namaza durmak üzere tekbiraldı, biz de durup saf olduk, iki rekât kıldırdıktan sonra selâm verdi.
[Buhârî, Mesâcid: 14, (no:415, I, 164), Müslim, İman: 10, (no: 33, I, 61), İbn Mace, Mesacid: 8, (no:754), Nesâî, İkamet: 46, (no: 843, II, 440), Ebû Dâvûd et-Tayâlisî, no: 1241,s: 174.]
Ebû Bürde’den nakledilir: “BenMedine’ye geldiğim zaman, Abdullah bin Selam ile karşılaştım. Bana: “Eve gelsana Allah Resulü sallallahu aleyhi ve selem’in su içtiği kaptan su içiririm veonun namaz kıldığı yerde de namaz kılarsın” demişti.
Ben evine gittim. Bana o kapile sevık (bir çeşit çorba), yanında da hurma ikram etti. Mescidinde de namazkıldım.”
[ Buhari “Kitab ve SünneteBağlılık Kitabı” Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’i anmak ve ilim ehlininittifakına teşvik babı”]

Sümame, Enes -radıyallâhuanh-’den rivayet etmiştir: “Ümmü Süleym, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘ebir deri döşek serer o da onun üzerinde kaylule uykusu yapardı. Nebi -sallallahualeyhi ve sellem- uyuduğu zaman Ümmü Süleym onun terini ve saçlarını toplar vebir kaba doldurarak onları elindeki kokularla karıştırırdı. Enes bin Malikvefatı yaklaştığı sıralarda, benden naşına bu kokudan sürmesini istemişti.Dediği gibi yaptık.
[Buhari “İstizan kitabı” “onunyanlarında kaylüle yaptığı kişiler babı”]
Müslim’deki rivayette şöylegelmiştir: “Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bize gelmiş ve kaylule uykusunayatmıştı. Uyurken terlemişti. Bunun üzerine Ümmü Süleym gelerek onun terinisıyırmaya ve bir kaba doldurmaya başlamıştı. Bu esnada nebi -sallallahu aleyhive sellem- uyanmış ve:
“Ne yapıyorsun ey Ümm-üSüleym?” diye sormuş. O da: “Terini elimizdeki kokularla karıştırıyorum. Terinbütün kokulardan daha güzel kokuyor” diye karşılık vermişti..
İshak bin Ebu Talha’dan gelenrivayette şöyledir: “O -sallallahu aleyhi ve sellem- uyurken terlemiş ve teriyatağın üstündeki bir deri parçasının üzerinde birikmişti. Ümmü Süleym, o teribir beze emdirerek bir kabın içine sıkıyordu. Allah Resulü o sırada uyanıp:
“Ne yapıyorsun?” diye soruncao da: “Çocuklarımız için bereketini umuyoruz” diye cevaplamış, bunun üzerineAllah resulü:
“İsabetli davrandın” diyekarşılıkta bulunmuşlardır.”
Ebû Kalabe rivayetinde: “ÜmmüSüleym terleri topluyor ve koku kabına koyuyordu.
“Bu nedir” diye soran AllahResulü’ne Ümmü Süleym: “Terinizi elimizdeki kokularla karıştırıyoruz” diyecevap vermişti.”
Bu rivayetlerden Nebi-sallallahu aleyhi ve sellem-’in Ümmü Süleym’in yaptığı işi fark ettiğini vetasvip ettiğini anlamaktayız Ümmü Süleym’in “güzel koktuğu için” ya da “bereketiçin terini topluyorum” demesi arasında bir çelişki yoktur. Bilakis her ikisiiçin de bu işi yaptığına kabul etmek en doğrusudur.”
[İbni Hacer “Fethu’l-Bari”11/2]

İmam Malik “Muvatta” adlı eserinde,“Muhammed bin Amr bin Halhal ed-Deyli’den, o da Muhammed bin İbni İmranel-Ensari’den, o da babasından naklen şu rivayeti yapar: “Ben Mekke’ye giderkenbir ağacın altında konaklamak için durmuştum. Abdullah bin Ömer bana rastladıve: “Neden bu ağacın altında konaklıyorsun?” diye sordu. Ben de: “Gölgelenmekiçin” diye cevap verdim. Bu sefer o: “Bundan başka bir sebebi yok mu?” diyesordu. Bende: “Hayır başka bir sebebi yok” dedim. Bunun üzerine Abdullah binÖmer bana: “Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- bana şöyle buyurmuştu:
“Mina’dan gelirken Ahşebeyn(bir mekanmı) arasına uğrarsan –eliyle maşrık tarafını göstererek- orada‘es-sürer’ adında bir vadi vardır. Oradaki ağaçlıklar altına yetmiş tanepeygamberin göbek bağı kesilmiştir.”
İmam Malik burada geçen‘sürre’ kelimesinin göbek bağı kesilmek anlamına geldiğini söylemiştir.
[İmam Malik “Muvatta” hackitabı, haccı cemetme babında bu rivayeti zikreder. 1/424, İbni Hıbban“Sahih”te ‘el-İhsan babı’ 8/47 hadis no: 6211, Nesai, ‘hac kitabı’ ‘mina hakkındasöylenenler babı’ 5/249 hadis no: 2995, Ahmed “Müsned” 2/138 hadis no: 6233,Beyhaki “es-Süneü’l-Kübra” ‘hac kitabı’ ‘mina’da konaklama babı’ 5/139 hadisno: 961]
Zerkani “Oradaki ağaçlıklaraltına yetmiş tane peygamberin göbek bağı kesilmiştir” kısmıyla alakalı şöylebir açıklamada bulunur:
“Yani oradaki ağaçlarınaltlarında doğmuş ve göbek bağları (sürr) orada kesilmiştir. Göbek bağı (Sürr)çocuklar doğduğu zaman göbeklerinden (sürre) kesilen kısımdır” der. “en-Nihaye”ve diğer eserlerde bu şekilde geçmektedir. İmam Suyuti’nin “altlarındadoğdukları zaman göbek bağları (sürr) değil de göbekleri (sürre) kesilmiştirdemesi iki kelime arasında ki alakadan dolayı mecazen söylenmiştir. İmam Malikbu kelimenin manasına dair şöyle demiştir: “Onlar ağaçların altında doğum gibisevindirici bir haber aldıkları için göbek bağı (sürr) sevinç (sürur)anlamından türetilmiştir.”İbni Habib şöyle söyler: “Bu kelime sevinç (sürur)kelimesinden türemiştir. Ağaçların altında doğum haberini alıp vesevindiklerinden dolayı bu kelime göbek bağını kesmek anlamına gelmektedir.Bununla alakalı farklı görüşlerde vardır. Bu rivayette peygamberlerin hatırasıolan yerlerle teberrük edilebileceğine delalet vardır.”
[Şerhü’z-Zerkaniale’l-Muvatta” 2/399]
İbni Abdilber şöyle söyler:
“Hadisi şerif, peygamberler vesalih insanların evleri, makamları, uğradıkları yerler ile teberrükedilebileceğine delildir. Abdullah İbni Ömer’de bu hadis ile bunukastetmektedir. Allah en doğrusunu bilir.”
[İbni Abdilber, “et-Temhid”13/67]

İmâm Şâfiî’nin talebelerindenolan Rabî b. Süleyman anlatır:
“Bir gün İmâm Şâfiî bana; Rabîbu mektup al, Ahmed b. Hanbel’e götür ve cevabını bana getir.” dedi.
Ben mektubu Ahmed b. Hanbelegötürdüm. Ahmed b. Hanbel mektubu okuduktan sonra çok sevindi. Ahmed b. Hanbelüzerindeki gömleği çıkarıp bana hediye etti. Mektubun cevabını İmâm Şâfiî’yegetirdim. İmâm Şâfiî bana: Sana hediye edilen gömleği alıp, seni üzmekistemeyiz. Ancak, hiç olmazsa onu bir suya batır ve o suyu bize ver ki, biz deo gömleğin bereketine böylece ortak olalım, dedi.
[İbnü’l-Cevzî, Menâkıbü’l-İmâmAhmed b. Hanbel, s. 609-610; Tabakat es shafii el kubra cilt 2 sayfa 36]
Molla Aliyyü’l kari diyor ki.:İmam şafii bağdatda iken imam ahmedin içinde işkence yapıldığı çamaşırınıistemiş ,imam ahmed de ona gömleğini göndermişdir.İmam şafii gömleğini alıncasuyun içine koymuş ıslatmış ve onun suyuyla bereketlenmek üzere içmişdir.bu iseimam ahmedin menkıbesi için büyük bir şerefdir.
[Siyerü ‘lam-in Nübela, c.11s.213-232 Şerh-i Mişkat, İsmail Çetin k.s cilt 1, sayfa: 287]

 

İlim Talebesi.

Üyeliği İptal Edildi
Banned
KABULÜNDE ZORLANILAN GERÇEK LER


İbn teymiyye önceki görüşünü değiştirerek Hz. Peygamber vâsıta kılınarak dua da faydalanabileceğini söylemiştir.


, İbn Teymiyye nin Talebesi İbn Kesîr . İbn Teymiyye nin devlet ve ulemânın huzurunda
Tevessül ile ilgili görüşünden kendi isteğiyle vazgeçip,
Bir insanın duasında Resulullahtan faydalanma şeklini kabul ettiğini
.. fakat istigâse’nin ..haram olduğu görüşü üzere devam ettiği sözünü bizlere” nakletmiştir.[1]
[1] el-Bidâye ve’n-Nihaye c: 14/47, 707 inci sene geçti başlığının altında

Daru’l-kütübi’l-ilmiyye. 3 baskı Beyrut/1987



..شكي الصوفية با القاهرة علي الشيخ تقي الدين ...
لاكنه قال لايستغاث الا با الله, لايستغاث با النبي استغاثة بمعني الابارة ولكن يتوسل به ويتشفع به الي الله /


Yukarıda ki kaynakta

1-Devlet erkânına yapılan şikâyette bulunulduğu, devlet erkânın da işi Şâfiî kadıya havale ettiği,
2-Bir meclis kurulduğu,
3-Hakkın da bazı iddialarda bulunulduğu fakat bunların hiç birisinin sabit olmadığı, lâkin “ancak Allah ile istiğâse edilir. Nebi sallellâhu aleyhi ve sellem ile (başka bir manada değil de) ibâre manası ile bir istiğâse ile istiğâse edilmez, Ancak O’nunla, Allah’a tevessül veteşeffü’ edilir” dediği anlatılmaktadır.


Burada ki “ و يتشفع به ” ne demekti?. Mesela Müncid isimli luğata baktığınızda “تشفع بفلان علي فلان استعان به عليه ”/ “falancı ile falancıya karşı teşeffü’ etti” demek, “falancıya karşı falancı ile, falancıdan yardım istedi” demektir, şeklinde bir mana verildiği görülecektir.

Sizin yaptığınız ve aktarmaya çalıştığınız manadaki bir tercüme bilerek bir saptırma ise, iş daha da vahimdir


-Basit bir Arabça bilenin bile anlamakta zorluk çekmeyeceği bir ibareyi şuraya buraya sündürmek ancak hakikatlerden gocunmak ve onları birilerinden gizlemek maksadına matuf olabilir

Nitekim kitabın muhakk’ı yukarıda aldığımız ibareye düştüğü bir dipnotta, “İbnü Teymiyye’nin kitablarında, İbnü Abdil-Hâdî’nin de O’nun tercemesinde söylediği ifadelerde bilinen,

O’nun bunu/tevessül ve teşeffü’u caiz bulmadığıdır” demektedir

Bu da mananın bizim dediğimiz gibi anlaşılacağını göstermektedir

Çünki sizin dediğiniz gibi bu söz eski görüşü manasında olsaydı ortada zaten bir münakaşa ve anlaşmazlık yoktu ve İbnü Kesîr’in “lâkin O, … dedi” şeklinde bir ifade kullanmasının da bir manası olmazdı



-Allah celle celâlühû “yeryüzünde haksız yere kibirlenenleri ayetlerimi anlamaktan çevireceğim, bütün ayetleri görseler onları tasdik etmeyeceklerdir…” buyurmaktadır Böyle bir ifadeyi sarf etmeniz ve neticenin bu şekilde noktalanması sizin için bir turnusol kâğıdı oldu Bunda da hikmet varmış…




İbn Teymiyye (ö.728/1328)’yi görüşlerinin kaynağı ola*rak kabul eden*ler, İbn Teymiyye’nin bu sözü korkusun*dan dolayı söylemiş olabilir derlerse; biz de deriz ki: Siz insanların sözleri*nin zâhirine göre hüküm vermiyor muydu*nuz?

Ayrıca İbn Teymiyye korksaydı istiğase’nin haram oldu*ğunu söylemez ve görüşünde ısrar etmezdi.

Vahhâbîlere, vahhâbî denilmesi görüşlerinin kaynak*la*rın*dan biri olan Muhammed bin Abdulvahhâb(ö.1201/1787) olmasın*dan ötürüdür.

