1. Kelâmî Tenzihin Felsefî ve Tarihî Menşei
Kelâmî ekollerin "Tenzih" adı altında meşrulaştırmaya çalıştığı, ilâhî sıfatları selbî (olumsuzlayıcı) bir dille soyutlama yöntemi; Kur'an ve Sahih Sünnet’in üslubundan ziyade Yunan felsefesi ve felsefî teolojiye dayanır. Vahyin temel metodu İsbât-ı Mufassal (sıfatları tek tek ve detaylıca kabul etmek) ve Nefy-i Mücmel ("O'nun benzeri hiçbir şey yoktur" buyruğuyla noksanlıkları toptan reddetmek) üzerine kuruludur. Cehmiyye, Mu'tezile ve devamı niteliğindeki felsefî Kelâm okulları ise bu kaideyi ters yüz ederek "Nefy-i Mufassal" (ne olmadığını detaylıca sayma) yoluna gitmişlerdir. Sıfatların manasını tamamen boşaltma (Tefvîd-i Mânâ) veya mantıkı kalıplarla çarpıtma (Te'vîl) gayreti, nasları Aristotelesçi gelenekle uzlaştırma arayışının zorunlu bir neticesidir.
2. İbn Meymûn, Gazzâlî ve Yahudi Kelâmı İrtibatı
Bu uzlaştırmacı çizginin felsefe ve kelâm tarihindeki en bariz köprülerinden biri, "Rambam" olarak bilinen Yahudi filozofu Mûsâ bin Meymûn el-Kurtubî'dir (ö. 601). İbn Meymûn, başyapıtı Delâletü’l-Hâirîn (Şaşkınlara Kılavuz) isimli eserinde Tevrat’taki sıfat ayetlerini, Mu'tezile ve Ebû Hâmid el-Gazzâlî’nin kullandığı felsefî-mecazî tevil yöntemleriyle tahrif etmiştir. İbn Meymûn’un Tanrı'ya müspet sıfat vermeyi reddeden katı selbî tutumu, Yahudi teolojisine uygulanmış Cehmî bir okumadan ibarettir.
Şeyhülislâm İbn Teymiyye, bu metodolojik akrabalığı net bir şekilde ortaya koymaktadır:
Kelâmî ekollerin "Tenzih" adı altında meşrulaştırmaya çalıştığı, ilâhî sıfatları selbî (olumsuzlayıcı) bir dille soyutlama yöntemi; Kur'an ve Sahih Sünnet’in üslubundan ziyade Yunan felsefesi ve felsefî teolojiye dayanır. Vahyin temel metodu İsbât-ı Mufassal (sıfatları tek tek ve detaylıca kabul etmek) ve Nefy-i Mücmel ("O'nun benzeri hiçbir şey yoktur" buyruğuyla noksanlıkları toptan reddetmek) üzerine kuruludur. Cehmiyye, Mu'tezile ve devamı niteliğindeki felsefî Kelâm okulları ise bu kaideyi ters yüz ederek "Nefy-i Mufassal" (ne olmadığını detaylıca sayma) yoluna gitmişlerdir. Sıfatların manasını tamamen boşaltma (Tefvîd-i Mânâ) veya mantıkı kalıplarla çarpıtma (Te'vîl) gayreti, nasları Aristotelesçi gelenekle uzlaştırma arayışının zorunlu bir neticesidir.
2. İbn Meymûn, Gazzâlî ve Yahudi Kelâmı İrtibatı
Bu uzlaştırmacı çizginin felsefe ve kelâm tarihindeki en bariz köprülerinden biri, "Rambam" olarak bilinen Yahudi filozofu Mûsâ bin Meymûn el-Kurtubî'dir (ö. 601). İbn Meymûn, başyapıtı Delâletü’l-Hâirîn (Şaşkınlara Kılavuz) isimli eserinde Tevrat’taki sıfat ayetlerini, Mu'tezile ve Ebû Hâmid el-Gazzâlî’nin kullandığı felsefî-mecazî tevil yöntemleriyle tahrif etmiştir. İbn Meymûn’un Tanrı'ya müspet sıfat vermeyi reddeden katı selbî tutumu, Yahudi teolojisine uygulanmış Cehmî bir okumadan ibarettir.