.....Muhammed bin Abdulvahhâb’ın tevessüle dair görüş*leri:


Muhammed bin Abdulvahhâb’a, bazı âlimlerin yağ*mur duâsı hakkında açıklama yaparken “Salih kullarla tevessül etmekte bir sakınca yoktur” sözlerinden ne kastettik*lerini, “bir mahlûktan yardım (istiğase) dilenemez” hükmüne rağmen, nasıl olup da İmâm Ahmed’in:
“Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile tevessül et*mekte bir beis yoktur” diyebildiğini sorarlar. O, ceva*bında şu açıklamayı yapar:
“Aradaki fark açıktır. Bazılarını Salih kullarla teves*süle izin vermeleri, bazılarının sadece Peygamber(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile tevessüle izin vermeleri, âlim*le*rin çoğunluğunun da tevessülü yasaklayıp kerih gör*müş olmaları, fıkha taalluk ettiği için mevzumuzun dı*şında bir konudur.
Her ne kadar bize göre doğru olan cumhu*run bunu mekruh görmesi olsa da, içtihadî meseleler*den birisinin muteber olmadığını ileri sürmek muteber değildir.

Bu yüzden tevessül edenleri de reddedeme*yiz.

Bizim inkâr et*tiğimiz şey, bir mahlûka hem de Allah’a edildiğinden daha fazla duâ ediliyor olması, şeyh Abdulkadîr ya da bir başkasının kabrine yönelip sıkıntıla*rın giderilmesi ve istekleri*nin verilmesi için saygı ile ondan istekte bulu*nulması*dır. Burada nerededir sırf Allah’a duâ etmek? Nerededir Allah’la beraber hiç kimseye duâ etmemek?

Ama birisi çıkar duâ ederken

“Allah’ım! Ben senden Peygamberlerin ya da Salih kullarının vesilesi ile şunu şunu istiyorum” diye duâ etse, sadece Allah’a duâ ettikten sonra, herhangi bir kabrin ya*nında duâ edi*yor olsa bile, bu bizim reddettiğimiz bir şey değildir.[1] diyor.

Muhammed bin Abdulvahhâb’ın bu sözleri, tevessü*lün ona göre red edileyemiyeceğini göstermektedir . Ona göre tevessül, cumhur ulemânın mekruh gördüğü bir şeydir. Ama mekruh, haram bile değildir. Nerede kaldı ki bazıları*nın dediği gibi bid’at ya da şirk olsun.

Tevessülü kabul etmeyenlerin itibar ettikleri büyük âlim*lerden Ebû’l Ferec İbnu’l Cevzî’nin(ö.597/1200)soyu Ebû Bekir Sıddık’a dayanır. İbn Cevzî is*miyle meşhur olmuş*tur. (İbn Cevzî, İbn Teymiyye ve talebesi İbn Kayyim el Cevziyye’den bir asır önce yaşamıştır.)




.........Ebu’l Ferec İbnu’l Cevzî’nin Tevessülü Ka*bulü
Ebu’l Ferec İbnu’l Cevzî: Nefsimi terbiye edeme*dim bazı salih kişilerin kabrine gidip onları aracı yapıp düzelmem için duâ ettim. [2]
İbn Teymiyye, İzzuddîn b. Abdusselâm’ın (ö.660/1262) sadece Peygamber ile teves*sülü kabul ettiğini söylüyor. [3]

...................Şevkânî:.....ö.1250/1834) Allah (Celle Celalühü)ü Tealaya fazilet ve ilim sahibi zatlarla tevessül etmek, haki*katte onların salih amelleri, faziletleri ve meziyetleriyle teves*sül etmek demek*tir. Zira fâzıl zat ancak yaptığı amel*lerle faziletli olur.[4]



















Şehid Abdullah Azzam (rh)


''Fi zilali'.sureti'.tewbe'' [Tevbe Süresinin gölgesinde Cihad Dersleri) adlı eserinin (buruc yayınları)kitabının 555. sayfasına da şu başlığı atıyor:


Hz. Peygamber'i (sav) Dualarda Aracı Kılmanın….Hükmü:


Bu hususta uyanık olun. Birçok genç meseleyi bilemiyorlar. Peygamberi Allah'a duada aracı yapmanın ne demek olduğunu idrak edemiyorlar.

Sen kendilerine Peygamberin vesile edilmesini zikrettiğinde onlar: "Vesile edinmek ne?" diye sorup duruyorlar.

Aslında Peygamber'i vesile etmenin ne demek olduğunu izah etmek gerekiyor. Peygamberi vesile etmek:

"Ey Allah'ım! Sen beni Rasulullah'ın yüzü suyu hürmetine affet, onun vasıtası ile bana merhamet eyle!" şeklindeki dualardır. Bu tür dualar kişiyi müşrik yapmaz.

Çünkü yüce Mevla'nın katında Rasulullah'ın özel bir mevkiinin bulunduğunu kim inkâr edebilir? Bineanaleyh Peygamber'i aracı kılma şirk değildir.


Şehid Abdullah Azzam (rh) kitabın 555 sayfasında zat ile tevessüle şirk diyenlere şöyle diyor

"Haşalillah! Bundan Allah'a sığınırım, bundan Allah'a sığınırım, bundan Allah'a sığınırım. Efendiler! Ne oluyor size, kendi kafanızdan şirkler çıkarıyorsunuz.

Rasulullah'ın hayatta iken onun yüzü suyu hürmetinin var olduğunu, öldükten sonra böyle bir şeyin olmayacağını söyleyenlerin herhangi bir delilleri yoktur."

Biz bu meselede İmam Ebu Hanife'nin görüşünü tercih ediyor hakkı için şeklinde dua etmenin mekruh olduğunu söylüyoruz. Fakat hiçbir zaman bunu ne büyük şirk ne de küçük şirk demeyiz

.DİYOR Şehid Abdullah Azzam (rh)





.........................Ebû Hanîfe (ö.150/767):

Tevessülü kabul etmeyenler Ebû Hanîfe’nin teves*sülü kabul etmediğini söylüyorlar. Doğru olan ise El Feteva’yı Hindiye c:5, s: 318 Ebû Hanîfe “Hakkı için” yapı*lan duâyı kerih görür. Doğrudur.

Ebû Hanîfe bu sözünü kişinin yaptığı iyi bir işten dolayı Allah (celle celâluhu) o ki*şiye sevap vermeye mecburdur, düşüncesinde olan Mute*zile’nin önünü kesmek için sedd-i zerîa kabilinden söylemiş*tir.



.....Ama “hürmetine veya hatırına” şeklindeki teves*sülü inkar ettiğine dair, mezhebinden hiçbir kimse İmâm Azam’dan böyle bir haber nakletmemiştir.Hanefî âlimlerin*den ve muhaddislerinden



İmam Aliyyü’l Kârî, bu mekruhluğun hakk sözüne vaciplik (mecbûriyet) mânâsı yüklendiği takdirde olacağını, zira vaciplik veya mecburi*yet mânâsında kimsenin, Allah (celle celâluhu) üzerinde hakkı olmadığını,

ancak hürmek ve tazîm mânâsında kullanıl*dığı zaman bunun tevessül babından olacağını, Allah’ın (c.c.) “O’na varmaya vesile arayın” buyurdu*ğunu ve bunu el-Hısnu’l-Hasîn’de de yazdığına göre duâ*nın âdaplarından kabul edildiğini ve bu hususta yukarı*daki hadisin geldiğini söylüyor. [5]
Bazı alimler, Peygamber hakkı için veya ölü veya diri bir Velî hakkı için dua etmek tahrimen mekruhdur şeklinde ictihad etmişlerdir. Çünkü, kimsenin Allahü teâlâ üzerinde hakkı yokdur.

Burada yazılı olandan anlaşılıyor ki, böyle dua etmek,

(Yâ Rabbî, onlara vermiş olduğun hak için) niyyeti ile câiz olur. Çünkü,

(Üzerimize hak oldu ki, mü’minlere yardım ederiz)dir. Rum sûresinin 47.


merhamet ve ihsân ederek, sevdiklerine haklar verdiğini göstermekdedir. ……..


Yine Hanefî âlimlerinden İbn Âbidîn, Reddü’l-Muh*târ’ında bunu ondan kabullenerek naklediyor.
[6]
Bunlardan da önce, “Falancanın hakkı için” ifâdesi*nin hürmetine demek olduğunu, vâciplik demek olmadığını ve bunun hadislerle sâbit olduğunu, bu ifâdeyi câiz görmeyenlerin vâcibliğe mecbûriyet mânâsı yükledi*ğini,
ama burada mânânın bu olmadığını daha önceleri İmâm Sübkî de söylemiştir. [7]


............Ebû Yûsuf ..(ö.183/798):

“Falan kişinin enbiyânın veya Kâbe’nin hakkı için” de*nilerek yapılan duâyı Ebû Yûsuf câiz görmüştür.[8]


.............Âlûsî:(ö.1270/1853) Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zatı ve makamı

ile tevessülü kabul ediyor. Diğer insanlarla olanı kabul etmiyor.
[9]

Âlûsi’nin bu husustaki görüşleri karışık. Aynı kay*nakta Allah’ın katında üstün bir yeri olduğu kesin bilinenle de tevessül edilebileceğini söylüyor. (yani “dostlarının hatı*rına” denilebilir) Ancak dostun Ahmed Efendi hatırına denmez; diyor.

Çünkü onun Allah katında rutbesi var mı yok mu? Bilinmiyor. Bu yüzden onunla tevessül Allah’a karşı bir cür’ettir, diyor Alûsi.

..........Biz de deriz ki; burada hüsnü zan asıldır. Mü’min’in ce*naze namazı ve mü’minliğine şahitlik gibi. En fazla olsa olsa kişi yanılmış olur, endişe yersizdir.


...Âlûsi: “Allah’ın (Celle Celalühü) Peygamber’e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olan sevgisi sebebiyle” tevessül edilmekte*dir. Tevessülün hikmeti burada saklı olsa ge*rek.
[10]



............Hanbelî:

Tevessülü kabul etmeyen müslümanlardan bazıları Hanbelî, bazıları da tüm mezheblerden faydalandıklarını söylüyorlar. Mezheb imâmlarından Ahmed b. Hanbelî (ö.241/855) tevessülü kabul ediyor; mezhebinin görüşü de bu yönde*dir. Mensek adlı eserinde de yazılıdır. Ayrıca Elbânî’nin Tevesseül adlı eserinin 62. sayfasında Ahmet b. Hanbel’in tevessülü kabul ettiğini yazıyor.


İmam Ahmed'in oğlu Abdullah, babasının, Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)'in saçıyla tevessülde bulunduğunu; onu öptüğünü ve içine daldırdığı kaptaki suyu şifa niyetiyle içtiğini söylemiştir.

ez-Zehebî, Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ, XI, 212. (Ebubekir Sifil'in sitesinden)


Vehhabî fırkasının en büyük dayanağı olan İbni Teymiyye bu hususta doğru bir nakil yaparak,

"İmam-ı Ahmed ibni Hanbel’in, Resulullah’ın (Sallallahü aleyhi ve sellem) minberine el sürmeye ruhsat verdiğini,

İbni Ömer, Said ibni Müseyyeb ve Yahya ibni Said (Radıyallahü anhüm) gibi Medine-i Münevvere'nin en büyük fakîhlerinin bunu yaptıklarını"zikretmiştir.(İbni Teymiyye, İktizâu's-Sirati'l-Müstakim, s.367)


İmâm Şâfî’: (ö.204/819)


İbn Hacer Savâiku’l-Muhrika li Ehli’d-Dalâli ve’z-Zendeka adlı eserinde İmâm Şafî, ehl-i beyt ile tevessülde bulunurdu der.
İmâm Şâfî’ şöyle anlatıyor: Bir ihtiyacım oldu*ğunda iki rekat namaz kılar, Ebû Hanîfe’nin mezarına gi*der ve orada duâ ederdim. O’nun bereketiyle ihtiyacım derhal karşılanırdı.
[11]
İbn Hacer, (ö.852/1448) el-Hayrâtül-Hisân fî Menâkibi’l-İmâm Hanîfeti’n-Numân adlı kitabın 25. fas*lında İmâm Şafî, Bağ*dat’ta Ebû Hanîfe’nin kabrine gelip onun ile Allah’a (Celle Celalühü) tevessülde bulunurdu di*yor.[12]

Bu rivayet Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi'nde şöyle yazılı:

"Hatib-i Bağdâdî Tarih'inde İmam-ı Şâfiî'ye vâsıl olan bir sened ile Şâfiî hazretlerinin şöyle dediğini rivayet ediyor:

Ben Ebu Hanîfe'nin kabrini ziyarette yümn ü bereket buldum. Ve hergün onun kabrini ziyaret etmek îtiyâdındayım.

Kendime bir ihtiyaç ârız olunca hemen menzilimde iki rekat namaz kılıp Ebu Hanîfe'nin kabrine giderim.

Onun merkadi yanında hâcetimi Allahü teâlâdan dilerim. Aradan çok bir zaman geçmeden hâcetim kazâ olunur."

Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, 4. cilt, s.197. Ayrıca bkz. İbni Abidin, Reddü'l-Muhtar Ale'd-Dürrü'l-Muhtar, Tercüme: Ahmed Davudoğlu, Şamil Yayınevi, İstanbul, 1982; c.1, s.63. Nişancızâde Muhammed bin Ahmed, Mir’ât-ı Kâinât, Berekat Yayınevi, İstanbul, 1987; c.2, s.51.



İMAM ŞAFİNİN EBU HANİFİNİN KABRİNİ ZİYARET KAYNAKLARI



Bunu yazan kaynaklardan/alimlerden birkaç tanesi:

1. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, 4. cilt, s.197.

2. İbni Abidin, Reddü'l-Muhtar Ale'd-Dürrü'l-Muhtar, Tercüme: Ahmed Davudoğlu, Şamil Yayınevi, İstanbul, 1982; c.1, s.63.

3. Nişancızâde Muhammed bin Ahmed, Mir’ât-ı Kâinât, Berekat Yayınevi, İstanbul, 1987; c.2, s.51.

4. Yûsuf b. Nebhânî, Şevâhidü’l-Hakk, s.167.

5. Allame İbn Hacer el-Heytemî , bi’l-Hayrâti’l-Hısân fî Menâkıbi’l-İmâm Ebî Hanîfeti’n-Nu‘mân, 25. bâb.

Liste daha çok büyütülebilir. Ancak aklı ve insafı olana bu kadarı yeter. Bütün bu alimler bu ve benzeri rivayetleri yazmışlar, hiçbiri bu tür rivayetleri tenkid etmemiş, karşı çıkmamıştır.

Muhakkik alimlerin hakkında "ilmi aklından çoktur" dediği İbni Teymiyye ve takipçilerinden başka karşı çıkan olmamıştır.

İmam-ı Gazali diyor ki:

"Ölümü hatırlamak ve ibret almak için umumi mezarlıkları ziyaret müstehabdır. İbret almakla beraber yümn ü bereket ummak için de salihlerin mezarlarını ziyaret yine müstehabdır."

İhya, Bedir Yay., c.4, s.873.

İmam-ı Fahrüddîn-i Râzî diyor ki:

"Rûhu olgun, nefsi pâk ve tesîri kuvvetli bir Velînin kabri yanına gidip, bir zaman durulur ve o toprakdaki Velî düşünülür ise, rûhu o toprağa bağlanır. Meyyitin rûhu da, bu toprağa bağlı olduğu için gelen insanın rûhu ile Velînin rûhu buluşmuş olurlar.

Bu iki rûh, karşılıklı iki ayna gibi olur. Herbirinde olan me’ârif, kemâlât, ötekine aks eder, yansır. İkisi de çok faydalanır."

el-Matâlibu'l-Âliye, VII, 275 vd.



İmâm Kevserî (ö.1371/1952) sahih bir isnadla olduğunu söylemiştir.

Kaldı ki; İmâm Şâfî’ tevessül ile ilgili değişik haberleri mevcuttur. Ayrıca İmâm Şâfî’ ileride gelecek olan

Teberrük bahsinde açıklandığı gibi Ahmed b. Hanbel’in gömleğiyle tevessülde bulunmuştur.[14]



….İMAM ŞAFİNİN SÖZÜNDE DEYİŞİKLİK YAPTILAR


Bu Firka bütün Ulemalarda oldugu gibi Imam Safii Rahimullah hazretlerinin sözündede degisiklik yapmislardir.


Imam Safii Rahimullah hazretlerinin söyle dedigini iddia ederler :


''Sabah Tasavvuf'a giren, Ögleye Deli olmadan cikmaz.''


Bu itham cok agir bir ithamdir. Hem Imam Safii hazretlerine hem bütün Ehli Sünnet Cel Cemaat'e.


Simdi gelelim bu Sözün aslina. Imam Safii söyle der :


حدثنا محمد بن عبد الرحمن حدثني أبو الحسن بن القتات, حدثنا محمد بن أبي يحيى, حدثنا يونس بن عبد الأعلى, قال: سمعت الشافعي يقول: لولا أن رجلا عاقلا تصوف لم يأت الظهر حتى يصير أح


Ebu Nu'aym ''Hilyat al Avliya'' isimli Risalesinde

Imam Safii Rahimullah hazretlerinin söyle dedigini nakleder :



''Kim ki Sabahleyn Tasavvuf'a GIRMEZ ise, Ögleye ancak DELI olarak cikar''
Abu Nu'aym bunu Muhammad ibn Abd al-Rahmân ibn al-Fadl,oda bunu Abu al-Hasan [Ahmad ibn Muhammad ibn al-Harith] ibn al-Qattât [al-Misrî], oda bunu Muhammad ibn Abi Yahyâ, oda bunu Imam Yunus ibn `Abdal-Ala'dan rivayet etmislerdir. Rivayet Silsilesi budur.




Imam Acluni Rahimullah Imam Safii Rahimullah hazretlerinin söyle dedigini nakleder :

حببإليمندنياكمثلاث: تركالتكلف, وعشرةالخلقبالتلطف, والاقتداءبطريقأهلالتص




Dünyada bana üc şeyi sevdirdiler. Degiştirmeyi terk, Insanlara güler yüzlü ve iyi muamele ve Tasavvuf Yolunda ilerleme.


[Kaşful Hafa va Mzil al albas / Cild 1 / Sayfa 341 / No: 1089]




Imam Safii hazretlerinin ''Hem Fakih Hem Sufi ol, sadece birisini yapma....'' sözünün arapcasinin tamami :


فقيهاوصوفيافكنليسواحدافإنيوحقاللهإياكأنصح

فذلكقاسلميذققلبهتقىوهذاجهولكيفذوالجهليصلح


İmâm Kevserî (ö.1371/1952) sahih bir isnadla oldu*ğunu söylemiştir. Kaldı ki; İmâm Şâfî’ tevessül ile ilgili deği*şik haberleri mevcut*tur. Ayrıca İmâm Şâfî’ ileride gele*cek olan Teber*rük bahsinde açıklandığı gibi Ahmed b. Hanbel’in gömle*ğiyle tevessülde bulunmuştur.
[13]


İmâm Mâlik:

(ö.179/795) İbn Humeyd’in bildirdi*ğine göre Ab*bâsi halifesi Ebû Câfer hacca gittiği zaman Hz. Peygambe*r’in mezarını ziyarete vardığında orada bulu*nan

İmâm Mâlik’e: “Yâ Ebâ Abdillah! Yönümü Kıb*leye dönüpte mi duâ edeyim?” dediğinde, İmâm Mâlik “Niçin yönünü ondan çevireceksin? Halbuki o senin ba*ban Âdem’in (a.s) vesilesidir.

Bilakis Rasulüllah’a yönünü dön. Onun şefaâtini iste, seni affeder.” dedikten sonra
“Eğer onlar kendile*rine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Rasûl de onlar için istiğfar etseydi, Allah’ı ziyadesiyle affedici, esirge*yici bulurlardı.” (Nisa 4/64) âyetini okudu yani İmâm Mâlik, Hz. Âdem’in (Aleyhisselâm) Peygam*berle (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yaptığı tevessülü kabul edip bir fıkhî meselede delil ge*tirmiştir.
Âdem Peygamber hata işlediği zaman dedi ki: “Ey Rab*bim! Muhammed’in hakkı için senden af diliyorum”
İmâm Mâlik’in bu olayı Subkî, (ö.771/1369)Şifâü’s-Si*kâm’ında Es’Seyyid Semhûdî, Vefâ’ul Vefâ’sında, El-Kastallânî (ö.923/1330) El-Mevâhibü’l-ledünniyye’sinde, zikretmişlerdir.
Bu olayın sağlamlığı ve râvîlerinin tahric ve değer*lendir*meleri, ileride Âdem (Aleyhisselâm)hadisesinde daha geniş bir şekilde açıklanacaktır.

İmam Mâlik Hazretleri radıyallahu anh buyurmuş ki:



"Kim fıkıh ilmini anlamadan tasavvufu izhar ederse, gerçekte zındıklaşır.

Ve kim tasavvuf ilmini anlamadan, fıkıh ilmini izhar ederse, gerçekte fâsık olur."

(İmam Malik Hazretlerinin bu sözünü, Abdulhak Dehlevî, Merec-ül-Bahreyn isimli kıymetli kitabında, Ahmed Zerrûk'dan alarak nakletmiştir)

Bunu şöyle anlayabiliriz:

Fıkıhsız Tasavvuf zındıklıktır; dinsizliktir, İslam'dan uzaklaşmaktır..

Mesela bir salik, iman edilecek hususların aksine inanıyorsa; günahı günah, haramı haram; hayrı hayr şerri şer bilmiyorsa Mürşidinin yolundan çıkmış İblis'in yoluna girmiş demektir..

İblis'e uyan hiç felah bulabilir mi? Onun son durağı Cehennem'dir.. Çünkü onun kılavuzu İblis olmuş idi..

Tasavvufsuz Fıkıh ilmi de insanı fıska götürür; yani nefsi terbiye olmadığı için insan günahkarlıktan kurtulamaz,

Allah'ın her şeyi bildiği ve gördüğü hakikatine hakkel yakin bağlanamaz


İmâm Subkî:

Tevessülün müstehab olduğuna dair dört mezhebin nasslarını Şıfâü’s-Sikam fî Ziyâreti Hayrıl-Enâm adlı kitabında geniş olarak açıklayıp, câiz görmüş*tür.


Peygamber efendimiz hz Muhammed (sas) buyuruyorlar ki, her şeyinizi Allahtan isteyiniz, ayakkabınızın bağını bile Allahtan isteyiniz

Harici mantığı ile ayetin zahiri ile yola çıkan iyi bir iş yaptığını zannedip bir çok müslümanı kafirlikle suçlayıp dolayısıyla kendisinin kafir olma ihtimali yükselen kardeşlerim

BU AYETLERİ VE HADİSLERİ DELİL GETİRİP YORUMLAYIP

MÜSLÜMANLARIN YAPTIKLARINA ŞİRK DEMEKLE

BAKIN SİZ KİMLERİ ŞİRKLE SUÇLAMIŞ OLDUNUZ

1……………………..PEYGAMBERLERİ

a….....Üç aylık mesafede sarayın içindeki tahtı göz açıp kapayana kadar duvarlardan geçirip getirmeye Allah (Celle Celalühü) gücü yeter. Onun yapabileceği bir şey

Hz Süleyman (Aleyhisselâm)..Bunu Allah tan deyil yanındaki İNSAN VE CİNLERDEN İSTİYO

......BANA KİM GETİRİR?...(Neml/38)

Sizin mantığınıza göre Hz Süleyman (Aleyhisselâm)...ŞİRK Mİ İŞLEMİŞ OLDU

Bu olayı kurana yazıp Hz Süleyman (Aleyhisselâm) ı azarlamayan ne yapıysun benden niye istemiyosun DEMEYEN Allah cc hata isnat etmiş oluyorsunuz .

Şöyleki Allah bir yerde benden isteyin başka yerde insandanda isteyebilirsiniz gibi kuranı çelişkili bir duruma sokmuş oluyosunuz

Kuranda hata olmıycağına göre o zaman sizin ayetleri yorumlama da hatanız olduğu ortaya çıkar


İfrit (Cin): “Sen yerinden kalkma*dan ben onu sana getiririm.

Ve gerçekten bunu yapmaya hem gücüm hem de güvenim var.” dedi.”(Neml/39).

Yanında kitaptan bir ilim bulunan zat ise “Ben onu sana, gözünü kırpmadan önce getiririm.” dedi. Der*ken onu yanında durur görünce “Bu Rabbimin bir lut*fudur.” dedi. (40)

Üç aylık mesafede sarayın içindeki tahtı göz açıp kapa*yana kadar duvarlardan geçirip getirmeye Allah(Celle Celalühü) gücü yeter hiçbir insan bunu yapamaz.

Süleyman (aleyhi’s-selâm’)’ın yanındaki cin diyor ki; “Bunu yap*maya gücüm ve güvenim var, diyor,

Cin’e. Hızır aleyhi’s-selâm’a bu gücü veren Allah (Celle Celalühü) bir Allah dostuna neden vermesin. Vermeyeceğine dair elinizde bir delil var mı?

Yok ama vereceğine dair bizim elimizde çok deliller var.


“Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, ona nezdimizden bir rahmet vermiş,
yine ona tarafı*mızdan bir ilim (Ledünnî ilmi) öğretmiştik.” (Kehf; 65)

Görüldüğü gibi Allah isterse istediğine olağanüstü güç*ler verebilir.
Bunlar; Peygamberlerde olabilir, insan*larda. Numuneleri gerek sahâbede,

gerekse daha sonra da var*dır.




b…..

Enes b. Mâlik şöyle demiştir;

“Hz. Ali’nin annesi Fatma binti Esed Vefat ettiğinde kabrine defnedilirken

ALLAH Rasulü gelir ve içinde yan yatarak şöyle duâ etmeye başlar:

"الله الذى يحيى ويميت وهو حى لا يموت اغفر لامى فاطمة بنت اسد ولقنها حجتها ووسع عليها مدخلها بحق نبيك والانبياء الذين من قبلى فإنك ارحم الراحمين."

“ALLAH yaşatan ve öldürendir. O ölümsüz bir hayata sahiptir.

Annem Fatma binti Esed’in günahlarını affet, ufkunu aç, Nebi’nin ve benden önceki . ENBİYANIN HATIRI İÇİNE kabrini genişlet, çünkü ancak sen Erhamür Rahimsin:”

Taberânî, Mu’cem-il Kebir, no: 871, 24/351. Ebû Nuaym et-Taberânî yoluyla Hilyetu’l-Evliya’da c.3 sayfa121


BU HADİSE ZAYIF VE SAHİH DİYENLERİN TAHRİÇLERİ AYRIATEN AÇIKLANACAK VELEVKİ ZAYIFTA OLSA AMEL EDİLİR
,,

…………..SİZE GÖRE

PEYGANBERİMİZ ALLAH İLE ARASINA ARACI KOYUP ALLAH TAN (CC ) İSTERKEN ÖLMÜŞ PEYGANBERLERİ ARACI

KILMASI ŞİRK OLUYO

İbn Abbas (Radiyallahu Anh)’dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Şüphesiz ki Allah(-u Teâlâ)nın, hafaza meleklerinin dışında yeryüzünde melekleri vardır ki, ağaç yapraklarından düşenleri yazarlar

Sizin birinize çöl arazisinde bir aksaklık isabet ederse, “Ey Allah’ın kulları! (Bana) yardım edin” diye seslensin ” [1]

İmâm Nevevî şöyle demiştir Benim de aralarında bulunduğum bir cematte hayvan kaçmaya başladı Yardım isteme lafzını söyledim Benim bu sözümden sonra hayvanlar, o anda durdu [2]

[1] İbn Hacer el-Askalânî, Muhtasar-u Zevâidi’l-Bezzâr, No: 2128, 2/420

[2] İbn Allan, el-Fütuhâtü’r-Rabbâniyye s/150-151

“Ey ’ın kulları! (Bana) yardım edin” diye seslensin.” DİYEN

Resûlüllah (sav) i ŞİRKLE SUÇLAMIŞ OLDUNUZ

bununla amel eden İmâm Nevevî ŞİRKLE SUÇLAMIŞ OLDUNUZ


2………………………….SAHABELERİ


Kabirdeki Peygamberimizden veya bir ALLAH dostunun ruhundan

bizim için ALLAH’a duâ etmesini isteme şekli.


Mâlik ed-Dâr anlatıyor: “Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) devrinde halk şiddetli bir kıtlığa maruz kal*mıştı. Derken bir adam Peygamber’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabrine gele*rek:
-Ya Rasulallah! Ümmetin için yağmur yağmasını iste. Zira onlar helak oldular! dedi. Bunun üzerine rüya*sında adama şöyle denildi:
Ömer’e git, ona selâm götür, halkın suya kavuşaca*ğını haber ver ve ona şunu söyle: “Senin vazifen, iyi muame*lede bulunmak, dengeli ve güzel hareket etmektir”. Adam derhal giderek durumu Ömer’e bildirdi. Bunun üze*rine Ömer ağladı ve sonra da:


Rabbim! Üstesinden gelemediğim şeyler hariç, çaba sarfetmekten geri durmuyor ve elimden geleni yapıyo*rum!” dedi..1

[1] İbn Ebi Şeybe, Musannef, VII, 482-483; İbn Abdilberr, İstiab, II, 464; Halili, İrşad, I, 313-314;

Beyhakî, Delâil, VII, 47.


İbn Hacer (ö.852/1448), ibn Ebî Şeybe’nin (ö.235/849) ri*vâyet ettiği bu hadisin is*nadının sahih olduğunu zikretmek*tedir…2


2..İbn Hacer, Fethu’l-Bari, II, 495.

Hadis, aynı isnadla Beyhakî (ö.458/1065) ve İbn Asâkir (ö.571/1175 tarafından da rivâyet edil*mektedir.


[1] İbn Asakir, Tarihu Medineti Dımaşk (tercemetü Ömer b. El-Hattab), LIII, 294


BU İSTEME SEKLİNİ YAPAN SAHABE VE BUNA UYUP YAĞMUR DUASINA ÇIKAAN H ÖMEREİ İTHAM ETMİŞ OLURSUNUZ






…......YEMAME SAVAŞINDA SAHABE ÖLMÜŞ

RESULULLAHTAN .....


……….YA MUHAMMED

İbn Kesir El-Bidâye ve’n-Nihâye, 6/329 Darul Kütübil İlmiye 1409 beyrut

.. YA MUHAMMET DİYEN SAHABENİN HEPSİ SİZE GÖRE

........ŞİRK Mİ İŞLEMİŞ OLDU

ashab bu kelimeyi parola olarak kullanıyordu denirse

.......CEVAP

1…

Size göre şirk olan bir kelimeyi sahabe parola olarak kullandı yorumunu siz yapıyorsun sahabe şirk olan bir kelimeyi parola olarak kullanmaz!

Kıyasla ve akli muhakemeyle anlaşılmıcak, ihtimalden çok çok uzak gülünç bir manayı (parola)seçmiş olman bu meselede,ilmi mevzulardaki lağubalinizi ve acizliğinizi göstermektedir.

Aksine burada anlaşılcak olan Allah nezninde onun şefaatci kılınması ve Allahın yardımını celp talebidir

Seyhül İslam Subkinin de dediği gibi bir tevessül babaındandır.yarabbi bu sevdiğin kulun hatrına yardım et demektir. Yoksa ondan birsey istemek değildir.

Ayrıca sahabenin yemamede Allah tan (yetiş ya Muhammet şiarı ile) yardım istediğini destekliyen bir delilde yemamede şu ayeti sık sık okumalarıydı

‘üzerimize hak olduki müminlere yardımederiz ] rum 47

Bu da bize yetiş ya Muhammed derken parola deyil bir sıkıntı neticesinde tevessül yani Allah tan yardım temenni edilmiş olduğuna işaret ediyor.

Resulullahın hatrına Allahtan yardım veya resulullahın sahabeye yardım için Allaha dua emesi neticesinde Allahın yardım edilmesi umyor sahabe

Yoksa resulullahtan direk yardım isteniyor resulullahta Alahın izni ve yardımı olmadan resulullah yardım eder demek DEYİL

SORU

"yetiş ya muhammed" demek ayrı "ya muhammed" ayrıdır DENİRSE

CEVAP

Ya Muhammedahu arapça biliyorsanız buradaki ya nida harfi olup ey demektir .

Muhammed kelimesi münada dır . Yani kendisine seslenilen kişidir münada dan sonra gelen elif elifi istiğase derler yani medet isteme elifi derler .

Dolayısıyla bu kelimeden çıkan mana ey Muhammed imdadıma yetiş , bize yardım et olur .


Abdullah İbn Sa’d şöyle anlatıyor: “Bir kere Abdullah İbn Ömer (Radiyallahu Anh)’ın ayağı uyuştu O zaman bir adam ona en sevdiğin insanı an, dedi

O da “Ya Muhammed!” deyince bağlarından kurtulmuş gibi rahatladı

Edebü’l Müfred, 448, No: 993 sh: 262

Sahâbelerin ve Tâbiin’in yaptıkları ortada iken, meded ya Rasulüllah, meded ya mürşidim! diyen bir insana nasıl kâfir dersiniz?

Onları Müşriklerle ve putları ile eş tutmanız ne kadar doğru olur?


at ile tevessülü kabul etmeyen Vahhâbî ve Selefî*ler, tevessülü kabul eden*leri, Allah’a (Celle Celalühü)ortak koşmakla suçluyor*lar.
Biz de deriz ki: İtibar ettiğiniz Şevkânî, hem Pey*gam*ber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile hem de salihler ile tevessülü kabul ediyor. İtibar ettiğiniz diğer bir âlim olan İbn Cevzî kabirlere gidip, ölmüş salih insan*larla Allah (Celle Celalühü)’a tevessül ettiğini söylüyor.

İbn Teymiyye Peygamberimizle (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) teves*sül ile ilgili görüşünü değiştirip, mübah görüyor.

Mez*hep imâmı Ahmed b. Hanbel ve İzzuddîn b. Abdüsselâm Peygamberi*mizle (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tevessülü ka*bul ediyor.
Muhammed b. Abdulvehhâb’ın şu sözü: “Fakat bi*risi çıkar duâ ederken “Allah’ım! Ben senden Peygam*berle*rin ya da Salih kullarının vesilesi ile şunu şunu istiyorum” diye duâ etse, sadece Allah’a duâ ettikten sonra, herhangi bir kabrin yanında duâ ediyor olsa bile, bu bizim reddettiğimiz bir şey değildir.”
[14] demesi de ayriye*ten aleyhinize olan bir delildir.

Hal böyle olunca savunduğunuz birçok fikirle*rin kay*nağı olarak gösterdiğiniz yukarıda adı geçen âlimleri*niz, sizin şirk olarak kabul edip bunu yapana kâfir dediği*niz bir ameli yapıyorlar. Ne diyeceksiniz?
Onlar da bir insandı, hata yaptılar, derseniz! Biz de deriz ki “Sen kabirdekilerine işittirici değil*sin” (Rûm, 52) ve (Fâtır, 22.) âyetlerinin zâhirlerine göre ölünün işitmediğini söylüyorsunuz.

Demek ki; size göre okuma yazma bilen bu zâhir manayı anlaması gerekir. Fakat görüşlerinizin kaynağı olan İbn Teymiyye ve tale*besi İbn Kayyim ölülerin işittiğini iddia etmekte devam etmişlerdir.
...Ayrıca itibar ettiğiniz diğer âlimler, size göre okuma yazma bilen bir insanın anlayacağı

“İyyâke na’büdü ve iyyâke nesteîn” âyet-i kerimesinin manasını anlaya*madık*ları için mi zatlarla tevessülü kabul ettiler?

Anlaşıl*ması bu kadar âşikâr ve basit olan mevzularda bu âlimlerinizin hata ettikle*rini söylerseniz, birçok konuda da hata edebilecekle*rini imâ etmiş olursunuz.

Böylece onların görüşlerini savunduğunuz için siz de hata içinde olduğu*nuzu başka konularda da hata edebileceğinizi isteme*den de olsa itiraf etmiş olursunuz


[1] Muhammed bin Abdulvahhab tüm eserleri 3.kısım, s:68 Muhammed bin Suud İslâm fakültesinde Muhammed bin Abdulvahhab haftasında neşrolunmuştur.

[2] “Saydul-Hatır müminlere öğüt, Ebul Ferec El-Cevzî (İbn Cevzî), Tevhid yayınları, s.99-100, Baskı, 1998.

[3] İbn Teymiyye Külliyatı, c.1 s.179, Tevhid Yayınları ,1998.

[4] Şevkanî, ed-Dürru’n-Nedide, s. 5-6, Ducvi Makâlât fit-Tevessül Kitabu Buğye

[5] Aliyyü’l-Kârî, Fethu Bâbi’l-İnâye, 3/30.

[6] İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, 5/540.

[7] İmâm Sübkî, Şifâu’s-Sikâm, 138.

[8] Reşid Rıza Tefsirul-Menai XI 372-373

[9] Âlûsi Ruhul-Meani VI-128

[10] Âlûsi Ruhu’l-Maâni, VI/128

[11] El Heytemî, el-Hayratü’l-Hisan, s.94

[12] Hatibu’l-Bağdadi, Tarih-i Bağdad

[13] İbnül Cevzî Menakıbu’l İmâm Ahmed b. Hanbel, s.609-610

[14] Muhammed bin Abdulvahhâb tüm eserleri 3.kısım S:68 Muhammed bin Suud İslâm fakültesinde Muhammed bin Abdulvahhâb haftasında neşrolunmuştur.

- - - Updated - - -

Ayrıca Seyyid Alevi Maliki hazretlerinin bir makalesi:

Yapılan işlerin asıl fail olan Allah ‘a değil de, fiillerin yaratılmasına birer vesile olan mecazi failiere nispet edilebiliyor olması iyi anlaşılamadığı için, iman ve şirk değerlendirmesinde sıklıkla hataya düşülmektedir.
Mecazi ya da hakiki anlam ayrımını kabul etmeyen bazı insanlara göre, fiilin gerçekleşmesinde vasıta olan kişi için “işi bu kişi yapmıştır” gibi bir şey söylendiği takdirde,

“Biz o putlara, ancak bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” (Zümer 3) ayet-i kerimesinin hükmü gereğince şirke düşülmüş olur.
Böyle bir iddia asla kabul edilemez. Bu ayetin bu şekilde bir delil olduğunu iddia etmek, ayeti bağlarnından kopararak keyfe keder verilen bir manadır.
Şöyle ki, bu ayeti kerime, müşriklerin Allah’tan başka putlan ilah edinip Allah’ın rububiyetinde ortak gördüklerini ve o putlara ibadet ettiklerini açıkça ifade etmektedir. Müşrikler, putları Allah’tan başka rabler kabul edip onlara ibadet ettikleri için müşrik ve kafır olmuşlardır. Yaptıklan bu ibadetin Allah’a yakınlığa vesile olduğunu iddia etmektedirler.
Burada açıklanması gereken önemli bir husus daha vardır. Allah -celle celaluhu’nun bizlere aktardığı müşriklerin sözlerinden -müşriklerin kendi iddialarına göre- şu anlaşılmaktadır: Onlar putlara ibadet ederken aslında istekli değiller ve bu ibadeti yapmayı istemedikleri halde sadece Allah’a yakınlığa sebep olduğu için yapmaktadırlar. Bu ayeti böyle anlamak durumundayız. Zira eğer müşrikler gerçekten bu iddialarında doğru söylüyor olsalardı, doğal olarak Allah -celle celaluhu’yu o putlardan daha büyük görüp putlara değil de Allah’a ibadet etmeleri gerekirdi. Müşrikler bu söylediklerini, şirklerinin üstünü örtebilmek için bir mazaret olarak ileri sürmektedir.

“Onların, Allah’tan başka çağırdıklarına sövmeyin ki onlarda bir ilim olmaksızın Allah’a sövmesin. İşte biz böylece her ümmete yapıp ettiklerini süsledik. Sonra rablerine döndürülecekler ve Allah onlara kendi yaptıklarını haber verecektir” (En’am 108) ayeti kerimesi, Müslümanlan onların putlanna sövmekten alı koymuştur.
Abdürezzak, Abd İbni Humeyd, İbni Cerir, İbni Münzir, İbni Eb!
Hatem ve Ebu Şeyh, bu ayetin tefsiri ile alakalı Katade -radıyallahu anh’dan şu rivayeti nakl etmişlerdir:
“Müslümanlar kafirlerin putlarına söverler onlar da bunun üzerine
Allah hakkında ileri geri konuşurlardı. Bunun üzerine:

“Onların, Allah’tan başka çağırdıklarına sövmeyin…” (Enam 108) ayet-i kerimesi nazil oldu. Bu ayetin nüzul sebebi bu olaydır. Kur’an, Mekke putperestlerinin tapındığı taşların kusur ve eksikliklerini dillendirmeyi yasaklayarak haram etmiştir. Zira Müslümanların, putların kusurlarını ortaya koyan sözleri, putların menfaat ve zarar verebileceğine gerçekten inanan putperesderin putlara bestedikleri bağlılık duygularını tahrik etmekteydi.
Sinirlenen putperestler Müslümanlara ayni ile mukabele edip her noksanlıktan münezzeh olan alemierin Rabbine noksanlık izafe ederek sövmekteydiler.
Imdi eğer bunlar gerçekten Allah’a yakınlık için ibadet ettikleri iddiasında tutarlı olsaydılar, intikam almak için kendi ilahları olduğunu söyledikleri Allah’a sövmezlerdi. Bu yaptıkları göstermektedir ki Allah’ın onlar nezdindeki değeri, kesinlikle putlarından daha azdır.

“Eğer gökleri ve yeri kim yarattı diye onlara soracak olsan elbette Allah yarattı derler”(Lokman 25) ayet-i kerimesi de bu manayı teyid etmektedir. Yani eğer gerçekten putların değil de Allah ‘ın gerçek yaratıcı olduğuna inanıyor olsalardı sadece Allah’a ibadet ederlerdi. Yada en azından Allah’a olan saygı ve hürmetleri putlardan daha fazla olurdu.
Şimdi soruyoruz: Putları hakkında söylenilenlerden tahrik olup Allah
celle celaluhu’dan intikam almak adına putperesdlerin bu yaptıkları, Allah’ı yüceltip saygı gösteren bir insanın yapabileceği şeyler midir? Elbette ki hayır.
Allah’ın müşrikler nezdindeki değerinin o taşlardan daha değersiz olduğuna delalet eden ayeti kerimeler sadece bunlardan ibaret değildir.

“Tuttular Allah’ın yarattığı ekin ve davarlardan ona hisse ayırdılar ve kendi zanlarınca “Bu Allah’ın, bu da Allah’a ortak koştuğumuz putların” dediler. Ortak koşulan putlar için olanlar Allah tarafına ulaşmaz ama Allah için olanlar putların tarafına ulaşır. Ne kötü hüküm veriyorlar ” (En’am 136)
Eğer Allah’ın onlar nezdindeki değeri putlardan daha az olmamış olsaydı, bu ayeti kerimenin bize hikaye ettiği tercihte asla bulunmazlar ve Allah -celle celaluhu-’nün

“Ne kötü hüküm veriyorlar” (Enam 136) kavline müstahak olmazlardı.
Ebu Sufyan -radıyallahu anh- ‘ın Müslüman olmadan önce kendi ilahlarının ve ordusunun müminlere ve alemierin rabbi olan Allah’a galip olması için “Hubel aziz olsun”diyerek putları olan Hubel’e dua etmesi, müşriklerin putlara ve Allah -ce lle celaluhu-’ya nasıl bakıp inandıklarını göstermeye yeterli bir misaldir.
Anlattıklarımız iyi anlaşılmalıdır. Zira birçok insan bu noktayı anlayamadıkları için, yanlış çıkarımlar yapmakta ve batıl fikirlerini buna dayandırmaktadırlar.
Allah -celle cetaluhu- Müslümanlara namaz kıtarken Kabe’ye yönelerek -yapılan ibadet Kabe için yapılmadığı halde- ibadet etmelerini ve onu kıble edinmelerini emretmiştir. Hacerü’I-Esved’i öpmek, Allah’a kulluk ve Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ittiba için yapılır.

Buna rağmen birisi Kabe ya da Hacerü’l-Esved’c ibadet ettiğini düşünürse, aynı putperestler gibi o da müşrik olur.

Bu durumda vasıta kullanan herkesi müşrik kabul etmek mümkün değildir.
Zira vasıta kullanmak kaçınılmaz bir durumdur. Aksi takdirde her işinde bir vasıta kullanan insanlan müşrik addetmek zorunda kalınz.

Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’e Kur’an, Cebrail -aleyhisselam- vasıtasıyla nazil edilmiştir. Peygamberimiz -sallallahu aleyhive sellem- Sahabeyi kiram -radıyallahu anhum- için en büyük vasıtadır. Sahabe, sıkıntılı zamanlannda onun yanına sığınır, sıkıntılarını ona anlatır, onu Allah’a vesile eder ve ondan dua isterlerdi. Onların bu isteklerinin üstüne Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- asla onlara: “Siz müşrik ve kafir oldunuz. Sıkıntılarımza benden çare aramanız ve benden
bir şey istemeniz caiz değildir. Gidin ve kendi başınıza size benden daha yakın olan Allah’tan isteyin” gibi bir şey dememiştir. Bilakis, onlar adına Allah’tan istekte bulunmuştur.
Bununla beraber elbette ki bütün sahabe kesin olarak şunu bilmekteydiler; gerçekte istenileni verebilecek olan sadece Rezzak olan Allah – celle cellaluhu-’dur. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- de verdiği şeyleri Allah ‘ın izniyle vermektedir.

“Ben ancak taksim ederim. Gerçekte veren Allah’tır” diyen yine Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kendisidir.
Öyleyse, herhangi birisi için “o, sıkıntıyı giderdi ve ihtiyacımı gördü” demek, o işin olmasına vesile oldu demektir.
Kim, iki dünyanın en şereflisi, cinlerin ve insanların efendisi, Allah’ın
bütün mahlukatının her anlamda en değeriisi olan yüce Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-’e i’tiraz edebilir? O değil midir ‘sahih’ bir rivayette:

“Kim ki mümin kardeşinin dünyada bir sıkıntısını giderirse…” diye buyuran. Mümini, sıkıntıları gideren olarak vasıflanmıştır.
“Kim bir kardeşinin ihtiyacını giderirse onun mizanı önünde duracak ve ağır basmasını bekleyeceğim. Ağır gelmese şefaat edeceğim” diye buyuran, müminleri, “ihtiyaçları giderici” olarak tavsif eden O -sallallahu aleyhi ve sellem- değil midir?
Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- sahih rivayetlerde:
“Kim bir müminin ayıbını örterse…”
“Allah’ın öyle mahlûkatı var ki sıkıntılı anlarda onlara müracaat edilir”
“Allah, kardeşine yardım ettiği sürece kulunun yardımındadır”
“Kim sıkıntısı olan birisine yardım ederse Allah ona doksan üç hasene yazar” diye buyurmuştur?
Bu rivayetlerde müminler, sıkıntıyı gideren yardım eden, ayıpları gizleyen ve kendisine müracaat edilen kişiler olarak tavsif edilmiştir. Halbuki sıkıntıları gideren, ihtiyaçlan veren, ayıpları örten ve yardım eden gerçekte Allah’tır. işlerin yerine getirilmesinde bir vasıta oldukları için, fiillerin Müminlere nispet edilmesinde bir beis bulunmamaktadır.
İstiğfar eden ve mescitleri imar eden insanlardan dolayı, Allah ‘ın yeryüzünden azabı kaldırdığına, onlar sayesinde diğerlerini rızıklandırdığına, belaları onlar sayesinde defettiğine delalet eden birçok hadisi şerif bulunmaktadır.
Taberani “Kebirde, Beyhaki’de “Sünen’de nakletmiştir: Mani ed Deylemi -radıyallahu anh- Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:


“Eğer yeryüzünde Allah’ın rükû eden kulları, süt emen sabiler, otlayan hayvanlar olmasaydı, üzerinize azap yağdırır ve sizi helak ederdi.”
Buhari, Sad İbni Ebi Vakkas -radıyallâhu anh-’ın şöyle rivayet ettiğini nakletmiştir:


“Siz ancak aranızdaki zayıflar sayesinde yardım olunuyor ve rızıklandırılıyorsunuz.”
Tirmizi ve Hakim sahih bir senetle Enes -radıyallâhu anh-’dan şöyle nakletmişlerdir:

“Umulur ki onun sayesinde rızıklandırılırsınız.”
Abdullah İbni Ömer -radıyallâhu anh-’dan naklen Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Muhakkak Allah, insanların ihtiyaçları için kendilerine müracaat edecekleri insanlar yaratmıştır. İşte onlar Allah’ın azabından emin olanlardır.”
Cabir bin Abdullah -radıyallâhu anh-’tan rivayetle Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
“Muhakkak Allah, salih bir adamın salihliğinden dolayı çocuğunu ve çocuğunun çocuğunu, beldesini ve çevresindeki beldeleri de salaha erdirir. Ve o aralarında bulunduğu sürece onları muhafaza eder”
İbni Ömer -radıyallâhu anh-’dan naklen Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurmuştur:


“Muhakkak ki Allah, bir salih kul vesilesiyle komşularından yüz evden musibet ve belayı def eder”
Sonra da İbni Ömer -radıyallâhu anh- şu ayeti okumuştur:


“Allah’ın insanların bazısını bazısıyla defetmesi olmasaydı elbette yeryüzü fesada uğrardı.” (Bakara 251)
Sevban, ‘merfu’ olarak Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den şu rivayeti yapmıştır:
“İçinizde daima yedi kişi bulunur ki onlar sayesinde yardım olunur, onlar sayesinde yağmur yağdırılır ve onlar sayesinde rızıklandırılırsınız. Allah’ın emri gelene dek bu böyle sürüp gider”
Ubade bin Samit’ten naklen Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimde otuz tane ‘abdal’ vardır. Onlar sayesinde rızıklandırılır, onlar sayesinde yağmur yağdırılır ve onlar sayesinde yardım olunursunuz.”
Katade “Sanıyorum Hasan (Basri?) onlardan biridir” demiştir.
İbni Kesir bu son dört hadisi şerifi tefsirinde
“Allah’ın insanların bazısını bazısıyla defetmesi olmasaydı…” (Bakara 251) ayetinin açıklamasını yaparken zikretmiştir. Hadislerin hepsinin toplamı, sahih seviyesine çıkmakla delil olmaya salahiyetli hale gelmiştir.
Enes -radıyallâhu anh-’dan rivayetle Rasulüllah Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Yeryüzü, Halilü’r-Rahman Hz. İbrahim gibi kırk kişiden asla boş kalmayacaktır. Onlar sayesinde yağmur yağdırılır ve yardım olunursunuz. Ne zaman onlardan biri vefat etse Allah yerine bir başkasını koyar.”
Tevhid ve iman günü olan mahşerde, arşın açığa çıktığı o günde vasıtayı uzma olan vesilelerin en büyüğü meydana çıkar. O, livaü’l-hamd’ın, makam-ı Mahmud’un ve havz-ı kevser’in sahibi olan, şefaati asla geri çevrilmeyen şefaatçi, ümmetini hüsrana ve üzüntüye düşürmekten sakınan, aldığının karşılığını muhakkak veren, hüsnü zanları boşa çıkarmayan vaatlerin sahibi olan Muhammed Mustafa -sallallahu aleyhi ve sellem-’dir.
O gün, tüm insanlar ona yönelecek ve ondan şefaat dileneceklerdir. O -sallallahu aleyhi ve sellem- de, Allah’ın “ey Muhammed! Şefaat et, kabul edilecektir. İste, Sana verilecektir” hitabıyla vücud bulan, ihsan hırkası ve ikram tacı sayesinde ümmetinin isteklerine karşılık verecektir.
[Seyyid Alevi el Maliki, Mefahim, s.83-90]
 

İlim Talebesi.

Üyeliği İptal Edildi
Banned
Allahu Tealâ bir kudsi hadiste, sevdiği salih kullarının özel bir nur ve destekle gören gözü, işiten kulağı, konuşan dili, tutan eli, yürüyen ayağı olacağını; onların gözüne, kulağına, diline, eline, ayağına başkalarına vermediği özellikler ve tasarruf gücü vereceğini müjdelemiştir (Buharî, İbnu Mace, Beğavî).
İşte Allah dostlarının, Allah’ın izniyle insanlar ve eşya üzerindeki tasarrufu, uzaktaki insanlara yardım etmesi, bu hadiste belirtilen yetkiye girmektedir. Bu bir keramettir; Allahu Tealâ’nın kuluna verdiği özel bir nimettir.
Büyük veli Mevlâna Halid Bağdadî K.S., velilerin, ölüm halindeki müridlerine yardımlarının ruh vasıtası ile olduğunu belirtmiştir. Ruhlar nurla hareket ettiklerinden, Allah’ın izniyle bir anda gökleri ve yerleri dolaşma ve görme imkanları vardır. İkinci bin yılın müceddidi İmam-ı Rabbanî K.S. Mektubat isimle eserinde, Allahu Tealâ’nın, bu üstün kabiliyetli ruha sahip irşad kutbu dostu vasıtasıyla, dilediği kullarına pek çok yardımlarda bulunacağını, bazen bu yardımdan o ruhun sahibi velinin haberinin olmadığını, olmasının da gerekmediğini bildirir.
 

sirati mustakim

İyi Bilinen Üye
Üye
Burma’da rükû karşılığı can bağışlanıyor!

Burma’da radikal Budistler tarafından zulme uğrayan Müslümanlar şimdi de yeni bir işkence türü ile karşı karşıya. Rahiplere rükû etme karşılığında öldürülmekten kurtuluyorlar!

Burma’nın ortasındaki Miketila kasabasından görgü tanıkları, Müslümanlara karşı şiddet eylemleri kapsamında Müslümanların Budistler tarafından dövüldüğünü, işkencelere maruz kaldığını ve ticari mahallerine saldırıldığını ifade etti.

Ailesi saldırıya uğrayıp eşi öldürülen iki çocuk annesi Nurubi isimli bir bayan şahit olduklarını ağlayarak şöyle anlattı: ‘Kocamı ve kardeşini dövdüler. Sonra ikisini de hayatta oldukları halde ateşe attılar. İkisi de yanarak öldü.’

26 yaşındaki Nurubi sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Budistler, onlardan kendilerine rüku etmelerini istedi. Onlarsa reddetti. Sonra polis geldi ve kendilerini rahiplerin karşısında eğilmeye zorladı. Yaşayanların geride kalabilme sebebi bu!’

Müfekkuretu’l İslam Sitesi’nin haberine göre Muhammed isimli bir diğer görgü tanığı ise şöyle konuştu: ‘Evlerdeki ateşi söndürebilmek için rahiplerin karşısında eğilmemiz gerekiyordu. Ancak Budistler bize saldırmaya başladı. İsmi Ebu Bekir olan bir arkadaşımı bizden uzak bir yere götürerek dövdükten sonra diri diri ateşe attılar. Sonra içlerinden biri karnını kılıçladı.’

Bilindiği üzere Burma’daki Müslümanlar geçtiğimiz yılın ortasından beri radikal Budistler tarafından toplu katliama maruz kalıyor.




bu katliyama bakisin nasil?



666.jpg
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
KULLARDAN HİMMET – İMDADİSTEMEK

Deliller son sürat devamediyor Allah’ın izniyle, batıl yok olmaya mahkumdur…
Utbe bin Gazvan (Radıyallahuanh)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte, Resulüllah (Sallallahu Aleyhi veSellem) Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
“Sizinbiriniz bir şey kaybederse yahut yanında arkadaşı bulunmadığı bir yerde yardımdilerse:
‘EyAllah’ın kulları bana yardım edin! Ey Allah’ın kulları bana imdad edin!’ Desin. Çünkü Allah’ın bizim göremediğizkulları vardır.”
(Taberani, el-Mu’cemu’l Kebir,No:290, 17/117; Haysemi, Mecme’u’zevaid, No: 17103, 10/188)

İbni Abbas (RadıyallahuAnh)dan rivayet edilen bir Hadis-i Şerifte Resulüllah (Sallallahu Aleyhi veSellem) şöyle buyurmuştur:
“Şüphesizki Allah’u Teâlâ’nın hafaza meleklerinin dışında yeryüzünde melekleri vardırki, ağaç yapraklarından düşenleri yazarlar.
Sizinbirinize çöl arazisinde bir aksaklık isabet ederse: ‘Ey Allah’ın kulları! (Bana) yardım edin’diye seslensin.”
(İbn-i Hacer El-Askalani,Muhtasar-u Zevaidi’l-Bezzar, No:2128, 2/420)



Abdullah ibn-i Mes’ud(Radıyallahu anh)den rivayet edilen diğer bir hadisi şerifte, Resulüllah(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Sizinbirinizin sahrada hayvanı kaçarsa: ‘Ey Allah’ın kulları hapsedin! Ey Alalh’ınkulları durdurun’ diye seslensin. Çünkü Allah’ın yeryüzünde hazır bulunankulları vardır ki, kısa bir zaman içinde onu tutarlar.”
(Ebu Ya’la, El-Müsned, No:5269,9/177, İbni Hacer, el-Metaibu’l Aliye, No:3375, Taberani, El-Mu’cemu’l Kebir,No: 10518, 10/217, Deylemi, Müsnedü’l Firdevs, No: 1311, 1/330”)

İşte farklı rivayetlerle gelenve aynı manayı işaret eden bu hadisi şerifler ismini dahi bilmediğiniz insanlardan himmet istemenin, meşruiyetinin açık delilleridir.

Şimdi bu hadis-i şerifler “Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardımisteriz” ayeti ile zıtlaşıyor mu? Peygamberimiz doğrudanAllah’u Teala’yı işaret etmiyor da “Ey Allahınkulları durdurun” buyuruyor. O halde PeygamberEfendimiz de mi şirk koşuyor (haşa) Ey münkirler buna nasıl cevap vereceksiniz?

Bir deveyi bulmak için bileismini dahi bilmediğiniz insanlardan “himmet” istemeyi Resulüllah (SallallahuAleyhi ve sellem) tavsiye ediyor. Bu da münkirlere büyük bir derstir.
1- Aktardığın bu rivayetin sıhhatini bildirir misin?

2- İnsanlardan himmet istemeyi nereden çıkardın?

3- Rasulullah (s.a.v.)'in devesi olan "Kasva" kaçtığında bu rivayet gereği neden amel etmemiştir?
 

İlim Talebesi.

Üyeliği İptal Edildi
Banned
1- Aktardığın bu rivayetin sıhhatini bildirir misin?

2- İnsanlardan himmet istemeyi nereden çıkardın?

3- Rasulullah (s.a.v.)'in devesi olan "Kasva" kaçtığında bu rivayet gereği neden amel etmemiştir?
1-Hadisin sıhhati: İbn Hacer “Bu hadisin isnadı hasendir Yine es-Sehavî de el-İbtihac’da hasen olduğunu söylemiş, el-Heysemî de şöyle demiştir: “Ravileri güvenilirdir.” İmam Ahmed kuvvetli görmüş, bununla amel etmiştir.

İmam Ahmed’in oğlu Abdullah, el-Mesail’de (217) şöyle demiştir: “Babamın şöyle dediğini işittim: ‘İki defa binekli, üç defa da yaya olmak üzere veya iki defa yaya, üç defa binekli olarak beş defa hac yaptım. Yaya olarak yaptığım haclardan birinde yolu kaybettim. Ey Allah’ın kulları! Bana yolu gösterin! demeye başladım. Ben böyle demeye devam ederken yolu buluverdim.’ Veya babam buna yakın bir şey söyledi.”Beyhaki bunu, Eş-Şuab da (II, 455), İbn Asakir (III, 72/1) Abdullah b. Ahmed yoluyla, sahih bir isnad ile rivayet etmişlerdir.

2-Delilleri okursan sevinirim.

3-Bu din 1 gecede inmedi. Rasulullah'ın devesi kaçtığında Rasulullah daha bu hadisi söylememiş olabilir...Rasulullah'ı sorgulamaya hakkın da yok ayrıca, yaptıysa muhakkak bir sebebi vardır.
 

İlim Talebesi.

Üyeliği İptal Edildi
Banned
Allah'tan başka yakardıkları hiç bir şeyi yaratamazlar, üstelik onlar yaratılıp durmaktadırlar.Ölüdürler, diri değildirler; ne zaman dirileceklerinin şuuruna da varamazlar.Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri ise inkârcıdır ve onlar müstekbir (büyüklenmekte) olanlardır.(nahl 20-22)

Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında ise, hemen sevince kapılırlar.(zümer 45)

Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler «Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.» Hiç şüphesiz Allah, kendi aralarında, hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kâfir olan kimseyi hidayete eriştirmez.(zümer 3)

Andolsun, onlara: «Gökleri ve yeri kim yarattı?» diye soracak olsan, elbette «Allah» diyecekler. De ki: «Gördünüz mü, haber verin; Allah'tan başka tapmakta olduklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını onlar kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini onlar tutup önleyebilecekler mi» De ki: «Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler.»(zümer 38)

De ki: «Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O'na hiç kimseyi (ve hiçbir şeyi) ortak koşmuyorum.»(cin 20)

Hak olan çağrı (dua, ibadet) yalnızca O'na (olan) dır. Onların Allah'tan başka çağırdıkları ise, onlara hiç bir şeyle cevap vermezler. (Onların durumu) yalnızca, ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna beklemesi) gibidir. Oysa ona gelmez. Küfre sapanların duası, sapıklık içinde olmaktan başkası değildir.(rad 14)

bu ayetler böyle uzar gider.."işleri yöneten melekler" ayetinden delil getiriyor..sizin evliyalar sıkıntı anında fıtrat değiştirip melek mi oluyor..hem Allah kuranda melekler Allah'ın emrinden çıkmamasına rağmen onları,peygamberleri rab,ilah edinmenin küfr olduğunu söylüyor..

O, melekleri ve peygamberleri sizin Rabler edinmenizi emretmez. Siz, müslümanlar olduktan sonra, size küfrü mü emredecek?(ali imran 180)

ibn arabi gibi bir kafire şeyhül ekber diyenlerden ne beklenirki zaten..o da naziat suresindeki bir ayetten firavun Allah dostudur manası çıkarmış,ibn kesir müslümanların parolası ya muhammeddi yazmış,bundan himmet istemek gibi bir sapıklığı nasıl çıkarttınız..bedirdeki parolalarıda ya abdurrahmandı..o zamanda abdurrahman diye birinden mi himmet istiyorlar...Allah'tan başkasına dua etmek için abuk sabuk yerlerden delil getiriyorsunuz...siz bu itikadla ölürseniz ebediyyen cehennemlik olarak ölüp gidecekseniz..ibn teymiyye sizin dediğiniz gibi tevessül yapana mürted öldürülür diyor...onun şefaattan maksadı ahiretteki şefaat..peygambere sahabeye iftira atıyorsunuz,sizin alimlere iftiranızıda doğal karşılamak gerek..

bunlarıda arada okuyun

BEYAZID BİSTAMİ'NİN (HAŞA) ALLAH OLDUĞUNU SÖYLEMESİ

«Kendimi tenzîh ederim, kendimi tenzih ederim; ben en yüce olan Rabbimin kendisi*yim!..» dediğini öğrenmiş bulunuyoruz.. Beyazıd-ı Bestami -- Celal Yıldırım, Sayfa 62-65 Demir Kitabevi, İst-2001

BEYAZID'IN ALLAH'IN SIFATLARIYLA SIFATLANDINI SÖYLEMESİ KÜFRÜ

Hakk'a erip Hak'la Hak ikamet edince bana izzet ve azamet kanadı verdi. Kanatlarımla uçtum, ama O'nun izzet ve azametinin (şeref ve ululuğunun) sonuna eremedim.İmdad diye O'ndan O'nunla meded istedim, zira O'nunla olmak için O'nunla olmak için O'nunla olmaktan başka gücüm yok. Bunun üzerine bana lutuf gözüyle nazar etti,gücünden güç verdi, beni süsledi, kereminin tacı ile başımı taçlandırdı. Beni tekliğiyle tek, birliğiyle bjr kılıp sıfatlarıyla vasıflandırdı, hiç bir kimsenin ortak olmadığı olmadığı sıfatlarla. Sonra dedi ki Birliğimde bir, tekliğimde tek (vâhid. ferd) ol.Kerem tacımı koyduğurn başını kaldır ve şerefimle şereflendir, zorumla zorlu ol. Sıfatlarımla Halka çık ki benliğimi benliğinde göreyim Artık. seni gören"beni görmüş, seni murad edinen beni murâd edin*miş olur, Ey yeryüzündeki nurum gökyüzümdeki'süsüm! Bayezid-i Bistami -- Prof.Dr. Süleyman Uludağ, Sayfa161-162 Diyanet Vakfı Yay., Ankara-1994

KENDİ BAYRAĞININ PEYGAMBERİN BAYRAĞINDAN ÜSTÜN OLDUNU SÖYLEMESİ

Dervişlerden biri Bâyezid-i Bestâmî Hazret-leri'ne geldi. Biraz sohbetten sonra derviş dedi ki: «Halkın hepsi Muhammed (S.A.V.)'in bayrağı altındadır!» Bu bayrak dünyada Hz. Muhamme-d'in getirdiği şeriat, ilim ve fazilettir. Âhirette ise mü'minleri altına alacak nurdan bir sancaktır. Bâyezid-i Bestâmî Hazretleri dervişin az-çok arif bir kişi olduğunu bildiği için ona şöyle dedi:Allah'a andolsun ki benim bayrağım Mu-hammed (S.Â.V.)'in bayrağından daha büyüktür! Benim Bayrağım nurdur. Altında bütün insanlar ve cinler ve peygamberlerden olanlar bulunuyor.(Beyazıd Bestami ve İslam tasavvufunun özü-Sayfa 262--263 Celal Yıldırım, Demir Kitabevi, İstanbul-1978)



MUHİDDİN ARABİNİN CEHENNEMİN SEMBOLİK, ACI VERMEYEN BİR YER OLDUĞUNU SÖYLEMESİ

Küfür ve isyan ehli cehenneme girseler de, orada kendileri için bir zevk ve lezzet vardır. O da onlar için bir cennettir. Ancak onların cennetleri Huld cennetlerinin nimetlerine benzemez. İkisi de birdir. Amma aralarında tecelli farkı vardır. Onların cennetine tatlığından dolayı azab denir. Bu azab sözü onda gizli olan lezzet için bir kabuk gibidir. Kabuk ise özü koruyan bir şeydir.(Fusus-ül Hikem Muhyiddin-i Arabî. Sayfa 104)

"... Şayet (Allah, cehennemdekileri) cennet'e çıkarırsa, onlar muhakkak ki (bundan) azap duyarlar ve cennet'e girmek onlara zarar verir. Tıpkı, gül kokularının domuzlan böceklerine zarar vermesi gibi..." (El -- Futûhât El -- Mekkiyye, Muhyiddin İbn'ül Arabî, sayfa 168. )

Ateşin içinde olanlar, cehennem bekçilerine dediler ki: "Rabbinize dua edin; azaptan bir günü (olsun) bize hafifletsin."(mümin 49)

Şüphesiz suçlu-günahkarlar, cehennem azabı içinde süresiz kalacaklardır.Onlardan (azap) hafifletilmeyecek ve orda onlar umutlarını kaybetmiş kimselerdir. Biz onlara zulmetmedik; ancak onların kendileri zalimlerdir.(Cehennem bekçisine "Ey Malik (bekçi), Rabbin bizim işimizi bitirsin" diye haykırdılar. O: "Gerçek şu ki siz, (burda) kalacak kimselersiniz" dedi."Andolsun, size hakkı getirdik, fakat sizin bir çoğunuz hakkı çirkin görenlerdiniz.(zuhruf 74-75-76-77-78)


MUHYİDDİN ARAB'İYE GÖRE ALLAH (HAŞA) KULLARA MUHTAÇ OLMASI


Varlığımız onun varlığıdır. Varlığımız açısından biz ona muhtaç, nefsin de zuhuru için o bize muhtaçtır." Ve şöyle devam ediyor: "Sen ahkâmla onun gıdası, o da varlık*la senin gıdandır. Senin özelliğin ne ise, onun özelliği de odur. Emir ondan sana ol*duğu gibi, senden de onadır. Ne var ki, sen mükellef diye adlandırılıyorsun. Gerçi halinle sen ona "Beni mükellef kıl" dediğin için seni mükellef kılmıştır. Ama o mü*kellef diye isimlendirilmez. O bana hamd eder, ben ona hamd ederim; o bana iba*det eder, ben ona ibadet ederim.(5)


"Ey insanlar, siz Allah'a muhtaçsınız, zengin ve övülmeye layık olan Allah'tır. (Fatır, 15)


Allah'ı kullara muhtaç olarak görmesi, İbni Arabî'nin nasıl da bozuk bir Allah inancına sahip olduğunu gösteriyor. Oysa Kuran'da Allah(c.c) kendini bizlere tanıtırken kendisinin hiç bir şeye muhtaç olmadığını bildiriyor. İslam ile bağdaşmıyor bu inanç, Allahın dinine tamamen aykırılık teşkil ediyor.


ALLAH'IN (HAŞA) KENDİSİNE KULLUK ETTİĞİNİ SÖYLEMESİ

Allah beni över, ben de onu. O bana kulluk eder, bende ona...( Fusus-ül Hikem Muhyiddin-i Arabî. Sayfa 83 )

Bir vakit olur ki, kul şüphesiz Rab olur. Başka bir vakitte de, iftirasız kulluk ve derekesine iner. Kul, kulluk derekesine inerse Hak ile genişler. Rab olursa yaşayışı daralır. (Fusus-ül Hikem Muhyiddin-i Arabî. Sayfa 95 )

Allah; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu hâlde, O'na ibadet et ve O'na ibadet etmede sabırlı ol. Hiç, O'nun adını taşıyan bir başkasını biliyor musun? (Meryem 65)

Ya Rabbi! Yalnız Sana ibadet ederiz, ancak Sen'den yardım dileriz. (Fatiha 5)

"Allah beni över, ben de onu... Allah bana kulluk yani ibadet eder bende ona ibadet ederim." Allah'ın kendisine ibadet ettiğini diyebilecek kadar Allah'a iftirada ileriye gitmiştir. Onun inancında, zaten insan bizzat Allah'ın --hâşâ- ta kendisidir. İnsan --hâşâ- Allah olduğuna göre, aslında insan ibadet ederken bizzat kendisine ibadet etmiştir. Muhyiddin-i Arabî'nin inanç şekli bundan ibarettir. Bu söylemlerinden dolayı başta İbni Teymiyye olmak üzere birçok âlim tarafından tekfir edilen Muhyiddin-i Arabî, Allahın kendisine kulluk yaptığını ve kendisinin de Rab olduğunu söylemektedir. Vahdet-i Vücud inancını ortaya atan Muhyiddin-i Arabî'ye göre, her şey bizzat Allahın kendisidir. Bu iddia Allah'a atılmış çok büyük bir iftiradır.
"O'nun benzeri gibi olan hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir."(şura 11)

Değerli kardeşim;
Ehl-i kitap ve putperestler hakkında indirilmiş ayetleri Müslümanlar hakkında inmiş gibi göstermen akla ziyan bir iştir. Ayrıca Allah'ın veli kullarına da put iftirasını atıyorsun.
Beyazıd-ı Bistami ve Cüneyd-i Bağdadiye gelince;
İbn Teymiyye, sekr, yani manevi sarhoşluk hak-kında bazı büyüklerin bu halde iken söyledikleri şeriat dışı sözlerinden bah-sediyor ve günah olmadığını söylüyor. O diyor ki: “Bu kişiler hakkında şöyle hükmedilir; Kişinin aklı haram olmayan bir şeyden gitti ise, o zaman ondan sudûr eden yasak sözlerden ve fiillerde sorumluluk yoktur.[Mecmu'ul Fetava]
Aynı fetvayı İbni Kayyım Medaricus Salikin'de vermiştir.

Bak bunu da oku, görmezden gelme:
İbn-i Teymiyye Levh-i Mahfuz’daki Yazıdan Haberdarmış İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, hocası İbn Teymiyye’nin çok feraset sahibi olduğunu anlatıyor ve buna iki misal getiriyor. Birincisinde, Tatarların Şam’a saldıracaklarını önceden haber veriyor. Ve dediği gibi oluyor. Ama en önemlisi ikinci misal. Burada İbn Teymiyye Tatarların kesin-likle mağlup olacaklarını, Müslümanların muzaffer olacaklarını anlatıyor. Ve bu konuda 70’ten fazla yemin ediyor. Ona diyorlar ki: “İnşaallâh de! “O da cevap veriyor: “Tahkik için inşaallâh diyeyim, ama buna bağlamıyorum, yani kesin olacağını biliyorum. Ve öğrencisi diyor ki: Sonra şöyle dedi: “Beni zorladıklarında dedim ki: Çok konuşmayın! Allah Levh-i Mah-fuz’da onların bu toprakta mağlup olacaklarını yazdı!” Ve dediği gibi olu-yor. İbnü’l-Kayyim bu tür ferasetlerin, hocasında yağmur kadar çok olduğunu anlatıyor[Medaricus Salikin]

Muhyiddin ibni Arabi hazretlerinin eserleri manzum biçimindedir. Çok fazla ekleme yapılmıştır. Alimler hakkında dillerinizi tutmanızı tavsiye ederimm.
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
KULLARDAN HİMMET – İMDADİSTEMEK

Deliller son sürat devamediyor Allah’ın izniyle, batıl yok olmaya mahkumdur…
Utbe bin Gazvan (Radıyallahuanh)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte, Resulüllah (Sallallahu Aleyhi veSellem) Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
“Sizinbiriniz bir şey kaybederse yahut yanında arkadaşı bulunmadığı bir yerde yardımdilerse:
‘EyAllah’ın kulları bana yardım edin! Ey Allah’ın kulları bana imdad edin!’ Desin. Çünkü Allah’ın bizim göremediğizkulları vardır.”
(Taberani, el-Mu’cemu’l Kebir,No:290, 17/117; Haysemi, Mecme’u’zevaid, No: 17103, 10/188)

İbni Abbas (RadıyallahuAnh)dan rivayet edilen bir Hadis-i Şerifte Resulüllah (Sallallahu Aleyhi veSellem) şöyle buyurmuştur:
“Şüphesizki Allah’u Teâlâ’nın hafaza meleklerinin dışında yeryüzünde melekleri vardırki, ağaç yapraklarından düşenleri yazarlar.
Sizinbirinize çöl arazisinde bir aksaklık isabet ederse: ‘Ey Allah’ın kulları! (Bana) yardım edin’diye seslensin.”
(İbn-i Hacer El-Askalani,Muhtasar-u Zevaidi’l-Bezzar, No:2128, 2/420)



Abdullah ibn-i Mes’ud(Radıyallahu anh)den rivayet edilen diğer bir hadisi şerifte, Resulüllah(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Sizinbirinizin sahrada hayvanı kaçarsa: ‘Ey Allah’ın kulları hapsedin! Ey Alalh’ınkulları durdurun’ diye seslensin. Çünkü Allah’ın yeryüzünde hazır bulunankulları vardır ki, kısa bir zaman içinde onu tutarlar.”
(Ebu Ya’la, El-Müsned, No:5269,9/177, İbni Hacer, el-Metaibu’l Aliye, No:3375, Taberani, El-Mu’cemu’l Kebir,No: 10518, 10/217, Deylemi, Müsnedü’l Firdevs, No: 1311, 1/330”)

İşte farklı rivayetlerle gelenve aynı manayı işaret eden bu hadisi şerifler ismini dahi bilmediğiniz insanlardan himmet istemenin, meşruiyetinin açık delilleridir.

Şimdi bu hadis-i şerifler “Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardımisteriz” ayeti ile zıtlaşıyor mu? Peygamberimiz doğrudanAllah’u Teala’yı işaret etmiyor da “Ey Allahınkulları durdurun” buyuruyor. O halde PeygamberEfendimiz de mi şirk koşuyor (haşa) Ey münkirler buna nasıl cevap vereceksiniz?

Bir deveyi bulmak için bileismini dahi bilmediğiniz insanlardan “himmet” istemeyi Resulüllah (SallallahuAleyhi ve sellem) tavsiye ediyor. Bu da münkirlere büyük bir derstir.

1- Aktardığın bu rivayetin sıhhatini bildirir misin?

2- İnsanlardan himmet istemeyi nereden çıkardın?

3- Rasulullah (s.a.v.)'in devesi olan "Kasva" kaçtığında bu rivayet gereği neden amel etmemiştir?




Sözde Yanıtına Cevabım :

1-Hadisin sıhhati: İbn Hacer “Bu hadisin isnadı hasendir Yine es-Sehavî de el-İbtihac’da hasen olduğunu söylemiş, el-Heysemî de şöyle demiştir: “Ravileri güvenilirdir.” İmam Ahmed kuvvetli görmüş, bununla amel etmiştir.
1- Hadisin sıhhati diye başladığın iftira içerikli yazının kaynağı nerede?
Üstelik Heysemi' "rivayetin ravileri güvenilir" dediğini aktarmışsın. Şimdi sana vereceğim kaynağı incele ve gerçekle yüzleş, sonucu buraya aktarırsın.
Heysemi, "Hadisin isnadında olan "Mâruf Bin Hassan es Semerkandi" vardır, kendisi zayıf bir râvidir." (Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, X/132)
Muhammed Nâsır el Bâni, İsnâdında "Mâruf b. Hassan es-Semerkandi" adlı râvi var…… ibn Burayde ile ibn Mesud arasında da kopukluk var! (el Albani: S. Daife : No: 655)

Bu rivayetin senedinin üzerinde dönüp dolaştığı zayıf ravi Mâ'ruf b. Hassan olduğundan dolayı hadis sahih değildir.
Söz konusu ravi hakkında Ebu Hâtim er-Razi "meçhul" derken (İbn Ebi Hatim er-Razi "el-Cerh ve't-Ta'dil" (8/232), İbn Adiyy "munkeru'l Hadis" demiştir.
(İbn Adiyy "el Kamil fi Du'afai'r-Rical" (6/2326) ; Zehebi "Mizanu'l-İ'tidal" (4/143-144, No: 8654) ; İbn Hacer "Lisanu'l Mizan" (6/61 No: 231); Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, X/132)
(Ebû Ya’lâ “el-Musned” (No:5269); Taberânî “el-Mu’cemu’l-Kebîr” (10/No:10518); İbnu’s-Sunnî “‘Amelu’l-Yevm ve’l-Leyle” (No: 508)
Taberânî; Yezid, Utbe'ye yetişememiştir, Dolayısıyla zâyıftır.


2-Delilleri okursan sevinirim.
2- Mevzu alt başlığında başlığındaki tüm delillerini zaten alıntılamıştım, ve "kullar" ve "melekler" ifadesinden "ismini bilmediğimiz insanlar" manası nasıl çıkardığını sordum? Delilin var ise alıntılaman zor olmasa gerek?

3-Bu din 1 gecede inmedi. Rasulullah'ın devesi kaçtığında Rasulullah daha bu hadisi söylememiş olabilir...Rasulullah'ı sorgulamaya hakkın da yok ayrıca, yaptıysa muhakkak bir sebebi vardır.
3- Rasulullah (s.a.v.)i sorgulamak ne haddimize, senin şirke davet eden akideni sorguluyor, ve aklına belki soru işareti takılır mı diye Rabb'imden umidimi kesmiyordum. Şubhe ile akide belirlenir mi? Senin gibi "İlim Talebesi"ne yakışıyor mu?
O zaman sana "Rasulullah'ın devesi kaybolduğu zaman tasavvufcular gibi yardım istemediği için mevzu rivayet nesh olmuştur" derlerse ne yaparsın?
Şunu bil ki Şirk her zaman şirktir!


Not :

Buradaki Sapıkta Sensin! Utanmıyormusun aynı meseleleri ısıtıp ısıtıp getiriyorsun, hatalarını şirkini görmeyip, Hakk'a teslim olmuyorsun?

http://Tevessül Meselesinde Deliller !




-----------

CAİZ VE ŞİRK OLAN

TEVESSUL, İSTİĞASE VE ŞEFAAT

https://www.islam-tr.org/tevhid/10768-caiz-ve-sirk-olan-tevessul-istigase-ve-sefaat.html
 

Ahmed1

Üyeliği İptal Edildi
Banned
Abdulmuizz kardeş Sadekte (Doğru söyledin)

إذا انفلتت دابة أحدكم بأرض فلاة فليناد

diye başlayan hadis zayıfıtır.(Ravi : İbn Mes'ud)

إِنَّ لِلَّهِ عَزَّ وَجَلَّ مَلائِكَةً فِي الأَرْضِ سِوَى

diye başlayan hadisin ise râvileri güvenilirdir.(Râvi : İbn Abbas)

Burada 'hafaza meleklerinden başka melekleri vardır' demek suretiyle bu kimselerin Melek oldukları ifade ediliyor.

Diğer hadislerde 'kul' ifadeleri geçiyor.

Bunların şerhlerine bakmak lazım.'Kendimiz hadisi şerh edip bunlar kul diyemeyiz.' Diğer hadislerde söylendiği gibi bunlar 'Melekler' olabilir.


Bana biraz zaman verirseniz hadisin şerhlerine bakayım ona göre konu aydınlatılsın.
 

Ahmed1

Üyeliği İptal Edildi
Banned
Öncelikle Üstteki Zayıf hadis'in sonra da Ravileri güvenilir olan hadisin Şerhini bulup yazayım inşallah.
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi

Ahmed1

Üyeliği İptal Edildi
Banned
Verdiğim 1. Hadis tahlil ve açıklama

قال ابن عدي: منكر الحديث، وقال الذهبي في "الميزان": قال ابن عدي: منكر الحديث، قد روى عن عمر بن ذر

İbn Adiy hadisin Münker olduğunu , Yine Zehebî Mizânda İbn Adiy'in hadis için Münker dediğini nakletmiştir.

وزعم أن سنده صحيح.

İbn Davud bunun isnadinı 'Sahih görür'

وذكره الهيثمي في المجمع "10 / 188 " وقال: رواه أبو يعلى والطبراني وفيه معروف بن حسان وهو ضعيف. والحديث ضعفه المحدث العلامة الألباني، انظر الضعيفة رقم 655.

Mecmuz Zevâid'de heysemi hadisi nakletmiş ve şöyle demiştir : Bu hadisi Ebu Ya'la ve Taberâni rivayet etti.Senedinde bulunan Ma'ruf b. Hassan zayıftır.Elbani de hadisin zayıf olduğuna işaret etmiştir.


قال النووى: وقد حرب ذلك بعض أهل العلم، ونحن جربناه فصح، انتهى.

Nevevi de şöyle bir değerlendirmede bulunmuştur : Bazı ilim adamları bu hadis hakkında tartışmışlardır.Bize göre hadisin sıhhati güvenilirdir.

وروى الطبراني بإسناد صحيح

Taberânide sahih isnadla nakletmiştir.

قال المناوي في الفيض "1/307" قال ابن حجر: حديث غريب، ومعروف بن حسان منكر الحديث وقد تفرد به وفيه انقطاع أيضا. ص.

Kenzul Ummalde de nakledilmiş (17496) Dipnotlarda şu ifadeler var. Münâvi , Feyzul Kadir de şöyle demiştir : İbn Hacer dedi ki : Hadis Gariptir.Ma'ruf b. Hassan Münkerül Hadistir.Ayrıca o hadiste tek kalmış ve kopukluk ta vardır.


قال: الإمام النووي رحمه الله تعالى حكى لي بعض شيوخنا الكبار في العلم، أنه انفلتت له دابة، أظنها بغلة، وكان يعرف هذا الحديث


فقاله؛ فحبسَها الله

İmam Nevevî diyor ki :İlimde büyük hisse sahibi olan bazı şeyhlerimiz, içlerinden birinin katırı kaçtığında bu hadis-i şerifle amel ederek, ALLAH’ın (Celle celalühü) kullarından yardım istediklerini ve o anda Allah(c.c)'nün o hayvanları durdurduğunu/buldurduğunu bize nakletmişlerdir.



وكنت أنا مرة مع جماعة فانفلتت منها بهيمة وعجزوا عنها فقلته فوقفت في الحال بغير سبب سوى هذا الكلام. فمن يستطيع أن يشكك في عقيدة الإمام النووي أم يتجرأ أحد ليقول إن هذا شرك والإمام النووي الحجة الحافظ المحدث الثقة عند كل الأمة الإسلامية


Bir kere benim de aralarında bulunduğum bir cemaatte, hayvan kaçmağa başladı, insanlar onu tutmaktan âciz kalınca ben bu isti’âne’yi (yardım isteme lafzını) söyledim. Benim bu sözümden başka görünen hiçbir sebep ortada yokken hayvan o anda durdu.

Müellif burada şöyle diyor : Kim İmam Nevevînin akidesine dil uzatabilir ve onu şirkle itham edebilir.Kaldı ki kendisi hafız,muhaddis,güvenilirdir.Bütün islam ümmeti bunu böyle görmüştür.

قلت هذا الحديث إن دل فإنما يدل على جواز الإستغاثة بالملائكة الأحياء الحاضرين فيما يقدرون عليه وعليه تحمل الألفاظ السابقة

Müellif şöyle diyor : Bu hadis mevcut olan meleklerle olan istiğâseye delil teşkil eder.


Hadisin diğer rivayeti güvenilirdir.Kaynaklarda bunu belirtmiştim.

[Heysemî,Mecmauz Zevâid,no:17104 - Bezzar rivayet etti.Ricâli sikadır.(Ravileri güvenilirdir.) ]

Tâberâni de rivayet etti.Ricali sikadır.

(Nevevî,El Ezkâr,634,Dipnot ; Hafız şöyle dedi: Hadisin isnâdı hasen,çok gariptir.)
 

İlim Talebesi.

Üyeliği İptal Edildi
Banned
İbn Teymiyye, El-Kelimu’t Tayyib adlı eserinde sayfa. 109’da bize ne-relerde sünnete uygun, nasıl duâ edeceğimizi göstermek için yazdığı eserde Abdullâh b. Mes’ud’dan rivâyet edilen şu hadis-i şerifi zikretmektedir: “Sizden birinizin hayvanı çölde ipinden boşalıp kaybolursa, Ey Allâh’ın kulları hapsedin. Ey Allah’ın kulları hapsedin, diye iki defa seslensin. Zira Allah’ın yeryüzünde onu hapsedecek çepe çevre kuşatacak (memuru) var-dır.” Tevessül ve istiğâseyi kabul etmeyenlerin zayıf dediği bu hadisi, itibar ettikleri âlimlerinden İbn Teymiyye bu hadisteki gibi duâ edilmesini sün-nete uygun görmüş ki, el-Kelimü’t Tayyib “Sünnete Uygun Duâ” adlı ese-rine almıştır. İtiraz da etmemiştir. Burada hem zayıf hadisle amel var, hem de Allah’tan değil de, bir başkasından yardım isteme var. İbn Teymiyye, insanlardan yardım istemeyi (istigâseyi) kabul etmezken, bu hadisteki gibi “Ey Allah’ın kulları!” diye seslenerek, yardım istemeyi sünnete uygun görmüştür.

Utbe b. Gazvân radıyallahu anh’dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
َSizin biriniz bir şey kaybederse yahut yanında arkadaşı bulunma-dığı bir yerde yardım dilerse;“Ey Allah’ın kulları bana yardım edin! Ey Allah’ın kulları bana im-dat edin!” desin. Çünkü Allah’ın bizim görmediğimiz kulları vardır.”

Bunu Taberânî rivâyet eder. Ve râvîleri güvenilir kabul edilmiştir. An-cak bazılarında bir zayıflık vardır. Şu kadar vardır ki, Yezid Utbe’ye yetişmemiştir. (Yani râvîler sîka ka-bul edilmekle beraber, içlerindeki birinde biraz zayıflık görülmüş, dolayı-sıyla bu râvî hasenü’l-hadisdir. Diğer yandan munkatı‘dır. Bu Hanefî usul-cülerine göre zarar vermez. Fıkıh bilginlerinin tamamı ve hadis bilginlerinin çoğunluğuna göre, hasen hadis, akâid esasları dışındaki bütün dinî hükümlerde delildir; Allâme Muhammed b. Allan radıyallahu anh, “Ezkâr” şerhinde şöyle demiştir: “Bu hadis-i şeriflerde geçen, “Allah’ın kulları”ndan maksat, ya melekler veya Müslüman cinler ya da, “Ebdâl” diye isimlendirilen “Ricâl-i Gayb” (seçkin veliler)’dir.”

Gelelim Elbani nin durumuna, Elbani’nin bazen bir raviye zayıf der, delil olmaz der. Bazen aynı ravi için delil olur der. Elbânî’nin bu çelişkili ifadeleri hataları bir kaçtane deyil Hasan b. Alî es-Sekkâf, Tenâkuzât-ı Elbânî isimli birkaç ciltlik eserinde, bu tezatlıkları açıklamıştır. Ayrıca Mamud Saîd Memduh Naktu’s-Sahih Haşiyesi’nde, bir-çok örnekler ortaya koymuştu. Mahmud Said Memduh Albânî'nin İmam Müslim'in Sahihi'nde rivayet ettiği bazı hadislere zayıf demesinden dolayı Tenbîhü'l-müslim ilâ te'addi'l-Albânî alâ Sahihi Müslim adlı küçük hacimli kitabını kaleme almış, bilahare Albânî'nin değerlendirmelerini tenkit ettiği et-Ta'rîf bi evhâmi men kassame's-Sünen ilâ sahihin ve zaîf adıyla (İbadât kısmı) altı cilt halinde Dubai'de tabedilmistir. Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler, Elbânî’ye “Asrın Muhad-disi” diyorlardı. Elbânî bir hadise zayıf veya uydurma demişse artık o hadis zayıf veya uydurma olarak görüyorlardı. Elbânî’nin yukardaki eserlerdeki çelişkili ifadeleri, hatalarını gördükten sonra Elbani nin bir hadise zayıf veya uydurma demesine itibar edilmeyip araştırılması gerektiği anlaşılmış oluyor. Önemli olan bunca hataları olan Elbânî’nin Müslümanların yaptıklarına dair getirdikleri hadislere zayıf veya uydurma demesiyle o Müslümanların yaptıklarını ilmi dayanaktan yoksun bırakıp yaptıklarına bidat veya şirk denmesine sebep olmasıdır. Siz madem Elbani nin hataları olabileceğini hatasından dönmesini bir erdem olarak kabul ediyorsunuz o zaman onun bir hadise zayıf dediği zaman o hadisin zayıf olmayabileceğinide düşünüp kendinizinde hata etmiş olabileceğinizi gözden geçirmeniz lazım. Kayıtsız şartsız onun görüşlerine teslim olmamanız lazım. Hadisleri kolayca zayi etmemek için öz eleştiriyi yapmanız gerekir.
 
Üst Alt