Şeyhülislâm İbn Teymiyye, bu metodolojik akrabalığı net bir şekilde ortaya koymaktadır:
«Şüphesiz "Delâletü'l-Hâirîn" kitabının sahibi Mûsâ bin Meymûn, Müslümanlar arasındaki Ebû Hâmid el-Gazzâlî gibidir; nebevî sözleri felsefî sözlerle harmanlar ve bunları felsefî görüşlere göre tevil eder.» (Der'u Teâruzi'l-Akl ve'n-Nakl, 1/131)
Nitekim İbnu’s-Salâh’ın el-Mâzirî’den naklettiği üzere Gazzâlî, şer’î ilimlerle felsefî ilkeleri birbirine karıştırmış ve felsefeyi ayet-hadis ambalajıyla sunmuştur (Tabakâtu’ş-Şâfi’iyye, 1/255). İbn Meymûn ise bu felsefî-kelâmî ambalajı Yahudi teolojisine adapte etmiştir.
3. Kevserî Çizgisi ve Yahudi Kelâm Metinlerinin Neşri
İlâhî sıfatları işlevsiz kılma (Ta'tîl) anlayışının yakın dönemdeki bayraktarı Muhammed Zâhid el-Kevserî’nin kaynakları incelendiğinde tarihsel bir tenakuz gün yüzüne çıkar. Ehl-i Hadîs ve Selef metodolojisini "Mücessime" iddiasıyla hedef alan Kevserî, Yahudi filozofu İbn Meymûn’un sıfatları tevil etme ve selbî tenzih ilkelerini barındıran Delâletü'l-Hâirîn şerhini (el-Mukaddimâtü’l-Hams ve’l-ʿİşrûn min Delâleti’l-Ḥâʾirîn, et-Tebrîzî) 1949 yılında Kahire’de bizzat incelemiş ve neşretmiştir.
Sıfatların tevili ve lafızların içinin boşaltılması hususunda Yahudi kelâmcılarının geliştirdiği kaidelerden beslenen veya bu metinleri "tenzih kalesi" gibi neşreden bir gelenek, İslâmî uluhiyyet anlayışını felsefî bir soyutlamaya indirgemiştir.
4. Netice
Haberî sıfatları "manasız lafızlara" çeviren Tefvîd-i Mânâ anlayışı da, sıfatları felsefi mecazlara indirgeyen Te'vîl mantığı da Yahudi-Grek felsefî kurgusunun Kelâm ambalajıyla sunulmuş halidir. Ehl-i Hadîs ve Selef-i Sâlihîn yolu ise, felsefecilerin "Cisim, Cevher, Araz" jargonuna bulaşmaksızın, Allah Teâlâ’yı Kendi tanıttığı isim ve sıfatlarla benzetmesizce ispat etmek ve O'nu mahlukata ait bütün noksanlıklardan muhafaza etmektir.
3. Kevserî Çizgisi ve Yahudi Kelâm Metinlerinin Neşri
İlâhî sıfatları işlevsiz kılma (Ta'tîl) anlayışının yakın dönemdeki bayraktarı Muhammed Zâhid el-Kevserî’nin kaynakları incelendiğinde tarihsel bir tenakuz gün yüzüne çıkar. Ehl-i Hadîs ve Selef metodolojisini "Mücessime" iddiasıyla hedef alan Kevserî, Yahudi filozofu İbn Meymûn’un sıfatları tevil etme ve selbî tenzih ilkelerini barındıran Delâletü'l-Hâirîn şerhini (el-Mukaddimâtü’l-Hams ve’l-ʿİşrûn min Delâleti’l-Ḥâʾirîn, et-Tebrîzî) 1949 yılında Kahire’de bizzat incelemiş ve neşretmiştir.
Sıfatların tevili ve lafızların içinin boşaltılması hususunda Yahudi kelâmcılarının geliştirdiği kaidelerden beslenen veya bu metinleri "tenzih kalesi" gibi neşreden bir gelenek, İslâmî uluhiyyet anlayışını felsefî bir soyutlamaya indirgemiştir.
4. Netice
Haberî sıfatları "manasız lafızlara" çeviren Tefvîd-i Mânâ anlayışı da, sıfatları felsefi mecazlara indirgeyen Te'vîl mantığı da Yahudi-Grek felsefî kurgusunun Kelâm ambalajıyla sunulmuş halidir. Ehl-i Hadîs ve Selef-i Sâlihîn yolu ise, felsefecilerin "Cisim, Cevher, Araz" jargonuna bulaşmaksızın, Allah Teâlâ’yı Kendi tanıttığı isim ve sıfatlarla benzetmesizce ispat etmek ve O'nu mahlukata ait bütün noksanlıklardan muhafaza etmektir.
Moderatör tarafında düzenlendi:


